Mar 09

TEBÜK GAZVESI (Recep 9 H./Eylül 630 M.)

“Yakin bir kazanç ve normal bir yolculuk olsaydi, sana uyarlardi. Fakat çikilacak yol, onlara uzak geldi. Kendilerini helâk ederek, “gücümüz yetseydi sizinle beraber çikardik,” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Allah, onlarin yalanci olduklarini elbette biliyor.” (et-Tevbe Sûresi, 42)

Tebük, Medine’nin 14 konak kuzeyinde, Medine ile Sam’in ortasinda bir kasabadir. Buraya kadar gelindigi için bu sefere “Tebük Gazvesi” denilmistir. Rasûlüllah (s.a.s.)’in bizzât katildigi en son gazvedir. Tebük Seferinde savas olmamis, fakat pek çok güçlük yenilerek kuvvetli bir ordu hazirlanmis, koca Bizans imparatorluguna meydân okurcasina, askerî ve siyâsî büyük basarilar elde edilmistir.

a) Gazvenin Sebebi
Hiristiyanligin temsilcisi olan Bizans Imparatorlugu, Arabistan’i isgal etmek hevesindeydi. Bunun için, Sûriye’de ve Arabistan’in kuzeyinde bulunan Hiristiyan Araplari, Müslümanlara karsi savasa hazirliyordu. Müslümanligin Araplar arasinda sür’atle yayilmaga baslamasi, Hiristiyanlarin taassubunu körüklüyordu.
Bu sirada Medine’ye yag tâcirleri gelmisti. Bizans Imparatorlugunun Gassan, Lahm, Cüzâm… gibi kabîlelerle isbirligi yaparak, Müslümanlara karsi büyük bir hazirlik içinde oldugunu haber verdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) esâsen bu bölgeden emîn degildi. Sûriye ve Sam tarafindan yapilacak bir baskindan endise etmekteydi. Bu haber üzerine hemen Bizans’a karsi seferberlik ilân etti.

b) Sefer Hazirligi
Yol uzun, düsman kuvvetliydi. Üstelik, yaz mevsiminin en sicak günleriydi. Kuraklik yüzünden kitlik vardi. Hurmalar olgunlasmis, hasat mevsimi gelmisti. Bu mevsimde hurma gölgelerini birakip, aç susuz uzun bir yolculugu göze almak, gerçekten zordu. Nitekim, bu seferin yapildigi günlere Kur’an-i Kerim’de “sâatü’l-usre” (güçlük zamani) denilmistir. Kur’ân-i Kerîm’deki bu deyimden alinarak, bu sefere “Gazvetü’l-usre”, orduya da “Ceysü’l-usre” adi verilmistir.
Rasûlüllah (s.a.s.) sefer hazirligi yaparken, düsmanin haber almamasi için, maksadini gizli tutar, seferin nereye yapilacagini açiklamazdi. Bu seferde, gidilecek yer uzak, yolculuk zordu. Askerin buna göre hazirlanmasi için Rasûlüllah (s.a.s.) Bizans üzerine gidilecegini açikça bildirdi. Bütün kabîlelere ve Mekke’ye haber gönderip gönüllü mücâhidlerin Medine’de toplanmalarini istedi.
Münâfiklar ilk anda yan çizdiler. Akla, hayâle gelmedik bahâneler uydurup sefere katilmamak için izin istediler. Bunlarla da kalmayip sefere katilacak müslümanlari caydirmaya çalistilar. Ubey oglu Abdulllah:
- Muhammed Bizans’i ne saniyor. O’nun ashâbiyla birlikte esir düsecegini gözümle görmüscesine biliyorum, diyordu. Bedevîlerden bir kismi da mâzeret uydurup izin istemislerdi.  Hâlis Müslümanlar arasinda bile, bu mesakkatli yolculugu göze almayip agir davrananlar ve sefere katilmayanlar  olmustu.
Fakat basta Rasûlüllah (s.a.s.) olmak üzere ashâbin azim ve gayreti bütün engelleri yendi. Etraftaki kabîlelerden gelen akin akin mücâhidler, Medine’de toplanmaga basladi. Kisa zamanda 30 bin kisilik büyük bir ordu toplandi. Bunun 10 bini atli, 12 bini develiydi. Kitlik sebebiyle askerin bir çogunun techizâti tam degildi. Rasûlüllah (s.a.s.) zenginlerin ordu için bagista bulunmasini istedi. Herkes elinden geldigince bagis yapti. Kadinlar bilezik ve küpe gibi ziynet esyalarini verdiler. Hz. Ebû Bekir, malinin tamâmini; Hz. Ömer yarisini bagisladi. En büyük bagisi ise Hz. Osman yapti: Bütün silah ve teçhizâtiyla birlikte 300 deve ile bin dinâr altin.
 Bu büyük bagisi sebebiyle Hz. Peygamber ellerini açip:
“Allah’im , ben Osman’dan râziyim, Sen de razi ol,” diye duâ etmisti”.
Yapilan bagislarla silah ve binegi olmayan fakir mücâhidler teçhiz edildi. Sefere katilmak istedikleri halde, binek ve azik bulamayanlar da vardi. Bunlardan 7 kisi Rasûlüllah (s.a.s.)’a gelerek:
- Ey Allah’in Rasûlü, gazaya gitmek istiyoruz, fakat yiyecek azigimiz, binecek devemiz yok, demislerdi. Rasûl-i Ekrem:
- Sizi bindirecek deve kalmadi, deyince aglayarak ayrilmislardi Bu sabeple bunlara “Bekkâûn” (yani aglayanlar) ünvani verilmisti. Daha sonra bunlara da binek temin edildi.
Rasûlüllah (s.a.s.) Recep ayinda bir persembe günü Medine’den çikti. Ordugâhini, Medine disinda “Seniyyetü’l-vedâ” denilen ayrilik tepe’sinde kurdu. Hz. Ali’yi Medine’de kaymakam (vekil) birakti. Herkes sefere çikarken Medine’de oturmak, Hz. Ali’ye agir geliyordu. Hemen silahlanip yola çikti. Ordu Seniyyetü’l-vedâ’dan ayrilmadan yetisti.
- Beni kadinlar ve çocuklar içinde mi birakiyorsun? dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):
- Yâ Ali, bana nisbetle sen, (Tur’a giderken) Musâya nisbetle Harûn’un yerinde olmaga razi degil misin? Su kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur, buyurdu. Hz. Ali de Medine’ye döndü.

c)Münâfiklarin Tutumu
Ordu, seniyyetü’l-vedâ’dan hareket edince, münâfiklarin bir kismi, reisleri Abdullah b. Übeyy ile geri döndü. Sefere katilanlar, yolculuk sirasinda da bozguncu tutumlarini sürdürdüler. Bir konaklama sirasinda Rasûlüllah’in (s.a.s.) devesi Kasvâ kaybolmustu. Münâfiklardan Zeyd b. Ebî Salt:
- Tuhaf sey, Muhammed peygamberim der, göklerden haber verir, oysa devesinin nerede oldugunu bilmiyor, demisti. Bu küstahça sözleri Rasûlüllah (s.a.s.) duyunca:
- Vallahi, ben yalnizca Allah’in bana bildirdiklerini bilirim. Allah bana simdi bildirdi. Kasvâ, su iki dagin arkasindaki vâdîde yulari bir agaca dolanip kalmistir. Haydi, oradan getirin, buyurdu.
Münâfiklarin yaptiklari bütün bu mel’anetler, çevirdikleri dolaplar, sefer esnâsinda günü gününe inen Kur’ân ayetleriyle teshir edilmistir. Münâfiklarin iç yüzleri ve kirli çamasirlari apaçik ortaya çiktigi için Tebük Seferi’ne “Gazve-i fâdiha” (Rüsvaylik gazvesi) de denilmistir.

d) Tebük’ten Dönüs
Uzun ve mesakkatli bir yolculuktan sonra Tebük’e varildi. Fakat gerek Bizans, gerekse Arap kabîlelerinde hiç bir harekete rastlanmadi. 30 bin kisilik muazzam Müslüman ordusu Hiristiyan Arap kabîlelerini yildirmisti. Medine’ye gelen haberlerin asilsiz oldugu anlasildi. Islâm ordusunun kuvvet ve azameti gösterilmis, maksat hâsil olmustu. Bu yüzden daha fazla ileriye gitmege lüzûm görülmedi. Rasûlüllah (s.a.s.) Tebük’de bulundugu esnâda o bölgede bulunan Eyle, Cerbâ, Ezruh, Dûmetü’l-cendel gibi bazi küçük Hiristiyan beylikleriyle anlasmalar yapti. Bu beylikler yillik cizye ödeyerek Islâm hâkimiyetine girmegi kabûl ettiler. Müslümanlar, Tebükte 20 gün kaldiktan sonra Ramazanin ilk günlerinde Medine’ye döndüler.

e) Mescid-i Dirârin Yaktirilmasi
Münâfiklar, Kubâ Mescidi’nin yakininda bir mescid yaptilar. Maksatlari, Kubâ Mescidi’nin cemâatini bölmek, Müslümanlar arasina ayrilik sokmakti. Münâfiklardan bir hey’et Tebük seferinden dönerken Rasûlüllah (s.a.s.)’i karsiladilar. Yaptikari mescidde namaz kilmasini ricâ ettiler. Ancak bu esnâda, Tevbe Sûresi’nin 107-108′inci âyetleri indi. Ibâdet için degil, fitne ve fesât ocagi olarak yapilan bu binada Rasûlüllah (s.a.s.)’in namaz kilmasina izin verilmedi. “Sakin bunlarin mescidinde namaz kilma”. buyruldu. Rasûlüllah (s.a.s.) Medine’ye dönünce, Mâlik b. Dühsem ile Ma’n b. Adiyy’e hemen bu mescidi yikip yakmalarini emretti. Onlar da derhal Rasûlüllah (s.a.s.) ‘in emrini yerine getirdiler.
Iki ay kadar sonra, münâfiklarin basi olan Übeyy oglu Abdullah öldü. Müslümanlar da onun kötülüklerinden kurtulmus oldular.

f) Medine’ye Giris
Rasûlüllah (s.a.s.)’in ordusu ile birlikte dönmekte oldugu Medine’de duyulunca, bütün halk, kadinlar ve çocuklar sokaklara döküldü. Siirler ve nesîdeler söyleyerek, orduyu Seniyetü’l-vedâ’da parlak bir merâsimle karsiladilar.

g) Sefere Katilmayanlarin Durumu
Rasûlüllah (s.a.s.) Medine’ye gelince dogru Mescid’e gitti, iki rek’at namaz kildi. Sefer dönüslerinde önce mescide gidip iki rek’at namaz kilmak âdetiydi. Sonra Mescid’de oturup ziyâret ve tebrikleri kabûl etti. Sefere katilmamis olanlarin herbirinin mâzeretini dinledi, haklarinda Allah’tan magfiret diledi. Özürleri olmadigi halde, Tebük Seferi’ne istirak etmeyen üç kisi için:
- Allah hakkinizda hüküm verinceye kadar bekleyin, buyurdu. Müslümanlarin bunlarla konusmalarini yasakladi. Tam 50 gün bunlarla kimse konusmadi, kimse selâmlarini almadi. Vakitlerini üzüntü ile ve gözyaslari içinde geçirdiler. Sonunda, tevbelerinin kabûl edildigi bildirildi.
(Haklarindaki hüküm ) geri birakilan üç kisi ise, yeryüzü bütün genisligiyle baslarina dar geldi. Vicdanlari da kendilerini sikistirdi. Allah’a karsi, Allah’tan baska siginacak bir yer olmadigini anladilar. Allah da eski hallerine dönmeleri için tevbelerini tabûl etti. Süphesiz ki Allah tevbeleri kabûl edici ve esirgeyicidir. (Tevbe Sûresi, 118)

admin tarafından yazılmıştır


Yorum Yaz