<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ders Yerimiz... &#187; Meddah</title>
	<atom:link href="http://www.dersyerimiz.com/index.php/tag/meddah/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dersyerimiz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Nov 2010 19:48:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.3</generator>
		<item>
		<title>Meddah</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/meddah.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/meddah.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 17:06:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Meddah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1321</guid>
		<description><![CDATA[Meddah Karagöz ve ortaoyunundan sonra geleneksel Türk tiyatrosunun bir başka özgün öğesi de Meddahtır. Meddah için tek kişilik ortaoyunu da denilebilir. Gerçekten de meddah oyuncusu, ortaoyunundaki bütün tipleri, kılıktan kılığa girerek, sesini değiştirerek, küçük aksesuarların da yardımı ile sahnede canlandırır. Meddahın en önemli aksesuarı pastavdır. Pastav, yerine göre hem bir efekt aletidir (kapı vurulması, çarpışmalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Meddah</strong></p>
<p>Karagöz ve ortaoyunundan sonra geleneksel Türk tiyatrosunun bir başka özgün öğesi de Meddahtır. Meddah için tek kişilik ortaoyunu da denilebilir. Gerçekten de meddah oyuncusu, ortaoyunundaki bütün tipleri, kılıktan kılığa girerek, sesini değiştirerek, küçük aksesuarların da yardımı ile sahnede canlandırır. Meddahın en önemli aksesuarı pastavdır. Pastav, yerine göre hem bir efekt aletidir (kapı vurulması, çarpışmalar vs. bununla diğer ele vurularak elde edilir)hem de yerine göre oyunda anlatılan bir kişinin kuklavari temsilidir. Meddah onu oyununa göre kah bir baston olarak kullanır kah bir ağaç olarak kullanır. Ferhat ile şirin anlatılıyorsa pastav Ferhat ın deldiği dağı simgeler. Ferhat ile şirin karşılıklı konuşuyorsa meddah, Ferhat ı oynarken, Şirin i de pastav temsil eder. Osmanlının son döneminde pastavın yerini bastona bıraktığına tanık oluruz.<span id="more-1321"></span></p>
<p>Meddah da karagöz ve ortaoyunundaki gibi gücünü taklit sanatından alır. Tiyatro kuramlarının şah yapıtı olan Aristophanes&#8217; in &#8220;poetika&#8221; adlı eserinde de belirttiği gibi, taklit, yani mimesis, sanatın temel yapı taşıdır. Meddah olabilmek için her şeyden önce tipleri, insanları, hayvanları çok iyi taklit edebilmek yeteneğine sahip olmak şarttır. Ünleri günümüze kadar gelen eski meddah ustalarının taklit konusunda ne denli başarılı olduğunu zamanın edebiyat yazarları anlata anlata bitirememektedirler. Karagöz ve ortaoyununun Osmanlı imparatorluğu içerisinde sadece imparatorluk başkenti olan İstanbul da olmasına karşılık meddah geleneğinin tüm imparatorluğa yayıldığını söyleyebiliriz. Gezginci meddahlar, aşıkların köy köy gezmesi gibi, imparatorluğun belli başlı şehir merkezlerini, o günkü adı ile sancakları, ipek yolu üzerindeki yerleşim merkezlerini, hanları, kahvehaneleri dolaşarak sanatlarını icra ettikleri var sayılmaktadır. Meddah geleneğinin köklerinin Hozmeros&#8217; a, çağında diyar diyar gezerek İlyada ve Odesez destanını anlatan şairler geleneğine kadar gittiği sanılıyor. Meddahın güneydoğu Anadolu da ki karşılığı olan Dengbejin Meddahtan farklı ve fazla olarak sazda çaldığı bilinmektedir.</p>
<p>Karagöz ve Ortaoyununda zaman sınırlaması (bir-iki saat) olmasına karşılık Meddah oyunlarının yer ve zaman sınırlaması yoktur. Anlatıldığına göre, Meddahın anlattığı hikayenin içeriğine uygun olarak Meddahın gösterisi saatlerce, çoğu zaman ikindiden gece yarısına, hatta sabaha, hatta birkaç hikayenin birbirine bağlanarak ve o anda doğaçlanarak (coşkuyla uydurularak) günlerce, haftalarca sürdüğü olurmuş.</p>
<p>Meddahlar repertuarlarında her zaman hazır bulunan Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun, Arzu ile Kamber, Aslı ile Kerem gibi halk hikayelerinin yanı sıra yaşanmış gerçek olayları, duydukları yeni aşkları derleyerek, sanatçı içgüdüleri ile bunları yeniden yorumlayarak, harmanlayarak, yerine göre uzatarak ve ya kısaltarak, seyircinin profiline ve izleme coşkusuna göre, o anda doğaçlayarak bu hikayelerini yer yer anlatarak, yer yer oynayarak mesleklerini icra ederlermiş. Meddahlar hikayelerini çeşitli bilmecelerle süsler, çeşitli taklitlerle seyircinin ilgi ve dikkatini sürekli ayakta tutar, hikayenin eğlenceli veya dramatik sahnelerinin tadını çıkararak hikayelerini çeşitli söz oyunları ile şiirlerle bezerlermiş. Anlaşıldığı kadarıyla, meddahta da ortaoyunundaki gibi, geleneksel Türk tiyatrosunun özgün bir yönü olan doğaçlama öğesi ile karşılaşıyoruz. Esasen genel bir halk tiyatrosu olan doğaçlama yöntemi, diğer halk tiyatro geleneklerinden ayrı olarak küçük bir söz ekleme ya da çıkarmanın çok ötesinde, oyunu oluşturan sahnelerin hikayeyi oluşturan bölümler arasında, belli bir amaç doğrultusunda, çoğu zaman seyirci profiline ve ilgisine bağlı olarak, bölümlerin yerlerinin değiştirilmesi ya da hiç yoktan bir sahne eklenerek ya da varolan sahneler kısaltılarak ya da tamamen atılarak, bize özgü bir biçime kavuşturulmuştur.</p>
<p>Doğaçlamanın geleneksel Türk tiyatrosundaki özgün adı tuluattır. Doğaçlamaya dayalı esnek yapılı metinlere dayalı yapılan tiyatroya da tuluat tiyatrosu denmektedir. Ne var ki tuluat tiyatrosu da, ortaoyunu gibi gelişip olgunlaşamadan daha emekleme çağında, kurumsallaşamadan tarihe karışmıştır</p>
<p>Esasen gerek tuluat tiyatrosu gerekse meddahlar yazılı değil sözlü kaynakları sanatlarında temel olarak aldıkları söz uçup gitmiş, bu oyunlar ve hikayeler, suya yazılan yazılar gibi, onları anlatan ve dinleyen insanlarla birlikte tarih olmuştur, geriye bölük pörçük bilgi kırıntılarından ve varsayımlardan başka pek bir şey kalmamıştır.<br />
Her şeyden önce belirtmek gerekir ki geleneksel Türk tiyatrosunun bütün öğeleri gerek karagöz, gerek ortaoyunu, gerek meddah, gerekse diğer öğeler hepsi ama hepsi temelde halk tiyatrosu geleneği çatısı altında birleşirler. Tanzimat tan cumhuriyete kadar Osmanlı aydın ve yazarlarının halka ve halkın sanatına yabancı gibi bakarak körü körüne batı tiyatrosunu tercih etmeleri yüzünden geleneksel Türk tiyatrosu kaynakları, yazıya geçirilemeden, diğer bir değişle derlenip toparlanmadan unutulmaya terk edilmiştir. Atatürk&#8217; ün cumhuriyet rejimini getirmesinin ardından seçkinci Türk aydın ve yazarları ile halk arasındaki yabancılaşma ortadan kalkmış aydınlarımız, yazar ve sanatçılarımız halk ile barışmış ve halk sanatlarımıza sahip çıkılmaya başlanılmıştır.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün Ankara da kurduğu dil ve tarih coğrafya fakültesinde önce tiyatro kürsüsü adı ile kurulan sonradan tiyatro bölümü adı verilen bilim yuvası, kurulduğu yıllardan beri gerek öğrencilerinin Anadolu&#8217;nun her yerinde yaptıkları tez araştırmaları ve gerekse bu tezlerden yararlanarak öğretim üyelerinin yaptıkları doktora, doçentlik ve profesörlük tezleri ile ilk defa geleneksel Türk tiyatrosunun kaynakları derlenmiş, toparlanmış ve bilimsel anlamda incelenmiştir. Bu alanda öncelikle sayın profesör Metin And&#8217; ın, prof. Dr. Nurhan Karadağ&#8217; ın araştırma,tez ve yayınladıkları kitaplar bu alanın temel eserleridir.</p>
<p>Üzülerek belirtmek gerekir ki yukarıda anılan eserler, uzun bir süre önce yayımlanmasına rağmen Türk tiyatro dünyasında hak ettiği ilgiyi görmemiş, bazı yazarların kişisel gayretleri dışında neredeyse görmezden gelinmiştir. Atatürk ün kurduğu devlet tiyatroları ise; temel olarak batı tarzı tiyatroyu tercih etmiştir, repertuarını her zaman çoğunlukla yabancı eserlerden oluşturmuştur. Kuruluş maddesinde yer almasına karşılık, yerli yazar ve oyunculara her zaman uzak mesafeden bakmıştır. Ulusal Türk tiyatrosunun yaratılmasını sığ bir biçimcilikle yeni bölge tiyatroları açmak olarak anlayan seçkinci ve basiretsiz yöneticiler hala tanzimat mantığı ile körü körüne batı hayranlığından kurtulamamıştır. Tercihini tabandan- halktan gelen bir sanat ve tiyatro anlayışı yerine tepeden inme batıdan gelen bir sanat ve tiyatro anlayışından yana kullanmıştır. Böylece hem varolma nedenine aykırı olarak batı emperyalizminin uzantısı olan batı sanatını bire bir taklit etmiştir. Gerçek Türk tiyatrosunun gelişimini baltalamıştır. Hem de uzun yıllar halka rağmen halka yabancı tamamen taklitçi bir sanat anlayışını seçerek cumhuriyetin temel ilkelerine karşı bir sanat anlayışını benimsemiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/meddah.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Seyirlik Oyunları: Karagöz, Meddah, Kukla</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/turk-seyirlik-oyunlari-karagoz-meddah-kukla.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/turk-seyirlik-oyunlari-karagoz-meddah-kukla.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2009 16:53:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tiyatro Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Karagöz]]></category>
		<category><![CDATA[Karagöz'ün Tekniği]]></category>
		<category><![CDATA[Kukla]]></category>
		<category><![CDATA[Meddah]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[Tulûat Tiyatrosu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1305</guid>
		<description><![CDATA[Seyirlik Oyunlarımız Karagöz Gölge oyunu olan Karagöz, karanlıkta beyaz bir perdenin arkasında yakılan ışıkla, deriden kesilmiş ve renklendirilmiş insan ve hayvan tasvirlerinin perdeye aksetmesi şeklinde oynatılmaktadır. Karagöz, deve veya manda derisinden yapılan tasvir adı verilen insan, hayvan veya eşya şekillerinin çubuklar yardımıyla arkadan verilen ışıkla beyaz perde üzerinde hareket ettirilmesi esasına dayanan gölge oyunudur. Oyun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Seyirlik Oyunlarımız</strong></p>
<p><strong>Karagöz </strong><br />
Gölge oyunu olan Karagöz, karanlıkta beyaz bir perdenin arkasında yakılan ışıkla, deriden kesilmiş ve renklendirilmiş insan ve hayvan tasvirlerinin perdeye aksetmesi şeklinde oynatılmaktadır.</p>
<p>Karagöz, deve veya manda derisinden yapılan tasvir adı verilen insan, hayvan veya eşya şekillerinin çubuklar yardımıyla arkadan verilen ışıkla beyaz perde üzerinde hareket ettirilmesi esasına dayanan gölge oyunudur. Oyun adını, baş kişisi olan Karagöz&#8217;den almaktadır.<span id="more-1305"></span></p>
<p>Geleneksel Türk tiyatrosunun önemli türlerinden biri olan Karagöz, Perde Oyunu, Gölge Oyunu, Hayal Oyunu gibi isimlerle de anılmıştır. Tasvirlere hareketle anlatım kazandıran ve ses veren kişi aynı kişidir.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim çağının güvenilir yazılı kaynaklarına göre gölge oyunu XVI. asırda Türkiye&#8217;ye Mısır’dan gelmiştir. XVII. asırda teknik ve muhtevada millî özelliklere bürünerek Karagöz adını almıştır. Bu oyunun iki önemli kişisinden biri olan Karagöz açık sözlü sade bir halk adamıdır. Hacivat ise, okumuş, dalkavukluğa yatkın, çıkarını bilen bir kişidir. Bunların dışında konulara göre rol alan yardımcı tipler vardır.</p>
<p>Karagöz oyunlarında çoğunlukla toplum yaşayışının ve kişilerin aksak yanları işlenmekte ve güldürü havası içinde sergilenmektedir. İstanbul Türkçesinin dışındaki farklı şivelerle, taklit ve yanlış anlamalarla güldürü unsuru sağlanmaktadır.</p>
<p>Gölge oyununun kaynağı Güneydoğu Asya ülkeleri olarak kabul edilir. Türkiye&#8217;ye gelişi hakkında ise değişik görüşler vardır. Bunlardan birisi Orta Asya&#8217;da &#8220;kor kolçak&#8221;, &#8220;çadır hayal&#8221; olarak bilinen oyunların gölge oyunu olduğu ve oradan göçlerle Anadolu&#8217;ya getirildiği görüşüdür. Diğer görüşe göre 1517 yılında Mısır&#8217;ı alan Yavuz Sultan Selim&#8217;in Türkiye&#8217;ye getirdiği gölge oyunu sanatçıları yolu ile girdiğidir.</p>
<p>18. yüzyıldan itibaren kesin biçimini alan Karagöz, halkın en sevilen eğlence türlerinden biri olmuştur. Karagöz, tek sanatçının yeteneğine bağlı olarak oynatılır. Perdedeki tasvirlerin hareket ettirilmesi, değişik tiplerin seslendirilmesi, şive ve taklitlerin hepsi bir sanatçı tarafından yapılır.<br />
Karagöz&#8217;de işlenen konular komik öğelerle verilir. Çifte anlamlar, abartmalar, söz oyunları, ağız taklitleri belli başlı güldürü öğeleridir.</p>
<p>Hacivat&#8217;ın semai söyleyerek perdeye geldiği, perde gazelini okuduktan sonra Karagöz&#8217;ü çağırdığı ve Karagöz’le Hacivat&#8217;ın kavga ettikleri giriş bölümüne “mukaddime” denir. Bu bölümde Hacivat&#8217;ın söylediği perde gazelinde oyunun bir öğrenme aracı ve gerçeklerin göstergesi olduğu belirtilerek felsefî ve tasavvufî anlamı vurgulanır.</p>
<p>Muhavere bölümünde, bu oyunun baş kişileri olan Karagöz ve Hacivat arasında geçen salt söze dayanan olaylar dizisinden sıyrılmış somutlaştırılmış ikili konuşma yer alır. Muhavere tekerleme biçiminde de olabilir. Bu bölümde Karagöz ve Hacivat&#8217;ın kişilik özellikleri ve yaratılış açısından birbirlerine karşıt özellikleri vurgulanır. Muhavereler oyunla ilgili olabildiği gibi, ilgisiz de olabilir. Bunun yanı sıra çifte Karagözlü muhavere, gelgeç muhaveresi ve ara muhavere çeşitleri de vardır.</p>
<p>Asıl hikâyenin anlatıldığı, diğer tiplerin perdeye geldiği bölüme fasıl adı verilir. Oyun buradaki konuya göre isim alır. Faslın sonunda oyuncular bir biçimde perdeden ayrılır. Hacivat ve Karagöz kalır.</p>
<p>Oyunun sonunun seyirciden, yapılan hatalar için özür dilenip bir sonraki oyunun duyurusu yapılır ve oyun sona erer. Karagöz&#8217;de hiciv ve taşlama vardır. Bu taşlamalar mizahi bir üslûpla devlet yöneticilerine kadar uzanmıştır.</p>
<p>Oyunun baş kişileri Karagöz ve Hacivat&#8217;tır. Karagöz halkın ahlâk ve sağduyusunun temsilcisidir. Özü sözü birdir. Hacivat ise medrese eğitimi görmüş, kaypak, düzene uyan birisidir. Diğer tipleri Tuzsuz Çelebi, Matiz, Beberuhi, Arnavut, Yahudi, Çerkez, Kürt, Laz, Tiryaki, Zenneler vb. oluşturur.</p>
<p>Karagöz, saray tarafından ilgi görmüş ve desteklenmiştir. Yapılan şenliklerde, şehzadelerin sünnet düğünlerinde Karagöz gösterilerine yer verilmiştir.</p>
<p>Karagöz özellikle İstanbul merkezli Osmanlı kültürüyle bütünleşmiştir. İstanbul&#8217;un yaşamını Karagöz oyunlarında görmek mümkündür. Ağalık, Büyük Evlenme, Kayık ve Tahmis bunlardan bazılarıdır. Ferhat ile Şirin, Balıkçı, Cazular, Kanlı Nigâr, Leylâ ile Mecnun, Ters Evlenme, Tahir ile Zühre, Yalova Sefası, Karagöz&#8217;ün Yazıcılığı, Karagöz&#8217;ün Âşıklığı, Karagöz&#8217;ün Hekimliği vb. Karagöz&#8217;ün bilinen diğer oyunlarıdır.</p>
<p><strong>Karagöz&#8217;ün Tekniği</strong><br />
Karagöz&#8217;ün oynatıldığı beyaz perdeye &#8220;ayna&#8221; adı verilir. Perdeler önceleri 2 x 2,5 m iken sonraları 110 x 80 m ebadında yapılmaya başlamıştır. İç tarafta perdenin altında kurulmuş &#8220;peş tahtası&#8221; vardır. Oyunda bunun dışında zil, tef, kamış, nareke (düdük), perdeyi aydınlatacak kandil veya ampul vardır. Bunlar peş tahtası üzerinde bulunur. Oyunda kullanılan tasvirler 32-40 cm büyüklüğünde olup genellikle manda, sığır ve deve derisinden yapılır. Deriler özel bir yöntem ile şeffaf hâle getirilir. Daha sonra &#8220;nevregân&#8221; adı verilen ucu keskin bıçaklarla işlenir. Parçalar birbirine kiriş veya katküt adı verilen iplerle bağlanır. Daha sonra tasvirler çini mürekkebi veya kök boya ile boyanır.</p>
<p>Osmanlı döneminin en önemli eğlence türlerinden olan Karagöz, Ramazanlarda, sünnet düğünlerinde, şenliklerde, kahvehanelerde ve bahçelerde oynatılmaktaydı. Dönemin toplumsal olaylarını eleştirel bir gözle konu edinen Karagöz&#8217;ün yaygın olarak İstanbul&#8217;da oynatıldığı bilinmektedir. Anadolu&#8217;nun diğer kentlerine ise turneye giden sanatçılar aracılığı ile yayılmıştır.</p>
<p>Günümüzde ülkemizi tanıtıcı sanatların başında gelen Karagöz turistik otel ve restoranlarda oynatılmaktadır. Daha çok televizyon aracılığı ile seyirciye ulaşmaktadır.</p>
<p>Sınırlı sayıdaki sanatçı tarafından güç koşullar altında yaşatılmaya çalışılan Karagöz sanatı ile ilgili çalışmalar Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği (UNIMA) Türkiye Millî Merkezi Başkanlığı ve Kültür Bakanlığı&#8217;nca yürütülmektedir.</p>
<p><strong>Kukla </strong><br />
Kukla oyunu Orta Asya&#8217;dan itibaren biliniyordu. Bu oyun 18. asırda &#8220;kukla&#8221; adı ile anılmaya başlamışsa da daha önceki asırlarda bebek anlamında Türkçe &#8220;kavurcuk&#8221; kelimesi ile tanınıyordu. Ayrıca Türk kelime hazinesinde kukla oyununa bağlı pek çok kelime ve deyim bulunmaktadır. Kukla oyunlarında İslâmiyet’ten sonra tasavvufî yorum ve bilgiler yer almış, Tanrı-kâinat bağlantısı anlatılmaya çalışılmıştır.</p>
<p>Batı kuklasının Türkiye&#8217;ye gelmesiyle iskemle kuklası, ipli kukla denilen türler Türk kültür hayatına girmiştir. Bu dönemde Emin ve Cemil Mehmet Bey gibi Türk kuklacıları şöhret kazanmıştır. XIX. asırda sokaklarda, bahçelerde oynatılan kuklaların yanı sıra İstanbul&#8217;un başlıca eğlence yeri olan Direklerarası&#8217;nda kukla temsili veren tiyatrolar da kurulmuştur.</p>
<p>Türkçe bebek anlamına gelen ve bugün Anadolu&#8217;da yaşayan korçak, kudurcuk, kaburcuk, koğurcak, kaurcak, lubet, vb. gibi isimlerle yaşayan kukla, seyirlik oyunların en eskilerindendir. &#8220;Korkolçak&#8221;, &#8220;çadır hayal&#8221; (ipli kukla) adı ile yaşayan kukla, Orta Asya’da da aynı isimle yaşatılmakta ve Orta Asya&#8217;dan getirildiği sanılmaktadır.</p>
<p>Birçok Türk boyunda kendine özgü basit teknik içinde görülen ve 17. yy.dan beri Türkiye&#8217;de şehirlerde kukla adı ile bilinen oyun Anadolu&#8217;da köylüler arasında &#8220;bebek, çömce gelin, karaçör&#8221; gibi isimlerle yaygındır. Konusu günlük yaşamdan ve edebî hikâyelerden alan kukla bir hareket ve hacim oyunudur. 14. yy.dan bu yana oynatıldığı bilinmektedir. Bu oyunun baş kahramanı İbiş ve İhtiyar’dır. İbiş kurnaz ve hazır cevaptır. İhtiyar ise varlıklı bir kişidir.</p>
<p>Ülkemizde ipli kukla, el kuklası, araba kuklası, iskemle kuklası gibi türlerle bilinen kukla sanatı 19. yy. sonlarında önemini kaybetmeye başlamıştır. Cumhuriyet döneminde sınırlı sayıda sanatçı yaşatmaya çalışmıştır. Günümüzde ise İhsan Dizdar, Selim Başeğmez, M. Tahir İkiler, Haluk Yüce ve Duygu Tansı bu sanatı sürdürmektedirler.</p>
<p><strong>Meddah</strong><br />
Geleneksel tiyatro içinde yer alan Meddah, gerçekte bir anlatım türü olmakla beraber söyleşmeli, taklitli kişileştirmeli bölümleri sebebiyle dramatik türlerden sayılmaktadır. Meddah hikâyelerinde rol alan bütün kişileri, hikâyeyi anlatan ve meddah adıyla anılan tek kişi canlandırırdı. Önceleri tarihî ve dinî konuları nakleden meddahlar, sonraları günlük hayattan alınan kesitleri komik bir üslûpla nakletme yoluna yönelmişlerdir.</p>
<p>Hikâye anlatmak olan meddahlık taklit yapma sanatıdır. Perdesi, sahnesi, dekoru, kostümü bir sanatkârda toplanmış bir temaşadır.</p>
<p>Meddah bir sandalyeye oturarak dinleyicilerine hikâyeler anlatır. Meddahın anlatışını, günlük yaşamdaki olaylar, masallar, destanlar, hikâyeler ve efsaneler oluşturur.</p>
<p>Meddahın aksesuarını bir mendil ile bir sopa (baston) oluşturur. Genellikle güldürücü, ahlâkî ve edebi sonuç çıkarılacak hikâyelerine klişeleşmiş &#8220;râvıyân-ı ahbar ve nâkılân-ı âsar ve muhaddisân-ı ruzigâr şöyle rivayet ederler ki&#8221; şeklinde söz başı ile başlar, daha sonra kahramanları sayıp hikâyesini anlatır. Meddah hikâyenin kahramanlarını kendi yöresinin dili ve şiveleri ile konuşturan insandır.</p>
<p>Meddah çok oyunculu bir tiyatro eserinin tek sanatçısı, oyuncusu konumundadır. Okumanın gelişmediği, dinlemenin rağbet gördüğü zamanlarda Osmanlı sarayında şehirlerde, kasabalarda, ramazan gecelerinde, sünnet düğünlerinde, kahvehanelerde bu sanatı sürdürürdü. Bu sanatın günümüzdeki uzantısı stand-up yapan showmenlerdir.</p>
<p><strong>Köy Seyirlik Oyunu</strong><br />
Köy Seyirlik Oyunları veya Köy Tiyatrosu adıyla anılan ve kırsal kesimde geleneğe bağlı belirli günlerde ve düğün, bayram gibi törenlerde sahneye konan oyunların kaynakları tarih öncesi devirlere ait ritüellere ve yaşama süreci içindeki günlük hayat sahnelerine dayanır.</p>
<p>Köy tiyatrosu özel bir sahneye ve kostümlere sahip değildir. Sahne kostümler makyaj malzemeleri, dekorlar, kırsal kesimin tabiî yaşama imkânları çerçevesi içinde sağlanmaktadır. Oyuncular amatördür, oyunculardan kabiliyetli olan rejisörlük görevini de üstlenmektedir.</p>
<p>&#8220;Köylü Tiyatrosu&#8221; adı ile de bilinen köy seyirlik oyunları; düğünlerde, bayramlarda ya da yılın belirli günlerinde köylülerimizin genellikle &#8220;oyun yapma&#8221;, &#8220;oyun çıkarma&#8221; adı altında bereket bolluk, sağlık ve yeni yılı karşılamak amacıyla oynadığı törensel içerikli oyunlardır.</p>
<p>Bu oyunlar meydanlarda oynandığı gibi kışın, oda içerisinde de oynanmaktadır. İlkel toplumlardan günümüze değişim göstererek ulaşan bu oyunlar önceleri yaşantının daha verimli olabilmesi için doğaüstü güçlere, tanrılara ya da Tanrı’ya şükran belirten, bilinçli olarak gerçekleştirilen törenlerdir. Çeşitli inanış ve mitlerin kaynaklık ettiği bu oyunlar, eski Anadolu uygarlıklarının, Anadolu toprakları üzerinde yaşayan halkımızın Orta Asya&#8217;dan getirdiği kültürel ögeler ve İslâmiyet’i kabulünden sonraki İslâmî ögelerle birleşen bir kültürel sentezin izlerini taşır.</p>
<p>Seyirlik oyunlar ilkel bir tiyatro örneğidir. Sanat kaygısından çok toplumsal ve dinsel açıdan işlevseldir.</p>
<p>Seyirlik oyunları günlük yaşamı taklit eden (kalaycı, berber, çift sürme vb.), hayvanları taklit eden (deve, ayı, tilki, kartal vb.), mevsim değişiklikleri, yıl değişimleri için oynanan oyunlar (köse gelin), bolluk ve berekete dönük oynanan oyunlar (saya gezme, koç katımı törenleri, cemal oyunu vb.), yağmur yağdırmak için oynanan oyunlar (çömçe gelin vb.) oluşturur.</p>
<p><strong>Cemal Oyunu</strong><br />
Tohumun toprağa atıldığı ilk gün veya hasat sonunda oynanır.</p>
<p><strong>Koç Katımı<br />
</strong> Hayvan yavrularının, kışın soğuğa ve açlığa dayanıksız oluşlarından dolayı yavrulama zamanlarının kontrol altına alınmasıdır. Bir tür mevsimlik bayram niteliğindedir.</p>
<p><strong>Deve yüzü, koyun yüzü</strong><br />
Hayvanın anne karnında tüylenmeye başladığı gün oynanır.</p>
<p><strong>Tulûat Tiyatrosu</strong><br />
Orta oyunu ile Batı tiyatrosu karışımı irticalen oynanan kozmopolit bir tiyatro türüdür. Karagöz, orta oyunu, meddah, tulûat tiyatrosu, Osmanlı döneminde İstanbul merkez olmak üzere büyük yerleşim merkezlerinde gelişmiş tiyatro şekilleridir. Daha çok kırsal bölgelerde yaşayanların geçmişten günümüze kadar getirdiği kültür birikiminden kaynaklanan, millî usul, tavır, üslûp ve makam kurallarına dayalı olarak doğan ve halk arasında anonim tarzda yayılan Türk halk müziği millî kaynaklı müzik türüdür.</p>
<p><strong>Orta Oyunu</strong><br />
 Orta oyunu, kukla ve Karagöz’den farklı olarak oyuncular tarafından oynanır. Orta oyunu Karagöz&#8217;ün perdeden yere inmiş şekli gibidir. Muhteva ve anlatım tarzı bakımından Karagöz oyununa çok benzer.</p>
<p>Orta oyunu, etrafı seyircilerle çevrili yuvarlak veya elips bir alanda oynanır. Oyun başlamadan önce saz ve raks grubu seyircileri eğlendirir. Curcuna adlı bu bölümde değişik kılıklarda oyuncular müzik eşliğinde komiklikler yaparlar. Orta oyununda, Karagöz oyununda olduğu gibi ana karakter vardır. Kavuklu Karagöz&#8217;ün, Pişekâr Hacivat&#8217;ın karşılığıdır. Curcuna bölümünden sonra Pişekâr sahneye gelir, seyircileri selâmlar, çalgıcılara işaret verir, müzikle beraber sahneye tek tek gelen oyuncuları seyirciye tanıtır. Pişekâr, oyunun hem baş oyuncusu, hem de yöneticisidir. Oyunun süresini seyircinin ilgisine göre uzatır veya kısaltır. Pişekâr içten pazarlıklı ve becerikli; Kavuklu ise açık yürekli, derbeder, beceriksiz bir tiptir. Orta oyununda kadın rollerini kadın kılığına giren erkekler oynarlardı.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun geniş sınırları içinde yaşayan farklı etnik grupların şive ve davranış özellikleri orta oyunu içinde canlandırılırdı. Oyunlar yazılı metne dayanmaz, önceden öğrenilen konu irticalen oynanır, kelimelerin iki anlamlı olanları seçilerek güldürü sağlanırdı.</p>
<p>Karagöz&#8217;ün perdeden yere inmiş bir türü olan ortaoyunu 15. yy.dan itibaren gelişmeye başlamış ve dramatik karakterini 19 yy.ın birinci yarısında kazanmıştır. Çevresi seyirciler ile çevrili bir alanda oynandığı için bu ismi almıştır.</p>
<p>Şehir halk tiyatrosu olan &#8220;Orta oyunu&#8221;nun belli başlı iki kahramanı Kavuklu ve Pişekâr&#8217;dır. Orta oyunu bu iki karakterin arasında geçen söz düellosuna dayanır. Kavuklu cahil görünüp, ahmak geçinen telâşlı, kurnaz neşeli bir halk adamıdır. Pişekâr ise okumuş işgüzar, iyiyi kötüden ayırt eden yaşlı bir kişidir.</p>
<p>Kavuklu ve Pişekâr dışında Karagöz oyunundaki diğer tipleri: Acem, Karadenizli, Arnavut, Tuzsuz Deli Bekir, Zenneler vb.</p>
<p>Orta oyununda &#8220;Yeni Dünya&#8221; adı verilen basit paravana, evi yuvarlak masada dükkânı temsil eder. İki iskemle de dekoru tamamlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/turk-seyirlik-oyunlari-karagoz-meddah-kukla.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

