Mar 09

Sosyal Etki ve Uyma Davranışı

Etrafımıza dikkatlice baktığımızda insanların hem birbirinden çok farklı, hem de birbirlerine çok benzemekte olduklarını görürüz. Bir kişinin bünyesinde toplanan eğilimler, tutumlar ve davranışlar o kişiye has bir görünüme sahiptir ve başkalarında aynı şekilde görülmez. Sosyal psikoloji alanı, kişisel farklılıklardan ziyade benzer davranışların nedenleri üzerinde durmaktadır ve bunun temelinde sosyal etki kavramı yatmaktadır. Sosyal etki sonucu meydana gelen uyma davranışı kişilerin “benzerliğini” ve dolayısıyla sosyal davranış düzenliliğini yaratır.

Sosyal Etki  Uyma Davranışı  Benzerlik

Uyma davranışı kişi için gerçeği tanımlamaya yarar ve toplumsal yaşam için zorunludur.

Üç Sosyal Etki Araştırması

Sherif’in “Grup Normunun Oluşması” Deneyi

Sherif bugün klasik olarak kabul edilen bu araştırmasında (1936) “otokinetik etki” diye bilinen bir görsel algı yanılgısından faydalanmıştır. Tamamen karartılmış bir odada hareketsiz duran bir ışık noktasına bir süre gözümüzü kaydırmadan dikkatlice bakarsak, ışık aslında yerinde durduğu halde onu hareket ediyormuş gibi görürüz. Bu olgudan faydalanarak Sherif bir dizi araştırma yapmıştır. Araştırmada birbirlerini hiç tanımayan, birbirleri ile daha önce herhangi bir grup içinde bulunmamış kişiler kullanılmıştır. Bu kişiler ilk olarak teker teker laboratuara alınmış ve kendilerine bir algı deneyi yapılacağı söylenerek tamamen karartılmış odada ufak bir ışık kısa aralarla gösterilmiştir. Işığın her gösterilişinde bu ışığın hangi yönde ve ne kadar hareket ettiği denekten sorulmuştur. Araştırmanın bu ilk bölümünde, her deneğin önce birbirini tutmayan sayılar verdiği fakat zamanla belli bir sayıda karar kıldığı ve ışığın hep o kadar hareket ettiğini söylediği bulunmuştur. Işık hiç hareket etmediği halde denek her seferinde ışığı hareket ediyormuş gibi görmüştür. Araştırmanın ikinci bölümünde bu kişiler, birkaç kişilik gruplar halinde laboratuara alınmış ve ışığın her gösterilişinde uzunluk yargılarını yüksek sesle yapmaları istenmiştir. İlk bölümde birbirinden farklı standart geliştirmiş kişilerin biraraya geldiklerinde, bu standartlarından vazgeçerek grup halinde tek bir standart oluşturdukları gözlemlenmiştir. Böylece, kişisel standartlar, yerlerini tek bir ortak standarta bırakmış oluyor. Bundan sonra, denekler araştırmanın ilk bölümünde olduğu gibi tek tek laba alınarak aynı işlem tekrarlanmış ve bu bölümde her denek yalnız olmasına rağmen ilk bölümde geliştirdiği kişisel standartı kullanmayıp grup standardına bağlı kaldığı görülmüştür. Sherif’in bu araştırmasında belirsiz fiziksel gerçeğin yerini sosyal gerçek almış, grubun normu bireylere gerçek olarak kabul edildiğinden bu norma uyulmuştur.

Asch’in “Uyma” Deneyi

Asch’in deneyi, insan doğru bildiğini sandığı şeyin tersini iddia eden bir grupla karşılaşırsa ne yapar sorusunu araştırmıştır. Bu deneyde laboratuarda belli sayıda bireyden meydana gelmiş gruplara, sırayla birçok kart gösterilmiştir. Her çift kartın birinin üzerinde çeşitli uzunlukta 3 çizgi birinde ise tek bir çizgi olup bu tek çizgi diğer karttaki üç çizgiden biriyle aynı uzunluktadır. Deneklerden tek çizginin uzunluk bakımından diğer karttaki çizgilerden hangisine benzediği sorulmuştur. Aslında deneklerden biri yalnızca gerçek denektir, ötekiler araştırmacının asistanlarıdır ve her defasında ne söyleyeceklerine önceden karar verilmiştir. Ve esas deneğe söz sırası en sonda gelmektedir. İlk birkaç kart gösterildiğinde araştırmacının yardımcıları doğru cevap vererek deneğin güvenini kazanırlar fakat sonra hep yanlış cevap vermeye başlarlar. Denek sıra kendisine gelene kadar sıra ile herkesin yanlış cevap vermesinden rahatsız olmaktadır, nitekim sıra kendisine gelince, onun da diğerlerinin söylediklerini tekrarladığı görülmüştür. Araştırmaya katılan her üç denekten birinin bu şekilde diğerlerinin kararlarına uyduğu bulunmuştur. İnsanların %35 gibi azımsanmayacak bir kısmının, gruba uyarak apaçık gördükleri şeyin tersini söylemeleri, gerçekten önemli bir bulgudur.

Asch ve Sherif’in Deneylerinin Karşılaştırılması

1. Sherif’in araştırmasındaki fiziksel gerçeğin belirsizliğine karşın, Asch’ın araştırmasında fiziksel gerçeğin açık seçik olduğu ortadadır. Sherif’in araştırmasında birey gerçeği tanımlamak için grup kararına muhtaçtır. Asch’in araştırmasında ise, apaçık fiziksel durumdan ötürü bireyin grubun bilgisine ihtiyacı yoktur.
2. Bundan ötürü Sherif’in araştırmasında birey, grubun fikrine, doğru olduğuna inandığı için uyar. Asch’in araştırmasında ise birey grubun fikrine yanlış olmasına rağmen uyar. Sherif’in deneyinde, uyma davranışının altında fikren de kabul etme (tutum değiştirme) olayı yatmaktadır, Asch’in deneyinde ise, uyma, davranış düzeyinde oluşmaktadır, daha derine inen bir tutum değiştirme söz konusu değildir.
3. Sherif’in deneyinde hiç yoktan bir grup normunun oluşumu araştırılmakta, Asch’in deneyinde ise var olan, yerleşmiş bir grup normuna uyma olayı incelenmektedir. Sherif grup sürecinde daha önce meydana gelen bir olayı, Asch ise daha sonra meydana gelen bir olayı ele almışlardır.

Milgram’ın “İtaat” Deneyi

Milgram’ın deneyi, “insanlar sosyal etkiye ne derece boyun eğerler” sorusunu araştırır. Araştırmacı gelen deneklere cezanın öğrenmeye etkisi konusunda bir deneye katılınılacağını, birinin öğretmen, diğerinin öğrenci olacağını, ve öğrenci yanlış yaptığında ceza olarak öğretmenin ona elektrik şoku vereceğini önceden bilgi olarak verilir. Çekilen kura sonucu denek öğretmen olduğunu öğrenir. Öğrenilmesi gereken işlem, öğrenme psikolojisi deneylerinde genellikle kullanılan kelime çiftleri dizisidir. Öğrenci kelime çiftlerini ezberleme durumundadır, kelimeleri doğru hatırlayamazsa öğretmenin ceza olarak elektrik şoku vermesi gerekmektedir. Her yanlışta bir öncekinden 15 volt daha kuvvetli bir şok verilecektir. Araştırmacının yardımcısı olan güler yüzlü, orta yaşlı “öğrenci” kalbinden biraz rahatsız olduğunu söyleyerek araştırıcıya şokun tehlikeli olup olmadığını sorar. Araştırmacı kuvvetli şokun can acıtabileceğini fakat tehlikeli olmadığını söyler. Bundan sonra öğrenci bitişik odaya götürülür, elleri elektrodlara bağlanır ve fikir sahibi olması için öğretmenin kendisine hafif bir şok verilir, deneğin canı acımaz ama sarsılır ve şokun tahmini 75 volt olduğunu söylediğinde sadece 45 voltluk olduğu öğrenir. Öğrenme işlemi başlarda iyi gider, ancak öğrenci yanlışlar yapmaya ve öğretmende ona şok vermeye başlar, 75, 90 ve 105 voltluk şoklar sonunda yan odadan iniltiler gelmeye başlar. İniltiler çığlıklara dönüşür ve 150 voltdan sonra öğrenci odadan alınması için bağırdığında öğretmene araştırmacı devam etmesi için kati bir talimatta bulunur. 180 voltta öğrenci “acıya dayanamıyorum” diye bağırır, 270 voltta şoka tepkisi ızdırap çeken bir insanın çığlığıdır, 300 voltta ise çaresizlik içinde  teste artık cevap vermeyeceğini, 315 voltta ise müthiş bir çığlıktan sonra artık deneye katılmadığını kızgın bir sesle bildirir. Bunda sonra hiçbir soruya cevap vermez sadece her şok verilişinde işkence içindeki bir adamın çığlıkları duyulur.
Bu araştırmadan önce bir grup psikoloji öğrencisine “deneklerin yüzde kaçı 450 volta kadar öğrenciye şok vermeye devam ederdi?” sorusu yöneltilmiştir. Onların tahmini, deneklerin ancak %1′inin bu duruma kadar şok verebilecekleri olmuştur. Bir grup psikiyatrist de deneklerin çoğunun 150 volttan öteye geçmeyeceğini tahmin etmişlerdir. Bu araştırma ilk olarak Yale Üniversitesi’nde yapılmış ve çeşitli mesleklerden ve yaşlardan 40 kişiden hiçbiri 300 volttan önce durmamıştır. 5 denek 300 volttan sonra, 4 denek 315 volttan sonra, diğer bir 5 denek de seride daha sonra durarak araştırmaya devam etmeyi reddetmişler ve geriye kalan 26 denek, yani bütün deneklerin %65′i 450 volttluk şoku öğrenciye vermiştir. 40 denekten 26′sının suçsuz bir insana emre itaat sonucu zarar ve ızdırap vermeleri olayı, bu 26 kişinin kişisel özellikleri ile, örneğin sadist olmaları ile ya da saldırganlık güdüsü ile açıklanabilir. Ama aynı araştırma bazı değişiklikler ile birçok kereler tekrarlanmış ve 1000′e yakın denek kullanılmış ve genel sonuç ilk araştırmadan farklı olmamıştır. Bundan ötürü, bu araştırma bulgularını deneklerin kişilik özellikleri ile açıklamak yerine, bir sosyal etki olayı olarak yorumlamak daha geçerlidir. Otoritenin etkisinin bu tür aşırı itaati nasıl oluşturduğuna tarihi bir örnek, Nazi Almanyasıdır.

Kitty Genovese Vakası
Sosyal psikoloji alanındaki en ilginç vakalardan biri Amerika’da 13 Mart 1964 tarihinde yaşanmış olan Kitty Genovese’nin öldürülmesi vakasıdır. Olay, yıllar boyunca konuşulmuş, tüm dünyayı hayrete düşürmüş ve literatüre “Genovese Sendromu” adında yepyeni bir kavramın girmesini sağlamıştır.
Quenns’ de yaşamakta olan 28 yaşındaki Kitty Genovese isimli bir kadın sabaha karşı saat 03.00 civarı işinden evine dönerken tanımadığı bir adamın saldırısına uğrar. Adam Genovese’yi bıçaklar, kadının çığlıkları üzerine civar mahalledeki evlerin ışıkları yanar, insanlar balkona çıkıp olayı izlemeye başlarlar. Sadece bir tek kişi “kızı rahat bırak..” diye bağırması üzerine saldırgan olay mahalinden kaçar, ancak hemen arkasından geri dönüp Genovese’ye tekrar saldırır. İkinci saldırıda yine aynı tablo yer alır, saldırıya uğrayan kadının komşuları olayı sadece balkonlardan izlemekle yetinir. Üçüncü ve son bıçak darbesinde Kitty Genovese ölür ve saldırgan park ettiği arabasına binip olay yerinden kaçar.
Olay mahaline gelen polis ekiplerinin yaptığı araştırma sonucunda en azından Kitty Genovese’nin öldürüşüne tanık olan 38 kişinin olduğunu ancak tam 35 dakika boyunca Genovese saldırıya uğrarken hiç kimsenin polisi aramadığı saptanır. Olay sadece Quenns’de değil tüm Amerika’da ve dünyada yankı uyandırır. Polisin tanıkları sorgulaması sonucunda herkesin polise telefon etmekten korktuğu veya çoktan bir başkasının telefon ettiğini düşündüklerini bulur. Yıllardır tanıdıkları bir kişinin gözleri önünde cinayete kurban gitmesi karşısında bu kadar çok kişinin kayıtsız kalması sosyal psikologların da ilgisini çekmiş ve
konu ile ilgili yapılan çalışmalar sonucunda kitle psikolojisi ve gruba uyma gibi kavramlara ulaşılmıştır.

Uyma Davranışını Etkileyen Ortamsal Etkenler

Grubun büyüklüğünün etkisi

Asch’in araştırması grubun büyüklüğü değiştirilerek birkaç kez daha tekrarlanmış ve sonunda denekten başka 1 kişinin bulunduğu gruplarda denek hemen hemen hiç uyma davranışı göstermemiştir. 2 kişinin bulunduğu gruplarda uyma davranışı %13 oranında, sayı 3′e çıkınca deneklerin uyma davranışı %33′e fırlamıştır. Bu sonuca dayanarak Asch, en fazla uyma davranışının 3-4 kişilik bir grup tarafından meydana getirildiğini öne sürmüştür. Ancak daha sonra yapılan bir deney (Gerard, Wilhelmy & Connolley, 1968) devamlı olarak artan grup sayısına parelel olarak uyma davranışında da devamlı bir artış bulmuştur. Bu sonuçlardan daha büyük gruplarda, bireyi uyma davranışına itici gücün daha fazla olduğu söylenebilir.

Grubun sözbirliğinin etkisi

Asch’in araştırmasında söz birliği etmiş 3 kişilik bir çoğunluğun etkisinde kalan deneklerin hemen hemen %35′i uyma davranışı göstermiştir. Sonuç olarak, çoğunluğun fikrine karşı tek bir bireyin direncinden çok daha fazlasını 2 kişilik bir azınlık gösterebilmektedir. Buna karşın, çoğunluk baskısı ya da zorlayıcı yetkiye karşı direnebilen bir tek kişi bile, diğerlerinin de cesaret bularak direnebilmesine yol açmaktadır.

Mevkinin ve saygınlığın (prestijin) etkisi

Algılanan mevki ne kadar yüksekse bireylerde meydana getirdiği uyma davranışı da o kadar fazla olmalıdır. Milgram aynı araştırmayı Yale Üniversitesi yerine eski bir binada yapmıştır ve deneklere araştırmanın, sanayi için incelmeler yapan özel bir firma tarafından yapıldığı söylenmiştir. Ve esas deneyde denekler arasındaki %65′lik itaat davranışı %48′e düşmüştür. Sherif’in otokinetik etki araştırmasında, deneklerden birinin saygınlığı yüksek ise, diğer deneğin onun yargısına daha çok uyduğu görülmüştür. Aynı şekilde Asch tipi araştırmalarda, uzmanlardan meydana gelen gruplarda uyma davranışının daha fazla olduğu görülmüştür.

Yüzyüze olmanın etkisi

Asch ve Sherif’in araştırmalarında denekler birbirini görmekte idiler. Milgram araştırmasında bunu ölçmek için değişiklikler yapmış ve araştırmacıyı öğretmen rolündeki denek ile aynı odada olmayıp başka bir odadan ona telefon aracılığı ile emir verdirtmiştir. Sonuçta uyma davranışı %65′ten %22′ye düşmüştür. Milgram yine farklı bir değişiklik yaparak, öğretmen ve öğrenciyi aynı odada yanyana oturtmuştur. Öğrencinin eli elektroda bağlı değildi, şok verilmesi için elini kendisi elektrik vericisinin üstünde tutuyordu, ileri voltajlı şoklarda öğrenci elini geri çektiği zaman öğretmenin onun elini tutup aşağı bastırması gerekiyordu. Bu şekilde yakın yüzyüze ilişkiyi, hatta dokunmayı içeren kişisel düzeydeki ilişki, öğretmen rolündeki deneklerin araştırmacıya itaatlerini azaltmış ve sonuna kadar itaat oranı %60′dan %30′a düşmüştür. Bu sonuçlardan anlaşıldığı gibi, yüzyüze ilişki sosyal etkiyi ve dolayısı ile uyma davranışını arttırmıştır.

İtaat, Özdeşleşme ve Benimseme

Asch’in deneyinde, belirgin fiziksel gerçeğe rağmen %35′lik bir oranda uyma davranışında bulunduklarını görmüştük, bunların çoğunun alay edilmemek veya hor görülmemek için gruba uyduğu ortaya çıkmıştır. Ancak bir grubun kendinden farklı düşünene hoşgörülü olması gerekmez mi? Bu sorunun cevabı Schachter’in (1951) bir deneyinde ortaya çıkmıştır. Bu deneyde, birbirlerini daha önce hiç tanımayan denekler bir örnek olay için karşı karşıya getirilmişlerdir. Tartışılması ve üstünde karar alınması gereken olay, suçlu bir çocuğun hayat hikayesinin incelenmesi ve bu çocuğa ne yapılması ile ilgilidir. Her grupta araştırmacının 3 asistanı da grup üyesi rolünde bulunmaktadır. Bunlardan biri tamamen grup görüşüne uymuş, ikincisi devamlı olarak grup görüşüne karşı çıkmış, üçüncüsü ise önce grup görüşüne karşı çıkmış fakat sonra fikrini değiştirerek gruba uymuştur. Bu durumda grup üyelerinin birinciyle fazla iletişim kurmadıkları, en çok kendilerinden farklı düşünen ikinci ve üçüncü kişi ile konuşmaya çalıştıkları görülmüştür. Üçüncü kişiyi ikna etme çabaları başarısız kalınca, ona karşı tehdit hatta zor kullanmaya başvurmuşlardır ve sonunda grup onunla konuşmaktan tamamı ile vazgeçmiştir.
Sosyal uyma davranışı “özdeşleşme” sürecinin sonunda ortaya çıkabilir ve uyma davranışının temelinde uyulanın cazibesi, değeri vardır. Uyma davranışı üçüncü bir mekanizma sonucu da ortaya çıkabilir, bu da “benimseme” ya da “kendine maletme”dir. Kişi bir kurala ya da görüşe onun gerçekten doğru olduğuna inandığı için uyar.
“İtaat”ın sağladığı yarar, insanlar tarafından kabul edilmek, ödüllendirilmek ya da cezalandırılmamak şeklindedir. “Özdeşleşme”nin yararı, kişiye, değer verdiği kimselere benzemek, onlar gibi olduğunu düşünmek duygusunu sağlamaktadır. “Benimseme”nin kişiye sağladığı yarar ise, onun doğruyu anlama ve uygulama gereksinmesini tatmin etmesidir.

Uyan Kişilik

Crutchfield (1955) Asch’in deneyinin farklı bir uygulaması sonucunda uyan (bağımlı) deneklerin çeşitli kişilik özellikleri, uymayan (bağımsız) deneklerin özellikleriyle karşılaştırıldığında önemli bazı farklar ortaya çıkmıştır. Özellikle bağımsız deneklerin entellektüel etkinlik, ego gücü, önderlik yeteneği ve sosyal ilişkilerde etkinlik özelliklerine bağımlı deneklerden daha fazla sahip oldukları, buna karşın aşağılık duygularının katı ve aşırı benlik kontrolünün ve otoriteryen tutumların bağımlı deneklerde daha fazla olduğu görülmüştür. Birçok araştırma, gerçekten de uyma davranışının bazı kimselerde genel bir eğilim olduğunu göstermiştir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:


Yorum Yaz