Nis 05

KÜRESEL ISINMANIN TOPLUMLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Tarımda oluşacak büyük eşitsizlikler
Üretim şekli olarak tarım, iklimdeki 2-3 derecelik ısınmadan etkilenmez. Ancak bu ısınma, var olan eşitsizlikleri belirginleştirerek dünya çapında tahıl dağılımı üzerinde etki gösterecek. Kuzey yarımküre daha fazla verim alırken, sıcak ülkeler tatlı su kaynaklarında ve ekilebilir topraklarında büyük kayıplarla karşılaşacaktır. Bununla birlikte su taşkınları, veya fırtınaların sıklığındaki ve yoğunluğundaki artış, bu aşırı olayların zararlı sonuçlarını dünyanın daha büyük bir kısmına yayacak.
“Mısır, hintdarısı, darı, şeker kamışı, ve sıcak ürünler ısınmadan faydalanacak. Ama, tarım en çok Güney yarımkürede zarar görecek.”

Muhtelif etkenler
Toprakların niteliği tarımın gelişiminde önemli bir etkendir. Oysa kuraklığın yerleşeceği her yerde, verimli toprak kalınlığı azalacak. Tersine, biyocoğrafi bölgelerin dağılım alanındaki değişim, özellikle yüksek dağlarda ve Kuzey yarımkürenin kuzey bölgelerinde yeni yerlerin ekilebilir toprağa dönüşmesinde katkıda bulunacak.
Bu ekilebilir toprakların niteliği ve kalıcılığı meteorolojik olayların yoğunluğuna ve sıklığına bağlıdır. Tarladaki ürünler fırtınalarla yere serilir, deniz seviyesinin yükselmesi veya su taşkınları ile sular altında kalır, dolu sağanaklarıyla kırılır, su hortumları yüzünden daha dalındayken çürür ve sayıları iklimsel etkenlere bağlı olan parazitlerden zarar görür. En aşırı olaylar toprağı kelimenin tam anlamıyla altüst eder. Subtropikal kuşaktaki şiddetli yağmurlar verimli toprağın ince örtüsünü alıp gider.
Sonuç olarak, tarımın geleceği toprakta bulunan su miktarına bağlıdır. Su miktarı eksik olduğunda özellikle Mağrib, Orta Asya ve Güney Afrika gibi fakir ülkelerdeki sulu alanların üretim bölgelerinden olan uzaklığı daha da artacak. 1,7 milyar insan şu anda suyun çok az olduğu bölgede yaşıyor. Bu sayı 2100’de hatta 2050’lerden itibaren 5 milyar olabilir. her şeye rağmen mısır, hintdarısı, darı veya şeker kamışı gibi tropikal bitkiler uyum sağlayabilmek zorundalar.

Kuzeyde artan verimlilik
Sıcaklık artışına bağlı olan büyüme mevsimlerinin uzaması fotosentez biçimlerini kolaylaştırdığı için, tahıl tarımına patates veya manyokaya öncelikle yarar getirecektir. Avrupa’da bugünden 2050’ye kadar, doğal evrim düzeltildikten sonra hektar başına buğday verimi %9’dan %35’e yükselebilir. Bu artıştan daha çok kıtanın güneyi özellikle İtalya, Yunanistan, Fransa’nın güneyi ve İspanya’nın kuzeyi yararlanacak. Bu arada uzun sıcak haftalar boyunca yağış eksikliği, bu tarlaların aniden yok olmasına neden olabilir. Fransa’da, Yunanistan’da, Avusturya’da, Portekiz’de ve İtalya’da verimin birkaç hafta içinde %30 düştüğü 2003 yazında durum buydu. Kuraklığın yerleşebileceği Portekiz’in güneyinde verimlilik hektar başına 3-4 ton azalacak. Kıtanın kuzeyinde ise havanın ılımanlaşması sayesinde aynı oranda artacak. Örneğin Finlandiya’da her bir ek derece için, ekilebilir bölgelerin kuzeye doğru 100 ila 150 km arasında alanlarını genişleceteği tahmin ediliyor. Dünya ölçeğinde, Kuzey Amerika %20 ila %50, Avrasya’nın tahıl ambarına dönebilecek Rusya’nın ise %40 ila %70 arasında bir verimlilik artışıyla daha fazla fayda sağlayacak bölgeler olacak. Oysa, Afrika’da yanlış işletim yüzünden gerileyen ekilebilir toprak alanı hızlanan bir ritmle azalacak. Hektar başına verimlilik aynı düşüşü izleyecek. Tropik asya bölgelerinde pirinç fotosentezindeki özellikler nedeniyle her bir ek derece için, üretimde %7,4’lük bir azalmadan endişe ediliyor. Ama küresel olarak tarımsal üretim miktarı artacak. Hiç kuşku yokki bu artıştan faydalanmadaki eşitsizlik daha da artacak. Zengin ülkeler, daha önce hiç olmadığı kadar fakir ülkelerin ithalatını finanse edecek.

Okyanuz Seviyesinde Yükselme
Deniz suyu, yüzyıllardır kıyılara saldırıyor. Bir çok insan karaların iç kısımlarına doğru gitmek zorunda kalacak. Alçak mercanadaları ve adalar tamamen yok olacak ve şehirler yeniden kurulmak zorunda kalacak. Tuzlu su, toprağın içine işleyerek yer altı su tabakasının kaynağını bozacak, kıyıların korunması için önemli olan ve hem karada hem denizde yaşayabilen canlıların biyolojik ortamını bozacak. Daha endişe verici olan ise okyanusların karbondioksit emme kapasitesinin azalacak gibi görünmesidir. Okyanus doyma noktasına mı gelecek? Bu durumda çok uzun bir süre için okyanuslar karbon kaynağına dönüşecek.
“2100’de okyanus 14cm ila 80 cm arasında yükselecek. Bu yükselme şimdiden başladı ve yüzyıllar boyunca devam edecek. Ama bunun sorumlusu deniz buzulları olmayacak. Akıntılar ve kıyılar, etkilerini ölçemediğimiz büyük bir enerjiye maruz kalacaklar.”

Deniz nereye kadar yükselecek?
Okyanuslar yeryüzünün ortalama sıcaklığının yükselmesine iki türlü tepki verecek, bunlardan ilki genleşme, ikincisi ise buzul ve buzul takkelerinin erimesi ile su miktarının artması. Isınmanın gittikçe daha derin katmanları etkilemesiyle genleşme uzun zaman alacak. Daha yavaş gerçekleşen buzların erime süreci ise toplamda bin yıldan uzun sürecek. Dünyanın ortalama sıcaklığı 2100 yılında sabitlense bile takip eden yıllarda deniz seviyesi yükselmeye devam edecek. Farklı senaryolar, 2100’de deniz suyundaki ortalama yükselmenin mevcut iklim modelleri içinde, 14 cm ila 80 cm arasında olacağını belirtiyor. Kutup buzulların tamamen erimesi gibi gerçekleşmesi oldukça zor bir varsayımda bu erimenin etkisi azami 80m’ye ulaşacak.

Tehdit altındaki kıyılar, kullanılamayacak adalar
Bu yüzyıl boyunca, zaten geri çekilmekte olan akarsu deltaları, deniz tarafından yutulmaya devam edecek. Alçak kıyılar doğrudan tehdit altında. Toprağın sabit olduğunu dikkate alırsak, bu tehdidi belirleyebilmek için insanların ayaklarını suda bulmayacaklarından emin olduğu yüksekliği yaklaşık 3 ile çarpmak gerekmektedir. Buda aşağı yukarı 3metre olsun. Oysa dünya nüfusunun %20’den fazlası denizden üç metre yüksekliğin altında yaşıyor. Bir küresel modelleme, Bangladeş gibi bazı kıyıların 30 km’ye kadar geri çekileceğini öngörüyor. Fransa’da ise her bir metrelik yükselme için kıyıların 100 metre geri çekileceği tahmin ediliyor. Bu durum kumsalların heryerde yok olacağı anlamına gelmiyor. Çünkü yeterince tortu biriktirebilenler kurtulacak.

Suların yükselme limitlerini aşması
Kıyı topografyasının rezonans olaylarının merkezi olduğu yerlerde, suların ilerlemesi, güneş dünya ve ayın aynı hizada olduğu büyük genlikli gelgit ve fırtına dalgalarını daha büyütecektir. Suyun azami seviyesinin beklenenin üzerine çıkması limit aşımları daha sık olacaktır. Modeller, Loire halicinde, deniz seviyesinde 30 cm’lik bir yükselme için, 1,4 km’lik bir fazlalığın 100 yılda bir değil 10 yılda bir görüleceğini belirtiyor.

Akıntılar
Atmosfer okyanus ikilisi tarafından kullanılan enerjideki artışın El Nino ve El Nina olayları üzerinde sonuçları olabilir. Bununla birlikte, araştırmacılar bu yüzyıl boyunca ne Nino ve Nina salınımında kuvvetli bir hızlanma nede meteorolojik belirtilerinde bir yoğunlaşma bekliyorlar. Muhtemelen Kuzey Atlantik salınımı içinde aynı durum geçerli olacak. Buna karşılık Gulf Stream, küresel okyanus dolaşımının bir parçasıdır. Oysa, Gröland buzulunun olası hızlı erimesi, Gulf Stream akıntısın önünde bir tuzsuz deniz suyu barajı oluşturabilir. Bu baraj ise, akıntıyı yön değiştiremeye zorlayacak ve akıntının dönen bandı başlatıcı hareketi yapmasına engel olacak. Bu durumda başlatıcı hareket daha güneyde buluncak ki, bu da Batı Avrupa kıyılarının görünümünde hatırı sayılır bir değişime yol açacaktır. Yani modellere bakılırsa dah az ısınma olacak, ama soğuma olmayacak. Bu arada, dönen bandın durması okyanuslarda büyük bir düzensizlik oluşturacak.
Genel olarak, deniz seviyesinin yükselmesi ve yüzeyindeki ısı artışı, deniz buzullarının küçülmesi ile tuzluluk oranında, dalga rejimlerinde ve okyanus dolaşımındaki değişimler denizlerdeki ekolojik yapıları değiştirecektir.

Altüst olan bölgesel hava durumları
Atmosferdeki sera etkisine neden olan gaz oranındaki artış kaçınılmaz olarak yağış ve sıcaklık artışa yol açacaktır. Bir yüzyıl kadar kısa bir zaman zarfında, bu kadar ani bir değişim bölgesel hava durumlarını alt üst edecektir. Yararlanılan iklim modeli ne olursa olsun, mevcut mevsimlik ve coğrafi farklar daha belirgin olacaktır. Ilıman enlemlerde nemlilik alanı genişlediği halde, yağış almayan ülkelerin durumu daha kötü olacaktır.
“Daha sıcak geceler, daha az belirgin mevsimler, artan aşırılıklar… Geleceğin iklimi daha şiddetli ve belirsiz olacak.”

Daha fazla yağmur, fakat bazı kurak bölgelerde daha az yağmur
Buharlaşma – yoğunlaşma döngüsünün hızlanması yağış hacminin artmasına yol açacaktır. Ne kadarlık bir artış? Belirsizlik büyük 1990’ a göre %2 ila %7. Bu fazlalık, küresel olarak daha çok yağmur yağacak bölgeler ile bugünkünden daha az yağış alacak diğer bölgeler arasında dengesiz dağılacak. En fazla ıslanacak bölgeler Ekvator ve yüksek enlemler olacak. Orta enlemlerde az bir değişiklik gerçekleşirken, dönenceler arası enlemler yağışların azaldığına şahit olacak. Ortalama olarak en kurak bölgeler dahil heryerde, ek ısıyla su döngüsüne giren enerji yüzünden büyük olasılıkla yağmurlar daha şiddetli ve aralıklı olacak. Avrupa ölçeğinde, özellikle kış aylarında kıtanın kuzeyi daha nemli olurken güneyi daha kuru olacak. Buna eşlik eden sıcaklık artışı, kar yağışını yağmura çevirecekki bu durumdan Kuzey Kutbu için iyi bir sonuç çıkartmak mümkün değildir.

Büyük bölgesel farklılıklar
Dünya ortalamaları, Dünyalıların somut gerçekliğine uygun olmayan matematiksel soyutlamalardır. Dünya simülasyonu çok büyük bölgesel farklılıklar göstermektedir. Öncelikle kıtalar ve okyanuslar arasında Kıtalar okyanuslara göre 2 kat daha hızlı ısındığından, kıyı bölgeler kıta içlerine göre daha az zarar görecektir. İkinci farklılık ise enlemler arasındadır. Kuzey Yarımkürenin yüksek enlemleri ve subtropikal bölgeler orta enlemlere göre en az 2 kat daha hızlı ısınacaktır. Diğer taraftan kışlar yazlara göre daha fazla ısı biriktirecektir. Bu sebeple Avrupa’nın bulunduğu enlemlerde daha az karlı ve donlu günler beklemek gerekir. Nihayet geceler gündüzlere göre daha fazla ısınacaktır. Avrupa’da Akdeniz havzası ve büyük kuzeydoğu kıtasal düzlüğü en önemli değişikliklere maruz kalacaktır

Geleceğin belirliliği ve belirsizliği
İklimin ısınması atmosfer mekanizmasını ve su döngüsünü hızlandıracak. Hava daha “gergin” olacak. Belirleyebildiğimiz bundan ibarettir. Daha aşırı olaylar olacak mı? Su taşkınlarının ve aşırı sıcakların daha sık görülmesi muhtemel. Fırtınaların sayısı ve yoğunluğundaki artış ise bilinmezliğini koruyor.
“Atmosfer daha istikrarsız olacak, ama hangi biçimde? Riskler açıkça saptanmış olsa bile belirsizlik büyük.”

Ayrıntıları belirsiz değişim
Dünyanın büyük bölgelerindeki sıcaklık değişimi, sera etkisine neden olan gaz salınımındaki değişim ve atmosfer bileşenlerinin küresel ısınmadaki etkisinin belirsizliği imkan verdiği ölçüde değerlendirildi. Diğer taraftan, su buharı hareketinin modelleştirilmesindeki zorluk nedeniyle yağışların bölgesel değişimi daha büyük bir belirsizlik sunuyor. İklim değişimlerinin sonuçlarını incelemek açısından çok değerli olmasına rağmen, değişkenliğin zaman ve coğrafya bakımından daha ayrıntılı tanımı başka önemli belirsizliklere boyun eğmek zorunda kaldı.

Fırtınalar sıklaşacak mı?
İklim mekanizmasının işleyişindeki hızlanma, fırtınaların sıklığındaki bir azalış ve yoğunluğundaki bir artış ile kendini gösterebilir; buna, kuzeye doğru genişleyen dağıtım alanlarının değişimide eşlik eder. Bununla birlikte, incelemelerde ve modellemelerde insanların haklı korkusunu destekleyecek herhangi bir şey yoktur. Kasırgalar konusunda ise eğilim aynıdır ama nesnel unsurlar bunların kesilmesine müsaade etmez. Aynı şekilde, ortalama yağış miktarında azalma beklenen bölgelerde bile yoğun yağmur olaylarının artması bekleniyor. Net veriler olmasına rağmen dünyanın her yerinde su taşkınlarının artmasından korkuluyor.

Tepkiler
Yeterinde soğuk olduğunda oluşan buz, temas eden havanın soğuk kalması için gerekli miktarda ışık yansıtır. Tersine, buz erimeye başladığında toprağın öenmli bir yüzeyi açığa çıkar. Bu toprak daha fazla ışık emer, daha sıcaktır ve atmosferi ısıtarak erimenin hızlanmasıne neden olur. Bu olay, erime sürecini hızlandırdığı için pozitif bir tepki oluşur.

Değişkenlik veya ortalama
Alışılmadık olaylar, su taşkınları, aşırı sıcaklar veya fırtınalar, iklim parametrelerini belirleyen değer aralıklarının uç kısımlarında yer alır. Bu alışılmadık olaylar, söz konusu parametreler, hava bültenlerinde geçtiği şekilde “mevsim normallerinden” uzaklaştığı zaman görülür. İstatistikte, değerlerin ortalamasından uzaklaşmaya “değişkenlik” deniz. İklim doğal istikrarsızlığını belirlemek için, ortalamanın çevresindeki sayısal verilerin uzaklık dağılımı ölçülür. Oysaki bir parametrenin değişkenliğindeki değişim ile ortalamasındaki değişim tamamen aynı sonucu vermez. Gelecekteki iklimleri tahmin etmek, atmosferin alçak katmanlarındaki ısınmadan hangi matematiksel göstergenin daha fazla etkileneceğini bulmak şeklinde kısaca özetlenebilir

Bilimsel senaryo ve modeller
Gezegenin iklimi o kadar karmaşıktır ki, araştırmacılar gelişimini anlayabilmek için iklimi sayısal olarak basitleştirmek zorunda kalmıştır. Basitleştirme yapmak zorunda olmaları, gerçeğin yansıtılmasında birtakım belirsizlikleri beraberinde getirmiştir. Belirsizlik, iklimbilimcilerin en küçük fizik olaylarını hesaba katmaları ile biyolojik ve kimyasal olayları dikkate alan parametreleri modellerine sokmaları ölçüsünde azalır. Bütün bunlara rağmen, iklimbilimcilerin açıkladıları iklim eğilimleri aynı kalmaktadır. Bu durum, yapılan modellemelerin teorik temellerinin geçerli olduğunu göstermekte ve tahminlerine duyulan güveni arttırmaktadır.
“İklim modellerini oluşturan denklemler doğrular değildir. Bir tek bilinmeyendeki en ufak bir değişiklik çok farklı sonuçlar vermeye yeter. Aynı anda, birçok bilinmeyendeki değişiklik ise denklemleri kullanılamaz hale getirir.”

Çok Geniş Coğrafi Bölge
Bir modeli “işleme koyduğumuzda” bilgisayarlar tarafından analiz edilecek sayısal veri miktarı okadar fazladır ki, en ileri bilgisayarların hesap kapasitelerini bile aşar. Araştırmacılar, ihtiyaca göre, bütün parametrelerin eşit olduğu varsaydıkları coğrafi bölgelerin boyutlarını büyüterek bu zorluğu aşmaya çalışıyorlar. Bu coğrafi bölgeler genel olarak kıyıdan 50 ila 1000 km uzaklığa, havada 1 km yüksekliğe ve okyanuslarda azami 300m derinliğe sahiptir. Böyle bir ağ, boyutları coğrafi bölgeden daha küçük olan olayların simulasyonunun yapılmasına imkan tanımaz. Örneğin, fırtınaların ve özellikle atmosfer mekanizmasında önemli bir rolü olan bulutların oluşum ve gelişimlerinin simulasyonlarının yapılması boyutları gereği mümkün değildir. O zaman, küçük ölçekteki olayları hesaba katan ampirik parametreleri modellere yerleştirmek durumunda kalırız. Bu durum, değişik modellerin arasında bir fark oluşmasına neden olur. Bu nedenle bu modellemeler atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun 2 katına çıkmasının neden olduğu sıcaklık artışını en çok üç derecelik yanılma payıyla öğrenebiliyorlar. Bununla birlikte o kusurlu modeller yardımıyla yapılan geriye doğru yönelik tahminler, modellerin teorik temellerini doğrulamıştır. 1850’den beri ölçülen sera etkisine neden olan gaz yoğunluğu değişimi hesapları temel alınarak 2000 yılına kadar gerçeğe çok yakın sıcaklık taminleri yapılmıştır.

Denklemlerde dünya
Eski iklimlerin kısmen bilinmesi geleceğin tahmin edilmesine imkan vermiyor. Daha şimdiden sera etkisine neden olan gazların yoğunluğ “yakın” geçmişte ulaşılan en yüksek değerleri geçti. Bu sebeple, gelecekteki olası karbondioksit veya metan oranlarına denk gelecek iklimi tortullardan veya buz kesitlerinden “okumak” mümkün değil. Bu durumda bilimciler, temel fizik ilkelerinden yola çıkarak, okyanuslarda ve atmosferde meydana gelen hareketleri ve dünyanın çeşitli yerleri arasındaki enerji değişimlerini sayısal olarak hesaplamak zorunda kaldılar. İçlerinden altısı için en önemlileri bir bilinmeyendeki en ufak değişim bile sonucu altüst edebilir ve anlamlı değerler elde etmek için ortalamalar almak zorunda kalınır.

Muhtelif tahminler
Olası tüm durumları tahmin edebilmek için bilimciler modellerin parametreleri üzerinde değişik şekillerde oynayarak farklı senaryolar oluşturdu. Hem nüfus değişimini hem sera etkisine neden olan gaz salınımını hemde enerji tüketimini dikkate alan değişik iklim modelleri gelecekteki dünya için kırka yakın senaryo düşünmemize imkan sağlıyor. Ancak, bunların hiçbiri ne dünya çapında felaketleri ve olası çatışmaları ne de iklim üzerindeki insan etkisinin azalması konusunda küresel bir politika uygulanmasını dikkate alıyor. her şeye rağmen, bu modeller seçeceğimiz toplumsal yaşamda ne gibi tehlikelerle karşı karşıya kalacağımız hakkında fikir olmamızı sağlıyor.

2100′de Dünyamıza Hakim Olacak İklim
Çocuklarımız ve torunlarımız nasıl bir düyada yaşayacak? 22 yüzyılın eşiğinde dünya bugünküyle aynı görünüme sahip olmayacak. Bu bir gerçeklik. Ama nasıl bir görünüm? İşte, gelecekteki dünyanın ana hatlarıyla çizilmiş bir taslağı…
“Amerikan National Geographic Dergisi 1976′nın Kasım sayısında “İklimimize Neler Oluyor?” diye soruyordu. 2004′te, iklim sapmasına karşı önlemler öngören Kyoto Protokolü imzalandı. 28 yıllık bir kayıp.”

Öngörülen gelişmeler
Birinci gözlem, iklimin ısınmasının çok az yeni durum yaratırken mevcut durumları genişleteceğidir. Kuraklık ve su taşkınları gibi aşırı olaylar ön plana çıkacak. Bunlar daha sık ve daha şiddetli olacaklardır, belki de her ikisi birden. Bazı tayfunlar içinde aynı durum geçerli olabilir.

Enlem ve Boylam farkları
İkinci ağır saptama, birinci eğilimin etkisinin enlemle artacağıdır. Öyleyse kuzey bölgeler ve kutup bölgeleri, tropikal kuşağa göre daha fazla ısınacaktır. Birinci eğilimin etkisi boylama görede artacaktır. Mevsimlerin en belirgin olduğu geniş kıtaların merkezleri, ılımanlaştırıcı okyanusun temas ettiği kıyılara oranla iklim çalkantılarından daha fazla etkilenecektir.

Kaybolan adalar, eriyen buzullar
Üstelik yükselen deniz, 2100’de kıyı çizgilerini bozacak ve su seviyesindeki birçok subtropikal adayı yutacaktır. Nihayet gelecek yüzyıla girerken büyük nehirleri besleyen buzulların çoğu erimiş olacak. Kuzey Kutbunun erimesi hiç şüphesiz kutbun etrafında deniz trafiğine yol açacaktır.
Sonuçta 2100’de iklimler daha genişken ve aşırılıkları daha sert olacaktır. Kuzey Yarımkurenin ılıman kuşağındaki ülkeler, subtropikal sınırdakilerden, Afrika’nın güneyindekilerden, Akdeniz çevresindekilerden ve Orta Asyadakilerden daha az zarar görecektir.

Mercanların yok oluşu
Resiflerin ekolojisi belirsizlik bakımından zenginliğini korudukça, mercanların geleceğine ilişkin sorulara kimse cevap veremez. Kalker zincirine hapsolmuş bu hayvan sürüsü yaşamak için berrak, sıcak ve tuzlu suya, ışığa ihtiyaç duyar. Bunlar dünyanın bir çok yerinde bir araya getirilmesi zorlaşan koşullar. Kıyı kentleşmesi, kirlilik, aşırı balıkçılık, deniz suyu akvaryumları için balık alımı, gemilerin demir atması, dalgıçların zafer adımları dünyadaki resiflerin dörtte üçünden fazlasını kırılganlaştırdı. Sağlamlıklarını yitirerek bulaşıcı hastalıkların veya acanthaster türü deniz yıldızları ve bazı su yosunlarının kurbanı oldular. Daha kötüsü su yeterince berrak olmadığında yada daha da sıcaklaştığında, dokularında barındırdıkları yosunları yitirerek renklerini kaybediyorlar. Kalker iskeletlerini iyi durumda tutma yeteneğinden yoksun olduklarından mercanlar birkaç hafta içinde ölüyorlar.
Atmosferdeki ortalama sıcaklığın artışı okyanus yüzeyindeki artış ile eşdeğerdir. Oysa, 30Cnin üzerinde yosunlar bağlı oldukları mercanları terk ederler. Bu arada su ısındığı ölçüde genleşir, ve yükselir. Bu yosunların çok ışığa ihtiyacı vardır ve bunu ancak yüzeye yakın yerlerde bulabilirler. Mercanların misafirleri olan yosunlar aynı derinlikte kalmak için daha hızlı yükselmek zorundadırlar aksi takdirde ölürler. Bir çok tür bunu yapamaz.
Bu sebeple deniz seviyesinin yükselmesi mercan resifleri için ek bir tehdittir. O kadar ki, resiflerin insan etkinlikleri ile bozulmuş olmasından daha ebüyük sonuçlar doğurabilir. Mercanların yok olmasının korkunç ekolojik ve ekonomik etkileri olacaktır. Çünkü subtropikal kuşaktaki kıyı ülkelerinin, GSMH’leri hatta tek geçim kaynakları büyük ölçüde bu omurgasızlara bağlıdır. Besin maddesi bakımında son derece fakir olan bu sıcak sularda, resifler olmadan yaşam olmaz, dolayısıyla balık da olmaz. Mercan kitlesi olmadan, kıyılar dalgalara ve deniz darbelerine karşı savunmasız kalırlar. Mercan manzaralarının güzelliği olmadan turistik etkinlikler olmaz.

21.Yüzyılda Türkiye’yi Bekleyen İklimsel Riskler

Değişen Mevsimler
İklimin değişen özellikleri mutlaka daha belirgin olacak ve dayabilme sınırımızı zorlayacak. Ortalama sıcaklık ve yağış miktarında bugüne göre önemli değişimler görülecek. Kış aylarında yağış miktarı yazdan daha hızlı azalırken, sıcaklıktaki artış yazdan daha düşük olacak. Gelecekteki yazlarımız ve sonbaharlarımız daha kuru, kışlarımız ise daha yumuşak geçecek; sadece Karadeniz Bölgesi daha nemli ve fırtınalı geçecek. Sıcaklıklaraki artışın 2100’e doğru, hassas kişisel özellikle yaşlılar, hastalar ve çocuklar üzerinde sağlık açısından olumsuz sonuçları olacak.

Su Kaynakları Sorunu
Su kaynakları kaçınılmaz olarak baskı altında olacak. Yer altı sularımız azalan yağışlarla daha az beslenip artan taleple daha fazla kullanılacağı için daha hızlı yok olacak. Irmaklar yazları ekseriyetle daha kuru kalacak, kışın ise daha sık ve güçlü biçimde taşacak. Yerleşim merkezleri (özellikle turistlik dönemlerde nufus patlaması yaşanan bölgeler) yazları olağan hale gelen su kıtlıklarıyla baş edebilmeyi ve su baskınlarının olduğu sel yataklarında bina yapmamayı öğrenmeli. Bu bölgeler iyileştirilmeli ve korunmalı, çünkü sel yataklarının ve sulak alanların “sel sularını doldurma” işlevlerinin farkına, ancak onları kaybettiğimiz zaman varıyoruz. Dere yataklarını ıslah etmediğimiz taktirde su kendisine akacak yer bulur.

Uyarlanması Gereken Tarım
Su kaynaklarındaki azalma tarımı etkileyerek fazla sulama isteyen (Örn: şeker pancarı, mısır, vb. gibi) ve çok geniş topraklara ihtiyacı olan ürünlerin etkilemesini büyük ölçüde sınırlayacak. Korular ve ağaçlarla çevrili alanlar topraktaki ve yer altındaki suların ve hatta toprağın kendisinin korunmasına büyük katkı sağlıyor. Oysa iklimin büyük değişkenliklerinden ve artan sağnak yağışlardan dolayı damla erozyonu toprağı bugüne oranla daha fazla aşındıracak. Su geçirmezleşmiş ve ağaçsızlaşmış, yani hiçbir ağaç kökünün toprağı tutamayacağı alanlarda yaşayanlar heyelan ve moloz akıntıları gibi kütlesel toprak kaymalarına hazırlıklı olmalı.

Değişen Deniz Kıyıları
Marmara, Karadeniz ve Akdeniz 2100’de birkaç desimetre yükselecek. Bu özellikle Samsun-Kızılırmak, İzmir-Gediz, Aydın-Büyükmenderes ve Adana-Göksu deltaları gibi bazı nedir haliçlerini ve alçak bçlgeleri (Türkiye’nin güney kıyılarındaki çok hassas lagünleri) tehdit edecek. Hiçbir sanat eseri bu kaçınılmaz durumu durdurabilecek güçte değil. Türkiye’nin 8200 kilometrelik deniz kıyıları bir yüzyıl içinde aynı durumda olmayacak.

Daha Az Karlanan Dağlar
21. yüzyılın kayakçıları dağlarda kara ulaşmak için mutlaka dedelerinden çok daha yukarı çıkmak durumunda kalacak. Doğu Karadeniz dağlarında 1500 metre yükseklikte, karlanma süresi bugünkünden dörttebir oranında daha kısa olabilecek, güneyde Toros Dağları’nda ise bu süre yarıya yakın azalabilecek! 2000 metrenin üzerinde karların azalması %10’un üzerine çıkamayabilir. Buna karşın 2500 metrede sorun yok. Yüksek rakımlardaki “kayılabilir alanlara” sahip alanların ise telaşlanmasına gerek yok.

Daha fazla Akdeniz manzarası
Doğa gezginleri manzaranın 21. yüzyılın başındaki gibi olmadığını fark edecek. Havanın ortalama sıcaklığının artmasıyla Akdeniz ağaçları olan Halep çamı ve palamut meşesi Bolu bölgesine yerleşirken, kayın ağacı, gürgen ve ladin gibi daha soğuk türdeki ağaçlar beklide tamamen kuzeye doğru göç edip Türkiye’yi tamamen terk edecekler. Sık sık heyelanlardan etkilenen dağlarda, binyıllar boyunca sadece ender otların yetiştiği yüksekliklere karaçamlar yerleşmeye başlayacak. Türkiye’nin Ege ve İç Anadolu Bölgesi daha kurak olurken, kuraklaşan Doğu Anadolu Bölgesi, ormanlar yerini otsu bitkilere ve çalılara bırakacağı için, steplere benzeyecek.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: ,


Yorum Yaz