Mar 09

ISRÂ VE MÎRÂC MÛCIZESI (Receb 621 M.)

a) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Mîrâci
Ikinci Akabe görüsmesinden sonra, Mekke Devri’nin 11’inci yili Recep ayinin 27’inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin “Isrâ ve Mîrâc” mûcizesi gerçeklesti.
Isrâ, gece yolculugu ve gece yürüyüsü; Mîrâc ise, yüksege çikmak ve yükselme âleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettigi ve Rasûlullah (s.a.s.) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldigi için bu mûcizeye “Isrâ ve Mîrâc” denilmistir.

Kur’ân-i Kerîm’de el-Isrâ Sûresi’nin 1’inci âyetinde:
“Kulu Muhammed (s.a.s.)’i, bir gece Mescid-i Harâm’dan, kendisine bir kisim âyetlerimizi göstermek için, etrâfini mübârek kildigimiz Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’in sâni ne yücedir. Dogrusu O isitir ve görür.” buyrulmustur.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya olan mîrâci, yukarida anlami yazilan âyet-i kerime ile sâbittir. Mescid-i Aksâ’dan semâlara ve yüce makamlara yükseldigini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen sahîh hadîs-i serîflerden ögrenmekteyiz. Hadîs-i serîflerde anlatilanlarin özeti söyledir.

Rasûlullah (s.a.s.) bir gece Kâbe’nin “Hatîm” denilen kisminda iken, Cebrail’in getirdigi “Burak” denilen binege binerek Kudüsteki Mescid-i Aksâ’ya gelip burada namaz kilmistir. Buradan da “Mîrâc” denilen âlete binerek, semâlara yükselmistir. 1’inci semâda Hz. Âdem, 2’inci semâda Hz. Yahyâ ve Hz. Isâ, 3’üncü semâda Hz. Yûsuf, 4’üncü semâda Hz. Idrîs, 5’inci semâda Hz. Harûn, 6’inci semâda Hz. Mûsâ ve 7’inci semâda Hz. Ibrâhim ile görüstü. Bunlardan her biri Rasûlullah (s.a.s.) ‘i selâmlayip tebrik ettiler, “hosgeldin sâlih kardes,” dediler.

Daha sonra “Sidretü’l-müntehâ”ya yükseldi. Orada kazâ ve kaderi yazan kalemlerin çikardiklari sesler duyuluyordu. Sidretü’l-müntehâ’dan ötesi, sözle anlatilmasi mümkün olmayan bir âlemdi. Buraya kadar beraber olduklari Cebrâil de buradan öteye geçememis, “benim için burasi sinirdir, parmak uçu kadar daha ilerlersem, yanarim…” demistir

Mîrâcta Cenab-i Hakk, sevgili Peygamberine nice âlemler gösterdi. Kuluna vahyedecegini vâsitasiz vahyetti. Bu makamda Hz. Peygamber (s.a.s.)’e üç sey verildi.
1) Bes vakit namaz farz kilindi.
2) Bakara Sûresi’nin son iki âyeti (Amene’r-rasûlü…) vahyedildi.
3) Ümmetinden sirk kosmayanlarin Cennet’e girecekleri müjdesi verildi.

b) Mîrâc Mûcizesine Karsi Müsriklerin Tutumu
Peygaber Efendimiz, mîrâci ve mîrâcda gördüklerini ertesi sabah anlatti. Mü’minler Rasûlullah (s.a.s.)’i tasdik ve tebrik ettiler. Müsrikler ise inkâr ettiler. Bir gecede Kudüs’e gidip gelmek imkânsiz bir sey, dediler. Içlerinde Kudüs’e gitmis ve Mescid-i Aksâ’yi görmüs olanlar vardi.
– Mescid-i Aksânin kaç kapisi var? Surasi nasil, burasinda ne var? diye Rasûlullah (s.a.s.)’i soru yagmuruna tuttular.

Hz. Peygamber bu konuyu daha sonra söyle anlatmistir:
“Kureys bana seyâhat ettigim yerler, özellikle Mescid-i Aksâ ile ilgili öyle seyler sordular ki, Isrâ gecesi bunlara hiç dikkat etmemistim. Fakat Cenâb-i Hakk, benimle Beyt-i Makdis arasindaki mesâfeyi kaldirdi. Ne sordularsa, oraya bakarak cevâp verdim”.
Bu durumda ne yapacaklarini sasiran müsrikler Hz. Ebû Bekir’e kostular. Muhammed dün gece Kudüs’e gidip geldigini, göklere çiktigini… söylüyor. Buna da mi inanacaksin, dediler. Ebû Bekir, hiç tereddüt göstermeden:
“Bunu O söylemisse inandim gitti. Ben O’nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum. Aksam- sabah göklerden vahiy geldigini söylüyor, buna inaniyorum…” dedi. Bu yüzden Hz. Ebû Bekir’e “Siddîk” denildi.
Ehli- sünnet bilginlerinin çogunluguna göre, Isrâ ve Mîrâc ayni gecede; Rasûlullah (s.a.s.) ‘in rûh ve vücuduyla birlikte uyanik hâlde iken olmustur. Isrâ ile Mîrâcin ayri gecelerde oldugunu, rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku buldugunu kabûl eden bilginler de vardir; fakat bunlarin sayisi azdir.

c) Mîrâc’ta Tesri Kilinan Hükümler
Kur’ân-i Kerîm’de, Mirâc’in en yüksek hâli anlatilirken:
“(Rabbina) iki yay kadar veya daha da yakin oldu. Allah Kulu’na vahyettigini o anda vahyetti…” (en Necm Sûresi, 9-10) buyrulmaktadir.
Bu âyetlerden Rasûlullah (s.a.s.)’e, Mîrâc’ta pek çok esrâr ve maârifin bildirildigi anlasilmaktadir.
Bastan sona Mîrâc ve Mîrâc’ta tesri kilinan hükümlerin anlatildigi el-Isrâ Sûresi’nin 80’inci âyetinde Hz. Peygamber (s.a.s.)’e: “Rabbim, beni serefli bir girisle (Medine’ye) koy, sâlim bir çikisla da (Mekke’den) çikar” diye dua etmesi emredilerek yakinda hicretine izin verilecegini; 81 ‘inci âyetinde ise:
“De ki: Hakk geldi, bâtil yok olup gitti, esâsen bâtil yok olmaga mahkûmdur” buyurularak çok yakinda Islâm’in küfre galebe çalacagina, neticede Mekke’nin Rasûlullah (s.a.s.) tarafindan fethedilip Kâbe’nin putlardan temizlenecegine isâret olunmustur. Yine ayni sûrenin 23-29’uncu âyetlerinde dinin temelini teskil eden hükümler yer almistir. Bu âyetlerin anlamlari söyledir:
“Rabb’in sunlari kesinlikle hükmetti: Kendisinden baskasina kulluk etmeyin. Ana-babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi, senin yaninda ihtiyarlayacak olursa, onlara “öf” bile deme, onlari azarlama, her ikisine de hep tatli söyle. Onlara sefkatle tevâzu kanadini ger ve ‘Rabbim, onlar, küçükken beni nasil ihtimâmla yetistirmislerse, sen de kendilerini öylece esirge..’ diye onlar için duâ et.
Rabbiniz, içinizdekini en iyi bilendir. Iyi kimseler olursaniz, kendisine yönelip tevbe edenleri bagislar.
Hisima, yoksula, yolda kalmisa, herbirine hakkini ver. Elindeki malini saçip savurma, saçip savuranlar, süphesiz seytânla kardes olmuslardir. Seytân ise Rabb’ina karsi son derece nankördür.
Rabbindan umdugun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalirsan, bâri onlara yumusak söz söyle (sert davranma).
Elini boynuna baglayip cimrilik etme, onu büsbütün açip hepsini de saçma. Yoksa pismân olur, açikta kalirsin,
Süphesiz Rabb’n, diledigi kimsenin rizkini genisletir, diledigininkini daraltir, ölçü ile verir. O, kullarini gören ve her seyden haberdâr olandir.
Çocuklarinizi yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Onlari da sizi de Biz riziklandiririz. Süphesiz ki onlari öldürmek büyük bir suçtur.
Sakin zinâya yaklasmayin. Dogrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur.
Allah’in harâm kildigi cana, hakli bir sebep olmadikça kiymayin. Haksiz yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermisizdir. Artik o da öldürmekte asiri gitmesin. Çünkü o, ne de olsa yardim görmüstür.
Erginlik çagina ulasincaya kadar, yetîmin malina, en güzel seklin disinda yaklasmayin. Bir de verdiginiz sözü yerine getirin. Çünkü verilen sözde sorumluluk vardir.
Ölçtügünüz zaman ölçegi tam yapin, dogru terâzi ile tartin. Bu daha iyi ve sonuç bakimindan daha güzeldir.
Bilmedigin seyin ardina düsme. Dogrusu kulak, göz ve kalb, bunlarin hepsi o seyden sorumlu olur.
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca daglara ulasabilirsin, (onlarla büyüklük yarisi yapabilirsin). Rabb’inin katinda bunlarin hepsi, begenilmeyen kötü seylerdir.
Bunlar Rabb’inin sana bildirdigi hikmetlerdir. Sakin Allah’la beraber bir baska tanri edinme. Yoksa kinanmis ve kovulmus olarak Cehennem’e atilirsin.” (Isra Sûresi, 23-29).
Bu âyetlerdeki ilâhî emirler söylece özetlenebilir:
1) Allah’tan baskasina kulluk etmeyin,
2) Anne-babaya iyi muâmele edin,
3) Hisima,yoksula, yolda kalmisa haklarini verin,
4) Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,
5) Çocuklarinizi öldürmeyin,
6) Zinâya yaklasmayin,
7) Hakli bir sebep olmadikça cana kiymayin,
8) Daha iyiye götürmek amaci disinda yetim malina yaklasmayin,
9) Verdiginiz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,
10) Ölçü ve tartiyi tam yapin,
11) Hakkinda bilginiz olmayan seyin pesine düsmeyin,
12) Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: ,


Yorum Yaz