HZ. HAMZA VE HZ. ÖMER’IN MÜSLÜMAN OLMALARI
a) Hz. Hamza’nin Müslüman Olmasi
Hamza, Peygamberimizin amcalarindandir. Süveybe’den O da emdigi için, Rasûlullah (s.a.s.) ile süt kardestir. Mekke Devri’nin 6′inci (616 M.) yilinda Müslüman olmustur.
Peygamberimiz bir gün “Safâ” tepesinde otururken yanindan Ebû Cehil geçti. Rasûlullah (s.a.s.)’e çirkin sözlerle hakarette bulundu. Peygamberimiz hiç bir karsilik vermedi.
Hamza o gün ava gitmisti. Dönüsünde, bir câriye, olayi Hamza’ya anlatti. Hamza henüz Müslüman olmamisti. Yegenine hakaret edilmesine dayanamadi, silahini çikarmadan, derhal Kureysin toplanti yerine gitti. “Kardesimin ogluna hakaret eden sen misin?” diyerek yayi ile Ebû Cehil’in kafasina vurup yaraladi. Ebû Cehil, “Hamza Müslüman oluverir” korkusu ile ses çikarmadi. Ebû Cehil’den, Peygamberimize yaptigi hakaretin öcünü alan Hamza, Rasûlullah (s.a.s.)’e giderek O’nu teselli etmek istedi. Rasûlullah (s.a.s.)’in ancak imân etmesi ile memnûn olacagini söylemesi üzerine, sehâdet getirip Müslüman oldu.
Hz. Hamza son derece cesûr, kuvvetli, gözünü budaktan sakinmaz bir kisiydi. Kendisinden üç gün sonra da Ömer Müslüman oldu. Bu ikisinin Müslüman olmalariyla, Müslümanlar büyük destek buldular.
b) Hz. Ömer’in Müslüman Olmasi
Hz. Hamza’nin Islâm’i kabûlü, Müslümanlari sevindirmis fakat müsrikleri telaslandirmisti. Kureys ileri gelenleri “Dârü’n-Nedve” de toplandilar. “Bunlar gittikce çogalip kuvvetleniyorlar, çabuk çâresine bakmazsak, ileride önünü alamayacagimiz tehlikeler dogar… Buna kesin çâre bulmalayiz” dediler. Çesitli teklifler ortaya atildi. Ebû Cehil:
“-Muhammed (s.a.s.)’i öldürmekten baska çikar yol yok. Bu isi yapana su kadar deve ve altin verelim,” deyince Ömer ayaga kalkti:
“-Bu isi ancak Hattâb oglu yapar”? dedi. Ömer alkislar arasinda yola çikti. Silahlarini kusanip giderken yolda Abdullah oglu Nuaym’e rastladi. Nuaym:
“-Nereye böyle ya Ömer”? diye sordu. Ömer:
“-Araplar arasina ayrilik sokan Muhammed’in vücûdunu ortadan kaldirmaga”… diye cevâp verdi.
“-Ya Ömer, sen çok zor bir ise kalkismissin. Müslümanlar Muhammed (s.a.s.)’in etrafinda pervane gibi dönüyor, seni O’na yaklastirmazlar. Yapabildigini kabûl etsek, Hâsimogullari seni yasatmazlar”… dedi. Ömer bu sözlere kizdi.
“-Yoksa sen de mi onlardansin”? diye çikisti. Nuaym:
“-Sen benden önce kendi yakinlarina bak. Enisten Saîd ile kiz kardesin Fâtima Müslüman oldular,” dedi.
Ömer buna hiç ihtimâl vermedi. Fakat içine düsen süpheyi gidermek için, yolunu degistirip dogru enistesi Saîd b. Zeyd’in evine vardi. Bu esnâda içeride Kur’ân-i Kerîm okunuyordu. Ömer, kapi önünde okunanlari isitti. Kapiyi kirarcasina vurdu.
Içerdekiler Ömer’i görünce telaslandilar. Ömer’in Islâm’a olan düsmanligini biliyorlardi. Hemen Kur’ân sahifesini sakladilar ve kapiyi açtilar. Ömer:
-”Nedir o okudugunuz sey”? diye bagirdi. Enistesi:
-”Bir sey yok”, diye cevap verdi. Ömer:
-”Isittiklerim dogruymus” diyerek, hiddetle enistesinin üzerine atildi. Araya giren kiz kardesinin, bir tokatla yüzünü kan içinde birakti. Cani yanan kizkardesi Fâtima:
-”Ya Ömer, Allah’tan kork. Ben ve esim Müslüman olduk, bundan gurur duyuyoruz ve senden korkmuyoruz. Öldürsen de dinimizden dönmeyiz”… dedi ve sehâdet getirdi. Yüzü kan içindeki kiz kardesinin bu hâli ve sözleri Ömer’i sarsti, kalbinde bir yumusama basladi, âdeta yaptiklarina pismandi. Oldugu yere oturdu:
-”Hele su okudugunuz seyi getirin, göreyim”, dedi. Kiz kardesi Kur’ân-i Kerîm sahifesini O’na verdi. Bu sahife “Tâ Hâ” veya “Hadîd” Sûresinin ilk âyetleriydi. Ömer büyük bir ilgi ile sahifeyi okumaya basladi.
“Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’i tesbîh ederler. Yegâne galip ve hikmet sahibi olan O’dur. Göklerin ve yerin hükümranligi O’nundur, hem diriltir, hem öldürür. O her seye hakkiyla kâdirdir. O her seyden öncedir. Kendisinden sonra hiç bir seyin kalmayacagi Son’dur, varligi asikârdir, gerçek mâhiyeti insan için gizlidir, O her seyi bilir”… (el- Hadîd Sûresi, 1-3)
Ömer bu âyetleri okuduktan sonra derin bir düsünceye daldi. Allah Kelâmi’nin yüksek mânâ ve fesâhati onun kalbine islemisti. “Göklerde ve yerde olan seyler hepsi Allah’in, bizim putlarimizin bir seyi yok…,” diye düsündü. “Beni Rasûlullah (s.a.s.)’in yanina götürün” dedi O esnada Hz. Peygamber (s.a.s.) Safâ semtinde Erkâm’in evindeydi.
Ömer’in silahli olarak geldigini gören Müslümanlar telaslandilar. Yalnizca, Hz. Hamza:
-Iyilik için gelirse ne âlâ, aksi halde gelecegi varsa, görecegi de var, telâsa gerek yok… dedi. Sagindan ve solundan iki kisi tutarak Rasûlullah (s.a.s.)’in huzuruna götürdüler. Ömer, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in önünde diz çökerek sehâdet getirdi. Orada bulunanlar sevinçlerinden hep birden tekbir getirdiler. Safâ tepesinde yükselen “Allâhü Ekber” sadâsi ile Mekke ufuklarini çinlattilar.
Ömer:
-”Kaç kisiyiz”? diye sordu.
-”Seninle 40 olduk,” dediler. Ömer:
-”O halde ne duruyoruz”? Hemen çikalim, Harem-i Serîf’e gidelim, dedi. Bütün Müslümanlar toplu halde Kâbe’ye gittiler.
Kureys, Dâru’n-Nedve’de sonucu merak içinde beklemekteydi. Müslümanlarin toplu halde Harem-i Serîf’e ilerledigini görünce:
-”Iste Ömer, hepsini önüne katmis getiriyor… ” dediler.
Ömer Kureyslileri görünce:
-”Beni bilen bilsin, bilmeyen ögrensin, Ben Hattab oglu Ömer’im. Iste Müslüman oldum…” dedi ve sehâdet getirdi. Kureysliler saskina döndüler. Her biri bir tarafa savustu.
Müslümanlar ilk defa Harem-i Serîfte saf olup topluca namaz kildilar.
Hamza ve Ömer’in Müslüman olmalariyla, Islâm’in yayilmasi hiz kazandi. Daha önce 6 yilda sayilari ancak 40 kisiye ulasabilmisken bir yil sonra Müslümanlarin sayisi 300′ü geçmis, bunlardan 90 kisi Habesistan’a hicret etmisti.