Mar 14

Çevre Kirliliğine Genel Bakış

Çevre Kirliliği

Her türlü madde ya da enerjinin doğal birikimin çok üstündeki  miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirliliği denir.

İnsan milyonlarca yıl evvel dünya üzerinde yaşamış ve bulunduğu çevreyi de kendi arzusuna göre değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa 20.yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım, sanayiinin gelişmesi ve insanın bir anlık para  kazanma hırsı ile birey çevresini unutmuş ve kirliliğe terk etmiştir.

Kirlenme, kirleticilerin etkilediği ortamın niteliğine göre; hava, su ve toprak kirlenmesi olarak sınıflandırılır.çoğu kirletici, aynı anda birden çok kaynağı etkileyebilir.çevre kirliliği canlılar içinde en çok insanları etkilemektedir.böylece insanoğlu dolaylı yoldan kendine zarar vermiş olur. Çünkü; insan doğaya değil doğa insana sahiptir. İnsan doğaya zarar verince içinde bulunduğu halkaya zarar vermiş olur.

1. Toprak Kirliliği

Toprak kirliliği, bilindiği gibi temizlenmesi en zor,bazense hiç mümkün olmayan tehlikeli bir ortam yaratır. Hayvan dışkısı mezbahalardan ve her türlü ekin biçme etkinliğinden gelen atıklar, toprak kirlenmesinin en önemli kaynağıdır. Bilinçsizce yapılan ilaçlama ve gübreleme, kaliteli ve birinci sınıf toprakların yerleşim ve endüstri için kullanıma açılması, toprak kirliliğini hızlandırmıştır. Pek çok kimyasal madde içeren tarım ilaçlarının (örneğin böcek öldürücüler, ot öldürücüleri, mantar ilaçları) su ve toprak kirlenmesinde önemli payı vardır. Toprağın yapısı bilinmeden yapılan gübreleme ve zararlılara karşı yapılan mücadelede kullanılan tarım ilaçlarının fazlası, bitki ve canlılara zarar verdiği gibi, yağmur suları ile içme ve kullanmayla yer altı su yastıklarına karışmakta hatta denizlere kadar sürüklenerek su kirliliğine neden olmaktadır. Erozyonla çok miktarda tarıma elverişli toprak kaybı söz konusudur. Verimli toprağın yok olmasından dolayı tarımsal üretimdeki düşüş, kalite bozulması, vitamin zincirindeki eksikliklerin yanı sıra erozyonla taşınan topraklar denizlerde ve akarsularda bulanıklık oluşturarak su içi ekolojik dengeyi de etkilemektedir.

Arazinin iyi ağaçlandırılmaması ve ormanların kaçak olarak kesilerek tarım alanı haline getirilmesi erozyona sebep olmakta, bu da dolaylı yoldan su kirliliğini oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra sağlık sorunlarının da ortaya çıkması canlı yaşam için ciddi problemler oluşturmaktadır. Ancak makro ölçeklere bakıldığı zaman, insanların hızlı bir şekilde yüzey şekilleri üzerinde değişikliklere sebep oldukları görülmektedir.

Aşınma sonucu biriken tortular, toprağın bozulmasına yol açan bir başka etmendir.
Endüstri devriminin hızlanması ile bölgeler üzerinde şu değişimler hızla meydana gelmiştir.

• Bitki örtüsünün kalkması
• Arazilerin yanlış kullanıma açılması
• Ararsal yayılmalarının hızlanması
• Erozyonun hızlanması
• Flora ve faunada hızlı değişimler

2-Hava Kirliliği

Hava, dünyayı çepeçevre saran gaz tabakasıdır. Hava canlılar için çok önemli bir gaz karışımıdır. Havanın kirletilmesi ise bütün canlıların yok olması demektir.

Hava kirliliği, havayı oluşturan gaz maddelerinin oranlarının değişmesi ve zehirli gazların aşırı birikmesi olayıdır. Hava kirliliğine yol açan beş temel madde; karbonmonoksit, parçacık halindeki maddeler, kükürt asitleri, hidrokarbonlar ve azot oksitlerdir. Başlıca kirlilik kaynakları; motorlu taşıtların,  enerji santrallerinin, sanayii tesislerinin, konut ısıtma sistemlerinin yakıt artıklarıdır. Ayrıca çöplerin, kömür atıklarının, tarıma elverişli toprak kazanmak amacıyla doğal çevrenin yakılması da benzer sorunlara yol açar. Dünyada nüfusun hızlı bir şekilde artması taşıt ihtiyacını da artırmıştır. Otomobil, uçak, tren, vapur gibi nakliye ve yolculuk vasıtalarından çıkan gazlar, hava kirliliğinde önemli rol oynamaktadır. Evlerden ve fabrika bacalarından çıkan gazlar havayı kirleten faktörler arasındadır. Kentsel bölgelerdeki hava kirliliğine yol açan bir başka önemli madde de kurşundur. Kurşun, sanayii tesislerinden, zararlı canlılarla mücadelede kullanılan kimyasal maddelerden çıkar. Kirleticiler dışında bazı doğal etkenler de hava kirlenmesine yol açar. Güneş ışığındaki morötesi ışınlar hidrokarbonlarla ve azot oksitleriyle birleşerek fotokimyasal sis oluştururlar, ve bu da sıcaklık terselmesi (Özellikle kış günlerinde hava hareketlerinin olmadığı zamanlarda çevredeki soğuk hava çukur alanlara yığılır. Bu durumda, yere yakın kısımlarda hava soğuk, üst kısımlarda ise daha sıcaktır. Bu nedenle genel durumun tersine, yerden yükseldikçe hava sıcaklığı belli bir yüksekliğe kadar artar: İşte bu olaya sıcaklık terselmesi denir. Bu durumda, yere yakın alanlarda yoğunlaşan soğuk hava, bazen bir sis tabakası oluşturarak hava kirliliğinin artmasına sebep olur.) dönemlerinde atmosfer durgunluğuna neden olur.   

Havada kirlenmeye yol açan maddelerin insanlar üzerinde çeşitli etkileri vardır. Havadan solunan karbonmonoksit, kandaki oksijenin yerini alarak, vücuttaki hücrelere taşınan oksijen miktarının azalmasına yol açar. Kükürt oksitleri, solunum borusu ve akciğer dokularını etkileyerek, solunum sisteminde geçici ya da kalıcı rahatsızlıklara yol açabilir. 

Başka pek çok kirletici de, etkileri doğrudan ya da kısa sürede gözlenememesine karşın, halk sağlığı konusundaki kaygıların giderek çoğalmasına neden olmaktadır. 

Ulaşımın ağırlıkla karayolu trafiğine dayandığı Türkiye’de özellikle büyük kentlerde hava kirliliği önemli bir sorun durumundadır. Batı yönü dışında tümüyle dağ ve tepelerle çevrili Ankara, bu konuda çarpıcı bir örnektir. Sık inşa edilmiş binalarla dolu olan, değişik kömür ve akaryakıt türlerinin yakıldığı kentte kışlar büyük bir kirlilik içinde geçer. 

Hava kirlenmesinden kaynaklanan ve 1980’lerin ortalarında gündeme gelen bir başka önemli tehlike de atmosferdeki ozon katmanının (tabakasının) incelmesidir. Havalandırma sistemlerinde, spreylerde, otomobillerde ve buzdolaplarında kullanılan kloroflorokarbon kökenli kimyasal maddelerin yol açtığı delinme, kutup bölgelerinde yoğunlaşmıştır.

 Yeryüzüne ulaşan morötesi ışınların zararlı etkilerini azaltan ozon tabakasının delinmesi, bazı uzmanlara göre 20-30 yıl içinde etkisini gösterecek, yeryüzünde 40 milyon dolayında insanın cilt kanseri olmasına ve yalnızca ABD’de yaklaşık 800 bin kişinin ölümüne yol açacaktır. Bazı uzmanlar bu tahminlerde büyük yanılgı payı olduğunu öne sürmekte ise de, ozon katmanının delinmesinin yeryüzü için büyük bir tehlike oluşturduğu üzerinde herkes aynı düşüncededir. 

3-SU KİRLİLİĞİ 

Doğal olarak kirlenmemiş bir su ortamında bulunan canlılar o su ortamıyla belirli bir denge içindedirler. Dıştan gelen herhangi bir olumsuz etken (bu etken suya karıştırılan bir kirletici olabilir) o ortamdaki doğal dengeyi bozabilir. Toplumun yapısı değişip kentleşme ve endüstrileşme süreci geliştikçe, su kaynaklarının çok yönlü kullanımı artmakta ve karmakarışık bir hal almaktadır. Örneğin toplumların yaşama düzeyi yükseldikçe kişi başına kullanılan su miktarı arttığı gibi, teknolojik gelişmeye bağlı olarak etkileri henüz bilinmeyen pek çok kirletici de sulara karışmaktadır. Bunun sonucunda su kaynaklarının sulama, su ürünleri, dinlenme, spor gibi amaçlarla  kullanılabilirliği azalmaktadır. 

Su kirliliği ayrıca, göllerin yaşlanmasına ve kurumasına yol açan ötrafikasyonu hızlandırır. Böylece suyun çeşitli amaçlarla insanlar tarafından kullanılması da kısıtlanmış olur. Sanayii atıklarının, böcek ilaçlarının ve öteki zehirli madde atıklarının, sudaki çözünmüş oksijeni tüketmesi, balıkların kitle halinde ölümüne neden olur. 

Tarım ilaçları, böcek öldürücüler ve kimyasal gübreler de su kirlenmesinde önemli rol oynarlar. Bu tarım atıklarının etkileri, kentler ile kentlerin çevresinde yoğunlaşmış yerleşim birimlerinin atıkları kadar büyük boyutlarda olmamasına  karşın önemli kirleticilerdir. 
Evlerden, ticaret ve sanayii kuruluşlarından kaynaklanan kanalizasyon atıkları su kirlenmesine yol açan başlıca etkenlerdendir. 

Sudan yararlanan sanayii kuruluşları da bir dizi değişik etkisi olan kirleticilerin sulara karışmasına yol açar.  Sanayileşmenin hızla ilerlemesiyle, sanayii atıkları, kanalizasyon atıklarını birkaç kat aşmıştır. Su kirliliğinde en önemli oynayan sanayii dalları, kağıt, kimya, petrol ve demir-çeliktir. Enerji santralleri de büyük miktarda atık ısının sulara karışmasına neden olur. Plastik üretiminde kullanılan maddeler, insan, hayvan ve bitki yaşamı için büyük tehlike oluşturmaktadır. 

Türkiye’de Marmara Denizi, Haliç, İzmir ve İzmit Körfezleri, Burdur Gölü su kirliliğinin en yoğun olduğu bölgelerdir.  Ama yoğun turizm etkileri ve enerji santrallerinin yapımı Akdeniz kıyılarını da tehdit etmektedir. 

Su kirliliğine sebep olan bir başka etken de atık ısıdır. Isıl kirlenme, biyolojik ve kimyasal tepkimeleri hızlandırır ve çözünmüş oksijen miktarının hızla azalmasına yol açar. Su sıcaklığı balıkların yaşamasına olanak vermeyecek düzeye yükselebilir. Bu durum, zararlı alglerin gelişmesine de ortam hazırlayarak, besleyici madde atıkları, deterjan, kimyasal gübre ve insan atıkları gibi kirleticilerin etkisini çoğaltır. Sonuçta, atık ısı, göllerdeki ötrafikasyonu hızlandırır. 

Su kirliliğine yol açan etkenleri, kısaca şöyle sıralayabiliriz.: 
1- Tarımsal faaliyetlerin sonucu
2- Toprak erozyonundan, (doğal kayma ve yapay olgular sonucu)
3- Bitkilerin çürümesinden kaynaklanan kirlenmeler
4- Hayvansal atıklar
5- Tarımsal mücadele ilaçlarından kaynaklanan kirlenme
6- Endüstriden kaynaklanan kirlenme
7- Kimyasal kirlilikler
8- Fizyolojik kirlilikler
9- Biyolojik kirlilikler
10- Atmosferik kirlilikler
11- Zehirli varil veya tehlikeli atıkların gizli gizli gömülmesi veya atılmasından kaynaklanan kirlenmeler. 
12- Yerleşim alanlarından gelen kirlenmeler
13- Rüzgarın etkisiyle taşınanlar
14- Endüstri ve evsel atıklar.
Hava kirliliği

Canlı metabolizmasına zararlı bir çok gazın havaya karışması şeklinde tanımlayabileceğimiz ’hava kirliliği ‘ günümüzde tüm insanlığın ve özellikle de büyük yerleşim merkezlerinin ciddi bir problemidir.Aslında bu problemin nereden ve ne zaman çıktığını söylemek oldukça zor. Belki de insan oğlunun ateşi bulma tarihini hava kirliliği için başlangıç olarak almak en doğrusu. Ama ,kentlerin havasını ilk siyah bulutların kapladığı nefes almanın zorlaştığı,toplu ölümlerin olduğu tarih,endüstri devriminin başladığı yıllardır.  

 Endüstrileşme ve teknolojik gelişmeler hava kirliliğine artan bir etkide bulunmuştur. Otomobillerin üretiminin artması ve bunlarda petrolün kullanımı,fabrika bacaları ve kimyasal madde üreten imalathanelerin artması hava kirliliğine ayrıca katkıda bulunmuştur.

Ama bunlar hep günümüzde gelişmişliğin göstergesi kabul edilmektedir. Peki havayı kirleten bu maddeler nelerdir ve nasıl oluşurlar? 

Hava kirliliğinin büyük bölümü yanma reaksiyonlarından kaynaklanır. Karbon ve hidrojen moleküllerini içeren petrol ürünleri yakıldığında karbondioksit ve su oluşur.

Ama ‘tam yanma’ gerçekleşmediğinde karbonmonoksit gibi insan sağlığı için çok tehlikeli ve bazende öldürücü gazlar üretilir.örneğin,arabaların motorları karbonmonoksit üretirler.

Hava kirliliğine CO’nun %52, SO2’nin %18, Hidrokarbonların %12 ,NO2’nin %6 ve diğer parçacıkların %12 oranında katkıları vardır. Şimdi bu gazların kaynaklarına ve etkilerine kısaca bir göz atalım.

                                         KARBONMONOKSİT(CO

Karbonun oksijenle birlikte yanmasıyla açığa çıkan bir gazdır. Oksijenin yetersiz olduğu yanma reaksiyonlarında karbon monoksit oluşur.

C(k) +1/2 O2(g)                      CO(g)

Yanma reaksiyonlarında yeterli oksijen varsa karbon monoksit yerine karbondioksit oluşur.

C(k) + O2(g)                    CO2(g)

Karbon monoksit çok zehirli bir gazdır .Yetişkin bir insan,yarım saat boyunca,%1 oranında karbonmonoksit içeren bir odada kapalı kalırsa kısa sürede yaşamını yitirir.  

        HİDROKARBONLAR

Karbon ve hidrojen atomları içeren maddelerdir. Petrolde ,doğal gazda ve fosilleşmiş karbonda bulunur. Hidrokarbon kirlenmesinde birinci dereceden sorumlu trafiğe çıkan otomobillerdir. Ayrıca kaloriferler,rafineriler ve sigara dumanında hidrokarbon kirlenmesinde önemli rol oynar. Bunların en tehlikeli özelliği ise kanserojen etkisidir.  

     SÜLFÜR OKSİTLER (SOx)

En kirletici ve en çok bulunanları SO2 ve SO3’tür. Havadan ağır olan bu iki gaz kolaylıkla suda çözünür aside dönüşebilir.

SO2 + H2O                H2SO3  (SÜLFÜROZ ASİTİ)

SO3 +H2O                 H2SO4 (Sülfirik asit)

Bu asitler,havada yoğunlaşıp asit yağmuru olarak yeryüzüne döner. Bu gazların havaya yayılmasında petrol rafinerileri,termoelektrik santralleri ve demir eritme tesisleri son derece sorumludur. Organizmanın bazı salgılarıyla temas ettiğinde kükürt asite dönüşür ve kronik bronşite yol açar.

                      AZOT OKSİTLER(NOx)

Atmosferde en çok bulunan şekli NO ve NO2 dir. Ateşlemeli motorlarda yüksek

ısıda azotun oksijenle birlikte yanmasından oluşan gazlardır.Yüksek ısılarda şimşek çakması sırasında havada kendiliğinden de oluşabilir.

 N2 +O2                    2NO

Havadaki oranı,büyük ölçüde o bölgedeki araba,termoelektrik santrali ve petrol rafinerisi sayısıyla paralellik gösterir. Boğaz ve bronş tahribatlarına yol  açar.

NO hava ile temas ettiğinde hemen yükseltgenerek NO2  ye dönüşür. NO2 rahatlıkla suda çözünüp asit çözeltisi oluşturabilir.

NO(g) +1/2O2(g)                  NO2(g)

2NO2 + H2O                       HNO3 + HNO2  

KURŞUN(Pb)

Ateşleyici olarak benzinin içinde bulunan bir metaldir.Emaye ve cam üretiminde de kullanılır Eğer herhangi bir şekilde kurşun organizmaya girerse,metabolizma tarafından yok edilemez. Sonunda kana karışan kurşun,beyin ve sinir sistemlerini tahrip eder.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , ,


Yorum Yaz