<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ders Yerimiz... &#187; Spor Bilgileri</title>
	<atom:link href="http://www.dersyerimiz.com/index.php/category/spor/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dersyerimiz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Nov 2010 19:48:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.3</generator>
		<item>
		<title>Ünlü Türk Basketbolcular &#8211;  Hidayet Türkoğlu ve hayatı</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/unlu-turk-basketbolcular-hidayet-turkoglu-ve-hayati.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/unlu-turk-basketbolcular-hidayet-turkoglu-ve-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 14:35:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[türk basketbolcular]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü basketbolcular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1976</guid>
		<description><![CDATA[Hidayet Türkoğlu, 1979 doğumlu Türk basketbolcu. &#8216;Hedo&#8217; lakabıyla çağırılan Türkoğlu, NBA’de oynayan ilk Türkiye doğumlu basketbol oyuncusu olma özelliğine sahip. Sacremento Kings ve San Antonio Spurs’de forma giyen Türkoğlu, 2004-2005 sezonundan beri Orlando Magic’de oynuyor. Hidayet Türkoğlu, 19 mart 1979’da İstanbul’da dünyaya geldi. 10 yaşında basketbol oynamaya başlayan Türkoğlu, 1995-1996 sezonunda 16 yaşındayken Efes Pilsen’de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hidayet Türkoğlu,</strong> 1979 doğumlu Türk basketbolcu. &#8216;Hedo&#8217; lakabıyla çağırılan Türkoğlu, NBA’de oynayan ilk Türkiye doğumlu basketbol oyuncusu olma özelliğine sahip. Sacremento Kings ve San Antonio Spurs’de forma giyen Türkoğlu, 2004-2005 sezonundan beri Orlando Magic’de oynuyor.<span id="more-1976"></span></p>
<p>Hidayet Türkoğlu, 19 mart 1979’da İstanbul’da dünyaya geldi. 10 yaşında basketbol oynamaya başlayan Türkoğlu, 1995-1996 sezonunda 16 yaşındayken Efes Pilsen’de oynamaya başladı. 2.08 m. boyu, ince ve atletik yapısıyla dikkat çeken Türkoğlu, 1998’de Efes Pilsen Takımı’yla 8 milyon dolara 9 yıllık anlaşma imzaladı.</p>
<p>Çevik ve çok yönlü oyunculuğuyla Milli Takım’da da yer almaya başlayan Türkoğlu, ilk yıllarından itibaren Türk basketbolunun gelecekteki en büyük yıldız adaylarından biri kabul edildi. 1996 yılında kadrosunda oynadığı Efes Pilsen ile Koraç Kupası’nda İtalyan Milano takımını 2 maçlık seri sonunda 1 sayılık fark ile yenip şampiyon oldu (Koraç Kupası, 1972-2002 yılları arasında yapıldı). A Milli Basketbol Takımı’yla 1997 Avrupa Gençler Şampiyonası’na ve 1998 Dünya Gençler Şampiyonası’na katıldı.</p>
<p>Türkoğlu, Efes Pilsen’de 1997-1998 sezonunda 5.3 sayı ve 3.8 ribaund ortalamasıyla oynadı ve Türkiye Kupası’nı kazanan kadroda yer aldı. Uzun kolları, yükseğe sıçrama yeteneği ve iyi şut yüzdesiyle, şutör gard pozisyonunda oynayan Türkoğlu, oyunu iyi okuyuşu, boyuna göre çok iyi top sürme yeteneğinin oluşu ve yüksek üç sayılık yüzdesiyle de tanındı.</p>
<p>1999’da 20 yaşındayken katıldığı olimpiyat eleme maçlarında da göze çarptı ve 2000 Avrupa Ligi final-four maçlarında en iyi ilk beşe seçildi. Türkiye Profosyonel Liginde 8.3 sayı, 3.9 ribound ve 1.6 asist ortalamasıyla 87 maçta oynadı. Efes Pilsen’deki 4 sezonu boyunca toplamda oynadığı 50 Euro Lig maçında 8.4 sayı, 3.5 ribound ve 1.7 asist ortalaması elde eden Türkoğlu ve 2000 Euro Lig’de Final Four’a kalarak oynadıkları 22 maçta 13.6 sayı, 4.6 ribound ve 2.7 asist ortalamasıyla oynadı.</p>
<p>Favori oyuncuları Kobe Bryant, Grant Hill, Scottie Pippen, Allan Houston ve Latrell Sprewell olan Türkoğlu, Efes Pilsen’de geçirdiği 5 sezonun ardından, haziran 2000’de yapılan NBA seçmelerinde en iyi yabancılar arasına girdi ve Sacramento Kings tarafından 16. sıradan seçildi.</p>
<p>Böylece Sacremento Kings takımıyla 2000-2001 sezonununa başlayan Türkoğlu, Chicago Bulls ile ekim ayı sonunda yapılan sezonun ilk maçını kenardan izledi. İlk kez Cleveland Cavaliers maçında forma giyen Türkoğlu, Sacremento’nun 102-100 yenildiği maçta, 5 dakika süre aldı ve 3 sayı kaydetti. Takip eden maçlarda da kısa kısa dakikalar almaya devam etti ve bir sonraki 100-71 kazandıkları Chicago Bulls maçında 3 ribaund, 1 asist, 2 top çalma ve 4 sayılık performansıyla 19 dakika boyunca sahada kaldı. Arkadan gelen Seattle Supersonics, Houston Rockets, Phoenix Suns ve San Antonio Spurs maçlarında da benzer performansını sürdüren Türkoğlu, Houston Rockets&#8217;la oynadıkları, sezonun 17. maçında 4 ribaund, 1 asist, 3 blok ve 16 sayıyla 37 dakika sahada kaldı. Sonraki maçlarda ilk beşte yer almaya başlayan Türkoğlu, sezon sonunda çaylaklar arasında 17. sırada yer aldı ve NBC kanalı tarafından sezonun en iyi beş çaylağından biri olarak gösterildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/unlu-turk-basketbolcular-hidayet-turkoglu-ve-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>30</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ünlü Türk Basketbolcular &#8211; Mehmet Okur ve hayatı</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/unlu-turk-basketbolcular-mehmet-okur-ve-hayati.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/unlu-turk-basketbolcular-mehmet-okur-ve-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 14:33:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet okur]]></category>
		<category><![CDATA[türk basketbolcular]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü basketbolcular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1974</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet Okur (doğum 26 Mayıs 1979 Yalova) Türk Milli Basketbol Takımı ve NBA takımı Utah Jazz oyuncusu. Mehmet Okur, basketbola Bursa&#8217;da Oyak Renault altyapısında başladı. Çocukluk yıllarında uzun süre kaleci olarak futbol oynadı. Ancak basketbol yeteneği çok geç kabul edilecek yaşta keşfedildi ve 14 yaşında basketbola başladı. Basketbola bu yaşta başlamış olmasına karşın boyu ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mehmet Okur</strong> (doğum 26 Mayıs 1979 Yalova) Türk Milli Basketbol Takımı ve NBA takımı Utah Jazz oyuncusu.</p>
<p>Mehmet Okur, basketbola Bursa&#8217;da Oyak Renault altyapısında başladı. Çocukluk yıllarında uzun süre kaleci olarak futbol oynadı. Ancak basketbol yeteneği çok geç kabul edilecek yaşta keşfedildi ve 14 yaşında basketbola başladı. Basketbola bu yaşta başlamış olmasına karşın boyu ve yeteneği ile kısa sürede kendini gösterdi. <span id="more-1974"></span>Bunun yanında genel olarak 1979 doğumlu oyunculardan oluşan bir nesil üzerinde basketbol federasyonunun yoğun çalışması ile Nihat İziç Mehmet Okur&#8217;u geliştirme için özel olarak ilgilenildi.</p>
<p>Ancak Mehmet Okur kendini geliştirdikçe takımı Oyak Renault kötü sezonlar geçiriyordu ve 2. lige düştü. O sezon 2. ligde son derece başarılı performansıyla 1996-97 sezonunda 17 yaşında iken takımının tekrar 1. lige çıkmasında büyük fayda sağladı. Bu sezon aynı zamanda Mehmet Okur’un Oyak Renault Yıldız Takımı’nı, Türkiye Şampiyonası’nda Efes Pilsen ve Tuborg’un ardından 3.’lüğe taşıdığı sezondu. 1997/1998 sezonu Mehmet Okur’un 1. Lig’de oynadığı ilk sezondu. Basketbol oynamaya sadece 4 yıl önce başlamış 18 yaşındaki bir çocuk için oldukça iyi bir performans sergileyen Mehmet o sezon aldığı kısıtlı dakikalarda 4.4 sayı ve 3.3 ribaund ortalamaları ile oynadı.</p>
<p>Bir sonraki sezon Türkiye Ligi için son derece üstün bir takım kuran ve Avrupa Ligleri&#8217;nden bir çok önemli oyuncuyu transfer eden diğer Bursa takımı Tofaş&#8217;a transfer oldu. Rashard Griffith ve Asım Pars gibi iki önemli uzun oyuncu arkasında çok da oynama şansı bulamasa da verilen her görevi eksiksiz yaptı. Bir sonraki sezon olan 1999/2000 sezonunda da Tofaş yüksek bütçelerle kurduğu derin kadro ile Türkiye Ligi&#8217;nde son derece başarılı oldu ve Türkiye Ligi&#8217;ni şampiyon olarak bitirdi. Ancak Avrupa Kupalarında alınan başarısız sonuçlar onun Tofaş&#8217;a transfer olmasına sebep olan Jasmin Repesa&#8217;nın istifa etmesine yol açtı ve yerini genç yardımcı antrenör Tolga Öngören aldı. Yeni antrenörü Mehmet Okur üzerinde özellikle yoğunlaştı, sezon ilerledikçe bu geniş kadroda kendine yer buldu ve sezonu özellikle de playofflardaki üstün performansı ile 6.7 sayı ve 5.3 ribaund ortalamaları ile tamamladı.</p>
<p>Tam Mehmet Okur kendini Türkiye Liglerinde gösterdiği bu sezon sonunda Tofaş şok bir kararla basketbol yatırımlarını durdurdu ve takımı 1. ligden çekti. Bunun üzerine Mehmet Okur, Efes Pilsen ile 1 yıllık kontrat imzaladı. Efes Pilsen o sezon Final Four oynadı ve Avrupa üçüncüsü olarak sezonu kapadı. Yaz döneminde son bir kaç sene yaptığı gibi NBA kamplarına katıldı ve burada Detroit Pistons takımı tarafından 2001 NBA Draft&#8217;ında 38. sıradan seçildi. Ancak o sezon NBA &#8216;a gitmedi ve bir sezon daha Efes Pilsen&#8217;de oynayarak kendini geliştirmek ve bir sonraki sezon Detroit&#8217;e gitme kararı aldı.</p>
<p>O sezon gerek yazın Türkiye&#8217;de oynanan ve Türk Milli Takımı&#8217;nın final oynadığı Avrupa Basketbol Şampiyonası&#8217;nda gerekse Efes Pilsen&#8217;deki son sezonunda son derece başarılı bir dönem geçirdi ve kendini her gün geliştirdi. Türkiye Ligi&#8217;ndeki son sezonunda Türkiye Kupası’nı ve Lig Şampiyonluğunu kazandılar ve Mehmet Okur 13.5 sayı &#8211; 8.5 ribaund &#8211; 1.5 asist ve 1.0 top çalma ortalamalarına ulaştı. Euroleague’de ise 12.1 sayı-6.6 ribaund ve 1.1 blok ortalamalarıyla oynadı.</p>
<p>2002 yılında Detroit Pistons ile kontrat imzaladı ve NBA kariyeri başladı. İlk sezonunda 72 maçta görev yaptı; 9 maça ilk beşte başladı; maç başına 6.9 sayı-4.7 ribaund-1.0 asist üretti ve takımıyla birlikte Doğu Konferansı Finalleri’nde mücadele etti. İkinci sezonunda takımın en önemli oyuncularından biri oldu ve Detroit&#8217;in çok geniş ve kaliteli kadrosuna rağmen önemli katkılar sağladı. Bu sezonu Detroit Pistons ile NBA Şampiyonu olarak tamamladı ve dünya şampiyonluğu ünvanına ulaşan ilk Türk oyuncu oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/unlu-turk-basketbolcular-mehmet-okur-ve-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ünlü Türk Basketbolcular &#8211; Orhun Ene ve hayatı</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/unlu-turk-basketbolcular-orhun-ene-ve-hayati.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/unlu-turk-basketbolcular-orhun-ene-ve-hayati.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 14:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[orhun ene]]></category>
		<category><![CDATA[türk basketbolcular]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü basketbolcular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1972</guid>
		<description><![CDATA[Orhun Ene (doğum; 1967 Erzurum) Türk milli takımında da uzun süre oyun kurucu (guard) pozisyonunda görev yapmış basketbolcu. Eski milli basketbolcu Zeynepgül Onay Ene ile evlidir. 2 oğlu vardır. Büyük oğlu Yiğit Ene 11, küçük oğlu Denizhan Ene 7 yaşındadır. 1,87 boyundaki Orhun Ene, sırasıyla Ortaköy, Eczacıbaşı, Paşabahçe, Fenerbahçe takımlarında guard pozisyonunda başarılı maçlar çıkardı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Orhun Ene</strong> (doğum; 1967 Erzurum) Türk milli takımında da uzun süre oyun kurucu (guard) pozisyonunda görev yapmış basketbolcu. Eski milli basketbolcu Zeynepgül Onay Ene ile evlidir. 2 oğlu vardır. Büyük oğlu Yiğit Ene 11, küçük oğlu Denizhan Ene 7 yaşındadır.<span id="more-1972"></span></p>
<p>1,87 boyundaki Orhun Ene, sırasıyla Ortaköy, Eczacıbaşı, Paşabahçe, Fenerbahçe takımlarında guard pozisyonunda başarılı maçlar çıkardı. 1993 yılında Ülkerspor&#8217;a transfer oldu. Dört sezon boyunca Ülkerspor ile Avrupa Ligi&#8217;nde önemli görevler aldı. 1997&#8242;de Galatasaray&#8217;a geçti. Burada yaşanan bazı huzursuzluklar sonucunda üçüncü sezonu olan 2000 yılında basketbolu bıraktığını söyledi. Fakat daha sonra basketbola döndü ve 2001 yılı başında İTÜ ile anlaştı. 2003 yılına kadar İTÜ takımıyla oynadı.</p>
<p>1988 ve 1989&#8242;da Eczacıbaşı, 1995&#8242;te Ülkerspor ile üç kez lig şampiyonluğu sevinci yaşadı. 1990 ve 1992&#8242;de Paşabahçe, 1993&#8242;te Fenerbahçe, 1994 ve 1996&#8242;da ise Ülker formasıyla play off finali oynadı.</p>
<p>Orhun Ene, 202 kez milli formayı giydi. 1993, 1995, 1997, 2001 yıllarında Avrupa Basketbol Şampiyonası&#8217;nda Türk Milli Takımı&#8217;nın oyun kurucusu olarak görev yaptı.</p>
<p>Halen A milli takımda assistan,Genç milli takımda head coach ve Antalya Büyükşehir Belediyesi takımında da head coach olarak görev yapmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/unlu-turk-basketbolcular-orhun-ene-ve-hayati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atçılık &#8211; Binicilik</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/atcilik-binicilik.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/atcilik-binicilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 14:53:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1650</guid>
		<description><![CDATA[Atçılık-Binicilik Günümüzde de olduğu gibi,ulusal ve Türk Tarihinin her döneminde “At Murattır” sözcüklerine bağlı kalınarak,her Türk ata karşı sevgi,güven,ilgi duymuş ve onu kendisinden bir parça kabul etmiş,ona kutsallık tanımış,saygınlık kazandırmış,sanatında,edebiyatında,müziğinde eşsiz bir yer vermiştir. Nazmi Sevgen;”Türklerde at ve atçılık” adlı kitabında 1937 yılında Ankara da toplanan tarih kurultayında Avusturya lı tarih bilimcisi Hoopers atın ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atçılık-Binicilik</strong></p>
<p>Günümüzde de olduğu gibi,ulusal ve Türk Tarihinin her döneminde “At Murattır” sözcüklerine bağlı kalınarak,her Türk ata karşı sevgi,güven,ilgi duymuş ve onu kendisinden bir parça kabul etmiş,ona kutsallık tanımış,saygınlık kazandırmış,sanatında,edebiyatında,müziğinde eşsiz bir yer vermiştir.</p>
<p>Nazmi Sevgen;”Türklerde at ve atçılık” adlı kitabında 1937 yılında Ankara da toplanan tarih kurultayında Avusturya lı tarih bilimcisi Hoopers atın ilk evcilleştirme hareketinin İç Asya da Türkler tarafından yapıldığını, Macar tarihçisi Allfoldin de,bu konudaki ilklerin Altay Türklerine ait olduğunu öne sürmüştür.<span id="more-1650"></span>Alman tarih bilimcisi Portriatz ise “Eski çağlarda at” adlı eserinde atın M.Ö.6000 dolaylarında Türkler tarafından evcilleştirildiğini iddia etmiş ve iddiası için bazı bulguları kesin kanıt göstermiştir.</p>
<p>Yaklaşık olarak M.Ö.4000 yılları dolaylarında Türkler tarafından bir çekim hayvanı olarak arabalara koşulan at,askeri amaçlarla savaş sınıfı oluşmasına sonuç olarak ta Asya’nın ve öteki kıtaların tarihi ve siyasal yaşamının oluşum ve değişiminde etkinlik kazanmıştır.Türkler onunla uzaklıkları enmişler,derisinden giysi ve ayakkabı yapmışlar,lezzetli buldukları tayının etini yemişler,kısrakların sütünden mayalanma ile sağlanan “Kımız” adı verilen ve keyiflendirici içkiyi yapmışlardır.Ayrıca yele ve kuyruklarını da değerlendirmişlerdir.kemiğinden kaymak için araç,kıllarından ağ,gözleri güneş ışığından koruyan bir tür gözlük örmüşlerdir.</p>
<p>Eski Türklerde at kültürü ile ilgili çeşitli bulgular bir belge olarak,bu gün çeşitli ülkelerin müzelerine değer katmaktadır.Yenisey yörelerinde eski Türkler tarafından,kayalar üzerine yapılmış at resimleri ve çok eski dönemlere ait,Türk mezarından çıkan eşyaların üzerinde süsleme sanatı olarak at figürleri kullanıldığı görülmektedir.Eski Türk destanlarında ve efsanelerinde at baş tacı dır,ayrı bir yeri vardır.Oğuz destanı atla başlar.Dede Korkut ta ,Bamsı Beyrek öyküsünde atla kardeşleşmiştir.</p>
<p>Eski Türklerin ilkel atları yakalayabilmek için Türlü yöntemler kullandıkları,kitabelerde yazılıdır.Karluk han buzullar içinden ünlü bir atı alıp çıkardığı için ad almıştır.Eski Türklerdeki ”Türk atsız,kuş kanatsız” sözü çok şey anlatır.</p>
<p>Tüm tarihi kaynaklar,atın vatanı olarak orta Asya bölgesini göstermektedir.Kırgız stepleri ile Gobi havalisinin atın vatanı olduğu konusunda görüş ve kanıt birliği vardır.Eski Türklerin “Yılkı” adını verdikleri at sürülerinin,ırk ve evcilleştirilmeleri ile ilgili bilgiler çok geniştir.</p>
<p>Atsız Türkler sosyal yaşamda hor görülürdü,fakirlik nedeni ile ata sahip olamayanlar çalmak zorunda idi.Eski Türkler sadece at çalmayı olağan saymışlardır.Zira bu bir beceri olarak kabul ediliyor ve atını çaldıran kişi için bu hareket onur kırıcı olarak değerlendiriliyordu bu nedenle kabileler arasında sık sık çatışma çıkıyordu.<br />
Çalınan atları belirlemek amacıyla atları özel damgalama yöntemleri uygulanıyordu.Damga yerine bazı kabileler atın kulaklarına özel işaretler işlemeyi yeğlerlerdi.kabile sembolleri olarak benimsenen biçimler mezar taşlarında da görülür.<br />
Eski Türklerde at yarışları ile eş seçiminde de kullanılıyordu.<br />
Bu yarışlar iki türlü oluyordu birisinde atlı kızlar bir grup halinde yarışa başlıyorlar ve arkalarından atlarını grup halinde koşturan erkekler içlerinden birini yakalayıp atlarının terkilerine alıyorlardı.Daha sonra eş olarak seçtikleri bu kızlarla evleniyorlardı.<br />
Diğer türlü ise eğer kızın isteyeni çok olursa yarışa kız tek başına başlıyor,daha sonra ardından atlarını koşturan erkek grubundan kim kızı yakalarsa o evlenme hakkını elde ediyordu.</p>
<p>Eski Türklerde görülen atla bütünleşme&#8221;, Osmanlı Türklerinde de sürmüştür. At, Osmanlı,Türklerinde onur, saygı ve sevgi unsuru olarak kabul edilen bir yoldaş olmuştur. Bunlarla başarıdan başarıya koşmuşlar; üç kıta üzerinde egemenliklerini sürdürmüşlerdir.</p>
<p>Anadolu Selçuklularında 100 bin süvariden oluşan bir ordu bulunuyordu. Osmanlı imparatorluğunda ise, 16.yüzyılda bu sayı 250 bine yaklaştı. Edirne, Filike. Selánik. Amasya, Yozgat, Merzifon, Eskişehir (çifteler çiftiği), Malatya (Sultan suyu), Veziriye, Adana (Cukurova)&#8217;daki hayvan ocaklarında, at yetiştiricilik düzeltilmesi için sürekli çalışmalar yapılıyordu. Ancak, Osmanlı imparatorluğunun gerileme ve özellikle çöküş döneminde at yetiştiriciliği ve ırk düzenlenme çalışmaları öneminì tamamen yitirmiş, sürekli savaşlar nedeniyle ülke atçılığı adeta çökmüştür.</p>
<p>Yaşama sevincini, atıyla paylaşan, onunla mutlu olan ve hattâ onunla birlikte gömülen at, Türk&#8217;ün kalbinde, ağıtlarında ,edebiyatında. türkülerinde, atasözlerinde benzersiz bir yer almıştır. Osmanlıların genişleme döneminde, Giritlilerin bir sözü çok yaygındı: &#8220;Adaya önce Türk&#8217;ün atı, sonra kendisi ayak basacak.&#8221; Gerçekten de öyle olmuştur. Aşık Paşa tarihinde, Osmanlı Padişahlarından Orhan Beyin, atlarını nalbanda kendisinin götürdüğü anlatılır. Bu hareket, Türklerde, en büyüğünden en küçüğüne kadar, ata gösterilen ilgi ve sevgiyi yansıtır. öyle ki, at sahiplerinden atlar için vergi alınmazdı.</p>
<p>Emrullah Efendi &#8220;&#8216;Memalik-i şahane&#8221;de, at vergisi asla vaz&#8217;edilmediği cihetle, bizde at vergisinden bahse mahal yoktur demektedir. Osmanlı Türk illerinde atlar, görevlerine göre şöyle adlandırılırdı: önemli haber götüren süvarilerin bindikleri dayanıklı &#8220;Ilgar atı&#8221;, posta süvarilerinin bindiği &#8220;Menzil atı&#8221;, akıncı ve süvarilerin bindikleri &#8220;Cenk atı&#8221;, yarışlara katılanlara &#8220;Koşu atı&#8221;, süvarilerin yedeklerinde bulundurdukları &#8220;Yedek atı&#8221;, yük taşıyan &#8220;Semer atı&#8221;, damızlık olarak yararlanılan &#8220;Aşı atı&#8221;, törenlerde komutan ve subayların bindikleri &#8220;Alay atı&#8221;, arabalar koşulanlara &#8220;Araba atı&#8221; ve avlarda kullanılanlara &#8220;Av atı.&#8221; Osmanlılarda, eğer, murassa ve sorguçlu başlıklar, altın ve gümüş üzengiler, gemler, at koşum takımları, saray arabalarının koşum takımları birer sanat eseri idi.<br />
Sultan Abdülaziz dönemi sonrasında ülkedeki at kalitesi değerini gittikçe yitirirken, tersine olarak at yarışları da daha düzenlilik kazanmıştır. Ancak, ilk düzenli at yarışları l9ncu yüzyılın son yılarında belirginleşir. Sultan Abdülaziz döneminde Kağıthane&#8217;de, &#8220;Kağıthane Yarışları&#8221; adı altında bir süre at yarışları düzenlenmiştir. Bunlar bir tür ilkel yarışçılık düzenlemeleri olmuştur. Zira pist gelişigüzel düzenlenmiş bir güzergah biçimindedir. Sonraki yıllarda ünlü mirasyedilerden Veli efendizade, bugün Veli efendi Tesislerinin bulunduğu yerde, birkaç arkadaşı ile birlikte sistemsiz olarak düz bir toprak üzerinde at yarışları yaptırdıkları görülür. Bu yarışlara ilgi duyanların sayısı 15-20 kadardı. öte yandan yine aynı yıllarda Manisa&#8217;da Bekir Ağa&#8217;nın bireysel çabalarıyla, düzensiz bazı yarışlar yapılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/atcilik-binicilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cirit sporu</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/cirit-sporu.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/cirit-sporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 14:52:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1648</guid>
		<description><![CDATA[Cirit Cirit; Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir Ata sporudur. Türkler bu Atlı oyunu Orta Asya dan günümüze taşımışlardır. 16. yüzyılda bir savaş oyunu olarak kabul edilmişti. 19. yüzyılda Osmanlı ülkesi ve sarayının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu. Cirit aynı zamanda tehlikeli bir oyun olması sebebi ile 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasaklanmıştır. Daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cirit</strong></p>
<p>Cirit; Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir Ata sporudur.</p>
<p>Türkler bu Atlı oyunu Orta Asya dan günümüze taşımışlardır. 16. yüzyılda bir savaş oyunu olarak kabul edilmişti. 19. yüzyılda Osmanlı ülkesi ve sarayının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu. Cirit aynı zamanda tehlikeli bir oyun olması sebebi ile 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasaklanmıştır. Daha sonraları tekrar popüler bir gösteri oyunu olarak yaygınlaştı. <span id="more-1648"></span></p>
<p>Tarihin eski çağlarında insan topluluklarının ulaşım ve savaş vasıtalarından olan at sürüler halinde beslenmiş,günün şartlarına göre eğitilmiş savaş zamanlarında savaş vasıtası,sulh zamanlarında da spor ve eğlence vasıtası olmuştur. Savaşı spor haline getiren,sporu en güzel eğitim aracı bilen Türk kahramanlarının çağlar boyu kazandıkları zaferlerde canları kadar aziz bildikleri atlarının büyük hissesi vardır. Bunun için atlı cirit,Türklerin en eski milli sporlarından olup,canlılardan yapma ve konuşma özelliği olan insanla taşıma ve his gücü olan atın ve cansız 110 cm’ lik cirit sopasının en güzel uyum sağladığı insanla aklın bütünleştiği eski savaş kurallarının uygulandığı bir oyundur. Atlı ciritte erlik yaşar, mertlik yaşar, sportmenlik yaşar ama her şeyden önce bir tarih yaşar.</p>
<p>Atalarımız barış zamanlarında at ve askerlerini zinde ve kuvvetli tutabilmek için atlı cirit sporunu tesis etmiş, insanları ruh ve bedenen eğiterek yarınlara hazırlamışlardır.Atlı ciritte hiçbir spor müsabakasında bulunmayan rakibi bağışlama ,affetme şeklinde bir davranış vardır. Hasmının önünü kesip,ona ciritle vurma imkanı varken vurmayıp bağışlayan sporcu puan kazanmaktadır.Vurma imkanı yüzde yüz mevcut iken,o anda zayıf düsene vurmayı zul kabul ederek bağışlama yolunun seçilmesi, Bu yönüyle spor ve erdemin birlikte anıldığı asil bir yapıya sahiptir.</p>
<p>Cirit oyunu kendisi de iyi bir oyuncu olan II. Mahmut&#8217;un Tanzimat tan sonra bu oyunu bütün ülkede yasaklamasına değin İstanbul hayatının renkli bir parçasıydı. Başlıca oyun alanı tabiî ki Atmeydanıydı. Burada her zaman cirit talimi yapan atlılara rastlamak mümkündü, fakat asıl müsabakalar Cuma günleri Cuma namazından sonra yapılır, o zaman meydanı yüzlerce atlı doldururdu. Şehir içindeki ikinci önemli cirit alanı Küçük Ayasofya ile Kadırga arasındaki Cündi (Arapça süvari anlamında. Zamanla bozularak Cindi ve Cinci olmuştur.) Meydanıydı. Evliya Çelebi Kağıthane yolunda da bir cirit meydanı olduğunu yazıyor. Topkapı Sarayında da Gülhane Bahçesine doğru büyük bir cirit meydanı bulunur, Cuma namazından sonra burada cirit oynayan saray halkına çoğu zaman padişah da katılırdı cirit oyununda saray halkı geleneksel olarak bamyacılar ve lahanacılar adlı iki takıma ayrılırlar, padişahlar da bu iki takımdan birine dahil olurdu. Saraydaki cirit meydanında bu iki takımı simgeleyen, birinin tepesinde bir bamya, diğerinin tepesinde bir lahana heykeli bulunan iki mermer sütun bugün de durmaktadır</p>
<p>Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapar, atın sağına soluna, karnının altına, boynuna yatar.Bazı ciritçiler rakibi kaçış dizisine ulaşana kadar üç-dört cirit savurarak isabet ettirmek suretiyle sayı toplar. Bu arada başına, gözüne, kulağına cirit isabet eden bazı oyuncuların yaralandığı olur. Bu türlü isabetler neticesinde ölenlerin olduğu bile vakidir. Bu durumda ölen, er meydanında ölmüş sayılır, yakınları şikâyetçi ve dâvacı olmaz. Babaları ölen çocuklarıyla öğünürler.</p>
<p>Öte yandan cirit oyununda ölüm olmaması için, daha evvelleri hurma ve meşe ağacından 70-100 santim uzunluğunda, 2-3 cm. kutrunda yapılan ciritler, daha sonraları kavak ağacından yapılmaya başlanmıştır. Sopaların uçları silindir şeklinde kesilerek yuvarlatılır. Kabukları yontulur. Bu isabet halinde bir yara açılmasını ve ölüm tehlikesini yok etmek için alınan bir tedbirdir.</p>
<p>ilk ihtisas kulübü Erzurum’da 1957 de Erzurum Atlı spor Kulübü kurulmuş daha sonraları Erzurum’da 11,Erzincan’da 1,Bayburt’ta 1,Ankara ‘da 1,Uşak ‘da 4,Manisa ‘da 1,Malatya’da 1 kulüp kurulmuştur.<br />
Cirit Oyunu, daha 40-50 yıl öncesine değin Anadolu&#8217;da yaygın bir oyun olduğu halde son yıllarda sadece ERZURUM ERZİNCAN UŞAK BAYBURT ANKARA MANİSA KARS yörelerinde yaşamaya devam etti. 20-25 yıldan beri Konya ve Balıkesir&#8217;de tarihe karıştı. ERZURUM ilimiz 23 kulübü ile bu oyunun ayakta kalabilmesi için elinden gelen uğraşı vermektedir.her yıl mayıs ayında yapılan Erzurum grup eleme maçları bir aydan fazla sürmektedir.Bu durum son yıllarda Türkiye şampiyonası heyecanını bile geride bırakır hale gelmiştir.</p>
<p>Buna rağmen halen Anadolu&#8217;nun hemen her köşesinde düğünlerde ve bayramlarda köy delikanlıları ve kasaba halkı Cirit Oyunu&#8217;nu oynamaktadır. Büyük şehirlere karşı köy ve kasabalarda yaşamaktadır. Sinop köylerinden Gaziantep&#8217;e, Bursa&#8217;dan Antalya&#8217;ya kadar Doğu, Batı, Güney ve Kuzey Anadolu&#8217;da köylerimizin güreşle beraber başlıca yiğitlik ve savaş oyununu teşkil etmektedir. Halkın ilgisini çekmek için cirit meydanında davullar ve zurnalar çalınır. Ayrıca yurtdışında İran, Afganistan ve Türkistan Türkleri ile Türklerle meskûn diğer Asya yörelerinde de hâlâ canlılığını ve geleneğini sürdürmektedir.</p>
<p>Her yıl Ertuğrul Gazi Törenleri dolayısıyla eylül aylarının ikinci Pazar günleri Söğüt&#8217;te, çeşitli şenlikler vesilesiyle de Erzurum, Kars ve Bayburt dolaylarında oynanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/cirit-sporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okçuluk</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/okculuk.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/okculuk.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 14:51:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1646</guid>
		<description><![CDATA[Okçuluk Türklerin ok ve yaya verdiği önem, onun inanç dünyasını da etkilemiştir. Pagan dönemlerinden beri Türkler için ok ve yay hâkimiyet sembolüydü. Hakan tahtında otururken elinde ok ve yay tutardı. Komutanlarını toplamak için onlara anlamı belli, değişik oklar yollardı. Çetirlerinde, damga ve sikkelerinde ok ve yay resmi vardı(32, s. 4). Okçuluktaki bu töre ve semboller, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okçuluk</strong></p>
<p>Türklerin ok ve yaya verdiği önem, onun inanç dünyasını da etkilemiştir. Pagan dönemlerinden beri Türkler için ok ve yay hâkimiyet sembolüydü. Hakan tahtında otururken elinde ok ve yay tutardı. Komutanlarını toplamak için onlara anlamı belli, değişik oklar yollardı. Çetirlerinde, damga ve sikkelerinde ok ve yay resmi vardı(32, s. 4). Okçuluktaki bu töre ve semboller, daha sonra Selçuklularda da devam etmişti. Büyük Selçuklular 1040&#8242;da Dandanakan zaferini kazanınca, komşu ülkelere gönderdikleri fetih-nâmelerin başında eski Türk hâkimiyet sembolü olan ok ve yay işaretleri bulunuyordu. <span id="more-1646"></span></p>
<p>Öte yandan, tüm dünya uluslarınca benimsenen gerçekte, ok-yay ve okçuluğun Türklerce dünyaya tanıtılmış olmasıdır. Bu gerçekle ilgili tarihi kanıtların bir bölümü Ergenekon ve Oğuz Destanlarında yer alır.</p>
<p>Bedenlerini çeşitli uğraşlarla en iyi biçimde eğiten Türkler, ok ve yayı çok iyi değerlendirmişlerdir.</p>
<p>Maden çağının açılması ve atın eğitilmesi sonrası Türklerin Orta Asya&#8217;dan göçleriyle ok ve yayın kullanımındaki becerilerini dört bir yana yaymışlardır. Türk, Orta Asya steplerinden uzandığı her yere elinde yayı, sırtında ok sadağı, altında atı ile gitti ve bunları gittiği her yerde tanıttı.</p>
<p>Ünlü Türk Hakanı Oğuz Han, Gün, Ay ve Yıldız adlı üç büyük oğluna &#8220;Bozok&#8221;, Gök, Dağ ve Deniz adlı üç oğluna da &#8220;üçok&#8221; demesi, Türklerin oka verdikleri önemi yansıtması bakımından büyük değer kazanır.</p>
<p>Çin kaynakları Eski Türklerin ok ve yay yapımındaki üstün başarılarını da anlatır.</p>
<p>Ok sözcüğü, Eski Türklerde kabilelerin adlandırılmasında da kullanılırdı. Oğuz Destanında &#8220;üçok&#8221; diye bir ada rastlanır. Bu da &#8220;üçkabile&#8221; anlamındadır.</p>
<p>16 Büyük Türk imparatorluğunda at ile birlikte ok ve yayın önemi ayrıdır. Orta Asya&#8217;da Kapçal, Kazire Nehri kenarındaki Minusink bölgesinde, Altay Dağlarındaki Kuray ve çalışman Nehri yakınındaki Kutirge, Tuyak, Kutan bölgelerinde, Orhon ve Tula bölgesinde özellikle çu Vadisinde, Srotski&#8217;de, Kızat&#8217;ta Aşağı Volga&#8217;da ve Volga Boylarında, Nijni, Başkuncak ve Mainz&#8217;de, öteki yörelerde bulunan mezarlar, Hunlar, Göktürkler, Kırgız, Yenisey, Hazar Devleti, ıskit ve Alanlar dönemindeki kalıntıların incelenmesi ok ve yayın önemini yansıtır.</p>
<p>Türklerde okçuluk binicilikle birlikte beden kültürü anlayışının öncüsü olmuştur. Okçuluk sadece bir savaş uğraşı değil, zevkli bir idman ve yarışma biçimine getirilmiştir. Böylece düzenlenen her türlü törenlerde en büyük yarışmaların sembolü ok ve okçuluk olmuştur.</p>
<p>At üzerinde okçuluğun temel eğitimi için su nitelikler zorunlu idi: çok iyi ata binmek, yer egitiminde çok başarılı olmak, at hızla giderken yay kurabilmek, hareket halindeki atla ön taraftan arkaya dönerek bu dönüş açısı içersindeki özellikle hareketli hedefleri vurmak ve üzerine atılan oklardan korunabilmek i için atin değişik yerlerine bedenini gizleyebilmek. Bu nedenle at üzerinde okçuluk çok zor bir uğraştır.</p>
<p>Eski Türklerde oklar sırtta ya da atın eğerine takılan özel torbalarda taşınırdı. Bu torbalara &#8220;Sadak&#8221; ya da &#8220;Okluk&#8221; denirdi.</p>
<p>Eski Türklerde ok ve yay sosyal yaşamda değişik anlamlarda da kullanılırdı. Eski Türklerde, &#8220;Akika&#8221; adı verilen bir ok atma töreni vardı. Buna, &#8220;Sehmi itizar&#8221; da denirdi. Bir kabile halkından biri barış günlerinde karşı kabileden birini öldürürse, onunda, öldürülmesi gerekirdi. Ancak, iki kabile ileri gelenleri anlaştıkları durumlarda bir meydanda ok atışı yapılırdı. öldürenin oku, karşı kabile ileri gelenlerinin istediği yere düşerse ölüm cezası kaldırılırdı.</p>
<p>Kaşgarlı Mahmutun Divan-i Lûgat-it Türk adli yapitinda, okun ayni zamanda &#8220;Pay&#8221; anlamına geldiği belirtiliyor. Yüzyıllar boyu süre gelen bu gelenek Anadolu Türklerinde de benimsenmiştir. örneğin, bir tarlanın paylaşılması için bir ok eşit parçalara ayrılır ve pay alacaklara yumurta, renkli taş gibi birer nişan verilir. Bir yabancıya da nişanlanan tarla bölümlerine konulması istenir. Kimin nişani hangi parçaya rastlarsa o bölüm onun olur ve buna &#8220;Ok deydi&#8221; denirdi.</p>
<p>Daha sonraları Anadolu Bektaşilerinin de aynı yöntemi uyguladıkları gibi koyun, ya da öteki büyük baş hayvanlar paylaşılmasında ok atışlarından yararlanılırdı. Değişik kaynaklara göre, paylaşılacak hayvan belirli bir uzaklığa konur ve pay sahipleri bu hayvana ok atarlardı. Oklar hayvanın hangi bölümüne gelirse o bölümü alırlardı. Eski Türklerde ölüm cezalarında yayın kullanılması değişik anlam taşırdı. İp ve elle boğularak cezalandırılmak aşağılayıcı bir ölüm biçimi olarak kabul edilirdi. Buna karşın yay kirişi ile öldürülen kişi için bu ölüm biçimi ise büyük bir değer kazanırdı. çünkü, ok ve yay ile yay kirişi dini bir kutsallığı belirlerdi.</p>
<p>Ünlü Arap gezginlerinden. Íbni Batuta, adını verdiği yapıtında bu geleneği anlatırken Türk emirlerinden Halil&#8217;in kendisine isyan eden akrabalarından birinin yay kirişi ile boğulmasını uygun bulmasını şöyle açıklar: &#8220;Halil dahi yay kirişi ile ihnak ettirdi. Zira, şeyhzadelerin inhaktan başka suretle idam etmemek onlarca gelenekti&#8221;.</p>
<p>Ok-yay yapımı ve okçuluk Osmanlı Türklerinde daha büyük bir gelişim göstermiş ve daha büyük anlam kazanmıştır.</p>
<p>Okçuluk Doğu menşeli ulusların hiçbirinde Türklerdeki kadar uzun süre benimsenmemiş ve Türkler kadar başarıyla devam ettirilmemiştir. Türklerin okçuluk alanındaki başarısı, sadece atış üstünlüğünde değil, bu üstünlüğü sağlayan araçların, ok ve yayın özelliklerine ve kalitesine de dayanıyordu.</p>
<p>Türkmen boylarının etnolojisi hakkında değerli bir kaynak olan Dede Korkut Kitabı&#8217;nda: Türkmen gençlerinin boş vakitlerini ok atıştırmakla geçirdikleri, kuvvetlilik iddiasındaki yiğitlerin ok yarıştırmak yolunu seçtikleri, düğün eğlenceleri sırasında damat ve arkadaşlarının ok koşusu düzenledikleri, evlenen bir yiğidin bir ok atıp, okun düştüğü yere gerdek çadırını kurduğu ve düğün eğlentileri sırasında da damat ile arkadaşlarının ok atıştıkları anılıyor. Eskiye uzanan bu âdetlerin, Osmanlıların ilk dönemlerinde de devam ettiği kanaatindeyiz. Uç beyliklerinin askerî gücünü &#8220;Alp&#8221; ya da &#8220;Gazi&#8221; denilen akıncılar teşkil ediyordu. Bunlarda aranan dokuz şarttan ikisi, iyi bir ata ve iyi bir yaya sahip olmak idi. İyi ata binmek, at üstünde isabetli ok atışları yapmak gibi, Asya&#8217;dan getirdikleri eski gelenekleri muhafaza etmekteydiler. Alplik ve kahramanlık Türk spor geleneğinin ayrılmaz bir parçası olmuştu.</p>
<p>Türk okçuluğu, İstanbul&#8217;un fethinden sonra, başkentte ve Osmanlı Devleti&#8217;nin belli başlı illerinde yeni bir boyut kazanmıştır. Osmanlı Devleti&#8217;nin sınırlarının genişlemesinde ve kazanılan yerlerin korunmasında, ordu bünyesindeki atlı ve yaya okçu birliklerinin önemli bir yeri vardı. Bu önem Yeni Çağ&#8217;da, ateşli silâhların orduda resmen kabûlûne, hatta daha sonrasına kadar devam eder. Fetihten sonra, yeni bir örgüt olarak çıkan &#8220;spor okçuluğu&#8221; da, başlangıçta askerlikle yakın bir ilişki içindeydi. Ünlü okçuların pek çoğu Yeniçeri Ocağı&#8217;na mensuptu ve seferlere katılırlardı. Bunlara ok ve yay yapan sivil esnaf da, &#8220;orducu esnafı&#8221; olarak, bu seferlere katılmakla ordu atölyelerinin yetersiz kalan imalâtını desteklemekle görevli idiler.<br />
Osmanlı ordusunda ok ve yay kullanıldığı devirlerde, askerlerden çoğu; iyi yetişmiş, usta birer kemankeştiler. Nitekim, 15-16. Yüzyıllarda menzil sâhibi kemankeşlerden pek çoğunun ordu mensubu olduğu görülmektedir.</p>
<p>Kuruluşundan 17. Yüzyıl başına kadar Osmanlı ordularında ok ve yay, topla birlikte , en etkili uzak mesâ-fe silâhı olarak önemini korumuştur. 16. Yüzyıl ortalarından itibaren ateşli silâhların gelişmesi, ok ve yayın giderek yerini tüfeğe bırakmasına sebep olmuştur. Ne var ki bu, ok ve yayın okçuluğun Türklerin hayatından büs-bütün silindiği anlamına gelmez. Önemli bir spor dalı olarak, özellikle İstanbul&#8217;un fethinden sonra, moral değerleri ayakta tutan kurumlardan biri olarak, varlığını ve etkinliğini 19. Yüzyıl sonlarına kadar sürdürmüştür .</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/okculuk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güreş Sporu</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gures-sporu.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gures-sporu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 14:50:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1644</guid>
		<description><![CDATA[Güreş Türklerde en eski spor türlerinden biride Güreştir.Güreş,zorlu bir doğa içinde insanların güçlerini ve güvenlerini kolları ile denedikleri ve aradıkları bir mücadele türü olmuştur.Dindirilmez bir yaşam isteği insanları birbirine saldırmaya ve devirmeye zorlamıştır.Türkler doğaya ve kuvvete düşkün kişilerdir.Doğudan batıya yelpaze gibi yayılan Türkler,yakın mücadeleyi her zaman ön planda tutmuşlardır.Güreşte insanların üstün olduklarını kanıtlamak güçlerini topluma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Güreş</strong></p>
<p>Türklerde en eski spor türlerinden biride Güreştir.Güreş,zorlu bir doğa içinde insanların güçlerini ve güvenlerini kolları ile denedikleri ve aradıkları bir mücadele türü olmuştur.Dindirilmez bir yaşam isteği insanları birbirine saldırmaya ve devirmeye zorlamıştır.Türkler doğaya ve kuvvete düşkün kişilerdir.Doğudan batıya yelpaze gibi yayılan Türkler,yakın mücadeleyi her zaman ön planda tutmuşlardır.Güreşte insanların üstün olduklarını kanıtlamak güçlerini topluma kabul ettirmek için uyguladıkları bir mücadele biçimidir.Böylelikle bir kişinin kuvvetini öteki kişilerle oranlama imkanı bulunur. <span id="more-1644"></span></p>
<p>İlk çağlarda güreş, elbette bir tür boğuşmadır. Orta Asya devirlerinde Türkler arasında yapılan güreş müsabakalarında güreşin sporculardan birinin ölümü halinde sona erdiği bilinmektedir. Manas Destanı&#8217;nda kaydedilen güreşler bu gerçeği aydınlığa kavuşturmaktadır.</p>
<p>Kaşgarlı XI. Asır DLT’de “Çalış” ve “Çelme” kelimesinin karşılığı olarak “Güreş” (küreş) diye tanımlanmıştır. Aynı sayfada “çalışçı” kelimesi “Güreşçi” olarak açıklanmıştır (Kaşgarlı, 1985). Bu büyük yazar eserinin bir başka yerinde “Kız ila küreşme kısrak ile yarışma” (Kaşgarlı, 1985) diye bir deyişle örnekleme yapmaktadır.</p>
<p>Aynı dönemlere (XI. Asır) tekabül eden ve temel eserlerden biri olan KB’de Yusuf Has Hacip; “Güreş” sözcüğünün karşılığı olarak “Küreşmek = Boğuşmak” olarak vurgulamaktadır (Yusuf Has Hacip, 1979).</p>
<p>Bu iki temel eserlerden yarım asır sonra (1127 &#8211; 1144) yazılmış olan ME.’de de El-Havarizmi güreşe “küreş” derken bu sporun bu isim altında Oğuz, Kıpçak ve diğer Karahanlı Türk’lerinin severek yaptıklarını vurgulamaktadır (El-Havarizmi, 1993).</p>
<p>Günümüz Orta ve diğer Asya Türk toplumlarından Azeriler “gülaş”, Başkurtlar “köraş”; Kazaklar “küres”; Kırgızlar “küröş”; Özbekler “kuraş”; Tatarlar “köraş /küreş; Türkmenler “göreş”; Uygurlar’ın “küraş/küreş” (KTLS., 1992) dedikleri görülmektedir. Diğer Türk’lerden Gagouzlar “küreş”; Yakutlar, Sakalar, Tuvalar ve Hakaslar ise “küraş” demektedirler (BRSMSTS., 1988)<br />
Yukarıda da görüleceği gibi güreş sözcüğü bütün Türk toplumlarında birbirine benzer ya da aynı şekilde telaffuz ediliyor. Bilindiği gibi Anadolu’da da güreş sözcüğü halk arasında “güleş” ya da “küleş” (Afşin, 1988) diye telaffuz edilmektedir. Görülen o ki, eski ve yeni bütün Türk toplumlarında bu sözcüğün kökeninin “kür” olduğudur.</p>
<p>“Kür” sözcüğü eski Türk yazıtlarında (Orhun ve Yenisey) da sık sık geçmektedir ve manası “güçlü”, “sarsılmaz”, “kuvvetli” anlamına gelmektedir (Orhun, 1987). “Eş” ise eski ve yeni Türkçe’de ”arkadaş” anlamına gelmektedir. “Kür-eş-mek” ME:’de kendisine denk başka biriyle aynı mücadeleyi paylaşmak ve yarışmak anlamına gelmektedir (El-Havarizmi, 1993; Kahraman, 1989). Sımakov, bu konuyu daha sade şekilde şöyle yorumlar. “Türkler de 7. ve 8. Asırlarda güçlü kuvvetli kişilerin karşılıklı eşleşerek at üzerinde ve yerde saatlerce kür-eş yaparlardı” (Sımakov, 1984) demektedir.</p>
<p>Her toplumun kültür hayatında farklı boyutlarda görülen güreş sporu, Türk spor geleneğinde çok zengin bir yere sahiptir. Buna rağmen eski Türk toplumları daha ziyade göçebe hayatı yaşadıklarından, konuyla ilgili MÖ. Somut belgelere ulaşmak oldukça zordur. Belli bir coğrafyada değil üç kıtaya yayılmış olan Türkler hakkında tarihi vesikalar daha ziyade yabancı müelliflerden faydalanılarak aydınlatılmaya çalışılmaktadır (Safran, 1993).<br />
Güreş ve türleriyle ilgili ilk vesikalar da, Çin kaynaklarından tasvir edilebilmektedir. Hanname, Can Çiyan Teskeresi’nde Türkistan’ın güreşini açıklamakta olup, “güreş” kelimesini “jiao Çu” şeklinde iki karakter ile ifade etmektedir. Aynı eser güreşlerin yapıldığı esnada güreşçilerin başlarında ve üzerlerinde giysilerin olduğunu ve halk arasında sevilerek yapıldığını vurgulamaktadır (Almas, 1986).<br />
M.Ö. Türk güreşleriyle ilgili ilk belgeler yeni Çin kaynaklarında ve vesikalarında görülmektedir. 1983 yılında Barçuk (Maralbaşı)’un Cona Tim harabelerinde; Çin Fen Bilimleri Akademisi, Arkeoloji Araştırmaları Bölümü’nün 1955 &#8211; 1957 yıllarında Şien (Congen) şehri civarındaki Şonglinten isimli bölgede Han sülalesi dönemine ait 140 numaralı özel bir mezarda bulunan kap ve heykellerde Türk güreşlerinin ilk figürleri tasvir edilmektedir (Şinjan Daşü, 1982; Rahman, 1996).</p>
<p>İlk Türk güreşlerini, ilk Batı medeniyeti güreşlerinden ayıran birçok özellik bulunmaktadır. Bunlardan birisi Türkler de namahrem yerlerinin her zaman giyimli ve kapalı olmasına rağmen Batılıların çırılçıplak güreştikleri net olarak görülmektedir (Umminger, 1990; Minkowski, 1963 ). Diğer bir ayırıcı özellik ise geleneksel tarzda yapılan Türk güreşlerinin hepsinde müzik bulunmaktadır. Diğer toplumlarda bu gelenek sadece İranlılarda vardır ki bu da bunlara IX. Asırlarda Türklerden geçmiş olduğu bildirilir (Lvov, 1989).</p>
<p>Ancak şu ana kadar tespit edilen belge ve bulguların hiç birisi, Türk güreş geleneğinin zengin boyutlarını yansıtmamaktadır. Çünkü güreş, atlı (binicilik) sporlarından sonra Türk’lerin sosyal yapı ve yaşayışlarının her safhasında görülebilen diğer bir spordur (Türkmen, 1996; Rahman , 1996; Almas, 1986; BRSMSTS, 1988).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gures-sporu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>voleybol</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/voleybol.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/voleybol.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 14:48:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1641</guid>
		<description><![CDATA[Voleybol VoleybolVoleybol, altışar kişilik iki takım arasında, bir alan ortasında gerilmiş olan ağ üzerinden bir topun el veya kolla vurularak karşı sahaya düşürülmesi prensibine dayalı olarak oynanan olimpik oyun. Voleybol kelimesi İngilizce volley ve ball kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Volley sözcüğü, &#8220;aniden ve bir anda atılan bir grup şey&#8221;; &#8220;topa yere düşmeden önce yapılan vuruş&#8221; anlamlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Voleybol</strong></p>
<p>VoleybolVoleybol, altışar kişilik iki takım arasında, bir alan ortasında gerilmiş olan ağ üzerinden bir topun el veya kolla vurularak karşı sahaya düşürülmesi prensibine dayalı olarak oynanan olimpik oyun.</p>
<p>Voleybol kelimesi İngilizce volley ve ball kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Volley sözcüğü, &#8220;aniden ve bir anda atılan bir grup şey&#8221;; &#8220;topa yere düşmeden önce yapılan vuruş&#8221; anlamlarına gelir. Ball sözcüğü ise &#8220;top&#8221; anlamına gelir. <span id="more-1641"></span></p>
<p>&#8220;4-2&#8243;, &#8220;5-1&#8243; ve &#8220;modern 4-2&#8243; olmak üzere 3 çeşit temel taktiği bulunmaktadır. Bu taktikler aslen oyuncuların oyun sırasında aldıkları görevler ve yerleşimleriyle ilgilidir.</p>
<p>Bu görev ve yerlere göre oyuncular 5&#8242;e ayrılır; &#8220;pasör&#8221;, &#8220;pasör çaprazı&#8221;, &#8220;smaçör&#8221;, &#8220;orta adamı&#8221; ve &#8220;libero&#8221;.</p>
<p><strong>Oynayanların görevleri</strong><br />
Pasör Oyun kurucudur. Smaçörlere ve orta oyunculara, hücum yapmaları için pas atar. Oyun kuruluşuna göre sahada 1 veya 2 tane bulunur. Yine oyun kuruluşuna göre, 2 veya 3 numarada oynayabilir.</p>
<p><strong>Pasör Çaprazı<br />
</strong>Pasör servise geçtiğinde öne gelen ve genellikle uzun pasla hucüm eden oyuncu. 2 numara oyuncusu da denilebilir. Bu oyuncu 4-2 taktiğinde görev alır.</p>
<p>4 numaradan oynayan ve genellikle uzun pasla hucüm eden elemanlara denir. Sahada bu görevde oynayan 2 oyuncu bulunur. Birisi servise geçtiğinde diğeri (yani &#8220;çaprazı&#8221;) öne geçer, bu nedenle 4 numaradan sürekli olarak hücum yapılabilir.</p>
<p><strong>Orta adamı<br />
</strong>3 numaradan oynayan ve kısa,kurşun,arkaya dolanarak tek ayakla vurulan paslarla hucüm eden elemanlara denir. Bu görevle 2 oyuncu sahada yer alır. Birisi servise geçtiğinde diğeri (yani &#8220;çaprazı&#8221;) öne geçer, bu nedenle 3 numaralı bölge de sürekli hucüm bölgesidir.</p>
<p><strong>Libero<br />
</strong>Takımın 7. oyuncusudur. Farklı renkli (takım formasının tam zıt renginde) forma giyer, diğer oyunculardan farklı olarak oyuncu listesinde adının yanında bir &#8220;L&#8221; harfi bulunur ve bu ibare bu oyuncunun o maç sırasında başka bir görevde kullanılamayacağını gösterir. Takımın savunma oyuncusudur. Oyun sırasında hakem servis düdüğünü çalmadan önce oyuna girebilir, takımının o sırada savunmada olan oyuncularından biriyle yer değiştirebilir. Bu yer değiştirme, sahanın arka alanından gerçekleştirilir,sınırsızdır. Yerine geçtiği oyuncu 4 numaraya geldiğinde ya da başka bir oyuncuyla değişmesi gerekiyorsa oyundan çıkar. Her iki durumda da oyuna tekrar girebilmesi için bir sayı beklemelidir. Servis atamaz, blok teşebbüsünde bulunamaz ve temas anında top file üst kenar yüksekliğini tümüyle aşmışsa, hiçbir yerden (oyun sahası ve serbest alan da dahil) bir hücum vuruşunu tamamlayamaz.Arka alanda parmak pas ve manşet alabilirken,eğer top ön bölge ya da uzantısında bulunan bir Liberonun parmak pasından geliyorsa, bir oyuncu filenin üst kenar seviyesinden daha yüksekteki bir hücum vuruşunu tamamlayamaz. Eğer Libero böyle bir vuruşu ön bölgenin arkasında yapıyorsa, topa serbestçe hücum yapılabilir.</p>
<p><strong>Taktikler </strong><br />
4-2İki pasör, iki smaçör ve iki orta oyuncu ile sahaya çıkılan taktiktir. Pasörler arka alanda savunma oyuncusu olarak sayılırken öne geldiklerinde pas atmakla görevlidirler. Hucüm görevinin sürekli olarak iki oyuncuda olması, bu taktiğin zayıf yönüdür.</p>
<p>5-1 Tek pasör, iki smaçör, iki orta adamı ve bir pasör çaprazıyla sahaya çıkılan taktiktir. Pasör arka alana geçtiğinde, öncelikli olarak bir savunma oyuncusudur. Top pasöre gelirse, pasör topu karşılar ve pası atmakla yükümlü olan oyuncu pasör çaprazı olur, aksi takdirde pasör 3 metre içine kaçarak pasını atar ve yeniden savunma pozisyonunu alır. Pasörün arkada olduğu pozisyon takımın 3 oyuncusunun hucüm edebildiği, dolayısıyla güçlü oldukları pozisyondur.</p>
<p>Modern 4-2 İki pasör, iki smaçör, iki orta adamı ile oynanır. 4-2&#8242;den farkı, pasörlük görevinin arka alanda bulunan pasöre ait olmasıdır, öne geçen pasör, pasör çaprazı gibi oynar ve takım sürekli olarak 3&#8242;lü hucüm yapabilir..</p>
<p><strong>Pas Çeşitleri</strong><br />
Uzun Pas Genellikle 4 ve 2 numara oyuncularına atılan yüksek pastır.</p>
<p>Kurşun Pas 4 ve 2 numara oyuncularının hücumlarını hızlandırmak amacıyla atılan, file köşelerine doğru ve fileye paralel olarak atılan pastır.</p>
<p>Kısa Pas 3 numara oyuncularına atılan pastır, hızlı hücumu sağlar ve karşı takımı savunması yerine yerleşmeden yakalama amacı taşır. Yüksekliği ve zamanlamasına göre; 3 çeşidi vardır.</p>
<p>Erken kısa 3 numara oyuncusu, top pasöre ulaşmadan önce hareketlenir ve top pasörle buluştuğunda havada olur, pasör topu oyuncunun eline atmak zorunda değildir.</p>
<p>Normal kısa 3 numara oyuncusu, top pasöre giderken hareketlenir ve top pasörle buluştuğunda zıplar,topla en yüksek noktada buluşup, topa vurur.</p>
<p>Geç kısa 3 numara oyuncusu,topu almaya çalışır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/voleybol.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beden Eğitiminin Tanımı</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/beden-egitiminin-tanimi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/beden-egitiminin-tanimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 13:48:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[beden eğitimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1038</guid>
		<description><![CDATA[Beden Eğitiminin Tanımı Beden Eğitimi; Milli Eğitimin temel ilkelerine uygun olarak kişinin beden, ruh ve fikir gelişimini sağlamaktır. İnsanın toplum kurallarına uygun olarak yaşaması, birbiriyle olan ilişkilerinin iyi örneğini verebilmesi, yardımsever, insan haklarına saygılı, dürüst davranması, zeki, ruhsal ve bedensel yapı itibariyle sağlıklı olmasıyla bağlantılıdır. Beden eğitimi, insanın sosyalleşebilmesi ve kişiliğini bulup doğru bir çizgi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beden Eğitiminin Tanımı</strong></p>
<p>Beden Eğitimi; Milli Eğitimin temel ilkelerine uygun olarak kişinin beden, ruh ve fikir gelişimini sağlamaktır. İnsanın toplum kurallarına uygun olarak yaşaması, birbiriyle olan ilişkilerinin iyi örneğini verebilmesi, yardımsever, insan haklarına saygılı, dürüst davranması, zeki, ruhsal ve bedensel yapı itibariyle sağlıklı olmasıyla bağlantılıdır. Beden eğitimi, insanın sosyalleşebilmesi ve kişiliğini bulup doğru bir çizgi üzerinde yol almasında büyük rol oynar.<span id="more-1038"></span></p>
<p>Spor, beden eğitimi faaliyetlerini özelleştirerek çeşitli branşlarda somutlaşmış, üst düzeyde yapıldığında fizyolojik, psikolojik, estetik, teknik özellikleri gerekli kılan yarışmaya dayalı ve katı kurallarla çevrili bir etkinliktir. Spor, başarıyı genişletme ve yarışmada üstün gelme amacını içerir. Bunun için bedensel açıdan daha yetenekli olanların seçilmesi ve seçilenlerin sürekli ve yoğun bir eğitimle yetiştirilmeleri gerekir. Spor, gerçek anlamda başarı gücünün artırılması ve kişisel açıdan en yüksek noktaya çıkarılması yolunda gösterilen yoğun çabadır.</p>
<p>                                           <strong>      Kişisel Yönden Sporun Önemi:</strong></p>
<p>1. İyi bir moral ölçüleri içerisinde gelişmiş kemik, kas yapısı ve iyi bir duruş alışkanlıkları kazandırır.<br />
2. Kültürel zevk, duyarlılık sağlar.<br />
3. Serbest zamanları değerlendirme davranış ve becerileri kazandırır.</p>
<p><strong>   Toplumsal Yönden Sporun Önemi:</strong></p>
<p>1. Yeni bir gün ve faaliyete istekli ve kuvvetli başlamayı sağlar.<br />
2. Toplumsal sorumluluğu geliştirir.<br />
3. Kendini kontrol etmeyi, başkalarına kurallara saygıyı öğretir.<br />
4. Ölçülü ve planlı bir şekilde çalışmayı ve dinlenmeyi öğretir.<br />
5. Birlikte olma, birlikte iş yapma ve bireyin toplumda kendisini belirlemesine olanak verir.</p>
<p><strong>   Ekonomik Yönden Sporun Önemi:</strong></p>
<p>1. İş gücünü artırır.<br />
2. Yapıcı ve üretici yeteneklerini geliştirir.<br />
3. İş görev ve meslek sorumluluğu kazandırır.<br />
4. Bilgi alanında ihtisaslaşmayı ve yaratıcılık gücünü geliştirir.<br />
   Çocuk ve Gençler için Spor Eğitiminin Önemi:<br />
1. Spor etkili ve çekici bir eğitim unsurudur.<br />
2. Bireyi topluma hazırlar.<br />
3. Kişiyi toplumun en önemli ve onurlu bir üyesi yapar.<br />
4. Genç nesillerin yapıcı, yaratıcı ve üretici olmasında sosyal kaynaşma ve kültürel kalkınmaya büyük etkisi olmaktadır.<br />
5. Spor bir tedavi yöntemidir.<br />
6. Toplumların eğitim ve kültür düzeylerini artırır.<br />
1. Başarıyı arttıran en önemli husustur.<br />
2. İyi alışkanlıklar edinmede önemli bir rolü vardır.<br />
3. Kişilere statü kazandırır, gelir düzeylerini artırır.<br />
4. Bir rekabet, mücadele, işbirliği ve uyum sağlar.<br />
5. Spor kötü alışkanlıklardan daha kolay kurtulmaya yardımcı olur.</p>
<p>                            <strong>Ulusal ve Uluslararası İlişkilerde Sporun Önemi:</strong></p>
<p>1. Spor, iç ve dış turizmin gelişmesine katkıda bulunur.<br />
2. Spor, diplomasi alanında kendisini kabul ettirmiştir.<br />
3. Çağımızda spor bir bilim olarak ele alınmıştır.<br />
4. Spor, kültürün ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>                               <strong>              Beden Egitiminin Gelişimdeki Rolü</strong></p>
<p>Atatürk ilkeleri ve inkılapları, Anayasa, Milli Eğitim Temel Kanunu ve Türk Milli Eğitiminin temel amaçları doğrultusunda; öğrencilerin gelişim özellikleri de göz önünde tutularak, onların kişisel ve toplumsal yönden sağlıklı, mutlu, iyi ahlaklı ve dengeli bir kişilik sahibi, yapıcı, yaratıcı ve üretken, milli kültür değerlerini ve demokratik hayatın temel ilkelerini benimsemiş fertler olarak yetiştirmeleri genel amaçtır.</p>
<p>1. Atatürk’ün ve düşünürlerin beden eğitimi ve spor konusunda söyledikleri sözleri açıklayabilme.<br />
2. Sinir, kas ve eklem koordinasyonunu geliştirebilme<br />
3. İyi duruş alışkanlığı edinebilme<br />
4. Ritim ve müzik eşliğinde hareketler yapabilme<br />
5. Tabiatı sevme, temiz hava ve güneşten faydalanabilme.<br />
6. Milli bayramlar ve kurtuluş günlerinin anlamını önemini kavrayabilme, törenlere katılmaya istekli olma.<br />
7. Beden eğitimi ve sporla ilgili temel bilgi beceri, tavır ve alışkanlıklar edinebilme.<br />
8. Kamu kaynaklarını iyi kullanma ve koruyabilme.<br />
9. Görev ve sorumluluk alma, lidere uyma ve liderlik yapabilme<br />
10. Kendine güven duyma, yerinde ve çabuk karar verebilme<br />
11. Spor araç ve tesisleri hakkında bilgi sahibi olma ve bunları gereği gibi kullanabilme<br />
12. Temel sağlık kuralları ve ilk yardım ile ilgili bilgi, beceri, tavır ve alışkanlıklar edinebilme<br />
13. İşbirliği içinde çalışma ve birlikte davranma alışkanlığı edinebilme.</p>
<p>1. Beden eğitimi genel eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır. Beden eğitiminin amaçları genel eğitimin amaçlarına uygundur ve bu amaçların gerçekleştirilmesine katkıda bulunur.<br />
2. Beden eğitimi, duyguların kontrol edilmesine katkıda bulunur. Oyun ve spor ortamındaki etkileşim duyguların boşalımı ve kontrolü için uygun olanaklar sağlar.<br />
3. Beden eğitimi serbest zamanların kullanımına katkıda bulunur.<br />
4. Beden eğitimi, karakter ve kişilik gelişimine katkıda bulunur. Güçlü bağlar, bağlılık, takım ruhu, grup etkileşimi, oyun ve spor alanlarında görülen özelliklerdir. Bu özelliklerin kişilik gelişimine katkıları vardır. Takım arkadaşlarına, rakibe uyum, toplumsal uyumun sağlanmasına etkili olur.<br />
5. Psikomotor becerileri geliştirir.<br />
6. Sağlık ve korunma alışkanlıklarının gelişimini sağlar.<br />
7. Zihinsel gelişim için olanaklar sağlar.<br />
8. Beden eğitimi, organik gelişimlere katkıda bulunur.<br />
9. Beden eğitiminin temelinde biyoloji, psikoloji ve sosyoloji belirtileri yer alır. Programların planlanmasında bu alanlardan yararlanılır.</p>
<p>  Ulusların geleceği, yetişmiş ve yetişmekte olan gençlerin fiziksel ve ruhsal olgunluğuna bağlıdır. Uygarlık, bireye verilen önem ve bu önemle bağlantılı olarak ona verilen eğitime dayanır. Eğitimden beklenen bireylerin, gizli güçlerini ve yeteneklerini ortaya çıkararak en üst düzeyde geliştirilmesine yardım etmektir.<br />
  Bireyleri fiziksel, zihinsel, duygusal ve toplumsal yönleriyle bir bütün olarak eğitimdeki amacın yerine gerçekleştirilmesi bireyin, zihinsel eğitimi yanında fiziksel eğitimi ile olasıdır. Beden eğitimi, genel eğitimin vazgeçilemez bir parçasıdır.<br />
  İnsan organizması hareket için yaratılmıştır. Hareket, bir organizmanın normal fonksiyonlarının devam ettirilmesinde ve sağlıklı olmasında gereklidir. Hareket; toplumsal deneyim, sağlık ve fiziksel uygunluk, vücut dengesini araştırma estetik deneyim, gerginliğin boşaltılması, mükemmel ve üstün oluş boyutlarında incelenmekte ve hareketin çok boyutluluğu tanımlanır. Hareket etmeyi öğrenme ve hareketler aracılığı ile katkıda bulunur. Bu çerçevede beden eğitimi bireyin fiziksel, psikomotor, zihinsel, duygusal ve toplumsal gelişimine katkı amacına yönelik organize edilmiş bedensel etkinliklerin tümü olarak ele alınabilir.</p>
<p>                        <strong>Beden Egitiminde Ölçme Ve Degerlendirme</strong></p>
<p>Öğrencinin sadece fizik yeteneklerinin ölçülerek, sonunda not takdir edilmesi, kişinin sadece devimsel gelişimiyle ilgili verileri ortaya koyacaktır. Oysa ki zihin, duygu ve sosyal yönden sağlıklı ve dengeli bir gelişim, beden eğitimi ve sporun başta gelen amaçlarındandır. Bu alanlarla ilgili, bilgi, beceri ve alışkanlık gelişiminde değerlendirilmesi esas olmalıdır. Not vermek bir işlem değil, eğitim sürecinde ir araç olmalıdır. Öğrencilerin ders dışındaki tüm spor etkinlikleri göz önüne alınmalıdır.</p>
<p><strong>Beden Eğitiminde Değerlendirme İlkeleri</strong></p>
<p>1. Her öğrenci kendi yeteneklerine göre değerlendirilmelidir.<br />
2. Not vermede; disiplin, ilgi, çaba ve çalışmalara katılma ön planda olmalıdır.<br />
3. Nicel ölçüm yapılarak değerlendirilmemeli not verilmemelidir. (şu kadar attın, şu not; bu kadar attın, bu not gibi). Öğrenci beceri ölçümüne dayalı bir değerlendirmenin haksızlığını hemen sezer, içten içe eziklik-kırgınlık duyar. Adalet ve güven duygusu sarsılır, derse ve öğretmene ilgi ve sevgisi kaybolur.<br />
4. Değerlendirme; eşit çalışma ve olanaklardan eşit yararlanmaya dayanmalıdır.<br />
5. Değerlendirme ölçekleri ve yöntemi önceden öğrencilere açıklanmalıdır.<br />
6. Değerlendirme öğrencilere açık tutulmalıdır.<br />
7. Değerlendirme amaca uygun tekniklerde yapılmalıdır. Özellikle test dışı teknikler kullanılmamalıdır. (gözlem, etkinlik, derse devam, kıyafet, ders içi ve dışı tavır ve davranışlar, ders içi ilgi ve gayreti ağırlıkta olmalıdır.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/beden-egitiminin-tanimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>futbolda teknik</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/futbolda-teknik.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/futbolda-teknik.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2009 20:49:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor Bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[futbolda teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Top kontrol metodları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[Futbolda Teknik 1. Futbol tekniği: A. Topsuz hareketler: Koşma (yön değiştirme önemlidir), Atlama (kafa vurma ya da yumurklama gibi durumlarda), Vücut çalımı (rakibe yanlış hareket yaptırmak için dikkatini yön konusunda dağıtmaktır) B. Top ile yapılan hareketler: Topla çalım (vücut çalımı gibidir; fakat topun kontrolü de gereklidir), Kafa vuruşu (sıçramayı gerektirir, genellikle alın ortası ve kafanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Futbolda Teknik</strong></p>
<p><strong>1. Futbol tekniği:</strong></p>
<p><strong>A. Topsuz hareketler:</strong> Koşma (yön değiştirme önemlidir), Atlama (kafa vurma ya da yumurklama gibi durumlarda), Vücut çalımı (rakibe yanlış hareket yaptırmak için dikkatini yön konusunda dağıtmaktır)</p>
<p><strong>B. Top ile yapılan hareketler:</strong> Topla çalım (vücut çalımı gibidir; fakat topun kontrolü de gereklidir), Kafa vuruşu (sıçramayı gerektirir, genellikle alın ortası ve kafanın yanları ile yapılır), Ayak vuruşları (çesitli şekiller vardır; iç vuruş &#8211; ayağın iç kısmı ile yapılır, iç üst vuruş &#8211; iç vuruştan farkı, vuruşun yapıldığı ayağın ters yönüne kaydırılmasıdır, üst vuruş &#8211; topu uzağa göndermek için yapılır, dış vuruş &#8211; zor pozisyonlarda kullanılır, dış üst vuruş &#8211; topa falso vermek için kullanılır, vole vuruşları &#8211; ayağın üst kısmı ile gol atmak için ya da topu uzak noktalara göndermek için kullanılır.)</p>
<p><strong>2. Top kontrol metodları:</strong></p>
<p><strong>A. Ayak ile yapılan kontroller:</strong> Ayağın içi ile (yuvarlanmakta olan ya da yüksekteki top kontrolleri için kullanılır), Ayağın üstü ile (havadan ya da orta yükseklikten gelen toplar için topun yerden sekmesini önlemek için kullanılır), Ayağın dışı ile (uzakta olan ayak kullanılır, iç kontrol yapılamadığı zamanlarda kullanılır), Diz üstü ile (top göğüs ve ayakla kontrol edilmeyecek kadar yüksekten gelirse kullanılır), Göğüs ile (topun geliş çizgisinin düz olmadığı durumlarda kullanılır)</p>
<p><strong>B. Kafa ile yapılan kontroller</strong>: Orta veya daha yüksekten gelen topları kontrol altına<br />
almak için kullanılır, uygulaması zor bir tekniktir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/futbolda-teknik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

