<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ders Yerimiz... &#187; Sağlık Bilgisi</title>
	<atom:link href="http://www.dersyerimiz.com/index.php/category/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dersyerimiz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2009 21:12:07 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Grip Nedir? Nasıl Bulaşır?</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/grip-nedir-nasil-bulasir.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/grip-nedir-nasil-bulasir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 18:39:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1940</guid>
		<description><![CDATA[Grip Nasıl Bir Hastalıktır?
Grip asıl olarak solunum yollarında yerleşen Influenza A, B ve C virülerinin neden olduğu, yüksek ateş ve yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden; toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan, kolay yayılabildiğinden bilhassa kış mevsiminde salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalıktır. 
Grip Virüsünün Özelliklerinden Bahseder misiniz?
Influenza B [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Grip Nasıl Bir Hastalıktır?</strong><br />
Grip asıl olarak solunum yollarında yerleşen Influenza A, B ve C virülerinin neden olduğu, yüksek ateş ve yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden; toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan, kolay yayılabildiğinden bilhassa kış mevsiminde salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalıktır. <span id="more-1940"></span></p>
<p><strong>Grip Virüsünün Özelliklerinden Bahseder misiniz?</strong><br />
Influenza B virüsü çok nadiren salgın yapar ve genellikle daha hafif seyreder. C virüsü ise hemen hiç salgın nedeni olmaz. Grip salgınlarına yol açan virüs asıl olarak Influenza A’dır. Bu virüslerin özelliği, çok kolay bulaşabilmesi ve toplumda aynı anda birçok kişiyi birden hastalandırabilmesidir. Virüsün antijenik yapısı çok sık değiştiği için toplumda herhangi bir dirençle karşılaşmadan hızla yayılabilmekte ve epidemi (bir toplumda görülen salgın) ve pandemilere (dünyada bir çok toplumda görülen salgın) yol açmaktadır. 9-39 yıllık periyotlarda major antijenik değişim ortaya çıktığından pandemi yapıp bir çok ülkede aynı anda milyonlarca kişiyi hastalandırmaktadır. 1889&#8242;dan bu yana en az 5 pandemi yaşanmıştır. 1918-1919 pandemisi sırasında milyarlarca kişi hastalığa yakalanmış ve yaklaşık 25 milyon kişi ölmüştür.</p>
<p><strong>Nezle, Soğuk Algınlığı ile Grip Arasında Fark Nedir</strong>?<br />
Benzer yakınmalarla kendini belli eden ancak hastalığın daha hafif seyrettiği ve genellikle ayakta atlatılan nezle ve soğuk algınlığından farklı olarak grip, dünya çapında büyük salgınlara, toplu ölümlere, büyük oranda iş gücü kayıplarına yol açabilen ağır bir hastalıktır.</p>
<p><strong>Grip Nasıl Bulaşır?</strong><br />
Kuşlar, atlar ve domuzlarda da hastalık görülebilmekte ve hastalığı insanlara taşıyabildikleri bildirilmektedir. Ancak, asıl olarak virüsü taşıyan hasta kişilerin solunum yolu sekresyonlarıyla ve bunlarla bulaşmış eşyalar vasıtasıyla yayılmaktadır. Çok kolay bulaşmakta ve hızla yayılmaktadır. Özellikle okullar, yurtlar, kışlalar, kahvehaneler, huzur evleri gibi kalabalık ve topluca yaşanan ortamlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynar.</p>
<p><strong>Grip Salgınları Nasıl Meydana Gelir?</strong><br />
Salgınlardan korunmak toplumda aktif yaşayanlar için çok zordur. Salgınlar sırasında ilk hecmede genellikle arkadaşlarından mikrobu alan okul çocukları hastalanmakta bunu izleyen ikinci hecmede ise çocuklarından mikrobu alan erişkinler hastalığa tutulmaktadır. Salgınlar genellikle 5-7 hafta dolaylarında kendiliğinden sınırlanmaktadır. Kuzey yarım kürede sıklıkla kış aylarında (Kasım-Mart) görülmektedir.</p>
<p><strong>Sidney Gribi, Rus Gribi, Çin Gribi Farklı Hastalıklar mıdır?</strong><br />
Bunların hepsi de Influenza A virüsünün neden olduğu salgınlardır. Hastalığın belirtileri aynı olup sadece şiddeti ve yaygınlığı değişmektedir. Bunun nedeni ise virüsün antijenik yapısında meydana gelen değişikliklerdir. Hemen her yıl oluşan minör değişikliklere ek olarak 9-39 yıllık periyotlarla major değişimler olmakta ve buna bağlı olarak toplumda gribe karşı var olan dirençten etkilenmeyen virüs pandemilere yol açmaktadır. 16 yüzyıldan bu yana 10’ dan fazla pandem1i yaşanmıştır. 1918 pandemisi sırasında 25 milyon kişi ölmüştür. Pandemiye yol açan yeni antijenik yapılı virüsün ilk görüldüğü yere izafeten Rus gribi, Çin gribi, Honk Kong gribi, Sidney Gribi şeklinde adlandırma yapılmaktadır.</p>
<p><strong>Hastalık Kimlerde Daha Sık ve Ağır Seyreder</strong>?<br />
Sigara, alkol alımı, düzensiz yaşam ile soğuk maruziyeti hastalığa yakalanma riskini artırmaktadır. Bilhassa bebekler, yaşlılar, kronik hastalığı olanlarda (kalp hastalığı, astım, kronik bronşit, bronşektazı, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, AIDS, kan hastalıkları) ağır seyretmekte ve ölümlere neden olmaktadır. Direnci yüksek erişkinler için ölüm çok nadirdir.</p>
<p><strong>Hastalığın Belirtileri Nelerdir?</strong><br />
Hastalık bulaşmayı takiben 1-3 günde üşüme, titreme, ateş, halsizlik, kırgınlık, iştahsızlık, boğaz ve baş ağrısı, yaygın kas ve eklem ağrıları, bulantı, genizde dolgunluk ve akıntı, gözlerde yanma kızarıklık, burun akıntısı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Bulantı, kusma görülebilir.</p>
<p><strong>Bu Belirtiler Sadece Grip Hastalığında mı Görülür?</strong><br />
Hayır. Nezle, farenjit, anjin, bademcik iltihabı, sinüzit, larenjit, bronşit, zatürree vb gibi bir çok solunum yolu enfeksiyonları sırasında benzer yakınmalar olabilir.</p>
<p><strong>Benzer Şikayetlere Neden Olan Diğer Hastalıklardan Ayrılması Gerekir mi?</strong><br />
Evet. Bu çok önemlidir. Çünkü tedavi buna göre yapılacaktır. Örneğin: kriptik bir tonsillit olgusunda penisilin uygulanması mutlaka gerekli iken gripte bunun hiç faydası yoktur.</p>
<p><strong>Grip İçin Doktora Gitmeli miyim? Yoksa Evde Kendi Kendime Tedavi Olabilir miyim</strong>?<br />
Yukarıda sayılan belirtiler ortaya çıktığında öncelikle bunlar gribe bağlı mı yoksa diğer hastalıklardan birisi olabilir mi? Bunun anlaşılması için hastanın bir hekim tarafından değerlendirilmesi uygun olur. Bu yapılmadığı taktirde bazen gereksiz yere zaman kaybedilmiş ve antibiyoterapiye geç kalınmış olur. Bilhassa belirtilerin şiddetli, ateşin çok yüksek olduğu ve hastanın genel durumunu bozup, beslenmesini, istirahatini engellediği hallerde ve ateşin 3-4 günlük istirahata rağmen düşmediği ya da düştükten bir iki gün sonra tekrar yükseldiği durumlarda hekime mutlaka başvurulmalıdır. Yaşlılar, kalp, akciğer, böbrek ve şeker hastaları ve vücut direncini bozan diğer süreğen hastalığı olanlar (AIDS’liler, kan hastaları vb..) ise grip belirtileri başlar başlamaz hekime başvurmalıdırlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/grip-nedir-nasil-bulasir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vitamin Değerleri</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/vitamin-degerleri.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/vitamin-degerleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 15:59:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[vitaminler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1702</guid>
		<description><![CDATA[ELMA
Pektin, Bioflanovoid, C vitamini
Kolesterol düzeyini düşürüyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
ENGİNAR
Cynarin, bol miktarda B ve C vitamini
Kan şekerini düzenliyor. C vitamini kalbi güçlendiriyor.
MUZ
Potasyum, B6 vitamini, Serotonin, Magnezyum
Rahatlatıyor ve uyumaya yardımcı oluyor.
FASULYE
Demir, Kalsiyum, B ve C vitamini, Protein
Kan ve hücre yapımına yardımcı oluyor.
BROKOLİ
Magnezyum, A ve C vitamini, Potasyum
Kansere karşı koruyor, kasları güçlendiriyor.
ESMER BUĞDAY
Lysin, Lezithin
Beyni ve sinirleri besliyor, öğrenmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ELMA</strong></p>
<p>Pektin, Bioflanovoid, C vitamini<br />
Kolesterol düzeyini düşürüyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.</p>
<p>E<strong>NGİNAR</strong></p>
<p>Cynarin, bol miktarda B ve C vitamini<br />
Kan şekerini düzenliyor. C vitamini kalbi güçlendiriyor.</p>
<p><strong>MUZ</strong></p>
<p>Potasyum, B6 vitamini, Serotonin, Magnezyum<br />
Rahatlatıyor ve uyumaya yardımcı oluyor.<span id="more-1702"></span></p>
<p>F<strong>ASULYE</strong></p>
<p>Demir, Kalsiyum, B ve C vitamini, Protein<br />
Kan ve hücre yapımına yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>BROKOLİ</strong></p>
<p>Magnezyum, A ve C vitamini, Potasyum<br />
Kansere karşı koruyor, kasları güçlendiriyor.</p>
<p><strong>ESMER BUĞDAY</strong></p>
<p>Lysin, Lezithin<br />
Beyni ve sinirleri besliyor, öğrenmeyi güçlendiriyor.</p>
<p><strong>MANTAR</strong></p>
<p>Sodyum, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum<br />
Kasları güçlendiriyor, saç ve tırnakları besliyor.</p>
<p><strong>ACI MARUL</strong></p>
<p>Yaşamsal önem taşıyan maddeler, Eser element, Potasyum, Fosfor<br />
Yağ metabolizmasını düzenliyor, felç riskine karşı koruyor.</p>
<p><strong>BEZELYE</strong></p>
<p>Bitkisel protein, Magnezyum<br />
Kolesterol düzeyini düşürüyor, bğırsak kanser riskni azaltıyor.</p>
<p>Ç<strong>İLEK</strong></p>
<p>C vitamini, Kalsiyum, Potasyum<br />
Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, metabolizmayı harekete geçiriyor.</p>
<p><strong>REZENE</strong></p>
<p>C vitamini, Uçucu yağlar, Demir, Potasyum, Kalsiyum<br />
Öksürüğü önlüyor, vücuda oksijen alımını artırıyor.</p>
<p><strong>KÜMES HAYVANLARI</strong></p>
<p>Protein, Potasyum, Magnezyum, B vitamini, Çinko<br />
Baş ağrısı sorununa karşı etkili, stresten arındırıyor.</p>
<p><strong>GREYFURT</strong></p>
<p>Folikasit, C vitamini<br />
Kan basıncını azaltır, kan yapımını artırır.</p>
<p><strong>YULAF</strong></p>
<p>Karbonhidrat, Demir, Magnezyum, B vitamini<br />
Enerji sağlıyor, kas kramplarını önlüyor, idrar söktürüyor.</p>
<p><strong>KUŞBURNU</strong></p>
<p>Likopen, C ve E vitamini, Demir<br />
Soğuk algınlığı ve gribe karşı önleyici etkiye sahip.</p>
<p><strong>RİNGA BALIĞI</strong></p>
<p>Omega3 yağ asidi, Sodyum, Potasyum<br />
Damar sertliğini ve yüksek tansiyonu önlüyor.</p>
<p><strong>AHUDUDU</strong></p>
<p>C vitamini, Potasyum, Kalsiyum, Demir, Folikasit<br />
Virüs ve bakterilere karşı koruyor, tümör oluşumuna engel oluyor.</p>
<p><strong>MÜRVER</strong></p>
<p>Potasyum, B1 vitamini, C vitamini<br />
Terleten ve öksürüğü azaltan etkiye sahip. Kabızlığa iyi geliyor.</p>
<p><strong>YOĞURT</strong></p>
<p>Kalsiyum, Riboflavin, B12 vitamini<br />
Bağırsak kanserine karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor.</p>
<p><strong>FRENK ÜZÜMÜ</strong></p>
<p>C vitamini, Niasin, Kalsiyum<br />
Sinir ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor.</p>
<p><strong>PEYNİR</strong></p>
<p>Protein, Sodyum, Potasyum, Kalsiyum<br />
Kemikleri güçlendiriyor, sinirleri koruyor.</p>
<p><strong>HAVUÇ</strong></p>
<p>A vitamini, Selenyum<br />
Sperm üretimini sağlıyor, vücudu enfeksiyonlara karşı koruyor.</p>
<p><strong>PATATES</strong></p>
<p>Mieraller, C vitamini, Bitkisel Protein, Potasyum<br />
Kansere karşı koruyucu, vücudu toksinlerden arındırıyor.</p>
<p><strong>KEFİR</strong></p>
<p>Asit laktik, Asit laktik bakterileri<br />
Bağırsak enfeksiyonuna, kabızlığa ve gaza iyi geliyor.</p>
<p><strong>KİVİ</strong></p>
<p>C vitamini, Karotionid, Flavonoid<br />
Zayıflatıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.</p>
<p><strong>SARIMSAK</strong></p>
<p>Quercetin, Ajoene ve Allisin<br />
Kansere karşı bağışıklık sistemini güçlendiriyor.</p>
<p><strong>SOM BALIĞI</strong></p>
<p>Omega3 yağ asidi ve D vitamini<br />
Kemikleri güçlendiriyor, meme kanseri riskini azaltıyor.</p>
<p><strong>PIRASA</strong></p>
<p>Allisin, Çinko, Manganez, Selenyum<br />
Kan basıncını düşürüyor, kalbi ve damarları güçlendiriyor.</p>
<p><strong>MERCİMEK</strong></p>
<p>Çinko ve Aminoasit<br />
Yorgunluğu gideriyor, strese karşı etkili</p>
<p><strong>MISIR</strong></p>
<p>Çinko, Magnezyum ve B vitamini<br />
Stresle savaşıyor, bağırsak kanserini önlüyor.</p>
<p><strong>USKUMRU</strong></p>
<p>Omega3 yağ asidi, D, B6-B12 vitaminleri ve İyot<br />
Kan basıncını düşürüyor, moral yükselten etkiye sahip</p>
<p><strong>MANGO</strong></p>
<p>A ve B vitamini, Çinko<br />
Cinsel enerjiyi yükseltiyor,orgazm yeteneğini artırıyor.</p>
<p><strong>DENİZ BİTKİLERİ</strong></p>
<p>Omega3 yağ asidi, Pantothenik asit<br />
Kolesterol düzeyini düşürüyor, kalp krizi riskini azaltıyor.</p>
<p><strong>SİYAH TURP</strong></p>
<p>C vitamini, Kalsiyum, Potasyum, Demir<br />
Bağışıklık sistemini ve kan dolaşımını güçlendiriyor.</p>
<p><strong>KAVUN</strong></p>
<p>Mahnezyum, Potasyum ve Kalsiyum<br />
Vücuttaki su düzeyini ayarlıyor, idrar oluşumunu artırıyor.</p>
<p><strong>SÜT</strong></p>
<p>Kalsiyum, D, A ve B2 vitaminleri<br />
Kemik oluşumunu teşvik ediyor, bağırsak kanserine karşı koruyor.</p>
<p><strong>PEYNİR SUYU</strong></p>
<p>Sodyum, Potasyum, Kalsiyum, Laktik asit bakterileri<br />
Sindirim sistemi şikayetleri ve mide yanmasına karşı iyi geliyor.</p>
<p><strong>CEVİZ, FISTIK, FINDIK</strong></p>
<p>B ve E vitamini, Çinko, Demir<br />
Sakinleştiriyor, uyumayı sağlıyor, stresi azaltıyor.</p>
<p><strong>ZEYTİNYAĞ</strong>I</p>
<p>Doymamış yağ asidi, E vitamini<br />
Kötü huylu kolesterol düzeyini düşürüyor, hücreleri koruyor</p>
<p><strong>PORTAKAL</strong></p>
<p>B ve C vitamini, Potasyum, Kalsiyum, Selenyum<br />
Vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>PAPAYA</strong><br />
Karotinoid, Enzimler, C vitamini<br />
Kalp hastalıklarını önlüyor, stresi azaltıyor</p>
<p><strong>YEŞİL-KIRMIZI BİBER</strong></p>
<p>Capsaicin, A ve C vitamini, Çinko<br />
Baş ağrısı ve migrene karşı koruyucu etkiye sahip</p>
<p><strong>ERİK</strong></p>
<p>Potasyum, Demir, B vitamini<br />
Vücuttaki fazla suyun atılmasını sağlıyor, enerji veriyor.</p>
<p><strong>KIRILMAMIŞ PİRİNÇ</strong></p>
<p>Protein, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum<br />
Mide anması ve gaza karşı etkili. Vücuttaki fazla suyu atıyor.</p>
<p><strong>RAVENT</strong></p>
<p>Magnezyum, Manganez, Kalsiyum, B vitamini<br />
Sağlıklı kemiklerin oluşumuna katkıda bulunuyor.</p>
<p><strong>DANA ETİ</strong></p>
<p>Demir, Protein ve Potasyum<br />
Soğuk algınlığı, öksürük ve gribe karşı iyileştirci etkiye sahip.</p>
<p><strong>LAHANA TURŞUSU</strong></p>
<p>Laktik asit bakterileri ve B12 vitamini<br />
Tümör oluşumunu önlüyor.</p>
<p><strong>KEREVİZ</strong><br />
Potasyum, Sodyum, Kalsiyum, Magnezyum<br />
Kabızlık, mide ve bağırsak sorunlarına karşı etkili.</p>
<p><strong>SHIITAKE MANTARI</strong></p>
<p>Lentinan, D vitamini<br />
Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, kanser oluşumunu engelliyor.</p>
<p><strong>SOYA</strong></p>
<p>Yağ, E vitamini ve Protein<br />
E vitamini hücreleri koruyor, kanser riskini azaltıyor</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/vitamin-degerleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Yardım Nedir?</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/ilk-yardim-nedir.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/ilk-yardim-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 15:56:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1700</guid>
		<description><![CDATA[ilk yardım nedir
İlkyardım nedir? Herhangi bir kaza veya yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması yada durumun kötüye gitmesini önleyebilmek amacı ile olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın, mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamalardır.
 
Acil tedavi nedir? Acil tedavi ünitelerinde, hasta/yaralılara doktor ve sağlık personeli tarafından yapılan tıbbi müdahalelerdir.
İlkyardımcı kimdir? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ilk yardım nedir</strong></p>
<p>İlkyardım nedir? Herhangi bir kaza veya yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması yada durumun kötüye gitmesini önleyebilmek amacı ile olay yerinde, tıbbi araç gereç aranmaksızın, mevcut araç ve gereçlerle yapılan ilaçsız uygulamalardır.<span id="more-1700"></span><br />
 <br />
Acil tedavi nedir? Acil tedavi ünitelerinde, hasta/yaralılara doktor ve sağlık personeli tarafından yapılan tıbbi müdahalelerdir.</p>
<p>İlkyardımcı kimdir? İlkyardım tanımında belirtilen amaç doğrultusunda hasta veya yaralıya tıbbi araç gereç aranmaksızın mevcut araç gereçlerle, ilaçsız uygulamaları yapan eğitim almış kişi yada kişilerdir.<br />
 <br />
İlkyardım ve acil tedavi arasındaki fark nedir? Acil tedavi bu konuda ehliyetli kişilerce gerekli donanımla yapılan müdahale olmasına karşın, ilkyardım bu konuda eğitim almış herkesin olayın olduğu yerde bulabildiği malzemeleri kullanarak yaptığı hayat kurtarıcı müdahaledir.<br />
 <br />
<strong>İlkyardımın öncelikli amaçları nelerdir</strong>?<br />
•        Hayati tehlikeyi ortadan kaldırmak,<br />
•        Yaşamsal fonksiyonların sürdürülmesini sağlamak,<br />
•        Hasta/yaralının durumunun. kötüleşmesini önlemek,<br />
•        İyileşmeyi kolaylaştırmak.<br />
 <br />
<strong>İlkyardımın temel uygulamaları nelerdir?</strong><br />
İlkyardım temel uygulamaları  Koruma, Bildirme, Kurtarma (KBK) olarak ifade edilir.</p>
<p><strong>Koruma:</strong><br />
Kaza sonuçlarının ağırlaşmasını önlemek için olay yerinin değerlendirilmesini kapsar. En önemli işlem olay yerinde oluşabilecek tehlikeleri belirleyerek güvenli bir çevre oluşturmaktır.</p>
<p><strong>Bildirme:</strong><br />
Olay / kaza mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde telefon veya diğer kişiler aracılığı ile gerekli yardım kuruluşlarına bildirilmelidir. Türkiye&#8217;de ilkyardım gerektiren her durumda telefon iletişimleri, 112 acil telefon numarası üzerinden gerçekleştirilir.</p>
<p><strong>Kurtarma (Müdahale):</strong><br />
Olay yerinde hasta / yaralılara müdahale hızlı ancak sakin bir şekilde yapılmalıdır.</p>
<p>Herhangi bir kaza yada yaşamı tehlikeye düşüren durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar,hayatın kurtarılması ya da durumun daha kötüye gitmesini önlemek amacıyla, ilaçsız olarak yapılan uygulamalara ilkyardım denir. İLK YARDIM UYGULAMASINDA KESİNLİKLE İLAÇ KULLANILMAZ.</p>
<p>İlk Yardımın 3 temel amacı vardır:<br />
1.Yaşamı koruma ve sürdürülmesini sağlama<br />
2.Durumun kötüleşmesini engelleme<br />
3.İyileşmesini kolaylaştırma</p>
<p>İlk yardım esnasında sırası ile yapılması gerekenleri şöyle sayabiliriz: İlk Yardımı yapan kişi öncelikle sakin ve telaşsız olmalıdır. Hastayı da sakinleştirmeli ve etrafta süren bir tehlike olup olmadığını belirlemelidir. Bu arada kendi can güvenliğini de tehlikeye atmamalıdır. Çevrede bulunan kişiler sağlık kuruluşlarına, itfaiye ve güvenlik güçlerine haber vermeleri için organize edilmelidir. Hastanın durumu değerlendirilerek uygun ilk yardıma başlanarak hasta en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır.</p>
<p>İlk Yardımda öncelikle hastanın<br />
Soluk yolunun açılması<br />
Solunumun düzeltilmesi ve<br />
Dolaşımın etkinliğinin sağlanması<br />
hedeflenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/ilk-yardim-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Duyu Organlarımız</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/duyu-organlarimiz.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/duyu-organlarimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 15:07:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[deri]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[duyu organlarımız]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1653</guid>
		<description><![CDATA[DUYU ORGANLARIMIZ
Çevremizde olup bitenleri duyularımız aracılığıyla anlarız.
Örneğin, çevredeki cisimleri gözlerimizle görür, sesleri kulaklarımızla işitiriz. İyi ve kötü kokuları, burnumuzla algılarız.
Besinlerin tatlarını dilimizle anlar, cisimlerin sertliğini, yumuşaklığını, soğukluğunu ve sıcaklığını derimizle hissederiz.
Duyu organlarımız, çevreden gelen uyarıları, duyu sinirleriyle beynimize gönderir.
Beyin aldığı uyarıları değerlendirir, sonucu hareket sinirleriyle duyu organlarına bildirir. 
Sonuçta her duyu organı almış olduğu uyartıyı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DUYU ORGANLARIMIZ</strong></p>
<p>Çevremizde olup bitenleri duyularımız aracılığıyla anlarız.</p>
<p>Örneğin, çevredeki cisimleri gözlerimizle görür, sesleri kulaklarımızla işitiriz. İyi ve kötü kokuları, burnumuzla algılarız.</p>
<p>Besinlerin tatlarını dilimizle anlar, cisimlerin sertliğini, yumuşaklığını, soğukluğunu ve sıcaklığını derimizle hissederiz.</p>
<p>Duyu organlarımız, çevreden gelen uyarıları, duyu sinirleriyle beynimize gönderir.</p>
<p>Beyin aldığı uyarıları değerlendirir, sonucu hareket sinirleriyle duyu organlarına bildirir. <span id="more-1653"></span></p>
<p>Sonuçta her duyu organı almış olduğu uyartıyı beyinde değerlendirip, görevlerini yerine getirerek, çevreyle uyum içinde olmamızı sağlar.<br />
<strong>GÖZ</strong></p>
<p>   Göz, görme duyu organıdır.    Göz, kafatasının önündeki göz çukuru içinde bulunur.<br />
   <img class="alignleft size-full wp-image-1658" title="goz" src="http://www.dersyerimiz.com/wp-content/uploads/2009/03/goz.jpg" alt="goz" width="231" height="391" />Gözde görme olayını sağlayan görme duyu hücreleri ile görüntüyü beyne İletebilen görme duyu sinirleri bulunur.</p>
<p>   Göz kaşlar, göz kapakları, kirpikler ve gözyaşı bezleri gibi yardımcı organlardan oluşmuştur.</p>
<p>Göz görme işinde doğrudan görev alan kısımlar ve bunları koruyan yapılardan meydana gelmiştir.</p>
<p>Cisimleri görmemizi sağlayan duyu organımız gözlerimizdir. </p>
<p>Ancak, görmenin gerçekleşebilmesi için ışığa ihtiyacımız vardır. Cisimlerden yansıyan Işık saydam tabaka ve göz bebeğinden geçerek merceğe gelir.<br />
<strong><br />
</strong></p>
<div><strong> </strong></div>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong> </p>
<p>KULAK</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></strong></p>
<p>Kulaklarımız işitmemizi  ve dengemizi sağlayan duyu organımızdır.</p>
<p>   Suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar gibi havada da ses dalgaları<br />
mevcuttur.</p>
<p>   Kulak, ses titreşmelerinin yönünü, derecesini ve özelliğini algılayarak<br />
sinirlere aktarır.</p>
<p>  <img class="alignleft size-full wp-image-1657" title="kulak" src="http://www.dersyerimiz.com/wp-content/uploads/2009/03/kulak.jpg" alt="kulak" width="246" height="200" /><br />
Kulak dıştan içe doğru</p>
<p>3 farklı kısımdan oluşur.</p>
<p>1-Dış Kulak:<br />
2-Orta Kulak<br />
3-İç kulak<br />
<strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<div><strong> </strong></div>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong> </p>
<p> </p>
<p>BURUN</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></strong></p>
<p> </p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1656" title="burun" src="http://www.dersyerimiz.com/wp-content/uploads/2009/03/burun.jpg" alt="burun" width="222" height="212" />Burun koku alma ve solunum organıdır.     </p>
<p>Burnun uç kısmı kıkırdaktan, arka kısmı ise kemikten yapılmıştır.</p>
<p>Burun boşluğu bir kemikle ikiye ayrılır.  </p>
<p>Boşluklardan ortaya doğru üç kemik çıkıntı uzanır.</p>
<p>Bu kemiklerin arasındaki boşluklara sinüs denir.</p>
<p><strong>Kokuyu Nasıl Algılarız?</strong></p>
<p>1-Kokulu cisimlerden buharlaşarak ayrılan ve<br />
havaya karışan tanecikler, sarı bölgedeki mukus<br />
sıvısında çözünerek koku almaçlarını uyarır.<br />
 2. Uyartılar beynin koklama merkezine iletilir.<br />
Böylece koku algılanmış olur.</p>
<p><strong><br />
DİL</strong></p>
<p> <img class="alignleft size-full wp-image-1655" title="dil" src="http://www.dersyerimiz.com/wp-content/uploads/2009/03/dil.jpg" alt="dil" width="237" height="379" />Dilimizin tat alma, çiğneme, yutma ve konuşma gibi görevleri vardır.</p>
<p>Maddelerin tadının alınabilmesi için bu maddelerin tükürükte çözünmesi gerekir.</p>
<p><strong>TAT ALMA BÖLGELERİ</strong></p>
<p>Dilin ucunda, yanlarında ve arkasında tat alma tomurcukları yer alır.</p>
<p>Dilimizin her bölgesi her tadı alabilir.<br />
       <br />
Dilimizin ucu tatlı, arkası acı, ön yanları tuzlu ve arka yanları da ekşi tatları daha fazla alır.</p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>DERİ</strong></p>
<p>Deri, en büyük duyu   organımızdır.<br />
       <br />
 Vücudumuzun dışını tamamen kaplar.<br />
 <br />
 Ayrıca vücut ısısını ayarlar, solunum ve boşaltıma yardımcı olur ve vücudu dış etkilerden korur.</p>
<p>Derinin üzerinde dokunmayı, basıncı, ağrıyı, sıcağı, soğuğu vb. duyuları algılayan almaçlar vardır.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1654" title="deri" src="http://www.dersyerimiz.com/wp-content/uploads/2009/03/deri.jpg" alt="deri" width="227" height="506" /><br />
<strong>DERİNİN BÖLÜMLERİ</strong><br />
1-Üst deri:</p>
<p>         Derinin alt bölümlerini koruyan tabakadır.<br />
         Bu tabakada kan damarları ve sinirler bulunmaz.<br />
         Üst derinin en dış bölümü ölü hücrelerden meydana gelmiştir.<br />
         Bu bölümün altında canlı hücrelerden oluşan bir tabaka bulunur.<br />
         Bu tabaka, deriyi güneşten gelen zararlı ışınlardan korur.<br />
        Üst deride ayrıca derinin rengini belirleyen hücreler de vardır.</p>
<p>2-Alt deri:</p>
<p>  Üst deriye göre daha kalın olan alt deri, canlı hücrelerden oluşur.</p>
<p>         Alt deride kan damarları, kıl kasları, sinirler, ter bezleri, yağ bezleri, kıl kökleri ve duyu almaçları yer alır.</p>
<p>        Yağ tabakası bulunur. Yağ tabakası vücudu çarpmalara ve vurmalara karşı korur ve vücudun ısı kaybını önler.  </p>
<p>        Burada yer alan ter bezleri, terleme ile boşaltıma yardımcı olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/duyu-organlarimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Venöz Basıncın Ölçülmesi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/venoz-basincin-olculmesi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/venoz-basincin-olculmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 13:32:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[venöz]]></category>
		<category><![CDATA[Venöz Basıncı]]></category>
		<category><![CDATA[Venöz Basıncın Ölçülmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1604</guid>
		<description><![CDATA[Venöz Basıncın Ölçülmesi
   Venöz basınç, dolaşımdaki kanın ven çeperleri üzerine yaptığı basınçtır. Amaç, dolaşımdaki kan volümünü (hacmini) saptamak, damar tonüsünü değerlendirmektir.
 Venöz basınç, intravenöz tüp ve intravenöz solüsyona bağlanmış bir manometre aracılığıyla ölçülür.
 Venlerdeki kan basıncı (venöz basınç), arterlerdekinden daha azdır. Bu düşük basınç, kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır. Eğer venöz basınç normalin altına düşerse, kalbe yeteri kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Venöz Basıncın Ölçülmesi</strong></p>
<p>   Venöz basınç, dolaşımdaki kanın ven çeperleri üzerine yaptığı basınçtır. Amaç, dolaşımdaki kan volümünü (hacmini) saptamak, damar tonüsünü değerlendirmektir.</p>
<p> Venöz basınç, intravenöz tüp ve intravenöz solüsyona bağlanmış bir manometre aracılığıyla ölçülür.<span id="more-1604"></span></p>
<p> Venlerdeki kan basıncı (venöz basınç), arterlerdekinden daha azdır. Bu düşük basınç, kanın kalbe dönüşünü kolaylaştırır. Eğer venöz basınç normalin altına düşerse, kalbe yeteri kadar kan dönmez ve dolaşım sisteminde bir yetmezlik olur. Venöz basınç mmHg olarak değil santimetre su olarak ifade edilir. Normal venöz basınç 8-15 cm-su&#8217; dur. Venöz basıncI 2 faktör kontrol eder. Bunlar; kan hacmi (dolaşım sistemindeki kan miktarı) ve venlerin kapasitesi (vasküler hacim)&#8217;dir.</p>
<p>Normal erişkinin dolaşım sisteminde yaklaşık 4-6lt kan vardır. Çocuklarda daha azdır. Yaşa ve büyüklüğe bağlı olarak değişir. Erişkinde önemsiz olabilecek kan kaybı bir bebek için öldürücü olabilir.</p>
<p>Sağlıklı insanlarda dolaşım sistemi devamlı olarak kendiliğinden duruma uyar. Böylece arter, ven ve kapillerin %100&#8242;ü o anda kanın %100&#8242;ünü taşır. Bütün damarlar hiçbir zaman tam dilate veya konstrike değildir. Arter ve venlerin genişliği, kan basıncını normal tutmak için olan, kan miktarına ve başka faktörlere göre, sinir sisteminin kontrolündedir. Normal basınç altında, kanın %100&#8242;ünü barındırabilen bir sistemde, her yerin her zaman, perfüzyonu sağlanır.</p>
<p><strong>         <br />
# Venöz basıncın ölçülmesinde işlem basamakları #</strong></p>
<p><strong>Gerekli Malzemeler;<br />
</strong>- Manometre<br />
- Üç yollu musluk<br />
- 10 cc’lik steril enjektör<br />
- 19 no’lu enjektör iğnesi<br />
- Turnike - Tedavi bezi ve muşambası<br />
- Temiz kağıt torba içinde pamuk tampon<br />
- Kirli kağıt torbası<br />
- Alkol<br />
- Steril Serum Fizyolojik</p>
<p>- Tüm malzemeler eksiksiz olarak bir tepsi içerisinde getirilir ve kullanım sırasına göre düzenlenip, uygun bir yere yerleştirilir.</p>
<p>- Hastaya işlem hakkında bilgi verilerek, işlem esnasında hareketsiz durması ve kendini gevşek tutması gerektiği söylenir.</p>
<p>- Hasta yatakta yastıksız olarak yatırılır ve venöz basıncı ölçülecek olan kolu yana doğru uzatılarak yatak üzerine yerleştirilir. (Hastanın yastıksız, sırt üstü yatması, dolaşım dinamiğinin değişmez durumda olmasını sağlar. Çünkü; arter ve venler yatay olarak kalple aynı hizaya gelmiştir.) Hastanın kolunun altına tedavi bezi ve muşambası yerleştirilir.</p>
<p>- Enjektörün ucuna üç yollu musluk, bununda öbür ucuna enjektör iğnesi takıldıktan sonra, enjektöre 5cc kadar serum fizyolojik çekilir.</p>
<p>- Hastanın koluna turnike bağlanır. Doktor iğne ile damara girerek enjektöre 2-3 cc kan çeker,manometre,üç yollu musluğun üçüncü ucuna takılır. Turnike açılır, kan ve serum fizyolojik karışımı manometrede yükselir, damara giden yolun musluğu açılır.</p>
<p>- Manometredeki sıvı dengesini bulup,durduğu zaman,manometredeki dereceler göz hizasında okunur. Eğer okuma değişik açılardan yapılırsa sonuç yanlış değerlendirilir.</p>
<p>- Okuma esnasında hastanın yatış biçiminin yada manometrenin değiştirilmesi 2-3cm su&#8217;dan fazla bir fark oluşturur. Bu durum hatalı bir değerlendirmenin yapılmasına neden olur.</p>
<p>- İşlem bitiminde hasta rahatlandırılır ve malzemeler kaldırılır. Bulunan venöz basınç değeri hemşire gözlem kağıdına kayıt edilir.</p>
<p><strong>Dikkat edilmesi gereken noktalar:</strong></p>
<p>1- Hastanın venöz basıncı ölçülecek kolunun, kalbin sağ atriumu ile aynı hizada olması gerekir.</p>
<p>2- Manometrenin sıfır noktasının yanlış tutulması, venöz basıncın yanlış okunmasına yol açar. Manometre üzerindeki sıfır noktası hastanın sağ atriumu ile aynı düzeyde olmalıdır. Bu nokta hastanın sırt üstü yattığında ön ve arka göğüs duvarının aşağı ve yukarı ortasıdır.</p>
<p>3- Venöz basıncın yüksek olması, dolaşımdaki kan hacminin artmış olduğunu(hipervolemi), düşük olması ise dolaşımdaki kanın azalmış olduğunu(hipovolemi) gösterir. Venöz basıncın artmasının en iyi göstergesi boyun venlerindeki dolgunluktur.</p>
<p>4- Şayet arteriyel kan basıncı düşük, venöz basınç yüksek ise, bir sağ kalp yetmezliğine gidiş düşünülür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/venoz-basincin-olculmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Isırgan Otu</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/isirgan-otu.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/isirgan-otu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 13:29:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Irtica dioica]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1601</guid>
		<description><![CDATA[ISIRGAN OTU
Irtica dioica
Tıbbi bitki ilaç yapımında kullanılan bitkilere verilen genel bir isimdir. Bir bitkinin tümü taze veya kurutulmuş halde ilaç yapımında kullanılabileceği gibi, bitkinin bir veya bir kaç organıda aynı amaçla kullanılabilir. Bitkinin ilaç olarak kullanılan kısmına DROG adı verilir.
Dünya nüfusunun % 80’inin tedavi amacıyla bitkilere bağımlı olduğu bilinmektedir. Bunun nedeni dünya nüfusunun 3/4&#8242;ünün gelişmekte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ISIRGAN OTU</strong></p>
<p><strong>Irtica dioica</strong></p>
<p>Tıbbi bitki ilaç yapımında kullanılan bitkilere verilen genel bir isimdir. Bir bitkinin tümü taze veya kurutulmuş halde ilaç yapımında kullanılabileceği gibi, bitkinin bir veya bir kaç organıda aynı amaçla kullanılabilir. Bitkinin ilaç olarak kullanılan kısmına DROG adı verilir.<span id="more-1601"></span></p>
<p>Dünya nüfusunun % 80’inin tedavi amacıyla bitkilere bağımlı olduğu bilinmektedir. Bunun nedeni dünya nüfusunun 3/4&#8242;ünün gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor olmalarıdır. Sanayileşmiş ülkelerde de tıbbi bitkilere yöneliş gözlenmektedir. Modern farmakoplerdeki drogların yaklaşık % 20 ‘si bitkisel kökenlidir.</p>
<p>Dünya bitkisel drog pazarı 1993 yılında 9.2 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. Bunun % 30 ‘unun Avrupa Birliği, % 25’inin Japonya, % 19’unun Güney Doğu Avrupa, %12’sinin Kuzey Amerika, % 8’inin Hindistan ve Pakistan, % 6’sının AB dışındaki Avrupa ülkeleri oluşturmaktadır.</p>
<p>Türkiye; Akdeniz, Karasal ve Okyanus iklimlerinin kesişme noktasında bulunması itibariyle zengin bir bitki çeşitliliğine sahiptir. Türkiye 10.000’in üzerinde bitki çeşidi ile neredeyse Avrupa’nın tümünde yetişen bitki sayısına (yaklaşık 12.000 ) sahiptir.</p>
<p>Türkiye’de 1.000 kadar bitkinin halk tıbbında kullanıldığı tahmin edilmektedir. Aktarlarda satılan bitki sayısı 300 civarında olup 70 kadar bitkinin ihracatı yapılmaktadır. Ülkemizin bitkisel drog ihracatı 100 milyon dolar civarındadır.</p>
<p>Bu sayımızda tanıtacağımız ve hepimizin bildiği ısırgan otu, Almanya’da reçetelere ürolojik tedavi kategorisinde yazılan ilaç olup yıllık satış hacmi 35 milyon DM dir. Türkiye’de bir firmanın üretip ihraç ettiği ısırgan otu kökü 50 ton, ısırgan tohumu 10 ton, ısırgan yaprağı 20 ton dur.</p>
<p>Yöresel olarak ısırgı, dalağan, dızlağan, cızgın, ağdalak olarakta bilinen Isırgan Otu çok yıllık otsu bitkiler gurubundan olup tropik bölgeler dahil bütün dünyada yayılmıştır. Aydınlık yerleri sıcak ve ılıman iklim şartlarını sever. Otlu alanlarda, azotca zengin topraklarda, hububat, çeltik, şekerpancarı, ayçiçeği gibi kültür bitkileri arasında, yol boyları su arkları kenarında yetişir.</p>
<p>Sapı dört köşeli dik, 150 cm.’ye kadar boylanır. Sürüngen ve çok dallıdır. Sapta olduğu gibi yaprakları da dişli, oval biçimli ve sivri uçlu olup yakıcı tüylerle kaplıdır. Dokunulduğunda eli yakar. Çiçekleri ufak yeşil, kuru ve tek tohumlu cevizciktir. Mayıs ayından Eylül’e kadar çiçek açar</p>
<p>Isırgan otunun kuru maddesi; %18 protein, % 14 albüminli maddeler, %2.5 yağlı maddeler, % 6 Demir trioksit ihtiva eder. Yaprak, flavan, C vitamini, demir, mineral tuzlar ve bitki asitleri yönünden zengindir.Tohumunda, müsilaj, proteinler, sabit yağlar; kökünde ,tanen, sterolen, lignan ihtiva eder.</p>
<p>Bir doktor Isırgan Otunun en değerli şifalı otlardan biri olduğunu anlatırken, ısırgan otunun ne derece faydalı olduğunu bilse, insanoğlu başka hiçbirşey yetiştirmezdi demiştir.</p>
<p>Mukoza sağlamlaştırıcı, idrar söktürücü, güçlendirici, anti-alerjen, kan temizleyici ve iltihap giderici olarak kökünden başlayarak çiçeklerine kadar baştan aşağı şifadır.</p>
<p>Isırganlar, ıspanak gibi çorba olarak eski çağlardan beri yenilmiştir. Sağlık bakımdan pek gerekli olan demir ve magnezyum gibi madensel maddeler yönünden zengin bir bitkidir. Çok asitli olmadığı için ıspanağa karşı üstünlüğü vardır. Bu nedenle de romatizmalarda, gut ve damar sertliği olanlara salık verilir.</p>
<p>Bir yaştan sonra vücudun demir potansiyeli azalır dolayısıyla insanlarda yorgunluk ve halsizlik belirtileri görülür. İlkbaharda yeni sürgünlerden sabah aç karnına 1 kahve fincanı çay içilirse ısırgan otundaki demir alyuvarları devamlı yenileyerek yeni dokulara bol oksijen sağladığından insanlar kendini genç ve dinç hisseder</p>
<p>Isırgan otunu kaynatmaksızın sadece haşlamak yeterlidir. Koruyucu olarak bütün kış boyu aç karnına tatlandırmadan 1 fincan içilirse soğuk algınlığına karşı vücudun direncini artırır. Böbrek ve idrar yolları iltihabı, teşhis edilemeyen şiddetli baş ağrıları, prostat büyümeleri, mide ve barsak ülseri, kansızlık, alyuvar ve demir eksikliği tüm alerjik rahatsızlıklar, ekzama, ergenlik sivilcileri, fistüller ile virüs ve bakterilerin yol açtığı hastalıklarda en büyük yardımcıdır.</p>
<p>Isırgan otu çayı 4 haftalık bir dönem boyunca içilirse, karaciğer ve safra kesesi hastalığı, dalak tümörü ve hastalığı, nefes darlığı ve akciğer hastalıklarında kullanılır.</p>
<p>Isırgan otu su atıcı özelliği olduğundan ödem durumunda fazla suyu dışarı atar . Kan yapıcı özelliği ile sarılık ve kansızlığa iyi gelir kan temizleyicidir.</p>
<p>Taze ısırgan otu bitkisinin sapı yere yakın bölümünden kesilerek; eklem deformasyonu, romatizma, siyatik, kol ve bacaklardaki sinir iltihaplarına karşı doğrudan ağrılı bölgelere sürülerek de kullanılır. Bitkinin yakıcı tüylerinin deriyi tahriş etmesiyle uzun süreli rahatlatıcı bir sıcaklık oluşur ve ağrılar diner.</p>
<p>Isırgan otu tohumları öncelikle organizmayı uyarıcı güçlendirici ve savunma sistemlerini destekleyici özelliklere sahip olduğu için yaşlıları güçlendirici olarak kullanılır. İnek sütü ile karıştırılıp içilirse şehveti artırır.Yoğurt ile karıştırılarak şeker hastalığına karşı kullanılır.</p>
<p>Kök saplarının haşlanarak sirkeli tentürü yapılıp saçlar yıkanırsa kepeksiz, sık, canlı ve parlak bir saça kavuşulacağı gibi saç dökülmelerini önler.</p>
<p>Tıbbi maksatlar için bitkinin yaprak, kök, çiçek ve tohumları kullanılır. Yaprakları çiçek açma zamanında Nisan &#8211; Haziran döneminde saplarından sıyrılarak toplanır. Gölgede ve havadar ortamda kurutulduktan sonra ince kıyılır. Tohumlar Temmuz &#8211; Ağustos döneminde toplanır ve gölgede kurutulur. Kökler ilkbahar veya sonbaharda sökülür, yıkanarak temizlenir ve gölgede kurumaya bırakılır. İyice kuruduktan sonra ince kıyılır ve kavanozlarda saklanır. Isırgan otunun bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/isirgan-otu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Histerektomi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/histerektomi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/histerektomi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 13:27:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1599</guid>
		<description><![CDATA[Histerektomi
Hangi Durumlarda Histerektomi Gereklidir?  
Histerektomi, ameliyatla uterusun alınmasına verilen isimdir.  &#8220;Orta yaşa gelmiş bir kadının her zaman uterusunu aldırtma tehlikesi vardır.&#8221;  Uterusun kadın yaşam tarihinde özel bir önemi vardır.  Mısırlılar Milattan 20 yüzyıl önce uterus sarkmasını yazıtlarında belirtirler. Aristo, uterusu kadınlığın eğeri olarak tanımlar. O zamanlar uterus kadının ruhuna gömülmüş olan ve vücudunun ayrılmaz bir parçası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Histerektomi</strong></p>
<p><strong>Hangi Durumlarda Histerektomi Gereklidir?</strong>  </p>
<p>Histerektomi, ameliyatla uterusun alınmasına verilen isimdir.  &#8220;Orta yaşa gelmiş bir kadının her zaman uterusunu aldırtma tehlikesi vardır.&#8221;  Uterusun kadın yaşam tarihinde özel bir önemi vardır.  Mısırlılar Milattan 20 yüzyıl önce uterus sarkmasını yazıtlarında belirtirler. Aristo, uterusu kadınlığın eğeri olarak tanımlar. O zamanlar uterus kadının ruhuna gömülmüş olan ve vücudunun ayrılmaz bir parçası olan bir organ olarak düşünülür. Bu nedenle 19. yüzyılın başına kadar uterusla ilgili tüm sorunlar uterusa dokunmadan çözümlenmeye çalışılmıştır. Bunlardan bazıları çok ilginçtir. Örneğin Hipokrat zamanında sarkan rahimi geri yerine itmek için kadın kollarından ve bacaklarından tahta bir çerçeveye bağlanır ve baş aşağı çevrilir.<span id="more-1599"></span> Bu pozisyonda kadın kuvvetle bir aşağı, bir yukarı sarsılırmış. Yani yerçekimine karşı bir güç yaratılmaya çalışılırmış. Yine bu devirlerde aklınıza gelebilecek ve gelemiyecek yüzlerce çeşit madde vajen içine yerleştirilerek uterus sarkmaları önlenmeye çalışılmış.  Cerrahlar 1800&#8242;lü yıllarda başından beri değişik aletler icat ederek özellikle uterusu vajinal yoldan çıkarmaya çalışmışlardır. Ameliyatlar o zamanlar genellikle hep ölümle sonuçlanmıştır. Çünkü damar bağlamak, kanama durdurmak ya da mikroplara karşı koymak gibi kavramlar hiç gelişmemişti. Modern cerrahi yöntemler yerleşmeye başladıktan sonra uterusu aşağıdan ya da yukarıdan çıkarma işlemi hızlanmıştır. Özellikle urlu uterusları çıkarma işlemi hızla yaygınlaşmıştır.  Kadınların uterusunu kaybetme şansı&#8230;  ABD de 60 yaşına gelene kadar kadınların %40&#8242;a yakını rahimlerini aldırmak zorunda kalmaktadır. 15-44 yaşı arasındaki dönemde histerektomi oranı 1000 kadın başına 8.5 kişidir. Ancak 35-44 yaş arasında bu oran 1000 kadında 20 kişiye yükselmektedir. Histerektomi olma şansı 40-44 yaş arasında maksimuma ulaşmaktadır. </p>
<p><strong>Hangi durumlarda Histerektomi Gereklidir</strong>? </p>
<p>Estetik sorunlar: yani rahim ve idrar kesesinin sarktığı durumlar.  İyileşmiyen adet sancıları,  Tedavilere rağmen geçmiyen kanamalar.  Sebebi bilinemiyen rahim ve yumurtalıkla ilgili urlar ve kitleleler.  Hangi durumlarda Histerektomi gereksizdir?  Kısırlaştırma  Kanserden korunma  Basit kanamalar  Basit Hiperplaziler,  Histerektomi tipleri&#8230;  1-Abdominal histerektomi. Karını yararak uterusun çıkarılması. Bizim ülkemizde en çok tercih edilen yoldur.  2-Vajinal histerektomi: Alttan vajinal yoldan uterusun çıkarılmasıdır.  3-Laparoskopik histerektomi: Karını yarmadan laparoskopi yardımıyla uterusun çıkarılmasıdır.  Vajinal yoldan çıkarma işlemi karından yapılan ameliyatlara göre daha az riskli ve kadın için daha konforludur. Ancak bu yoldan ameliyat hekim deneyimi gerektirmektedir. Bu nedenle çoğu hekim daha kolayına geldiği için karından uterusu çıkarmayı yeğlemektedir</p>
<p><strong>Uterus çıktıktan sonra&#8230;Ruhsal sorunlar&#8230;</strong> </p>
<p>Uterusu çıkarıldıktan sonra karşılaşılan önemli bir durum depresyondur. Özellikle ameliyat öncesi ruhsal açıdan iyi hazırlanmamış kadınlarda bu oran artar. Kadınlar kadınlıklarının kaybolduklarına inanır. Erkekler de olaya böyle yaklaşmaktadır. Eğer bir kadın üreyebilme yani gebe kalma yeteneğini kaybetmişse cinselliğini de kaybetmiş gözü ile bakılmaktadır. Kültürel farklılıklar ve yetişme şekilleri olaya yaklaşımda büyük farklılıklar yaratmaktadır. Gebe kalma işlevini yitirmiş kişinin benlik algısı eğer içinde yaşadığı toplumsal ortamda annelik ve aile bakımı ön planda ise daha fazla etkilenir. Gelişmiş toplumlarda iş yaşamında kadın ve erkek eşitliğinin yakın olması birçok kadında uterus kaybının etkisini azaltmıştır  Histerektomi kadının yaşamında birçok olayın ruhsal etkileri olduğu bir döneme denk gelmektedir. Çocuklar ile sorun vardır genellikle. Ya büluğ sorunları ile mücadele etmektedir, ya da çoğunlukla evden ayrıdırlar. Eşi de yaşdönümü sorunları yaşıyor ve bu nedenle aksileşmiş olabilir. Ya da erkek kadının sorunlarına karşı ilgisizdir. Kadının ise yaşlanma döneminin diğer sağlık belirtileri ile de sıkıntıları olabilmektedir  Özellikle hekim ile histerektomi konusunu tartışılırken ameliyat sonrası ruhsal bozukluk sorunu da göz önüne alınmalıdır. Gerekirse ve aciliyet yoksa bir ruhsal ön hazırlık yararlı olacaktır. </p>
<p><strong>Histerektominin Gerekliliğine Kim karar verecek?</strong> </p>
<p>Ne yazıkki ABD de bile uterusun çıkarılması ameliyatı gereğinden çok fazla uygulanmaktadır. Bu konuda Amerikan bilimsel kamuoyunda yoğun tartışmalar yapılmaktadır. Genellikle kadın doğum uzmanları birçok yakınmada kolaylıkla ameliyat kararı vermekte va histerektomi yapmaktadırlar.  Bunun birinci nedeni özellikle her kadın doğum uzmanının rahatlıkla yapabildiği bir ameliyatdır. Ikincisi birçok yakınmaları kesin olarak ortadan kaldıran bir yöntemdir. Özellikle ağrı, kanama ve büyüme nedeniyle uterus alınmaktadır. Ver kurtul gibi birşey. Gereksiz bir operasyonun riski nedir?  Öncelikle en basit sanılan ameliyatlarda bile birçok hayati risk vardır. Diğer yandan her operasyonun hem olana hemde topluma ekonomik bir yükü vardır.  Bu nedenle hekimin histerektomi kararı önerirse konuyu nedenleri ile enine boyuna tartışması gerekir. Ya da başka hekimlere de danışarak ikincil görüş alınmalıdır. Ayrıca ameliyat kararı verildi ise özellikle yumurtalıkların korunması konusunda ısrarlı olunmalıdır. Biz kadın-doğum uzmanları genellikle 35 yaşın üstündeki kadınların yumurtalıklarını almaya pek meraklıyız. Halbuki ülkemizde menopoza girme yaşı 48 civarındadır. Yani bu yaşa kadar yumurtalıkların çalışma şansı vardır. Eğer ailesel olarak daha ileri yaşlarda menopoza girme durumu varsa bu yaş daha da ileri çekilebilir.  Uterusun idrar yolları, bağırsaklar ve idrar kesesi ile yakın ilişkisi vardır ve ameliyat sırasında bu organların zedelenme şansı mevcuttur. Ameliyat olan kadının sağlık durumu da ameliyatın başarı şansını etkilemektedir.   </p>
<p><strong>Yumurtalıkların alınmasına gereken Durumlar..</strong> </p>
<p>Hasta 50 yaşına yakınsa, yumurtalıklarda kist, iltihap, tümör gibi hastalıklar var ise, ailesel yumurtalık kanseri hikayesi var ise ve ameliyat sonrası estrojen kullanmakta sakıncalı bir durum yok ise yumurtalıkların çıkarılması düşünülür.  Neden yumurtalıklar sebepsiz çıkarılır?  En çok korkulan yumurtalık kanseridir. Çünkü yumurtalık kanserini erken dönemde teşhis etmek güçtür. Bu nedenle hekimler hazır ameliyat olmuşken kadının yumurtalıklarını almak eğilimindedir. Ayrıca yumurtalıkları almanın hiçbir zorluğu da yoktur hekim için. Basit iki hareketle yumurtalıkları çıkarabilmektedir.  Diğer önemli bir nokta da menopozdan sonra bile yumurtalıkların kısmen faaliyet göstermesidir. Düşük dozda erkeklik hormonu salgılarlar. Bu hormon birçok açıdan yararlıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/histerektomi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sigaranın Zararları</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/sigaranin-zararlari.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/sigaranin-zararlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 13:25:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1597</guid>
		<description><![CDATA[SİGARANIN ZARARLARI
SİGARA İÇMENİN VÜCUDA ETKİLERİ
Artık herkes sigaranın ne kadar ne kadar zararlı olduğunu biliyor. Tütünün kanserojen olduğunu duymayan, bilmeyen kalmadı. Ancak, sigaranın zararları bununla bitmiyor, her türlü kalp ve akciğer hastalığına yol açıyor, damar tıkanıklığı felce kadar götürebiliyor. 
İlk nefes &#8230; ve sonrası
Sigara içtiğiniz anda, vücudunuz etkilenmeye başlar. Nabzınız yükselir, daha hızlı nefes alıp vermeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SİGARANIN ZARARLARI</strong></p>
<p><strong>SİGARA İÇMENİN VÜCUDA ETKİLERİ</strong></p>
<p>Artık herkes sigaranın ne kadar ne kadar zararlı olduğunu biliyor. Tütünün kanserojen olduğunu duymayan, bilmeyen kalmadı. Ancak, sigaranın zararları bununla bitmiyor, her türlü kalp ve akciğer hastalığına yol açıyor, damar tıkanıklığı felce kadar götürebiliyor. <span id="more-1597"></span></p>
<p><strong>İlk nefes &#8230; ve sonrası</strong></p>
<p>Sigara içtiğiniz anda, vücudunuz etkilenmeye başlar. Nabzınız yükselir, daha hızlı nefes alıp vermeye başlarsınız. Kan dolaşımınız yavaşlar. Sigara içinde yaklaşık 3.700 zehirli madde barındıran bir karışımdır. Bunların büyük bir bölümü kanserojendir. En zararları da karbon monoksit, hidrojen siyanid ve amonyaktır ve bu zehirli kimyasal maddeler, bir nefes sigarayla kan dolaşımınıza karışır. Bunun sonucunda, astım, ciğer yangısı, göğüs ağrıları başlar. Daha sık nezle, grip ve soğuk algınlığı geçirmeye başlarsınız.</p>
<p>Her on üç saniyede bir kişi, sigaraya bağlı bir hastalıktan hayatını kaybetmektedir. Her yıl dünyada 2.500.000 milyon kişi sigara yüzünden hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin başlıca sebebi akciğer kanseridir, ikinci önemli sebep kalp hastalıkları ve diğer kanser türleridir.</p>
<p>İnsan vücudunda, hiçbir bölüm yoktur ki; sigarada bulunan kimyasal maddelerden etkilenmesin. Bu bölümde, vücudunuzda kısa bir tur yapacağız ve vücudunuzun ne halde olduğunu size göstereceğiz:</p>
<p><strong>Baş ve Yüz</strong></p>
<p>Bir sigara bağımlısı olarak, ağız kanserine yakalanma riskiniz çok yüksek. Ayrıca tütün duman diş eti hastalıklarına yol açar, diş çürümesine ve nefesinizin kötü kokmasına sebep olur. Bunların yanı sıra sigara bağımlılarında kronik baş ağrılarında rastlanır. Beyne giden oksijende azalma olur bu da beyin damarlarının daralmasında neden olur. Bu durum kişiyi felce kadar götürür.</p>
<p><strong>Akciğer ve Bronşlar</strong></p>
<p>Soluk borunuzdan ve bronşlarınızdan geçen duman göğsünüze iner. Sigara dumanındaki hidrojen siyanid, bronşlarınızın çeperini yakar ve kronik öksürük ortaya çıkar. Bronşlar zayıfladıkça, bu bölgede pek çok hastalık oluşur. Akciğer salgılarında azalma olur ve bu da kronik öksürüklere yol açar. Sigara içenler, içmeyenlere on kat daha fazla akciğer kanseri olma riski taşırlar.</p>
<p><strong>Kalp</strong></p>
<p>Sigaranın kalbe verdiği zararlar tek kelimeyle yıkıcıdır. Nikotin kan basıncını yükseltir ve kanın daha çabuk pıhtılaşmasına sebep olur. Sigarada bulunan karbon monoksitin kandaki oksijeni yok etmesiyle damarlarda kolesterol depolanır ve bu da kalp krizi riskini arttırır. Bunun yanı sıra, kan dolaşımı bozukluklarına bağlı olarak, felç, parmaklarda kangren ve iktidarsızlık, sigara içenlerde çok sıklıkla görülen hastalıklardır.</p>
<p><strong>Organlar </strong></p>
<p>Sigaranın sindirim sistemine pek çok kötü etkisi bulunmaktadır. Sigara tüketimine bağlı olarak, midede asit salgılanması artar, mide yanmaları ve ülser başlar. Sigara bağımlılarında pankreas kanseri çok sıklıkla ortaya çıkar, büyük ölçüde ölümle sonuçlanır. Sigaranın ihtiva ettiği kanserojen maddeler, idrarla dışarı atılır ancak bu maddelerin vücuttaki varlığı mesane kanserine yol açar. Sigara yüzünden oluşan yüksek kan basıncı ise böbreklere büyük zarar verir.</p>
<p><strong>Sonuçlar</strong></p>
<p>Sigaranın sağlık üzerindeki kötü etkileri araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu araştırmalar göre, sigara tiryakisi erkeklerin %40&#8242;ı henüz emeklilik yaşına gelmeden hayatını kaybetmektedir. Bu oran sigara kullanmayanlarda %18&#8242;dir. Sigara kullanan kadınlarda ise rahim kanseri riski çoğalmaktadır, hamile kadınların sigara içmesi ise sakat ve ölü doğumlarla sonuçlanmaktadır.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen, sigarayı bıraktığınız anda vücut kendi kendini tamir etmeye başlar. On yıl içinde vücut hiç sigara içmemiş gibi olur. Ancak, sigarayı bırakmak için kanser ya da kalp hastası olmayı beklerseniz, vücudunuzun kendini tamir etmesi için pek fazla vakti olamayacaktır. Ne yazık ki, bu hastalıklar çoğunlukla öldürücüdür. Sigarayı bırakmanız için daha iyi bir sebep olamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/sigaranin-zararlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bel Fıtığı</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/bel-fitigi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/bel-fitigi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 13:23:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1595</guid>
		<description><![CDATA[Bel Fıtığı
Bel fitigi, bel omurlarinin arasindaki kikirdagin asiri zorlama nedeniyle yerinden kayarak bacaklara gelen sinirlere ve omurilige baski yapmasi sonucu olusan bir hastaliktir. Belirtiler: Hasta belinden kalcasina ve bacagina yayilan agridan sikayet eder. Bu agri ayak topuguna ve parmaklara kadar uzanabilir. Bazi hastalar bacaginin arka kismindan bir iple çekildigini söylerler. Hastanin beli bir tarafa egilebilir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bel Fıtığı</strong></p>
<p>Bel fitigi, bel omurlarinin arasindaki kikirdagin asiri zorlama nedeniyle yerinden kayarak bacaklara gelen sinirlere ve omurilige baski yapmasi sonucu olusan bir hastaliktir. Belirtiler: Hasta belinden kalcasina ve bacagina yayilan agridan sikayet eder. Bu agri ayak topuguna ve parmaklara kadar uzanabilir. Bazi hastalar bacaginin arka kismindan bir iple çekildigini söylerler. Hastanin beli bir tarafa egilebilir. Zamanla ayakta uyusma, kuvvet kaybi gelismeye baslar. Ilerlemis vakalarda idrar ve büyük abdest yapmakta zorluklar olusabilir.<span id="more-1595"></span></p>
<p> ***ÖNEMLI NOT: Hastanin ayak bileginde kisa sürede felç ve idrar yapamama durumu (idrar felci) meydana gelirse acilen ilk 6 saat içerisinde ameliyat edilmelidir. Bu 6 saatlik süreye ALTIN DÖNEM denir ve bu süre gecirilirse hastanin klinik bulgulari düzelmez. Ayak bilegindeki felç kalici olur, idrarini yapamaz. Hayat boyu idrar sondasi kullanmak zorunda kalabilir. Bu nedenle böyle bir durumla karsilasan hasta hiç vakit kaybetmeden beyin cerrahisi uzmanina müracat etmelidir. Unutulmamalidir ki, sinir sisteminde kayip edilen geri gelmez&#8230;</p>
<p><strong>Tedaviyi ikiye ayirmak mümkündür.<br />
</strong>1- Baslangiç halindeki belfitigi tedavisi</p>
<p>2- Ilerlemis belfitiginin tedavisi</p>
<p>BASLANGIÇ HALINDE (ERKEN DÖNEM) TEDAVI Bu dönemde omurgalar arasindaki fitigin çok küçük bir kaymasi söz konusudur. Henüz bacaga gelen sinir tam etkilenmemistir. Yani ayakta felç, idrar felci gibi ciddi durumlar olusmamistir. Cerrahiye gerek duyulmadan tedavi edilebilir. Öncelikle hastalar yatak istirahatina alinirlar ve adele gevsetici ilaçlar, agri kesiciler ve antiromatizmal ilaçlar verilir. Ayrica bu dönemde belin çekilmesi yarali olabilir. Bel çekmenin tibbi ismi TRAKSIYON&#8217;dur. Bel çekme islemi kesinlikle Fizik tedavi uzmanlari tarafindan yapilmalidir. Beli çekmeye yarayan Traksiyon masalari mevcuttur. Bu cihazlar kullanilarak hasta hiçbir riske sokulmadan beli çekilir. Böylece çok az bir miktar yerinden kayan kikirdak yerine getirilebilir.</p>
<p><strong>Bel sagliginiz açisindan:</strong></p>
<p>1- Öne dogru egilerek agir yük kaldirmayin. Yük kaldirmak gerektiginde sekilde görüldügü gibi ayaklarinizi açip yere çömelmek suretiyle kaldiriniz.</p>
<p>2- Dik oturmayin. Uzun süreli oturmak gerektiginde hafifce uzanip, belinizin arkasina bir yastik koyun.</p>
<p>3- Uzun süreli oturarak çalisanlar araliklarla kalkip dolasmalidirlar. Çünki, oturdugunuz zaman belinize binen yük ayaktakinin %80 i kadar fazladir.</p>
<p>4- Yataginiz çok yumusak olmasin. Sert yataklar herzaman tercih edilmelidir.</p>
<p>5- Karin adalelerinin ve bel kaslarinin gevsemesi bele binen yükü arttirir. Bu nedenle karin ve bel bölgelerinin güclenmesi için spor yapmaliyiz. Hergün en az 15 dakika yürümek yararlidir. Yüzmeye önem veriniz.</p>
<p>6- Asiri kilo bel üzerine gereksiz yük olacagindan sismanliktan korununuz.</p>
<p>7- Uzun topuklu veya topuksuz ayakkabi giymeyiniz. Normal topuk boyu tercih edin.</p>
<p>8- Araba sürerken sirtinizi koltuga tam yerlestirin. Uzun yola çikarken ince bir yastikla belinizi destekleyin. Molalarda mutlaka dolasip belinizi dinlendirin.</p>
<p>9- Doktora danismadan çelik korse kullanmayin, belinizi çektirmeyin .</p>
<p><strong>Bel fitigi nedir?</strong></p>
<p>Belimizde 5 adet omur kemigi vardir. Bu kemikler arasinda da disk adi verilen kikirdaklar bulunur. Bel fitigi, beldeki omur kemikleri arasinda bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fitiklasmasi sonucu ortaya çikan bir rahatsizliktir. Fitiklasan yani içerden disariya dogru tasan disk omurilik kanali içinden veya kendisinin arka-yan tarafindan geçmekte olan sinirleri sikistirir ve hastalik böylelikle kendisini belli eder.</p>
<p><strong>Bel fitiginin belirtileri nelerdir?<br />
</strong>Bel ve bacak agrisi en belirgin sikayettir. Fakat bazen bel veya bacak agrisindan sadece biri de bulunabilir. Agriyla birlikte bacaklar da uyusma ve hastalik ilerledikçe kuvvet kaybi da görülebilir. Bazen orta hattan omurilik kanalina dogru uzanarak sinirleri sikistiran büyük bel fitiklarinda idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi bozukluklar ile bacaklarda felce dogru gidis ortaya çikabilir. Hastaligin bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamaninda müdahale ile uygun bir tedavi gerçeklestirilmelidir. Bel fitiginda, bel ve bacak agrisi yürümekle, is yapmakla ve ayakta kalmakla, öksürmekle artarken sert yatakta yatmakla azalabilir.</p>
<p><strong>Hastaliga yanlis yaklasimlar nelerdir</strong>?<br />
Ulkemiz geneli düsünüldügünde maalesef insanlarimizin büyük bir kismi hastaliklari konusunda çok bilinçsiz. Agri içinde kivranirken doktora gitmeyi tercih etmiyor da hiçbir bilimsel temele dayanmayan birtakim yöntemlere basvuruyorlar. Beline bal, incir, balik baglatan hastalardan tutun da, cildini ciddi sekilde kestiren, yaktiran, sülük koyan veya bilinçsizce çektiren hastalara kadar yüzlerce bilim disi uygulamaya sahit olmaktayiz. Halbuki bel fitigi bir çesit degildir ve hastaligin degisik safhalarinda farkli tedavi metodlarini uygulamak gerekmektedir. Neticede basit bir tedavi ile iyilesmesi mümkün iken, bilinçsizce yapilan uygulamalar sonucu ameliyatlik hale gelmis hastalarla sik sik karsilasmaktayiz.</p>
<p>Bu konu ülkemiz insani için önemli bir problemdir. Ancak bu problemin çözümünde basta biz doktorlar olmak üzere herkese önemli görevler düsmektedir. Devletin egitim kurumlari ve medyanin halkin bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi noktasinda daha aktif bir tavir ortaya koymalari gerekir.</p>
<p><strong>Bel f itigindan nasil korunulabilir?</strong><br />
Diger hastaliklarda oldugu gibi bel fitigina da yakalanmamak en iyisidir. Yani tedbirler hastaliga yakalanmadan önce alinmalidir. Kisi hiç bir zaman çok agir bir yükü kaldirmamali, bir yük kaldiracaksa mutlak surette dizlerini kirarak o cismi yerden almali ve o sekilde kaldirrnalidir. Yani belden egilerek kaldirmamalidir. Hiçbir cismi uzanarak almamalidir. Mesela raftan kitap alirken uzanmamalidir. Telefon bile çalsa, uzanarak almamalidir. Daima cisimlere yaklasarak, ara da mesafe birakmaksizin almalidir. Saglikli iken bel ve karin adalelerini güçlendirici egzersizler yapmak yararlidir. Bu konuya asagida 50 tavsiye bölümünde daha açik bir sekilde deginecegiz.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Bel fitigi rahatsizligi bulunan bir hastada hastaligin hangi safhada oldugu iyi bir muayene ve ileri tetkik metodlari ile net olarak tesbit edildikten sonra tedavi safhasina geçilir. Bundan sonra, pratik olmasi açisindan, hastalar cerrahi müdahale gerekenler ve cerrahi müdahale gerekmeyenler diye iki büyük gruba ayrilabilirler. Bel fitigi gelisiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adi verilen cerrahi-disi tedavi metodlari uygulanir. Bu safhada, hastaya bütün dünyada agri kesici, adale gevsetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir. Sert yatak istirahati tavsiye edilir. Fizik tedavi yapilabilir. Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Yine ciltten birtakim girisimlerde bulunulabilir.</p>
<p>Bel fitiginin tedavisini bir ekip isi olarak görmekte yarar vardir. Nörosirürji (Beyin Omurilik-Sinir Cerrahisi), Nöroloji, Anestezi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmani Doktorlar ile Diyetisyen, Psikolog ve Fizyoterapistler bu ekibin içinde yer al malidir. Gerektiginde diger bazi branslardaki uzman doktorlarin görüslerine de müracaat edilmelidir. Bu ekibin elinde bir Fizik Tedavi Unitesi ve bu ünitede Lazer, Infraruj, Ultrason, Kisa dalga diatermi, TENS, NMES, Diadinamik akim, Mikrodalga, Vakum interferans, Traksiyon (Programlanabilir hafizali otomatik cihaz ile bel çekme) ve rehabilitasyon araç-gereçleri de hazir bulun malidir.</p>
<p>Bütün bu prensipler isiginda modern imkanlar kullanilarak hastalarin büyük bir kismi ameliyat harici metodlarla tedavi edilebilir. Prensip olarak cerrahi müdahale son çare olarak düsünülmelidir. Ancak hastalik ilerlemis ve yapilan muayenede bazi sartlar tesekkül etmis ise [ki bu sartlar uluslararasi Nörosirürji camiasi nezdinde genel kabul görmüs ve klasik kitaplara kadar geçmis kriterlerdir; o zaman ameliyat karari verilir. Bu karari verirken cerraha bilgisayarli tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme metodu büyük oranda yardimci olur.</p>
<p><strong>Cerrahi tedavi<br />
</strong>Nörosirürji uzmani olan doktor kesin olarak ameliyata karar vermis ise, artik ameliti geciktirmemek gerekir. Çünkü gecikme neticesinde bazen felce kadar giden telafisi imkansiz birtakim problemler ortaya çikabilmektedir. Buna karsilik zamaninda yapilan, uygun ve yeterli bir cerrahi müdahale hasta ömür boyu rahat ettirebilmektedir.<br />
Mutlak surette ameliyat gereken hastalar operasyonun hiçbir safhasinda dokulara çiplak gözle müdahale etmeyip, ciltten itibaren görüntüyü büyüten mikroteknik ile ile çalismakta yarar vardir. Çünkü binlerce yil önce söylenmis bir tedavi prensibi olan &#8220;Öncelikle hastaya zarar vermeyiniz&#8221; sözü bugün geçerlidir. Bel fitigi operasyonlarinda dar derin bir sahada, üstelik de sinir kökleri gibi çok hassas yapilarin çevresinde cerrahi girisim sürdürüldügü için görüntüyü büyüterek çalismanin yaninda sahanin iyi aydinlatilmasi da önem arzeder. Bunun için de ekibin lideri olan cerrah önceden bütün tedbirleri almalidir. Böyle olunca sinir elemanlari ve çevre dokular görüntü alanina büyütülmüs ve mükemmel bir sekilde aydinlatilmis olarak gelmekte, ciltten itibaren kontrollü gidildigi için lüzumsuz kanamalar olmamakta, daha emniyetli, temiz ve estetik, hatta ameliyat sonrasi dönemde dikis aldirmaya dahi gerek kalmayan, hasta için kolayliklar arzeden bir cerrahi ortaya çikmaktadir. Böyle bir cerrahi girisim sonrasinda hastalarin günlük nornial aktivitelerine kavusmalari da daha kisa sürede olmaktadir.</p>
<p><strong>Sert yatak istirahati</strong><br />
Ameliyat gerekmeyen hastalara uzman doktor tarafindan sert yatak istirahati uygun görülmüs ise bunun ortalama süresi üç haftadir. Uzman doktor hastanin tedaviye verecegi cevaba göre bu süreyi artirabilir veya azaltabilir. Yatilan yer, altinda sunta veya tahta bulunan 3-4 kat battaniye veya ince bir yatak olmalidir. Bu yatak yaylanmamalir ve deforme olmamalidir.<br />
Istirahat süresince mümkün mertebe yataktan çikmamali, yemek dahi yatakta yenmeli, hatta namazlar bile yatakta sag yan tarafa yatarak kilinmalidir. Hasta daha çok sirt üstü yatmali, ayaklarini toplamali ve sirt üstü pozisyonda yorulunca da yan tarafa dönerek istirahat etmelidir. Hiçbir zaman yüzüstü yatmamalidir. Sert yatak istirahati süresince doktorunun kendisine verdigi ilaçlari da kullanmalidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/bel-fitigi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres Nedir?</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/stres-nedir.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/stres-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2009 13:18:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık Bilgisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1592</guid>
		<description><![CDATA[Stres Nedir?
Bazı insanlar stresi, çıkarttığı migren, yüksek tansiyon, sinir, ülser vb. hastalıklardan yola çıkarak tanımlarlar. Bazıları ise stresi artıran değiskenler üzerinde dururlar (insanlararasındaki iletişimsizlik, fazla iş, görev değişiklikleri, hızlı değişim gibi).
Her birey stresi sezgileriyle az çok algılayabilir. Fakat insanlarin çoğunun stresi tanımlaması sanıldığı kadar kolay değildir. stres, her bireyin adaptasyon yeteneğine göre verdiği tepkidir. Bazılarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Stres Nedir?</strong></p>
<p>Bazı insanlar stresi, çıkarttığı migren, yüksek tansiyon, sinir, ülser vb. hastalıklardan yola çıkarak tanımlarlar. Bazıları ise stresi artıran değiskenler üzerinde dururlar (insanlararasındaki iletişimsizlik, fazla iş, görev değişiklikleri, hızlı değişim gibi).</p>
<p>Her birey stresi sezgileriyle az çok algılayabilir. Fakat insanlarin çoğunun stresi tanımlaması sanıldığı kadar kolay değildir. stres, her bireyin adaptasyon yeteneğine göre verdiği tepkidir. Bazılarında pozitif etkiler (enerji, uyarılmış davranış, migren) ortaya çıkarır.<span id="more-1592"></span><br />
 <br />
<strong>Streskaçınılmazdır:</strong></p>
<p>Stres, hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Çünkü, insana çevredeki uyaranlar karşısında daha iyi davranma firsatini verir. sıfır stres, ölümdür. Çünkü, bu durumda birey çevreden gelen etkilere tepki vermeye yetecek enerjiden yoksun demektir. Aşırı stres de ölümcül olabilir. Çünkü bu durumda birey aşırı enerji sarfetmekte ve tükenmektedir. Çözüm, her bireyin kaldırabileceği ölçüde (optimum) stres ile doyumlu ve olumlu bir hayat sürdürebilmesidir.<br />
İki tür stres vardır. Bunlardan &#8220;Olumlu Stres&#8221; (iyi stres) olumlu sonuçlar çıkartır. Kaygı yerine, zor bir amaca ulaşırken bireyi meydana getiriciliği kullanmaya yönelten, kişiye doyum ve yaşama sevinci veren strestir. &#8220;Olumsuz Stres&#8221; (kötü stres) ise; bireyin kendine güvenini kaybetmesine neden olan, yetersizlik duygularına sevkeden, çaresizlik, umutsuzluk ve hayal kırıklığı çıkartan sterstir. olumsuz stresin örgütsel çıkarcılığı öldürücü etkisi vardir.</p>
<p><strong>İş ortamından kaynaklanan öğeler:</strong></p>
<p>Insan, is ortamında uyum arar. Uyumun olmaması bir stres kaynağıdır. Insanı işgörmekten alıkoyacak bir engelleme çıkartır. Birçok örgüt durumun farkında olduğundan, uyum çıkartmaya yönelik çeşitli çalışmalar yapıyor. Bu çalışmalardan birçoğu maalesef basarılı olamıyor.<br />
Uyumlaştırma aşağidaki üç durumun varlığına bağlıdır:</p>
<p><strong>Bireylerarası ilişkiler:</strong></p>
<p>Örgütteki bireyin diğerleri tarafından tanınması ve kabul edilmesi halinde olumlu ilişkiler, olumlu örgütsel ortamlar çıkartarak işgörenlerin topyekün sağlıklı olmalarında önemli bir rol oynar.<br />
 Stres çıkartıcı bu ortamları genelde, işsizliğin yaygın olduğu ekonomik kriz dönemlerinde daha sık rastlanır.<br />
Bireylerarasi iliskilerde belirleyici olan en önemli öge liderlik stilidir.</p>
<p><strong>Bireylerarası rekabet:</strong></p>
<p> Bütün örgütlerin, para, terfi ve başka konularda sınırları vardır. Örgütte bu sınırlı olanaklara ulaşabilmek için bireyler birbirleriyle rekabet ederler. Bu rekabet önemli bir stres kaynağıdır.<br />
Bu ulumsuzluğuna rağmen, bazı işletmeler işgörenin kapasitesini maksimum düzeyde harekete geçirmek için rekabeti teşvik ederler.<br />
Bir yarışmada her zaman bir kazananın bir de kaybedenin olması normaldir. Zaferin bedeli çoğu zaman bireye oldukça pahalıya malolmaktadir.<br />
Rekabet, bireyi gelişmeye yöneltir. Fakat aşırı rekabet örgütü yaşanmaz hale getirebilir.<br />
Is yerinin fiziksel özellikleri: Işyeri doktorları ve diğer araştırmacıların çalışmaları ortaya koymustur ki, ısı, gürültü, ışık, titresim, kirlilik vb. fiziksel kosullar, birey açısından kabul edilemez düzeydeyse, stres kaynağıdır.<br />
Gürültünün insanda sadece fiziksel değil psikolojik rahatsızlıklara neden olduğu bilinmektedir. Isgörenin sinirsel ve fiziksel sistemini alt üst etmesinin yaninda gürültü, isletmede enerji savurganlığı ve gereksiz harcamalara da neden olabilir.</p>
<p><strong>Bireysel Ögeler</strong></p>
<p>Birey ve bireyin içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan beş temel öğe, stres kaynağıdır Bunlar aşağıda sırasıyla incelenmektedir:</p>
<p><strong>Bireyin kişiliği:</strong> Insanlar kişilikleriyle (bagımsızlık, esneklik, kaygı, katılık, heyecan vb. durumlarla) bağlantılı davranışlar gösterirler. Friedman ve Rosenman isimli iki kardıyologun gerçekleştirdikleri araştırmalara göre, iki kişilik tipi saptamışlardiı. Bunlar A tipi kişilik ve B tipi kişiliktir. A tipi kişiliğe sahip olanlar, B tipine göre strese daha yatkındırlar ve bunların kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskleri daha yüksektir.<br />
Sterste kişilik önemli bir ögedir. Bununla birlikte stresin çıkartıcağı etkinin derecesi, kisilikle görevin gerekleri arasındaki iliskiden daha çok etkilenmektedir.</p>
<p><strong>Bireyin fiziksel durumu:</strong></p>
<p>Bireyin fiziksel açıdan iyi durumda olması strese direnç göstermesini kolaylaştııacaktır. Montreal&#8217;de Concordia Üniversitesi&#8217;nden David Sinoyor yönetiminde yapılan bir araştırmaya göre; fiziken iyi durumda olan bireylerin günlük hayattan kaynaklanan sayısız strese daha kolay karsı koyduğu belirlenmiştir.<br />
Stres çıkartan diğer durumlar: Insanların stres düzeyi, hızla değişen dünyada yaşayan insanlarin daha fazla yakınmalarına neden olacak kadar yükselmiştir. Stres çıkartan durumlar, bireyin kontrolünü kaybetmesine neden olur.<br />
Örnegin; terfi etmeyi bekleyen bir kisiye, ekonomik kriz nedeniyle işine son verildiğinin bildirilmesi böyle bir duruma örnektir. Bu olay karşısında işgörenin tepkisini kestirmek kolay değildir. Kalp krizi geçirebilir, yöneticiye bağırıp çağırabilir, bir seyler kırıp dökebilir. Bu kişide kontrol tamamen kaybolmustur.</p>
<p><strong>Bireysel kariyer</strong>:</p>
<p>Örgütte çalışan her birey için planlanmış olan kariyer politikası, bireyde stres çıkartan bir diğer etkendir. Terfi, emeklilik, transfer kararını verirken yönetimin elinde herkese rasyonel davranılacağını gösteren kriterler yoksa, isgören yönetiminin kariyer konusunda adil davranmadığını düşünüyorsa, bu durumda stres düzeyi yükselecektir.</p>
<p><strong>Örgütsel Ögeler</strong></p>
<p>Örgütsel ögelerden kaynaklanan stresörler üç nedene dayandırılabilir. Bunlari şöyle açıklamak mümkün:</p>
<p><strong>Hiyerarsik yapı:</strong></p>
<p>Her durumda başarılı olabilecek bir örgütsel yapının reçetesini vermek nasil mümkün değilse, aynı şekilde stersin yakici etkisini minimize edecek evrensel bir yapı da yoktur. Sadece bazı örgütsel yapıların diğerlerine nazaran strese daha yatkın olup olmadığından söz edilebilir.<br />
Örneğin; merkezi yapılar karar almayı ve girişimciliği yavaşlaıir. Bu yapılar güç çatışmaları nedeniyle rasyonel kararlardan çok politik kararlarin alınmasına daha uygundur.</p>
<p><strong>Örgütteki değişim ve yeniliklerin çıkarttığı belirsizlik:</strong></p>
<p>Sürekli gelişen ve değişen dünyada insanlar daha fazla yenilikle karşılaşıyor. Belirsizlik; bireyin bilgi sahibi olmadığı ya da az bilginin bulundugu bir yeniliğin işletmede uygulamaya konulması, bir reorganizasyon çalışması vb. durumlarda ortaya çikan değişim karşısında, bireyin kendisini çaresiz hissetmesidir. Bu durumda işgörenler yeniliğe direnç göstererek kendilerini savunmak isterler. Kanada&#8217;da gerçekleştirilen araştırmalar belirsizlik kavramını şöyle somutlaştırmıştır:<br />
Belirsizlik birçok duruma bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bunlar şöyle sıralanabilir:<br />
- İsgören terfi etme ve ilerleme imkanlari hakkıda yeterli bilgiye sahip olmayabilir.<br />
- İsgören görev tanımlarının bulunmadığı bir iş yerinde çalışıyor olabilir.<br />
Başka araştırmalar ise işgörenin isini kaybetme korkusunun neden oldugu belirsizlikten söz eder.<br />
 </p>
<p><strong>Stresle başa çıkmak ve huzurlu yaşamak için öneriler:</strong></p>
<p>• Kendinizi, sözde stres yaratan belirli ve kaynakları tanıyın.<br />
• Kişiler arasi iyi iliskiler kurun.<br />
• Bedeninizi kontrol edin.<br />
• Dengeli beslenin.<br />
• Bugünün işini yarına bırakmayın.<br />
• &#8220;Her işi yaparım&#8221; ya da &#8220;Hiçbir şey yapamam&#8221; demeyin.<br />
• Zihinsel özelliklerinizi doğru değerlendirin.<br />
• Yitirdiklerinizin nedenini arayin.<br />
• Zamanin tutsağı olmayın.<br />
• &#8220;Hayır&#8221; demeyi bilin.<br />
• Önce özeleştiri yapın ve herkes tarafından sevilmeyi beklemeyin.<br />
• Yapabileceklerinizle yetinmeyi bilin.<br />
• Kendinizi vazgeçilmez görmeyin.<br />
• Alkolik gibi işkolik olmayın.<br />
• İşinizi gerçek olanaklarınızla uyumlu kılın.<br />
• Dinlenmeyi bilin.<br />
• Spora zaman ayırın, fizik egzersiz yapın.<br />
• Solunumunuzu denetleyin.<br />
• Savunma mekanizmalarindan yararlanin.<br />
• Davranışlarınızı düzenleyin.<br />
• Öfkenizi yenin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/stres-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
