<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ders Yerimiz... &#187; Psikoloji Dersi</title>
	<atom:link href="http://www.dersyerimiz.com/index.php/category/psikoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dersyerimiz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2009 21:12:07 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Duygusal Zeka</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/duygusal-zeka.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/duygusal-zeka.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 21:23:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[duygu nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal zeka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=987</guid>
		<description><![CDATA[DUYGUSAL ZEKA
İnsan zekası kadar hiçbir konu, psikolojide yoğun bir araştırma alanı olmamıştır. Bu alandaki en büyük atılım ise “duygusal zeka (emotion quotient)” görüşünün ortaya atılmasıdırSon zamanlarda oldukça çok karşımıza çıkan duygusal zeka (emotion quotient), kişinin kendisinin ve diğerlerinin hislerini ve duygularını izleme, bunlar arasında ayırım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>DUYGUSAL ZEKA</strong></p>
<p>İnsan zekası kadar hiçbir konu, psikolojide yoğun bir araştırma alanı olmamıştır. Bu alandaki en büyük atılım ise “duygusal zeka (emotion quotient)” görüşünün ortaya atılmasıdırSon zamanlarda oldukça çok karşımıza çıkan duygusal zeka (emotion quotient), kişinin kendisinin ve diğerlerinin hislerini ve duygularını izleme, bunlar arasında ayırım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren, sosyal zekanın bir alt kümesidir.<span id="more-987"></span></p>
<p>IQ&#8221; ile ölçülen, zeka, insanların okul ve iş yaşamındaki başarısını belirleyen değişmez bir etken midir? Öyleyse, neden yüksek IQ&#8217;lu çocuklar, ortalama IQ&#8217;ya sahip arkadaşlarına göre hayatta daha başarısız olabiliyor?</p>
<p>Dr. Daniel Goleman, psikoloji alanında çığır açan bu kitabında, &#8220;EQ&#8221;nun, &#8220;IQ&#8221;dan daha önemli olduğunu kanıtlıyor. &#8220;Duygusal zeka&#8221;yı, özbilinç, azim dürtülerini frenleme, başkalarını duygularını paylaşabilme gibi özellikleri içeren bir zeka olarak tanımlıyor.</p>
<p>Araştırma bulgularına göre, duygusal zeka yoksunluğu, kişinin aile yaşamından mesleki başarısına, toplumsal ilişkilerinden sağlık durumuna kadar birçok alanda çok kötü sonuçlar doğurabiliyor. Ancak, Dr. Goleman&#8217;a, göre, duygusal zeka doğuştan gelen bir özellik değil.</p>
<p>İnsan beyninin yapısı dolayısıyla, çocuklukta alınan duygusal dersler, yaşam boyunca davranış tarzını belirliyor. Başta eğitimciler ve ana-babalar olmak üzere, herkesin ufkunu açan bu kitabın çok önemli bir toplumsal mesajı da var: Demokrasinin topluma ne ölçüde mal olduğu, bireylerin duygusal zeka düzeyiyle doğrudan bağlantılı.Duygusal zeka”, son yıllarda, medyanın ilgisini çeken konulardan biri haline geldi. Duygular ve diğer özelliklerin zeka olup olmadığı bir yana, bu görüşün savunucularından Goleman (1995) sistematik bir kuram önermekten de uzak görünmektedir. Ancak, son yıllardaki zeka konusundaki gelişmeler (Gardner, 1993; Sternberg, 1997), geleneksel zeka görüşlerinin sorgulanmasını ve yeni önerileri de beraberinde getirmiştir. Bu yazıda, Goleman’ın “duygusal zeka” görüşünün eleştirisinden hareketle, “dinamik etkileşimsel model” önerisinde bulunulmaktadır. Model ve insan özelliklerinin profil ölçümü önerisinin, bireyler hakkındaki kararlar konusunda daha zengin bilgi vermesi beklenmektedir. Model henüz bir öneri niteliğinde olduğundan, tartışılarak geliştirilmesi ve görgül olarak test edilmesi gerekmektedir<br />
Psikolojide hiçbir konu insan zekası kadar yoğun bir araştırma alanı oluşturmamıştır. Zeka ve zeka testleriyle ilgili araştırmalar insanları salt bilgiye dayanan yetilerle ölçmenin doğru olup olmadığı üzerinde odaklanmaktadır.<br />
Son yılların en büyük sansasyonel atılımı ise &#8220;duygusal zeka&#8221; görüşü bazı Amerikalı psikologlar tarafından ortaya atılmıştır. &#8220;Duygusal zeka&#8221; terimi, ilk olarak 1990&#8242;da Harvard Üniversitesi&#8217;nden psikolog Peter Salovey ve New Hampshire Üniversitesi&#8217;nden psikolog John Mayer tarafından kullanılmıştır. Daha sonra Harvard Üniversitesi&#8217;nden ve The New York Times&#8217;da davranış ve beyin bilimleri konularından sorumlu psikolog Daniel Goleman tarafından geliştirilmiş ve duygusal zeka becerilerinin, bilişsel zeka dediğimiz (IQ) &#8216;dan daha önemli olduğunu 1995 yılında yayınlanan &#8220;Duygusal Zeka&#8221; adlı kitabında kanıtlamaya çalışmıştır. Başarı için önemli gibi görünen duygusal nitelikleri betimlemek için bu terimden yararlanılmıştır. Bu nitelikler şunları kapsar:</p>
<p>• Empati.<br />
• Duyguları ifade etme ve anlama.<br />
• Mizacını kontrol etme.<br />
• Bağımsızlık.<br />
• Uyum sağlayabilme.<br />
• Beğenilme.<br />
• Kişiler arası sorunları çözme.<br />
• Sebat.<br />
• Sevecenlik.<br />
• Nezaket.<br />
• Saygı.</p>
<p>Dr. Daniel Goleman, &#8220;duygusal zekayı kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi, ve duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilmesi yetisi&#8221; olarak tanımlıyor. Goleman&#8217;a göre beynin düşünen parçası, beynin duygusal parçasından ürüyor. Beynin düşünen ve duygusal parçaları genelde yaptığımız her şeyde birlikte çalışıyor ve gerek iş yaşamında gerekse özel yaşamda başarılı ve mutlu olmak, insanların duygusal zeka becerilerine bağlıdır.</p>
<p><strong>DUYGUSAL ZEKA</strong> (Emotion Quetient-EQ) VE BİLİŞSEL ZEKA (Intelligence Quotient-IQ)</p>
<p>Sosyalbilimciler, bir insanın IQ&#8217;sunu tam olarak neyin oluşturduğu konusunda tartışıyorlar fakat birçok uzman, bellek, sözcük dağarcığı, anlama, sorun çözme, soyut muhakeme, algılama, bilgi işleme ve görsel-motor becerilerini içeren, hem sözel hem de sözel olmayan yetenekleri belirleyen Wechsler Zeka Ölçüleri gibi standartlaştırılmış zeka testleriyle ölçülebileceği konusunda hemfikirdir.<br />
Duygusal zeka (EQ)&#8217;nun anlamı daha karışıktır. Salovey ve Mayer duygusal zekayı ilk olarak şöyle tanımlamışlardır: &#8220;Kişinin kendisinin ve diğerlerinin hislerini ve duygularını izleme, bunlar arasında ayırım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren, sosyal zekanın bir alt kümesidir&#8221;.<br />
Gerçek şu ki, duygusal zeka asla ölçülemeyecek de olsa, yine de anlamlı bir kavramdır. Nezaket, kendine güven ya da saygı vb. gibi kişisel ve sosyal özellikleri kolayca ölçemesek de, çocuklarda bunları kolayca tanıyabilir ve önemleri konusunda hemfikir olabiliriz.<br />
Duygusal zeka becerileri, bilişsel (Intelligence quotient-IQ) becerilerin karşıtı değildir, daha çok kavramsal düzeyde ve gerçek dünyada dinamik bir etkileşim halindedirler. Belki de bilişsel zeka ile duygusal zeka arasındaki en önemli fark, doğanın bir çocuğun başarı şansını belirlemeyi bıraktığı yerden devam etmek üzere ebeveynlere ve eğitimcilere bir fırsat yaratan duygusal zekanın daha az kalıtım yüklü olmasıdır.<br />
Araştırmacılar arasında akademik zekanın, duygusal yaşamla pek ilgisi olmadığı görüşü hakimdir. Aramızdaki en zeki insanlar gem vurmadıkları tutkuların, söz geçiremedikleri dürtülerin esiri olabiliyor; yüksek IQ&#8217;lu (Intelligence Quotient) kişiler özel yaşamlarını hayret edilecek ölçüde kötü yönetebiliyor. Goleman&#8217;a göre IQ &#8216;nun hayattaki başarıya katkısı en fazla yüzde yirmidir; geri kalan yüzde sekseni belirleyen başka etkenler vardır. Bir başka gözlemcinin da belirttiği gibi bir kişinin toplumda edindiği yeri, sonuçta IQ dışında kalan ve sosyal sınıftan şansa kadar uzanan etkenler belirler.<br />
Eşit umut vaat eden, eşit eğitime ve imkanlara sahip kişilerin farklı yazgılarını açıklamakta da IQ&#8217;nun pek yardımı olduğu söylenemez.1940&#8242;larda Harvard&#8217;dan mezun olan 95 öğrenci orta yaşlarına kadar takip edildiğinde, okul sınavlarında en yüksek puanları alan kişilerin, daha düşük puanlı arkadaşlarına oranla maaş, verimlilik ve kendi alanlarındaki konumları açısından çok daha başarılı olmadıkları gözlenmiştir. Daha da ötesi, bu kişiler ne hayatlarından daha hoşnut, ne de arkadaş, aile ve aşk ilişkilerinde daha mutlu oldukları gözlenmiştir. Bu örnekte görüldüğü gibi akademik zeka yaşamın getirebileceği değişiklikler ve imkanlara hazırlıklı olmayı neredeyse hiç sağlamıyor. Oysa yüksek IQ zenginliğin, saygının, ya da mutluluğun bir garantisi olmadığı halde, okullarımız ve kültürümüz akademik becerilere takılıp kalarak, kişinin geleceğini belirlemekte çok önemli rolü olan duygusal zeka dediğimiz bir grup özelliği göz ardı ediyor.<br />
Duygusal yetenek, bir meta-yetenektir; yani, ham zeka dahil, var olan diğer yeteneklerimizi ne kadar iyi kullanabileceğimizin belirleyicisidir. Birçok bulgu gösteriyor ki, duygusal yetenek sahibi-kendi duygularını tanıyan ve idare edebilen, başkalarının duygularını okuyup onlarla etkili bir şekilde başa çıkabilen- kişiler, hayatın her alanında-gerek romantik, yakın ilişkilerde, gerekse kuruluş içi politik ilişkilerde başarıyı belirleyen sözsüz kuralları kavrama becerisinde- avantajlıdırlar.</p>
<p><strong>DUYGU NEDİR?</strong></p>
<p>Bir yüzyılı aşkın bir süredir psikologlar ve felsefeciler &#8220;duygu&#8221;&#8216;nun ne anlama geldiği konusunda tartışıyorlar. Oxford ingilizce sözlüğü, duygu&#8217;yu &#8220;herhangi bir zihin, his, tutku çalkantısı ya da devinimi; herhangi bir şiddetli ya da uyarılmış zihinsel durum&#8221; olarak tanımlıyor. Amerikalı psikolog Dr. Daniel Goleman duyguyu bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller ve bir dizi hareket eğilimi anlamında kullanıyor. Karşımları, çeşitlemeleri, mutasyonlarıyla yüzlerce duygudan söz edebiliriz. Tüm araştırmacılar aynı kanıda olmasa da bazı kuramcılar temel duygu kümeleri olduğunu öne sürüyor. Bu kümelerin başlıca adayları ve bazı üyeleri şöyle:</p>
<p>• Öfke: hiddet, hakaret, içerleme, gazap, tükenme, kızma, sinirlenme, hınç, kin, rahatsızlık, alınganlık, düşmanlık ve belki de en uç noktada, patolojik nefret ve şiddet<br />
• Üzüntü: acı, keder, neşesizlik, kasvet, melankoli, kendine acıma, yalnızlık, can sıkıntısı, umutsuzluk ve patolojik olduğunda şiddetli depresyon<br />
• Korku: kaygı, kuruntu, sinirlilik, tasa, hayret, şüphe, uyanıklık, vicdan azabı, huzursuzluk, çekinme, ürkme, dehşet; patolojik olduğunda isefobi ve panik<br />
• Zevk: mutluluk, coşku, rahatlama, tatmin, haz, sevinç, eğlenme, gurur, tensel zevk, heyecan, vecd hali, hoşnutluk, kendinden geçme, aşırı zindelik, kapris ve en uç noktada mani<br />
• Sevgi: kabul görme, dostluk, güven, iyilik, yakın ilgi, sadakat, hayranlık, aşırı tutkunluk, muhabbet<br />
• Şaşkınlık: şok, hayret, afallama, merak<br />
• İğrenme: hor görme, aşağılama, küçümseme, tiksinme, nefret etme, hoşlanmama, itici bulma<br />
• Utanç: suçluluk, mahcubiyet, hayal kırıklığı, pişmanlık, küçük düşme, üzülme, çile ve nedamet</p>
<p>California Üniversitesi&#8217;nden Paul Ekman&#8217;ın keşfine göre belirli yüz ifadelerinden dördünün (korku, öfke, üzüntü, zevk) sinema ya da televizyonla karşılaşmamış oldukları tahmin edilen okuma yazma bilmeyenler de dahil olmak üzere, dünyanın değişik kültürlerinden insanlar tarafından tanınmasının de duyguların evrenselliğini gösterdiğini ileri sürmüştür. Ekman, Yeni Gine&#8217;nin ücra yaylalarında tecrit edilmiş halde yaşayan Taş Devri&#8217;nden kalma Fore kavmine varıncaya en uzak kültürlerin insanlarına göstermiş ve nerede olurlarsa olsunlar, insanların aynı temel duyguları tanıdığını görmüştür.<br />
Dr Daniel Goleman da duyguları kümeler ya da boyutlar bağlamında düşünmekte ; öfke, üzüntü, korku, zevk, sevgi, utanç ve benzeri başlıca kümeleri duygusal hayatımızın sonsuz çeşitliliğinin bir kanıtı olarak görmektedir. Bu kümelerden her birinin özünde, temel bir duygusal çekirdek bulunduğunu ve bu çekirdekten temel duygunun akrabalarının sayısız mutasyonlarla halkalar halinde yayıldığını vurgulamaktadır. Dr. Goleman dış halkalarda ruh halleri olduğunu; teknik açıdan bunların duygudan çok daha sessiz ve kalıcı olduğunu belirtmektedir.(bütün gün öfkenin hararetine kapılmak ender rastlanan bir durumken, örneğin hırçın ve sinirli bir ruh hali içinde bulunmak o kadar ender görülen bir hal değildir ve bu ruh hali daha kısa süreli öfke nöbetlerini kolayca başlatabilir). Ruh halinin ötesinde mizaç, yani insanları melankolik, çekingen ya da neşeli yapan belli bir duygu ya da ruh halini uyandırma eğilimi vardır. Bu tür duygusal yatkınlıkların ötesinde de; klinik depresyon-ya da insanın kendisini zehirleyen bir duruma mahkum olduğunu hissettiği-sürekli kaygı gibi bariz duygu bozuklukları bulunmaktadır.</p>
<p><strong>DUYGULAR NEYE YARAR?</strong></p>
<p>Sosyobiyologlara göre duygularımız tehlike, acı bir kayıp, zorluklara karşın bir hedefe doğru ilerleme, eşine bağlanma ve bir aile kurma gibi yalnızca akla bırakılamayacak durum ve görevlerde yol göstericidir. Her duygu bizi bir şekilde hareket etmeye hazırlar; her biri insan hayatında tekrarlanan güçlüklerle baş edebilecek şekilde bizi yönlendirir.<br />
Sizlere duguların insanları canları pahasına dahi olsa nasıl yönlendirdiğine dair Amerika&#8217;da yaşanan trajik bir olayı aktarmak istiyoruz:<br />
Beyin felci yüzünden tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş on bir yaşındaki kızları Andrea&#8217;ya hayatlarını adayan Gray ve Mary Jane Chauncey çiftinin son dakikalarına bir göz atalım. Chauncey ailesi, Louisiana&#8217;nın nehir bölgesinde bir çarpma sonucu hasar gören demiryolu köprüsünden nehre yuvarlanan Amtrak treninin yolcularındandı. Karı-koca öncelikle kızlarını düşünerek, Andrea&#8217;yı su alarak gittikçe batan trenden kurtarmak için ellerinden geleni yapıp bir şekilde onu camdan iterek kurtarma ekibine ulaştırdılar. Kendileri ise sulara gömülü vagonun içinde can verdiler.<br />
Bu hikaye, son dakikalarında dahi çocuklarının hayatta kalmasını sağlamak için çabalayan bir anneyle babanın bir tür efsanevi cesaretini anlatıyor. Kuşkusuz tarihimiz çocukları uğruna yaşamlarını feda eden ailelerle ilgili bunun gibi sayısız örneklerle doludur. Böyle bir kriz anında bu tüyler ürpertici kararı veren aile açısından bu sevgiden başka birşey değildir. Duyguların amaç ve gücünü anlatan bu kahramanlık örneği, insana kendini feda ettiren sevginin ve aslında hissedilen her duygunun insan hayatındaki merkezi yerine tanıklık ediyor. Bu durum en derin hislerimizin, tutkularımızın, özlemlerimizin, temel rehberlerimiz olduğunu gösteriyor.<br />
İnsan doğasını duyguların gücünden soyutlayarak anlamaya çalışmak, üzücü bir dar görüşlülüktür. Salt zekaya, yani IQ&#8217;nun ölçtüğü şeye verdiğimiz değer ve önemde çok aşırıya gidildiği uzmanlarca belirtiliyor. Duygular bize hakim olduğu sürece, zeka-iyi yada kötü-hiçbir yere varamaz.<br />
İlk etik yasaları ve bildirileri-Hammuarbi Kanunu, Yahudilerin On Emri, İmparator Aşoka&#8217;nın Fermanları-duygusal yaşamı yumuşatma, ehlileştirme, evcilleştirme, çabaları olarak görülebilir.<br />
Aslında tüm duygular harekete geçmemizi sağlayan dürtülerdir; evrim, yaşamla baş edebilmemiz için bizi acil plan yapabilecek şekilde programlamıştır. Duygu (emotion) sözcüğünün kökü moteredir. Latince hareket etmek anlamına gelen fiile &#8220;e-&#8221; ön eki getirildiğinde uzaklaşmak olur ki bu, her duygunun bir harekete yönelttiği fikrini vermektedir.<br />
Psikologların ve sosyologların günümüzde yapmaya çalıştıkları şey duygunun yerine aklı koymaya değil, ikisi arasındaki akıllı dengeyi bulmaya çalışmaktır. Goleman, eski paradigmanın duyguların çekiminden bağımsız bir akıl idealini içerdiğini, yeni paradigmanın ise bizi zihinle kalbin uyumunu sağlamaya zorladığını belirtiyor ve ayrıca, yaşamımızda zihinle kalbin uyumunu sağlamak için öncelikle, duyguları zekice kullanmanın ne demek olduğunu daha iyi anlamamız gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Empati ve Daha Çok Duygusal Zeka</strong><br />
Empati başkalarının duygularını anlamaya çalışma, tavırlarını onların ruhsal durumlarına göre ayarlayabilme becerisi, ikili insan ilişkilerinin temelini oluşturuyor. İnsanın başkalarıyla iletişimini zorunlu kılan hayatın tüm alanlarında bu kabiliyet önemini artırmakta: İster evlilik olsun, ister ebeveyn-çocuk ilişkisinde, alışverişte ya da yönetimde karşınızdaki insanla psikolojik iletişim kurmanız için size gerekli olan şeydir empati.<br />
Amerikan psikolog E.B. Titchener empati kelimesini ilk defa yirmili yıllarda, küçük çocukların başka insanların duygularına katılmalarını ifade etmek için kullanmıştı. Bu kelime anlam itibariyle Yunanca bir kelime olan &#8220;empatheia&#8221; dan farklıdır. Bu ifadeyle estetik teorikçileri, başkalarının duygularını anlama becerisini kastetmişlerdir. Aynı kavramı Titchener, başkalarının hüzünlerini algılayan insanın aynı şekilde hüzün hissetmesini ifade etmek için kullanmıştır. Ancak bu kelimenin sempatiden farklı bir anlamı olmasını istediki sempatide başkalarının duygularını paylaşmakla beraber kendimizi karşımızdakinin duygularına kaptırmayız.<br />
Birçok insan duygularını sözlerle anlatmaktan çok başka yollarla ifade etmeyi tercih eder. Başkalarının ne hissettiklerini anlayabilmek için öncelikle bu sözlü olmayan ifadeleri çözmek gerek: Beden duruşu, yüz ifadesi, ses tonu ve bunun yanında daha bir çok şey.<br />
Eğer birinin söylediği sözle beden duruşu veya yüz ifadesi uyuşmadığı hissine kapılıyorsanız, bu durumda ne söylendiğine ve ne şekilde söylediğine dikkat etmemiz gerekecek. İletişim araştırmacılarına göre duygusal mesajlar %90 oranında sözlü olmayan ifadelerdir.<br />
Bu şekilde dışa vurulan duygular, ses tonundan anlaşılan korku hissi veya yüz ifadesinde kendini gösteren kızgınlık gibi, genellikle bilinçsizce algılanır. Bu mesajlar çoğunlukla anlamazlıktan gelinerek suskunlukla cevaplanır ya da ona göre hareket edilir. İnsanların gönderdiği mesajları algılayabilme becerisi sonradan öğrenilir.<br />
İnsandaki sağduyunun kökleri çocukluk yıllarına kadar dayanır. Çocuklar daha çok küçükken bile, diğer çocukların ağlamalarına tepki verirler. Bu davranış sağduyunun başlangıç dönemi olarak kabul edilir. Başkasıyla birlikte hissetmek demek, onun duygu yaşamını paylaşmak demektir. Bu durumda empatinin ahlaki fonksiyonu da söz konusu oluyor. Başkalarının acılarına tanık olan ve duygularını paylaşan bir insan konuya aktif olarak katılmak ve yardımcı olmak üzere motive olur. Kendini başkalarının yerine koyabilme becerisi insana belirli ahlaki prensipleri yerine getirme gayreti verir.<br />
Sonuç olarak empati insanlarla ikili ilişkilerimizde başarıyı belirleyen ve sosyal ilişkilerimizi yönlendiren bir etmendir. Toplumumuzun dokusunu koruyan oldukça önemli ve gerekli bir beceridir.<br />
Şimdi örnek bir olayla sağduyu kabiliyetinizi ölçelim. Bugün eşinizle tanıştığınız üçüncü yıldönümü. Eşiniz bu gecenin şerefine evde, mum ışığında romantik bir yemek düzenledi. Bir şansızlık oluyor ve o gün büroda işiniz bitiremediğiniz için eve geç geliyorsunuz ve mumların yanıp bittiğini, yemeğin soğuduğunu görüyorsunuz. Sarf ettiğiniz onca özür dileklerinden sonra hala kızgın olup olmadığını sorduğunuzda kafasıyla hayır işareti yapıyor ama hala tek kelime etmeden kanepenin köşesinde oturmaya devam ediyor.</p>
<p>Sizce eşiniz neler hissediyor?<br />
a. Belki hala birazcık kızgın, ama ben özür diledim, daha ne yapabilirim ki?<br />
b. Çok kızgın ve kırgın durumda. Onu teselli etmek için gerçekten özel bir şeyler yapmalıyım.<br />
c. Kızgın olmadığını söyledi işte. O halde bu gecenin güzel tarafını yaşamaya başlayabiliriz.</p>
<p>&#8220;a&#8221; cevabını tercih ettiğiniz takdirde eşinizin duygularına ortak olmadığınızı söylemek mümkün. Davranışlarından ziyade eşinizin sözlü ifadelerine dayanarak hareket ediyorsunuz. Bu da eşinizle aranızda yanlış anlaşılmalara sebep olduğu gibi, eşiniz de kendisini anlamadığınızı düşünerek üzülecektir.<br />
Davranışınız &#8220;b&#8221; şıkkındaki cevaba uygunsa, bu durumda eşinizin duygularını anlamanız ve ona göre hareket etmeniz mümkündür. Bu şekilde hareket etmekle yanlış anlaşılmaların önüne geçerek eşinize gerektiği şekilde muamele etmiş olursunuz.<br />
Size göre yapılması gerekenler &#8220;c&#8221; de belirtilenlerse, o halde empatinizin fazla gelişmemiş olduğunu söylemekte yarar var. Eşinizin kızgın olmadığını söylemesi size yetiyor, onun duygularını anlamaya yanaşmıyorsunuz. Eşinizin sözlü olmayan ifadelerini algılayamıyorsunuz. Bu da evliliğinizde hoş olmayan bazı problemlere sebep olabilir.<br />
Empatinizi geliştirmenin en temel ilkesi olarak yine kendi duygularını doğru algılama karşımıza çıkıyor. Ne hissettiğinizi tam olarak algılayabildiğinizde ve duygularınızla başa çıkmayı öğrendiğinizde başkalarının duygularını algılayabilmemiz mümkün olacaktır.<br />
Sahip olduğumuz duygular, sadece bize ait ve bize özel mülkümüzdür. Onlar hakkında bizden başka kimse bilgi sahibi olamaz. Duygularımızla ne şekilde hareket edeceğimiz hakkındaki bilgiler içgüdü olarak bizimle birlikte doğar. Gerisini ise eğitimler ve çevre etkileriyle kendi kendimize öğreniriz.<br />
Biz bu özelliğimizi çok değerli görürüz, çünkü bu bizi diğerlerinden ayıran özel bir şeydir.<br />
Belki de bu yüzden diğer insanlara duygularımızdan bahsetmeye çekiniriz. İçimizin derinliklerini birilerine açtığımızda, açık verdiğimiz düşünerek onun tarafından incinmenin daha kolay olacağına inanırız.<br />
Bütün insanlar birbirlerinden farklı düşünürler. İnsanlar aynı konu ve olay hakkındaki duyguları birbirinden farklı olabilir. Bazıları duran trafikte çılgına dönerken, bazıları da oldukça soğukkanlı davranırlar. Bir kısım insanlar her olaya büyük tepkilerle karşılık vermelerine karşın başkaları öylesine sakindirler ki duyguları olup olmadığından emin olamazsınız.<br />
Önemli olan tüm insanların kendi duygularını ustaca idare edebilmeleri için öncelikle onları kabul etmeleridir. Buna dayanarak çocuk eğitimi ile ilgili yapılması gereken önemli bir görev ortaya çıkmış oluyor; çocukları mümkün olduğu kadar çok durumlarının bilincinde yetiştirmek. Ancak bu şekilde onların ilerki yaşamlarını kolaylaştırmak mümkün olacaktır.<br />
Mesaj oldukça anlaşılır: Duygularımıza biraz daha önem vermek, hayatımızda bir çok şeyi kolaylaştıracaktır. Keşke anne-baba ve çocuklar birbirleriyle ve kendi duygularıyla olan iletişimlerini kolaylaştırsalar ve böylece duygusal zeka ve bilgilerini yükseltme konusundaki umutlarını artırsalar.</p>
<p><strong>DUYGUSAL ZEKAYI KULLANABİLMEK</strong><br />
Duygusal zeka’yı geliştirmenin ilk ve en önemli adımı farkındalık kazanmaktır.  Neyi niye hissettiğimizi bilmek oldukça güç bir adımdır.<br />
 <br />
1-   Mutlu olabilmek için duygularınızın sorumluluğunu alın.<br />
2-   Kişileri ya da olayları etiketlemek yerine duygularınızı isimlendirin.  Düşüncelerinizi duygularınızdan ayırmaya çalışın.<br />
3-   Kendi duygularınıza sahip çıkın.  Unutmayın!  Hissettiğiniz duygulardan kimse sorumlu değildir.<br />
4-    Negatif bir duygu hissettiğinizde yerine koyabileceğiniz pozitif bir duygu arayın.<br />
5-    Karar verirken duygularınızı kullanın.  Her alternatif çözüm için ne hissettiğinizi gözden geçirin.<br />
6-   Kızgınlığınızı kontrol edin. <br />
<strong>&#8220;ÇOCUK ŞİDDETİNİN NEDENİ (EQ EKSİKLİĞİ)<br />
EQ EKSİKLİĞİ</strong></p>
<p>Özellikle ilk beş yılda anne babanın çalışmasından dolayı onlardan ayrı kalan, hayatlarında bu boşluğu televizyonla dolduran, duygusal zekayı, empatiyi geliştirecek gerekli ilgi ve sevgiyi göremeyen çocuklar, büyümeye başladıklarında çok çabuk, acımasız birer katile dönüşebiliyorlar.<br />
Mitchell Johnson, henüz 13 yaşında bir öğrenci. Ama o bu küçük yaşında, kendi akranı 10 öğrenciyi ağır yaraladı ve bir öğretmeni öldürdü. Yine ABD’de 18 yaşında bir genç kız, üyesi olduğu bir çeteyle, 3 kişilik bir aileyi hunharca öldürdü. Özellikle Batı’da ve ABD’de sıkça rastlanan bu olaylara, ülkemizden de örnekler verebiliriz. Ama bu kadarı bile, yeterince korkunç ve düşündürücü. Peki ama o masum yüzleri ile çocukları bu denli acımasızlığa, şiddete iten sebep ne?<br />
Sevgisizlik duygusal zekayı köreltiyor Çocukluktan itibaren öğrenilmeye başlanan duygusal zeka (EQ)’nın gelişiminin, çocuk 15 yaşına gelmeden tamamlanmış olması gerekiyor. Duygusal zekayı geliştiren bir ortamda büyüyenler, EQ’su yüksek kişiler olarak, başkalarıyla iyi geçinen, uyum yeteneği yüksek, öz disipline sahip, hayatla barışık bir birey olmanın tadını çıkarıyorlar. Eğer çocuk duygusal zekasını geliştirecek bir ortamdan mahrum kalmışsa, biraz büyüdüğünde, kolaylıkla şiddete başvurabiliyor hatta bir dizi cinayetler işleyen acımasız bir katile bile dönüşebiliyor.<br />
Hayatta kalmanın kilit mekanizması olan duygusal zeka, aynı zamanda insanların içinde yatan hainliğin de en büyük engelleyicisi. Duygusal zekanın normal zekadan farkı; beyin, alt ve üst olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Üst beyin düşünen beyin, ama her şey üst beyinle halledilemiyor. Beynin kalbi dediğimiz alt beyin ise, buna öğrenen, duygusal beyin de deniyor, sağ kalmanın, insan olmanın, insan gibi davranmanın temelini oluşturuyor. Çünkü başımıza gelmiş olan her olay, öğrenilen her duygu alt (öğrenen) beyinde hatırlanıyor. Örneğin sevinçli olduğunuzda ya da öfkelendiğinizde ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz. Hiç sevinçliyken, etrafına kızan birini gördünüz mü? İnsanların tüm bu duyguları öğrenmesini ve hatırlamasını sağlayan beynin alt kısmı duygusal beyindir. Bir anlamda bizim tepkilerimizi düzenleyip, hayatta kalmamızı sağlar. Ama çocukken kişi duygusal beyin geliştirecek; yani duyguları öğrenecek bir ortamda büyümemişse, büyüdüğünde başkalarıyla olan ilişkilerinde sorunlar yaşar. Genelde başkalarına söz hakkı tanımayan, uyum yeteneği gelişmemiş bir birey olur. Duygusal zekayı körelten en büyük etken de sevgisiz bir ortamda yetişmektir.<br />
ABD’de EQ düşüyor Ünlü duygusal zeka uzmanı Daniel Goleman, son yıllarda özellikle ABD’de yaşanan çocuk şiddetini, duygusal zekanın eksikliğine bağlıyor. Goleman’a göre, “gelişmiş ülkelerde anne ve babalar iş yaşamına kendilerini fazla kaptırdıkları için çocuklarıyla geçirecek vakit bulamıyorlar. Fakat bunun bedeli her şeyden daha ağır oluyor. Anne babanın olmadığı bir ortamda, çocuk bütün vaktini televizyon karşısında geçiriyor. Hatta zamanla dışarıda kendi yaşıtlarıyla oynamak bile istemiyor. Böylece sevgi, arkadaşlık, sadakat, ilgi,merhamet, dostluk, empati tüm bu duyguların hiçbiriyle karşılaşamadığı için öğrenemiyor. Hatta bunun yerine televizyon karşısında tersi yönde acımasızlık, nefret. Öç gibi duygularla besleniyor. Sonuçta duygusal zekası gelişmemiş, empati yeteneği olmayan bireyler olarak, topluma zararlı hale geliyorlar.”<br />
Eğitimle duygusal zeka geliştirilebilir Daniel Goleman, bugün özellikle gençlerde EQ’ bir azalma gördüğünü söylüyor. Gençler hatta çocuklar uyuşturucu kullanıyor, cinayet işliyorlar. Bu yaşananları önlemek için, duygusal zeka açısından öğrencilere çok iyi bir eğitim sunmak gerekiyor. Ve bugün ABD’de çocuklara duygusal zeka düzeyinde okur yazarlık öğretilmeye çalışılıyor. Empati geliştirme, stresi bastırma gibi başlıklar altında dersler veriliyor.<br />
Empati eksikliği tehlikeli! Empati karşınızdaki duygularını söylemeden, ses tonuyla, hareketleriyle, sizin onu anlamanızdır. Aslında empati bir anlamda, başkalarına acıma duygusudur. Empati yeteneği olmayan çocuklar kendilerine nasıl davranılırsa karşılarındakine de öyle davranırlar. Düşen bir arkadaşlarını teselli etmek yerine ona bağırır hatta vururlar. Çünkü empati karşınızdakinin ıstırabını hissedebilmektir. Empatisi olmayan kişiler yalnız kendilerini düşünürler. Birisine kızdıklarında bunu şiddete başvurabilirler.<br />
Araştırmacılar, “karakter” ya da “EQ” dediğimiz şeyi oluşturan sosyal ve duygusal becerilerin, IQ testleriyle ölçülen bilişsel zekadan çok daha önemli olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik IQ’nun aksine, duygusal zeka çocuklara gelişimlerinin her aşamasında öğretilebiliyor. Çocukların modern çağın duygusal stresiyle ve büyümenin getirdiği doğal sorunlarla baş edip üstesinden gelebilmesinde çok önemli olan EQ becerilerine ilişkin Dr Shaphiro’nun geliştirdiği kontrol listesini aşağıda sunuyoruz.</p>
<p><strong>Liderlik Yetisi ve Duygusal Zeka</strong></p>
<p>Günümüzde duygusal zeka kavramının ve bu kavramla anlatılmak istenen niteliklerin profesyonel yaşamdaki önemi iyice anlaşılmış bulunuyor ve profesyonel yaşamdaki liderlerin yüksek düzeyde duygusal zeka becerilerine sahip olması gerektiği tartışmasız kabul görüyor.</p>
<p>En önemli çalışma alanlarından birini insan zekasının oluşturduğu psikoloji bilimi, 1990 yılında sansasyonel denilebilecek bir buluşa imza attı. Harvard ve New Hamshire Üniversitesi psikologlarından Salovey ve Mayer, insan zekasının yalnızca IQ (Intelligence quotient) denilen bilişsel zekadan ibaret olmadığını öne sürdü ve &#8220;duygusal zeka&#8221; (Emotional quotient &#8211; EQ -) kavramını ortaya çıkardı. Salovey ve Mayer&#8217;den sonra, yine Harvard Üniversitesi&#8217;nden Daniel Goleman&#8217;ın çalışmalarıyla duygusal zeka kavramı daha detaylı bir şekilde incelenerek teorik bir zemine oturtulmuş oldu. Goleman, 1995 yılında yazdığı &#8220;Duygusal Zeka&#8221; adlı kitabında, duygusal zekanın bilişsel zekadan daha önemli olduğunu kanıtlamaya çalışmıştı. Psikologların duygusal zeka üzerinde yaptıkları çalışmalar, toplumsal alandaki, özellikle profesyonel yaşamdaki pratik örneklerle desteklenince duygusal zekanın önemi iyice anlaşıldı ve duygusal zekanın varlığı hemen her çevrede kabul görmeye başladı.</p>
<p>Salovey ve Mayer, duygusal zekanın ilk tanımını şöyle yapmışlardı; &#8220;Duygusal zeka, kişinin kendisinin ve diğerlerinin hislerini izleme, bunlar arasında ayrım yapma ve bu bilgiyi düşünce ve eylemlerinde kullanma becerisini içeren, sosyal zekanın bir alt kümesidir.&#8221; Daniel Goleman ise duygusal zekayı, kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi ve duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilmesi olarak tanımlıyor.</p>
<p>Günümüzde duygusal zeka kavramının ve bu kavramla anlatılmak istenen niteliklerin profesyonel yaşamdaki önemi iyice anlaşılmış bulunuyor ve profesyonel yaşamdaki liderlerin yüksek düzeyde duygusal zeka becerilerine sahip olması gerektiği tartışmasız kabul görüyor. Profesyonel yaşamda, yüksek düzeyde teknik bilgi ve zekaya sahip olan liderlerin her zaman teknik zekaları oranında başarılı olamaması ya da görece daha az teknik bilgiye sahip olan yöneticilerin çok başarılı olabilmeleri gibi örnekler de, duygusal zekanın işlevinin öneminin altını çiziyor.</p>
<p>Aralarında British Airways, Credit Suisse gibi küresel ölçekte olanlarının da bulunduğu 188 şirket üzerinde yapılan bir çalışma, liderlerdeki duygusal zekanın ne kadar önemli olduğunu ispatlar nitelikte. Yöneticilerin kişisel becerilerinin şirketlerin başarısı üzerindeki etkilerini ölçen bu araştırmanın sonuçlarına göre, liderlerin kişisel becerileri üç grupta toplanabiliyor; teknik (muhasebe ve iş planlama gibi) beceriler, kavramaya yönelik (analitik düşünme gibi) beceriler ve duygusal zekayı yansıtan beceriler. Sonuç itibarıyla araştırma, teknik ve kavramaya yönelik becerilerin şirketler için her zaman önemli bir lokomotif görevi gördüğünü, ancak duygusal zekaya dayanan becerilerin her tür iş ortamında ve her seviyedeki yöneticilikler için diğer becerilerden daha fazla önem taşıdığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, özellikle üst düzeydeki yöneticiliklerde teknik becerilerin önemi görece azaldığı için, duygusal zekanın başarıdaki payı daha da artmakta.</p>
<p>Bu konuda vurgulanması gereken önemli bir nokta da duygusal zekanın, hiçbir zaman bilişsel zekanın karşıtı olmadığı; duygusal zeka, bilişsel zeka ile her zaman dinamik bir etkileşim içinde. Duygusal zekayı önemli yapan bir diğer önemli nokta da, duygusal zekanın daha az kalıtım yüklü olması. Yani duygusal zeka, ebeveynler ve eğitimciler tarafından geliştirilmeye çok açık. Bu, iş hayatında lider pozisyonunda yer alan kişilerin de duygusal zeka becerilerinin eğitimler vasıtasıyla yükseltilmeye açık olduğu anlamına geliyor.</p>
<p>Bilimadamları, duygusal zekanın özelliklerini ya da bileşenlerini beş maddede özetliyor. Bu beş özellik, aynı zamanda profesyonel yaşamda liderlerin sahip olması zorunlu olan becerileri de tanımlar nitelikte.</p>
<p><strong>1) Kendinin Farkında Olmak</strong><br />
Kişinin kendi duygularını, güçlü ve zayıf yönlerini, sınırlarını bilmesi ve anlamasıdır. Yüksek düzeyde duygusal zekaya sahip olan lider pozisyonundaki kişiler, kendi kişilik özelliklerinin birlikte çalıştıkları insanları doğrudan etkileyeceğinin farkındadırlar, bu yüzden kendilerini dürüst ve komplekssiz olarak değerlendirirler. Kendi kapasitelerini bildikleri için altından kalkamayacakları işlere girmezler; giriştikleri işlerde de ne kadar risk almaları gerektiğini ya da nerede yardıma gereksinimi duyabileceklerini bilirler. Kendini bilen liderler, özgüvene de sahiptirler; bu anlamda kendilerine yöneltilen eleştirileri tehdit olarak değil, kendilerini geliştirme fırsatı olarak görürler.</p>
<p><strong>2) Kendini Yönetebilmek</strong><br />
Kişinin duygularını kontrol ederek dürüst ve tutarlı davranması ve değişimlere karşı kendi kendini ayarlayabilmesidir. Refleksif duygularını kontrol edebilen liderler, birlikte çalıştıkları insanlara bir güven ve adalet ortamı içinde bulunduklarını hissettirirler. Başarılı bir lider, başarısızla karşılaştığında mantıklı ve soğukkanlı davranarak, yapıcı çözümler üretebilendir. Kendini yönetebilen lider, teknolojik, ekonomik ya da yönetsel değişikliklere karşı önyargısız yaklaşabilir ve kendini yeni duruma soğukkanlı bir şekilde adapte edebilir.</p>
<p><strong>3) Motivasyon<br />
</strong>Kişinin kendisini ve birlikte çalıştığı insanları başarıya odaklayarak motive edebilmesidir. Yüksek duygusal zekaya sahip liderler, işlerini daha iyi yapmak için güçlü bir istek içerisindedirler, bu anlamda başarıya ulaşmak için öğrenmeye hevesli ve yaratıcılıklara açıktırlar. Başarıya odaklı bir motivasyon, liderin çıtayı sürekli daha yükseğe koymasını, örgütüne bağlı kalmasını ve başarısızlıklarda yılgınlığa kapılmamasını da beraberinde getirir.</p>
<p><strong>4) Empati</strong><br />
Başkalarının fikir ve duygularını anlamaya çalışma, tavırlarını onların ruhsal durumlarına göre ayarlama becerisidir, yani liderin çevresinden haberdar olmasıdır. Takım çalışmasının giderek önem kazandığı günümüzde, empatinin iyi bir lider için vazgeçilmez bir özellik olduğu açıktır. Birlikte çalıştığı insanların görüşlerini hisseden ve anlayan lider, bu görüşleri dikkate alarak hem insanlara örgütün etkin bir elemanı olduklarını hissettirir, hem de bu görüşlerden yapıcı eleştiriler olarak faydalanır. Böylece çalışanlarının bireysel verimliliklerini yükseltir ve liderlik gücünü pekiştirir.</p>
<p><strong>5) İlişki Yönetimi</strong><br />
Kişinin açık ve ikna edici bir şekilde iletişim kurabilmesi, sorunları çözebilmesi ve etrafıyla güçlü bağlar kurabilmesidir. Bu yetenek aslında duygusal zekanın ilk dört özelliğinin bir sonucudur. Ancak yüksek duygusal zekaya sahip liderler, ilişki yönetimi ve sosyal yetenekleri sayesinde birlikte çalıştıkları insanları başarı için motive edebilecek, onları yönetmede ve ikna etmede başarılı olabilecektir.</p>
<p><strong>İş Hayatında Duygusal Zeka</strong><br />
Rekabet artıp kâr marjları düşünce maliyetler önem kazandı; ekip üyeleri ve bölümler arası karşılıklı bağımlılık arttı, duygusal zeka özellikleri bu nedenle öne çıktı.<br />
Duygusal zeka, 1995’ten bu yana işletme literatürüne girmiş ve önemi giderek artmıştır. Başlangıçta “duygusallık”la karıştırılan ve biraz da küçümsenen duygusal zeka, bugün meslek basamaklarında yükselmenin vazgeçilmez parçası olarak görülmektedir. Duygusal zekanın bu kadar önem kazanmasının ardında yatan esas gerçekler nelerdir?<br />
Bir ürünün satış fiyatının maliyet ve kâr payı ile belirlendiği dönemde şirketler hiyerarşik bir yapı içinde, her bir bölümü diğerinden ayıran kalın duvarlarla yönetilirdi. Herkes kendi işine bakar, bölümde yöneticinin bilgisi dışında hiçbir iş yapılamaz, onun haberi olmadan bilgi alınıp verilemez ve kimse kimseye karışamazdı.<br />
Tecrübeli ve zeki bir çalışan, her düzeyde, her ilişkide ağırlığını hissettirir ve bölümü adına istediğini elde ederdi. Her çalışan, kimden emir alıp, kime emir vereceğini bilirdi. İş tanımının sınırları içinde, yetki ve sorumlulukların nerede başlayıp nerede bittiği büyük önem taşırdı. Otorite güce dayanır ve çalışanlar yöneticilerini kızdırmamaya bakarlardı. İş ortamında en güvenli yol stokla çalışmak olduğu için, ürünle ilgilenen her bölüm kendisini sıkıntıya sokmayacak miktarda ürünü; hizmet üreten her bölüm de zamanı stok olarak tutardı. Mümkün olan en çok sayıda kişiyi kendi bölümünde tutmak bir güç işareti olduğu için, bunun maliyetler üzerindeki etkisi göz ardı edilirdi.</p>
<p><strong>Kârlılık Azalınca<br />
</strong>Zamanla rekabet artıp kâr marjları düşmeye ve fiyat, pazar koşulları tarafından belirlenmeye başladıkça maliyetler giderek daha fazla önem kazandı. Bunun sonucunda üretim araçları, iş yapma biçimleri ve süreçleri, rekabete dayanmanın ve pazarda ayakta kalmanın tek koşulu olmaya başladı.<br />
Geçmişte genel bir tanım olan ekip çalışması (team-work), stok maliyetlerini azaltmak için yeniden yapılandırıldı ve futbolda “golü takım atar, takım yer” ilkesinde olduğu gibi “iç müşteri” anlayışı ortaya çıktı. Birbirinden bağımsız çalışan bölümlerin kaderi birbirine bağlandı ve her bölüm, diğerinin “gözünün içine bakmak” zorunda kaldı; birbirine karşılıklı bağımlı bölümler ortaya çıktı. Bilgiyi işlemek, ürün işlemekten daha önemli duruma geldi. Bilgi teknolojisinin yardımıyla, işletme içinde katmanlar azaldı ve yatay yönetim anlayışına geçildi.<br />
Bu sürecin sonunda, geçmişte önem taşıyan zeki, bilgili ve tecrübeli bazı çalışanların yarar değil zarar vermeye başladıkları görüldü. Çünkü bu kişiler bir işin neden olmayacağını o kadar iyi anlatıyor ve çevrelerini de ikna ediyorlardı ki, daha sonra o işin yapılmasını sağlamak ayrıca bir maliyet oluşturuyordu. Bu kişiler ne kadar zeki ve tecrübeliyseler, ördükleri duvarlar da o ölçüde kalın, diğerlerinin önüne koydukları yokuş o ölçüde dikti.</p>
<p><strong>Zeka ve Tecrübe Yeter mi?</strong><br />
“Üstümü bileyim, astımı bileyim. İş tanımım, yetki ve sorumluluklarım belli olsun.” anlayışına sahip olanlar, hiyerarşik bir sistem içinde çok başarılı olabilirler. Ancak gerçek ekip çalışmasının yapıldığı bir ortamda, her zaman “gri alan”lar ve “silik sınır”lar vardır. Belirsizliğe karşı düşük toleransı olanlar böyle ortamlarda bocalar ve sık sık kriz yaratırlar. İyi bir ekip çalışması için, yüksek duygusal zeka en temel özelliktir.</p>
<p>• Kendi duygularını anlamak ve isimlendirmek,<br />
• Başkalarının duygularını anlamak (empati),<br />
• Olumsuz duyguları denetleyebilmek,<br />
• Çevresindekilerin olumsuz duygularını yönetebilmek,<br />
• Emir verme yetkisine sahip olmadığı insanlara iş yaptırabilmek,<br />
• Çatışma durumlarında uzlaşabilmek gibi,<br />
geçmişte fazla önemsenmeyen duygusal zeka özellikleri, günümüzde ekip çalışmasındaki belirleyici niteliklerdir.<br />
Geçmişte IQ bir işe kabul edilmek için yeterliydi; bugün ise IQ ve EQ birlikte aranıyor ve duygusal zeka ise işte yükselme ölçüsü olarak görülüyor.</p>
<p><strong>İş Tanımı Değil, Rol Tanımı</strong><br />
Günümüzde iş tanımları yerini rol tanımına bırakmıştır. Matriks yönetim tarzında çalışanlar, idari açıdan bir yöneticiye, fonksiyonel açıdan bir başka yöneticiye bağlı olur ve aynı anda farklı ekiplerin üyesi olabilirler. Sadece aynı ekipteki üyelerin birbiriyle uyumu değil, diğer bölümlerle uyumlu ilişkiler şirket içinde yaratılacak sinerjinin temel şartı olmuştur. Yöneticilerden beklenen, yönettikleri bölümlerin çatışan çıkarlarını, şirketin esas hedefleri doğrultusunda resmin bütününü görerek uzlaştırmalarıdır. Böylece yöneticiler kendi astlarına da bir problemin nasıl çözülmesi gerektiği konusunda örnek olurlar. Bütün bunlar duygusal zeka altında toplanan özellikler sayesinde gerçekleşir.<br />
Harvard Business Review’ın son sayısı bütünüyle “Devir açan liderlik” konusuna ayrılmıştır. Bir liderin en belirleyici özelliği değişim yaratmasıdır. Bunun için de önce kişinin kendisini tanıması gerekir. Çünkü ancak kendisini tanıyabilen insan çevresindekileri anlayabilir. Kendi duygularını tanıyan ve anlayan, kendisini denetleyebilir ve yönetebilir. Kendini yönetebilen kişinin de çevresindekileri yönetme şansı doğar. Bu nedenle başkalarını etkilemek ve değişim yaratabilmek, en başta kişinin kendisinden başlamaktadır.<br />
Günümüz iş dünyasında duygusal zeka başlığı altında yer alan özellikler, yönetim becerileri için temel oluşturmakta ve önemleri giderek artmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/duygusal-zeka.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gelişim Psikolojisi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gelisim-psikolojisi-2.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gelisim-psikolojisi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 21:16:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=984</guid>
		<description><![CDATA[Gelişim Psikolojisi
Gelişme ve değişme
              Gelişim psikologları gelişme sürecini döllenme ile başlayıp yaşam boy devam eden değişme ve hareket örüntüsü anlamında kullanılır.her gelişme bir değişmeyi beraberinde getirirken, her değişme mutlaka bir gelişmeye işaret etmeyebilir.örneğin, değişme döllenmeden yetişkinliğe kadar olan sürede devamlı bir büyüme ve gelişme örüntüsü içinde ilerlerken , orta yaş ve yaşlılıkta inişe geçme ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gelişim Psikolojisi</strong></p>
<p><strong>Gelişme ve değişme</strong></p>
<p>              Gelişim psikologları gelişme sürecini döllenme ile başlayıp yaşam boy devam eden değişme ve hareket örüntüsü anlamında kullanılır.her gelişme bir değişmeyi beraberinde getirirken, her değişme mutlaka bir gelişmeye işaret etmeyebilir.örneğin, değişme döllenmeden yetişkinliğe kadar olan sürede devamlı bir büyüme ve gelişme örüntüsü içinde ilerlerken , orta yaş ve yaşlılıkta inişe geçme ve gerileme ile devam eder, giderek bozulmaya dönüşür ve ölümle sonuçlanır.<span id="more-984"></span></p>
<p>              Gelişmeye bağlı değişimler belirli bir düzen ve örüntü içinde meydana gelir.böylece her yeteneğin gelişmeye başladığı yaş normları oluşturulur. Değişik yaş dönemlerine ilişkin davranış beklentileri sözü edilen yaş normlarına göre belirlenir.</p>
<p>              Gelişmede düzenlilik söz konusudur. Ancak her bireyin gelişim örüntüsü aynı hızda olmayabilir. Örneğin okumayı öğrenen bir çocuk yaşıtlarından daha önce veya daha sonra öğrenebilir. Günümüzde bu durum eksiklik olarak görülmemektedir.gelişim örüntüsünün kültürden kültüre, aileden aileye ve aynı ailedeki kişiler tarafından farklı olduğu gözlemlenmiştir. Normlara göre değerlendirme yapılırken bireysel farklılıklara önem verilmelidir.insan gelişimi titizlikle incelenmelidir.</p>
<p>             Bu konudaki amaç yaşam boyu devam eden değişimini anlamaktır.</p>
<p>             Tarihsel gelişim için gelişim psikolojinin amaçlarında önemli değişiklikler olmuştur. Yirminci yüzyılın başlarında psikologlar yaşa bağlı olarak bireylerde görülen değişiklikleri betimlemişler ve izlenen tipik davranışların yanı sıra bireysel ayrılıkların üzerinde de durmuşlardır.</p>
<p>             Yirminci yüzyılın ikinci yarısında ise toplumsal baskılar nedeniyle bilim adamları davranış değişikliklerinin nedenlerinin nasıl ve niçin sorularıyla açıklamaya yönelmişlerdir. Günümüzde gelişim psikologlarının cevap aradığı bazı sorular; çocuğun sosyal sınıfı, zihinsel performansını etkiler mi? Özel eğitim alıştırma yada çevresel uyarıcılar, başarıyı ne derecede etkileyebilir?gibi.</p>
<p>           Gelişim psikolojisinde örülen değişiklik, araştırmalara da yansımaktadır.davranış gelişimini açıklayan araştırma bulguları, ileriye yönelik yordamlarda bulunma olanağı da sağlar. Örnek olarak,alt ekonomik düzeyde yetişmiş bir çocukla üst ekonomik düzeyde yetişmiş iki çocuk arasında zeka düzeyinde,okul başarılarında ve aile ilişkilerinde farklılık görülmüştür.Özel eğitim gerektiren durumlarda erken  önlem alınıp, bunlara yaklaşım yollar belirlenir.</p>
<p>           Gelişim psikologları insanı dört temel alanda inceler. Bunlar fiziksel, bilişsel, sosyal ve ekonomik gelişimdir.ancak bu oldukça yapay bir ayrımdır. Gelişim alanları birbirinden bağımsız olarak işlev görmezler. Bir alandaki değişim hem diğer alanı etkiler hem de etkilenir. Dolayısıyla aralarında sürekli bir etkileşim söz konusudur.bu nedenle insan gelişimi bütünlüğü içinde ele alınması gereken bir süreçtir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gelisim-psikolojisi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres Yönetimi ve Stresle Başa Çıkma</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/stres-yonetimi-ve-stresle-basa-cikma.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/stres-yonetimi-ve-stresle-basa-cikma.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 21:14:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=982</guid>
		<description><![CDATA[STRES YÖNETİMİ
Stressiz Bir Yaşam Mümkün mü?
Stres, bir talebi karşılama durumudur. Bizi iten, çeken, silkinmemizi gerektiren, harekete geçmek zorunda bırakan. Hiç strese girmeden ne çalışmak, ne aile kurmak, çocuk yetiştirmek mümkündür. Hayatın en güzel olayları bile, aşk, arkadaşlık, aile, seyahatler, tatiller hayatımıza hep stres getirir; çünkü bunlar bizim uyum sağlamamızı gerektirir. 
Stres, kendimizi keşfetmenin, potansiyelimizi kullanmanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>STRES YÖNETİMİ</strong></p>
<p><strong>Stressiz Bir Yaşam Mümkün mü?</strong></p>
<p>Stres, bir talebi karşılama durumudur. Bizi iten, çeken, silkinmemizi gerektiren, harekete geçmek zorunda bırakan. Hiç strese girmeden ne çalışmak, ne aile kurmak, çocuk yetiştirmek mümkündür. Hayatın en güzel olayları bile, aşk, arkadaşlık, aile, seyahatler, tatiller hayatımıza hep stres getirir; çünkü bunlar bizim uyum sağlamamızı gerektirir. <span id="more-982"></span></p>
<p>Stres, kendimizi keşfetmenin, potansiyelimizi kullanmanın ve geliştirmenin bir parçasıdır.</p>
<p><strong>Stres nedir?</strong></p>
<p>Stres bir fizik kavramıdır. Madde üzerinde uygulanan baskıyı ifade eder.</p>
<p>Madde strese tabi olunca eğilip bükülür, kendi direnci oranında bir tepki gösterir, uyum sağlamaya çalışır. Kaldıramadığı noktada da kopar.</p>
<p>Psikolojik güçler veya stresler de birey üzerinde aynı şekilde baskı yapar, iter veya çeker. Önemli bir kararımızın ağırlığı altında ezilebilir, çarpılmış gibi hissedebilir veya kopacak kadar gergin olabiliriz. Vücudumuz bu baskılar karşısında hemen alarma geçerek kendisini savunmaya alır. Stresin devam etmesi durumunda bünye direnç göstermeye başlar. Eğer stres daha da devam ederse (günlerce, haftalarca, aylarca), direncimiz kırılmaya başlar ve tükenme aşamasına geliriz. Daha fazla uyum sağlayacak gücü bulamayız kendimizde. Vücudumuz teslim bayrağını çeker ve her tür hastalığa açık bir duruma gelir.</p>
<p><strong>Stres Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor?</strong></p>
<p>En basit bildiğimiz soğuk algınlığı, grip, herpes gibi hastalıklar bile stresle ilintilidir. Bizler bu virüsü kapmaya hemen her zaman açığız; ancak olağan koşullarda bağışıklık sistemimiz mücadele ederek bunları püskürtür. Bağışıklık sisteminin dayanıklılığını sınayan deneylerde, stres ve kaygının bu sistemi zayıflattığı bulgulanmıştır.</p>
<p>Carneige-Mellon Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, hayatlarında ne kadar stres hissettikleri dikkatle değerlendirilen insanlara daha sonra sistematik olarak bir soğuk algınlığı virüsü bulaştırılmış, ancak virüse maruz kalan herkes soğuk algınlığına yakalanmamıştır. Dayanıklı bir bağışıklık sistemi soğuk algınlığı virüsüne karşı direnir. Daha stresli insanlar soğuk algınlığına yakalanmaya daha yatkındır. Az stresli olanların %27&#8217;si virüse maruz kaldıktan sonra soğuk algınlığına yakalanırken, bu oran daha stresli bir yaşantı sürdürenlerde %47 olmuştur. Bu da stresin tek başına bağışıklık sistemini zayıflattığının doğrudan bir kanıtıdır.</p>
<p>Karı koca kavgaları gibi tartışmaların ve sinir bozucu olayların üç ay boyunca günlük listesini tutan evli çiftlerde de güçlü bir eğilim ortaya çıkmıştır: Özellikle sinir bozucu olayların yoğun bir biçimde üst üste gelmesinden üç dört gün sonra, bu kişilerin soğuk algınlığına ya da üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalandıkları görülmüştür.</p>
<p>1995&#8242;te yayınlanan bir rapor, tıp doktorlarına yapılan şikayetlerin %75&#8242;inin psikolojik kökenli olduğunu açıklıyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Stresin İşlevi</strong></p>
<p>İnsan bedeni ve beyniyle, kusursuz olarak düzenlenmiş ve hayranlık veren bir tasarımın olağanüstü bir örneğidir. Bununla beraber küçük bir sorunu vardır. Bu da beynin en temel bölümlerinin çağdaş yaşantıya uyum yapacak şekilde evrimleşmemiş olmasıdır. Bu kadar uzun bir süre varolabilmesinde önemli rol oynayan &#8220;ilkel&#8221; özelliklerini korumayı sürdürmesidir. Antropologlara göre 50.000 yıldır, genetik yapımızda hiçbir şey değişmedi. Bedenlerimiz o zamandan bu yana mağara adamının bedeni olmayı sürdürüyor. Bu nedenle de bedensel olarak hala, bir mağara adamı gibi tepki gösteriyoruz. 50.000 yıl önce bir mağara adamı yırtıcı bir hayvanla karşılaştığında nasıl bir tepki veriyorduysa, bugün ofisimizde başa çıkmakta güçlük çektiğimiz bir problemle karşılaştığımızda bedenimiz aynı tepkiyi veriyor.</p>
<p>Bir tehdit ya da yeni bir uyarıcı ile karşılaştığımızda, beyinde küçük bir sinir hücresi, bedenimizin diğer bölgelerine bir seri işaretler gönderir ve saniyeler içinde, &#8220;savaş ya da kaç tepkisi&#8221; adını verdiğimiz çok karmaşık bir seri bedensel tepkiyi harekete geçirir.</p>
<p>Bedene daha fazla enerji sağlamak için hormon üretimi artar.<br />
Hareket ve enerjiden sorumlu sempatik sistem hızlanır.</p>
<p>Gözbebekleri genişler, tükürük salgısı engellenir, cinsel organların faaliyeti engellenir.</p>
<p>Sindirim sistemi durur ve sistemdeki kan, beyin ve kaslara yönelir.<br />
Bağırsak ve idrar torbası kasları, kaçma durumunda vücudu hafifletmek için gevşer. Terleme artarak, vücudun aşırı ısınması önlenir.</p>
<p>Bedende birikmiş şeker ve yağlar, hızlı enerji sağlamak üzere kana karışır.<br />
Bu şekeri enerjiye dönüştürmek için gerekli oksijeni sağlamak üzere solunum hızlanır.</p>
<p>Beyine, kaslara ve gerekli organlara yeterli kan göndermek üzere kalp atışları hızlanır ve kan basıncı artar.</p>
<p>Eller, ayaklar ve deriye yakın bölgelerdeki kan, beyin ve gövde kaslarına doğru gider. Kol ve bacaklarda ortaya çıkabilecek bir yaralanma durumunda daha az kan kaybı olması sağlanmaya çalışılır.</p>
<p>Kanın deri yüzeyinden uzaklaşmasıyla, deri aynı zamanda soğuduğundan, tüyler de diken diken olur.</p>
<p>Kana daha çok alyuvar karışarak, daha çok oksijen taşıması sağlanmış olur. </p>
<p>Kaslar hareket için hazırlanır ve gerginleşir</p>
<p>Ve saniyeler içerisinde kaçmaya ya da savaşmaya hazır hale geliriz. Bu tepki otomatiktir. Savaş ya da Kaç Tepkisi, bedenimizin bize yolunda gitmeyen, düzeltmemiz gereken bir şeylerin olduğunu söylemesidir. Yaşamımızı sürdürebilmemiz için kesinlikle çok gerekli bir uyarıdır bu. İlkel insan yiyecekten yoksunken, açlığın bedenine verdiği uyarı sayesinde yiyecek bulmaya yönlenmiştir. Bugün eğer bir çalışan yeterince verimli değilse, yöneticisinden ya da çalışma arkadaşlarından duyacağı bir eleştirinin korkusu onu işe yöneltir. Yağmurlu bir gecede saatte 130 kilometreyle araba kullanırken güvenlik endişesi yavaşlatır kişiyi. Bunlar başımız belaya girmeden bizi önlem almaya, harekete geçmeye iten sebeplerdir.</p>
<p>İçimizde böylesine otomatik bir uyarı sisteminin olması ne kadar güzel; değil mi? Evet; sistem doğru alarmlar verdiği sürece çok güzel. Bazen tehlike beklentisi yersizdir. Ya da durduk yerde önemsiz bir şeyi büyütüveririz. Başka zamanlardaysa, uyarı doğrudur, ama elden gelecek bir şey yoktur. Durumu değiştirememenin çaresizliği içinde kıvranır dururuz. Bazen vücudumuz alarm verir; ama sorunun ne olduğunu anlayamayız. Bütün bu durumlarda hem psikolojik olarak, hem de bedenen, kaçmak ya da düşmanla mücadele etmek üzere tetikte dururuz; ama esas düşman (bütün bu korku dolu durumun yaratıcısı) bizizdir.</p>
<p>İşin en zor kısmı ise gerçekçi, faydalı gerginlikler, korkular, kaygılarla gerçekçi olmayan, yerli yersiz kaygılar arasındaki farkı belirleyebilmek. Hemen hemen her zaman bizi yay gibi gerecek birçok olay vardır etrafımızda. Sürekli birçok riskle iç içe yaşıyoruz. Hangisi karşısında gerçekten de stres duymanın bize fayda sağlayacağını, hangisi karşısında ise stresin bizi daha da fazla yıpratmaktan başka bir işe yaramayacağını nereden bilebiliriz.</p>
<p>Kaygılarımızın %40&#8242;ı hiçbir zaman gerçekleşmez.<br />
%30&#8242;u, herkesi memnun etmekle ilgilidir; olanaksız bir şey.<br />
%10&#8242;u sağlığımızla ilgilidir; doktor değiliz.<br />
%12&#8217;sine gelince: Olan olmuştur, yapacak bir şey zaten yoktur.<br />
Ancak %8&#8242;i işe yarayabilir.</p>
<p>Madem kaygılarımızın %40&#8242;ı hiçbir zaman gerçekleşmez, kaygılanmayalım o zaman diyebilir miyiz? Kaygı duyduğumuz bir durumun aslında o kadar da tehdit edici olmadığını, başımıza dert açmayacağını kesin olarak bilebilir miyiz? Ya da durumu değiştiremeyecek olduğumuzdan, gerçekten de yapacak bir şey olmadığından emin olabilir miyiz? Emin olmak çok zor. Üzerinde biraz daha endişelenince problemin üstesinden daha kolay gelebilecek olamaz mıyız? Tabi ki olabiliriz. Ancak abartılı tepkilerimizin farkına varmayı öğrenebiliriz. Örneğin dehşet içinde uçak yolculuğu yapmak, ya da çözümsüz bir problem üzerinde saatlerce kafa yormak. Uçağın düşme olasılığı üzerine biraz kaygı duymak normaldir. Ya da bir problemin çözülemez olduğunu anlamak için bile biraz uğraşmak gerekir. O halde, belirli bir probleme ne kadar zaman ayırmak gerekir? İşte bu sorunun kesin bir cevabı olmamasından dolayı bazılarımız kendimizi kaygıya teslim ediyoruz.<br />
Uçağın düşme olasılığı üzerine biraz kaygı duymak normaldir.Ya da bir problemin çözülemez olduğunu anlamak için bile biraz uğraşmak gerekir. O halde, belirli bir probleme ne kadar zaman ayırmak gerekir? İşte bu sorunun kesin bir cevabı olmamasından dolayı bazılarımız kendimizi kaygıya teslim ediyoruz.</p>
<p>Kendini kaygıya teslim edip abartılı tepkiler gösterenlerin aksine, bazıları da bir risk karşısında gerekli tepkiyi göstermezler. Aldırmazlar, ya da tehdidin varlığını görmezden gelirler. İşlerinde ciddi değillerdir; rezil olma endişeleri hiç yoktur. Yağmurlu gecelerde trafik kazası yapanlar bunlardır. Belki tehlikenin farkında değillerdir, belki düşünmemeyi tercih ediyorlardır, belki de durum onları o kadar korkutuyordur ki, problemi akıllarından bile geçirmeye tahammül edemiyorlardır. Bir tehdit karşısında abartılı tepkiler gösterenler de, hiç tepki göstermeyenler de onunla başa çıkmada donanımsızdırlar. Her iki tür insanın da farklı davranmayı öğrenmesi gerekmektedir</p>
<p><strong>Kendi Olumlu Stres Düzeyiniz Bulmak</strong></p>
<p>Her birimizin en rahat çalıştığımız ve en verimli olduğumuz bir olumlu stres düzeyimiz vardır. Stresle başa çıkmanın en temel koşulu, bu olumlu düzeyin üstüne çıktığımız ya da altına düştüğümüz anları ve durumları fark etmektir. Bir miktar stres hepimiz için gerekli ve yararlıdır. Stres düzeyindeki belli artışlar, performansta ve yeterlilikte artışa yol açmaktadır. Bu sınırlar artı ya da eksi yönde aşılırsa, performans ve yeterlilikte azalmalar başlar. <br />
Pek çoğumuz &#8220;olumlu stres&#8221; düzeyinde çalıştığımıza ilişkin göstergelerin ve belirtilerin farkındayızdır. Kendimizi enerji dolu hissederiz; kararlarımızı hızla ve kolayca verebiliriz; baskılar altında bile sakin kalabiliriz. Stresimizi olumlu düzeyin çok altına ya da üstüne doğru aştığımızı söyleyen belirtileri ise pek fark etmeyiz. Ortaya çıkaran nedenler farklı olmakla beraber, &#8220;çok az stres&#8221; ve &#8220;aşırı stres&#8221;e bağlı belirtiler birbirine çok benzemektedir: Uyku düzeninde değişmeler, ilişkilerdeki gerginlikler, iştahtaki değişmeler, içe çekilme, motivasyon düşüklüğü, sinirlilik, işe geç kalma ya da hiç gitmeme, konsantrasyon bozukluğu, yanlış kararlar, kazalar bunların bir kısmıdır.</p>
<p>Bu belirtilerin farkına varmak, kendi &#8220;olumlu stres&#8221; düzeyinizi belirlemenin ilk adımıdır. Ancak bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli husus, en üst düzeydeki performansa yol açan bu &#8220;olumlu stres&#8221; miktarının tüm insanlar için asla aynı olmadığıdır. Ayrıca her insanın kendine özgü olan &#8220;olumlu stres&#8221; düzeyinin o kişi için de zaman zaman değişebileceğini hatırdan çıkarmamak gerekir. Kendinize baktığınızda eğer &#8220;olumlu stres&#8221; düzeyinizin dışında işlev gördüğünüzü hissediyorsanız, içinde bulunduğunuz durumu şöyle bir inceleyin. Ne kadar stres yaşıyorsunuz? Çok mu az? Yoksa aşırı mı? Bunu anlamaya çalışın; sonra da yeniden olumlu stres düzeyinize dönebilmek ve yeteneklerinizin en üst noktasında çalışabilmek için stresinizi arttırmanın ya da azaltmanın yollarını arayın.</p>
<p><strong>Stresle Başa Çıkma</strong></p>
<p>Kişi tehdit edici bir durumla karşılaştığında &#8220;ne yapabilirim&#8221; diye kendine sorar. &#8220;Bu durumla nasıl başa çıkabilirim?&#8221; Kişinin bu soruya verdiği cevap ne kadar kaygı duyacağını da belirler. Burada kişinin bilgisi, becerisi, deneyimi, sahip olduğu kaynaklar, fiziksel durumu, sosyal durumu, iyimserliği, cesareti, kendine güveni devreye girer. Durumun dayattığı tüm tehdit edici güçlere karşı sizin gücünüz. Kaygı düzeyiniz bu muharebenin sonucunu gösterir. Eğer iyi bir muharebe planı yapar ve yürütürseniz, kaygınız makul ölçülerde olacaktır (Tabi durumun gerçekten kontrol edilebilir olduğunu varsayarsak). Eğer kendiniz çaresiz hisseder, kaçarsanız; daha da kötüsü problemler için kendinizi suçlarsanız, uzun vadede yüksek düzeyde stres yaşamanız olasıdır.</p>
<p>Stres verici durumlarla başa çıkmada klasik yöntemler üzerine bir çok çalışma yapılmıştır. Bu konuda özel bir eğitim almamış insanların kullandığı en etkili yöntemler: Bir başa çıkma planı için sorumluluk almak, ani tepkiler yerine iyi düşünülmüş eylemlere girişmek, öneri ve destek almaya çalışmak, durumdan bir ders, anlam çıkarmaya çalışmak, duygularını çevredekilere değil ama kendine ifade etmek, sükunetini korumak ve mizahtan yararlanmak. En yararsız yöntemler ise: düşmanca yaklaşmak, efelenmek, duygularını diğer insanların önünde kusma, kendini suçlama, kararsızlık, problemin kendiliğinden çözülüvermesini umarak duruma aldırmıyormuş gibi davranmak, duygularını bastırmak, denemekten vazgeçmek ve çok televizyon izleyerek, çok çalışarak, çok yiyerek, çok içerek, çok sigara kullanarak kaçmak.</p>
<p>Stresle başa çıkmada farkındalık çok önemli bir faktördür. Kişi kendisini tanıyorsa bir problem olduğunda bunun farkına varabilir. Bir probleminin olduğunu kabul etmeyen insan, onu çözemez de. Durumu hafife alır ya da bir takım savunma mekanizmaları kullanarak durumu olduğundan başka türlü görmeye çalışırsak ya da kendimizi duygusal olarak fazla kaptırırsak, problem çözme çabalarımız boşa gider. Hatta stresimizi azaltma çabalarımız kalıcı ve tam bir çözüm bulmamızı engelleyebilir. Örneğin sakinleştirici kullanarak stresini azaltmaya çalışan bir insan, stresinin altında yatan nedenleri bulma ve bu nedenler konusunda bir şey yapma isteği duymayacaktır.</p>
<p>Eyleme geçin. Problemle yüzleşin ve durumu kontrolünüz altına almak için bir şeyler yapın. Eyleme yönelik bu tutumun altında şu faktörler yatar:<br />
1. Problemin çözülebilir olduğuna inanma.<br />
2. Kişisel olarak bu durumu kontrol altına alabilecek güçte olduğuna inanma.<br />
3. Bu eylemi yapmanın değeceğine inanma.</p>
<p>Bu olumlu inançların altında geçmiş deneyimlerimiz, aynı durumla karşılaşan diğer insanların verdikleri bilgi ve destek, ve kendimizi daha donanımlı kılmak için edindiğimiz yeni bilgi ve becerilere olan güvenimiz yatar.</p>
<p>Ancak problem bazen çözümsüzdür . Strese dayanıklı, güçlü kişi içinden çıkılması mümkün olmayan bu durumu görmek suretiyle birçok tuzaktan korur kendisini. İmkansıza ulaşmak için uğraşıp durmaz. Hatta kendisine bahaneler bile bulabilir. Elinden geleni yapar, daha sonra &#8220;bekleyelim, görelim&#8221; tutumu içerisinde stresli durumdan mümkün olduğunca kendisini uzaklaştırır. Kişinin mizah anlayışı varsa, ve kendisinin ve problemlerinin aslında evrende ne kadar da küçük yer kapladığını görebiliyorsa, bu tutum başa çıkmasına yardımcı olacaktır.</p>
<p><strong>Tanrım,</strong></p>
<p>Bana değiştirmeyeceğim şeyleri,<br />
olduğu gibi kabul etmek için huzur;</p>
<p>değiştirebileceğim şeyleri,<br />
değiştirmek için cesaret;</p>
<p>ve bu ikisi arasındaki farkı görebilmem için akıl ver.</p>
<p>Bazen problem çözümsüz olmadığı halde bir türlü çözülemiyordur. İyi bir problem çözücü bu durumda kaderine küsmez; gemileri yakmaz; ilişkilerini ve hayatla bağını koparmaz.</p>
<p>Eğer durum olumsuzsa ve elden bir şey gelmiyorsa bile zihinsel olarak başa çıkma yollarını araştırabilir kişi. Tekerlekli sandalyeye mahkum kişilerle yapılan bir çalışma, strese dayanıklı olanların, durumun olumsuzluğuna ve değiştirilemezliğine rağmen, kendilerini kandırmak suretiyle de olsa yaşama daha kolay uyum sağladıklarını göstermiştir.</p>
<p>Kişinin, yaşamındaki olumsuzluklarla başa çıkabileceği inancı, ne kadar fırtınayla karşılaşırsa karşılaşsın, gemisini limana götürebileceğine ilişkin inancı stres yönetimi açısından en önemli niteliktir. Yaşamındaki olayların kontrolünü kendi elinde tuttuğuna inanan insan stresle çok daha kolay başa çıkar. Olaylar kontrol edilebilir nitelikte olmadığında bile kişinin en azından duygularını kontrol edebilme gücü vardır. &#8220;Ben bununla başa çıkabilirim&#8221; inancı kişinin başa çıkmasını kolaylaştırır. Üstesinden gelinebilecek problemlerde kişiye mücadele gücü verir; üstesinden gelinemeyecek problemlerde ise dayanma gücü verir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/stres-yonetimi-ve-stresle-basa-cikma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Psikanaliz ve Dinamik Psikoterapi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/psikanaliz-ve-dinamik-psikoterapi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/psikanaliz-ve-dinamik-psikoterapi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 21:10:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[Dinamik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Psikanalitik Psikoterapilier]]></category>
		<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=979</guid>
		<description><![CDATA[Psikanaliz ve Dinamik Psikoterapi
Psikanaliz
Sigmund Freud tarafından 19. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilen ve geliştirilen psikanaliz, bir tedavi ve araştırma yöntemi olarak günümüz psikoloji ve psikiyatri dallarında olduğu kadar, sosyal birimlerde de büyük çığır açmış bir kuramdır.
Herşeyden önce, psikanaliz ruhsal bir tedavi yöntemidir. Psikanalistlerin başlangıçta olduğu gibi bugünde büyük çoğunluğu hekimdir. Psikanalist hastasını anlamsız ve gereksiz takıntı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Psikanaliz ve Dinamik Psikoterapi</strong></p>
<p><strong>Psikanaliz</strong></p>
<p>Sigmund Freud tarafından 19. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilen ve geliştirilen psikanaliz, bir tedavi ve araştırma yöntemi olarak günümüz psikoloji ve psikiyatri dallarında olduğu kadar, sosyal birimlerde de büyük çığır açmış bir kuramdır.<br />
Herşeyden önce, psikanaliz ruhsal bir tedavi yöntemidir. Psikanalistlerin başlangıçta olduğu gibi bugünde büyük çoğunluğu hekimdir. Psikanalist hastasını anlamsız ve gereksiz takıntı ve saplantılardan, korku ve kaygılardan olduğu kadar ,kişiliğinin gerçekleşmesini engelleyen iç ruhsal çatışmalardan ve çevresi ile gelişmiş bir uyum içinde yaşamasını güçleştiren ilişki sorunlarından kurtarmaya çalışır. Sadece rahatlamasını değil kişiliğinin düzelmesini ve gelişmesini de amaçlar. Bununla birlikte psikanalist bir bakıma sadece bir kılavuz ve gözlemcidir. Bir bakıma da sonuçta, varılan noktadan, elde edilen değişmeden sorumlu olan, hasta ya da başka bir deyişle “analiz olan” ın bizzat kendisidir.<span id="more-979"></span><br />
Psikanalizin bir diğer anlamı, kişiliğin, bilimsel bir gözlem ve inceleme yöntemidir; özellikle istekler, güdüler, dürtüler, düşler, hayaller gibi kişiliğimizin dinamik yönlerini tanıma açısından güvenilir bir araştırma tekniğidir. Kişilik gelişmesinin, erken çocukluk dönemlerine ait saplantılar ve kompleksleri, duygusal çarpıklıkları tanıma ve inceleme açısından psikanaliz, araştırmacılara büyük olanaklar sunmaktadır.<br />
Ayrıca psikanaliz, bilimsel bir psikoloji kuramıdır. Bu, elde edilen bilgilerin, insan davranışını, evlilik ve akrabalık gibi insan ilişkilerinin sonuçlarını önceden kestirme olanağını vereceği anlamına gelir. Kişilik gelişimi ile ilgili yeterli bilgileri toplayan ve gerekli gözlemleri yapabilen bir psikanalist, o kişinin gelecekte belirli koşullar altında ne tür tepkiler gösterebileceğini önceden söyleyebilir. Bu nokta pozitif bilimlerin sağladığı bir özellik hatta bir üstünlük olarak sayılabilir.<br />
Biz bu yazı çerçevesinde psikanalitik  kuramın tarihi gelişimi ve temel ilkeleri üzerinde durmaktan çok, bir psikoterapi ekolü olarak özelliklerinden söz edeceğiz. Ancak Freud hakkında kısa bir hatırlatmayı da gerekli bulmaktayız.<br />
Freud ile ilgili magazin yazılarında ondan, sanki cinselliği kişisel olarak keşfetmiş gibi söz edilerek, adı ikinci sınıf yazarların kaleminde “cinsel” sözcüğünün eşanlamlısı olarak kullanılır. Oysa cinsel içerikli düşüncelerin ve fantazilerin “Freud”cu olmadığı, sadece bunları düşünen ve düşleyen kişiye ait olduğu açıktır. “Freud’culuk” çocukların cinsel duyumsamalarının, dürtülerinin ve ihtiyaçlarının belirli koşullarda erişkinlerin nevrozlarına ne tür mekanizmalarla neden olabildiğini gösteren bir kuramdır. Birçok yazarın işaret ettiği gibi, bilimsel buluşlar içinde bir devrim olarak kabul edilen, Freud’un, yüzeyde ne denli cinsellikle ilişkili değilmiş gibi görünseler de temelde hemen tüm düşlerin cinsel içerikli olduğu savıdır. Ünlü psikanalist Dr. Eric Berne’ün belirttiği gibi, Freud 1900 yılından önce bunu ilan ettiği zaman şiddetli bir karşı çıkma ve alayla karşılandı ama bu sonuca yalnızca psikolojik içgörü ve sezgiyle ulaşmasına karşın direnmesini sürdürebildi. Freud’un psikolojideki buluşları, Darwin’in biyolojideki buluşlarıyla aynı ayarda sayılabilir. Tüm dünyadaki insanların düşünce ve görüş açılarını değiştirmede belki de Darwin ve Einstein’dan daha fazla katkıda bulunan bilim adamı Freud’dur denilebilir. Freud’un düşüncelerini izleyen ve onları özenle, yöntemsel olarak ve içtenlikle uygulayan terapist ve bilim adamlarının nitelikleri, Freud’cu düşünce için bir tür başarı belgesi olarak değerlendirilmektedir. Freud’un buluşları, insanı anlama ve ruhsal yaşamı kavrama açısından üstün niteliklere sahip, aydın ve sanatçılara da çok çekici gelmektedir.<br />
Psikanalitik kuramın hem anormal zihinsel süreçlerle, hem de normal ruhsal etkinlikler ve yaşantılarla ilgilendiğini belirtmeliyiz. Daha açık bir deyişle psikanaliz sadece ruhsal bozukluklar, özellikle de nevrozların oluşumunu açıklayan bir kuram olmaktan epeyce uzak bir sistemdir. Psikanaliz her ne kadar ruh hastaları üzerinde yapılan gözlem ve araştırmalardan hareketle formüle edilmiş ise de normal ruhsal – zihinsel olguları da açıklamaya çalışan bir yaklaşımdır.<br />
Her bilim dalında olduğu gibi psikanalitik kuram içinde de çeşitli varsayımlar birbirleri ile karşılıklı olarak bağıntılıdır. Bunların kimisi diğerlerinden daha iyi temellendirilmiş  ve zamanla çeşitli bilimsel bulgularla o kadar çok doğrulanmışlardır ki artık bunları ruhsal yapının, zihnin belirlenmiş, değişmez yasaları olarak görmek mümkündür. Özellikle iki varsayım vardır ki bu nitelikleri korumaktadır.<br />
Birincisi, her ruhsal olayın ondan önceki ruhsal olaylarla belirlendiği varsayımıdır. Ruhsal determinizm olarak bilinen bu ilke, diğer bilim dallarında, özellikle doğal olgular dünyasında da geçerlidir. Ruhsal yaşamımızla ilgili olguların, önceki olgularla ilişkisi yokmuş ve rasgele oluşmaktaymışlar gibi yansıması sadece görünüştedir. Gerçekte ise, fiziksel olaylar gibi ruhsal olaylarda neden – sonuç ilişkisi ile birbirine bağlıdırlar. Özetle söylemek gerekirse, ruhsal yaşamda belirli bir süreklilik vardır. Bu ilkeye dayanarak diyebiliriz ki, hiçbir ruhsal olay anlamsız ve rasgele oluşmamaktadır. Buna anormal ruhsal yaşantılar da dahildir. Bir örnek olarak, günlük yaşamda başımıza gelen unutma olayları verilebilir. Basit bir dalgınlık ya da belirli bir nedeni ve anlamı olmayan bir “unutma” olarak değerlendirdiğimiz bu olaya, Freud, başka bir gözle bakmasını bilmiş ve insan için evrensel bir gerçek olan bilinçdışı ’ nın varlığını buna dayanarak kanıtlamıştır.<br />
İkinci varsayım da birincisi ile çok yakından ilişkilidir. Buna göre davranışlarımız ve ruhsal etkinliklerimiz içinde bilinçli olanlar, bilinçdışı olanlarla karşılaştırıldığında çok küçük bir bölüm oluştururlar. Başka bir deyişle, bilinçlilik tüm ruhsal olgular içinde neredeyse ender görülen etkinlikler olarak sayılmalıdır. Kişinin belirli bir anda farkında olmadığı ancak bilinçli ve iradi davranışlarımızı da etkileyen, belirleyen ruhsal süreçlerin büyük bölümü bilinçli değildirler. Bu tür ruhsal olguları Freud ilk kez bilinçdışı sıfatını vererek tanımlamıştır.<br />
Kesinlikle diyebiliriz ki, zihnimizde peşpeşe akıp giden olayların pek çoğunun bilinçdışı olmaları, yani tarafımızdan sezilip, bilinememeleri ve tanımlanamamaları zihinsel yaşamımızdaki görünür süreksizliğin nedenidir. Herhangi bir düşünce, duygu, düş ya da hastalık belirtisi, zihinde önceden olup bitenlerle bir neden – sonuç bağlantısı yok gibi görünüyorsa, bu, söz konusu bağlantının bilinçten çok bilinçdışı süreçlerle ilişkili olmasındandır. Eğer bilinçdışı neden ya da nedenler ortaya çıkarılabilirse, görünüşteki süreksizlik yok olur ve nedensellik bağlantısını oluşturan yaşantı ve olay akışı açıklığa kavuşur.<br />
Freud’un psikanaliz kuramını geliştirmesinden önce, bilinçdışı ruhsal olayları gözlemek, ortaya çıkarmak için dolaysız bir yöntem ya da teknik bilim dünyasında mevcut değildir.<br />
Freud “kendi yaşam öyküsünden öğrendiğimize göre” bilinçdışının varlığını şöyle kavrar: 1895 yılında, meslektaşı Breuer ile histerik bir kadın hastaya hipnotizma yapar ve hipnotik trans anında verilen komuta uyan hastanın, uyandığında histerik felçlerin kaybolduğunu gözler. Ancak, hastanın hipnoz sırasında verilen komutu hatırlamadığını da farkeder. Tekrar hipnoz yapmadan hastayı bilinçli bir durumdayken sıkıştıran araştırıcı, sürekli ve ısrarlı bir hatırlatma deneyiminden sonra hastanın unutmuş olduğu komutu hatırladığını görür. Freud bu temele dayanarak, histerideki unutmaların da benzer bir biçimde kaldırılabileceğinden hareket ederek psikanalizin özü sayılabilecek serbest çağrışım tekniğini bulur.<br />
Serbest çağrışım, deneğin aklına gelen her düşünceyi, herhangi bir sansür ya da bilinçli bir kontrol uygulamaksızın analizi yapan kişiye (analiste) anlatmayı kabullenmesi ve bunu yapmasıdır. Bu, bilinçdışının varlığını anlama ve kanıtlamanın da öncü adımı olmuştur.<br />
Psikanalizi dahice bir buluşla geliştiren Freud, bu yolla psikiyatrinin kuramsal ve tedavi alanında devrim demek olan bulgularını sergileme olanağı bulmuştur. Aklına (zihnine) gelen her şeyi hiçbir sansür uygulamadan dışa aktarabilme becerisi; bunu yapanın, farkına varmadığı ama ruhsal yapısının temel gerçeği bir başka dünya hakkında dolaysız bilgiler elde etmesini sağlamaktadır. Histeri üzerine yaptığı bu çalışmalardan yola çıkan Freud, bununla yetinmeyerek birçok normal ve anormal davranış ve düşüncelere yol açan bilinçdışı süreçlerin işleyiş biçimlerini de formüle etmiştir.<br />
Freud, bilinçdışı olayları incelemeye başladıktan az sonra bunların iki türlü olabileceklerini keşfetmiştir. Birincilerin kapsamına, biraz çaba ve dikkat harcama bilince getirilebilen düşünce, anı ve duygular giriyordu. Bilinçlenmeye hazır bu ruhsal içeriğe bilinç öncesi adını vermiştir. Ancak bilinç dışı olayların en ilgi çekici olanları belirli bir teknikle (serbest çağrışım ve bunun gibi başka yollarla ) ve büyük bir çaba ile bilinçli kullanılabilen unsurlardır. Bunlar bilinç tarafından büyük bir güçle reddedilen, itilen ve bu nedenle bilinçli olabilmeleri için önceden bu itici gücün yenilmesi gereken ruhsal süreçlerdir. Freud bu ikinci türden ruhsal yaşantı ve olayların niteliğini belirlemek üzere bilinçdışı terimini kullanmıştır. Bilinçdışı olmalarına rağmen, bilinçli ve iradi davranışlarımızı etkilemeye devam eden bu ruhsal içeriğin, ister normal kabul edilsin, ister anormal sayılsın tüm insan davranışlarını belirlediğini göstermeyi başarması, psikanalizin ve Freud’un en büyük başarısı olmuştur.<br />
Psikanalizin ortaya çıkardığı bulgular, kısa sürede zamanın psikiyatri ekollerini de etkilemiş, zamanla bunun etkisi tıbbın diğer dallarında da görülmeye başlamıştır.<br />
Freud, yukarıda kısaca anlatıldığı gibi, ruhsal hastaların tedavisine önce hipnoz ile başlamış ama hipnozla elde edilen düzelmenin kalıcı ve uzun süreli olmamasından dolayı kısa zamanda bu tekniği terketmiştir. Hipnoz ile sağlanan değişiklikler, kişiliğin derin katlarında herhangi bir iz bırakmadığı için, düzelmeler de gelip geçici olmaktadır.<br />
Birçok denemeden sonra serbest çağrışım tekniğini geliştiren Freud, hastayı psikanaliz sediri denen bir yatağa yatırıp, kendisi de hastanın göremeyeceği bir biçimde başının arka tarafında durarak klasik, ortodoks psikanaliz tekniğini geliştirmiştir. Bu yolla kendi zihinsel ürünlerine mantıksal olsun ya da olmasın, ahlaklı olsun ya da olmasın hiçbir sansür uygulamayan hasta, analistin tepkilerini de göremeyeceği için rahatlamakta, gevşemekte ve bilinçdışı materyalini ortaya dökmektedir. Ortam o şekilde düzenlenmiştir ki, hastaya günlük yaşantısını anımsatabilecek tüm uyaranlardan kaçınmak mümkün olmaktadır. Bu da bilinçdışı eğilimler, anılar ve çatışmaların kolayca bilince çıkmasını sağlayan bir başka faktördür.<br />
Daha önce bilinçdışında bulunan ruhsal yaşantılar, psikanalistin iyi seçilmiş ve iyi zamanlanmış yorumları ile zamanla hastanın benliğinin (egosunun) bir parçası olmaya ve onun tarafından tanınıp kabul edilmeye başlanır. Daha olgun bir duruma gelmiş olan ve benlik tarafından çok daha elverişli bir biçimde çözümlenebilir ve yönlendirilebilirler. Başka bir deyişle, psikanalizin tedavideki amacı, daha önce bilinçdışı, çocuksu ve çatışmalı nitelikte olan ürünleri bilince getirmek ve hastayı daha uyumlu ve olgun bir birey yaparak, çevresi ile bütünleşmesini ve kendisi ile barışmasını sağlamaktır.<br />
Aktarım olgusu (transferans fenomeni), psikanalitik tedavilerde çok önemli olan bir başka buluştur. Bu, hastanın çocukluğunda kendisi için önemli olmuş kişilere, özellikle anababaya karşı beslediği duyguların analiste aktarılması olgusudur. Örneğin sert, sadistik ve isteyici babanın olduğu bir aileden gelen insanda, genellikle bu tür tedaviye karşı, erken çocukluk yaşantılarından dolayı bir başkaldırma vardır. Bu tür hasta hiçbir zaman çalıştığı yerde amirleri ile iyi geçinemez ya da herhangi bir otorite sembolü ile iyi ilişkiler kuramaz bir durumdadır. Böylece analitik tedavi sırasında da hemen analistine karşı isyankar bir duruma girer, kendine göre tedavideki yanlışları bulur,analistini kendisine karşı kaba, hatta kindar olmakla suçlayabilir. Böylece, zamanında babasına karşı duyduğu düşmanca duyguları analistine aktarır ve analistini de aynı şekilde zalim ve acımasız bulabilir. İşte, psikanalitik tedavilerde analist, tüm bu olumsuz tutumlara hiç aldırmadan hastası ile hoşgörülü, sıcak ve anlayışlı bir ilişkiye girmeyi dener. Sonunda hasta, duygularındaki ve davranışlarındaki gerçeğe uymayan tarafları görmeye başlar ve kendi kişiliklerinden kaynaklanan olumsuzlukları da değiştirmeye başlar. Daha önceleri ise bu kişi otoriteyi temsil eden kişilere karşı düşmanca davrandığı zaman onlarda ona aynı şekilde davrandığı için, hastada var olan “otoritenin acımasızlığı” önyargısı her defa doğrulanmış olmaktadır. Bunun sonucunda hasta hiçbir zaman nevrotik tutulumunun farkına varma fırsatını da bulamamaktadır. Ama tedavide hastanın davranış örneğini geriye doğru izleyerek görmek ve böylece daha olgun çözüm yolları geliştirmek olanağı vardır.<br />
Psikanalitik tedaviyi yürütmek sadece teknik ve kuramsal bilgi sahibi olmayı gerektirmekle kalmaz, aynı zamanda kendi kişiliğini iyi anlamış olmayı da gerektirir. Tedavi süresinde terapist tarafından tedavi ilişkisine katılan kendi kişiliğine ait olgunlaşmamış ve nevrotik öğeler, hastanın kendi tepkilerinin gerçeğe uygunsuzluğunu görmesini önler. Bu nedenle bütün psikanalist adaylarının bizzat kendilerinin de psikanalizden geçmeleri zorunludur. Bununla birlikte psikanaliz yönteminin birçok sakıncası da vardır. Bunlardan başlıcası zaman sorunudur. Bir hastanın tedavisi en az dokuz ay sürmektedir. Haftada en az beş gün, birer saatlik seanslar yapılması gerekmektedir. Çoğu kez iki ya da üç yıl sürdüğü de olmaktadır. Ayrıca bütün hastalara psikanaliz uygulayacak kadar yetişmiş psikanalist de yoktur. Amerika’da bile 1970’li yıllarda 1000 kadar psikanalist bulunuyordu.<br />
Bunlar da sınırlı sayıdaki seçilmiş hastalar ile uğraşmaktadırlar. Zaman ve buna bağlı olarak tedavi edilen hasta sayısının az olması ise bu tedavi yönteminin ücretinin pek çok hastanın karşılayamayacağı kadar yüksek olmasını gerektirmektedir.<br />
Freud tarafından geliştirilen bu yöntem, daha çok nevrotik hastaların tedavisinde kullanılmakta ve birçok diğer duygusal – ruhsal bozukluklarda işe yaramamaktadır. Örneğin, psikanalitik bilgilerin gelişmesinde çok büyük yaraları olmuş olan psikotiklerin, kendileri böyle bir tedaviden yararlanmazlar. Son yıllarda teknikte yapılan bazı değişikliklerle psikanalitik yöntem bu tür hastalarda kullanılsa da bunlar henüz deneme aşamasındadır.<br />
Kişilik bozukluğu gösteren hastalar da, psikanalizden pek yararlanmazlar. Örneğin, alkolik bir hasta anksiyetesini yatıştırmak için analiz saatini bekleyeceğine bunu alkol alarak yatıştırmayı yeğleyebilir.<br />
Bir analizin devam edebilmesi önceden var olan iyileşme arzusunun gücüne ve yöntemde işbirliği yapabilme yeteneğine bağlıdır. Ayrıca bu tedavi, hastadan, dışarıdaki davranışını mantıksal bir biçimde denetleyebilme yeteneğini de beklemektedir. Hiç değilse bu denetim, hastanın başına, tedaviyi engelleyecek bir şeyler getirmesini önleyebilmelidir. Kişilik bozukluğu olan hastaların bunu uygulayabilmeleri oldukça zordur. Bu sakıncalar göz önünde tutulursa neden psikanalizin ancak seçilmiş az sayıdaki hastaya (gerekli para ve enerjiyi verebilecek, zihinsel ve duygusal bakımdan gelişmiş, yetenekli) uygulanabileceği anlaşılmış olur. Ayrıca, çeşitli bilim dallarında ve sanatın birçok alanında gelişmiş bir araştırma yöntemi olarak kullanılması başarıyla yürütülmektedir. Ruh hastalıklarının tedavisinde sınırlı olanaklar sunmasına rağmen, bugün de nevrozların kalıcı ve yapısal düzeydeki tedavilerinde psikanaliz etkili ve yararlı bir seçenek olarak önemini korumaktadır</p>
<p><strong>Psikanalitik Psikoterapilier</strong></p>
<p>Psikanalitik psikoterapiler, adından da anlaşılacağı gibi psikanaliz esaslarına dayanan, ama psikanalizden daha çok sayıda hastayı, daha kısa zaman ve daha az görüşmeler (seanslar) içinde ele alarak tedavi etmeyi deneyen tedaviler olarak bilinmektedir. Önceleri ortadoks psikanalist olarak tanınan bazı araştırıcılar, bu amaçla değişik teknikleri kendi uygulamalarında denemiş ve bu alanda önemli adımlar atmışlardır. Bu tür tedavilerin amacı birçok bakımdan psikanalitik tedavinin aynısıdır. Ortak nokta, bilinçdışını bilinçli hale getirerek hastanın daha uygun bir uyum düzeyinde yaşama yolu bulmasında yol gösterici olmaktır. Bugün kullanılan bir dizi değişik psikoterapinin büyük bölümü psikanalizden doğrudan doğruya etkilenmiş yaklaşımlardır.<br />
Psikanalitik psikoterapilerden elde edilen sonuçlar ortadoks psikanalizden elde edilenden büyük ölçüde farklı değildir. Bazı nedenlerle psikanalitik tedaviye olanak bulamayan hastaların çoğunluğu değişikliğe uğratılmış ve psikanaliz uygulaması olan analitik psikoterapilerden yarar sağlamaktadırlar. Hastaların büyük çoğunluğu iki ana gruba ayrılabilir. Birincisi, nevrotik bozukluklar, ikincisi de kişilik bozukluklarıdır. Bu tür hastalarda tedavinin etkili olması bazı koşullara bağlıdır. Psikanalitik bilgilere sahip, yetenekli ve becerikli bir terapist, hastaya yardımcı olmada önkoşuldur. İkinci koşul, ruhsal bozukluğun şiddeti ve ağırlığıdır. Başka bir koşul da ruhsal bozukluğun türüdür. Kişilik bozukluğu olan hastalarda olduğu gibi hastalık belirtileri kendisinden çok çevresindekileri rahatsız eden bir hasta, tedavi için istekli olmaz. Akıldan çıkarılmaması gereken bir başka etmen de, hastalığa bağlı olan ikincil kazançların önem ve derecesidir. Eğer hasta çektiği güçlükler ve sıkıntılar dolayısıyla eskiden olduğundan daha çok sevgi, ilgi ve destek görüyorsa daha normal ve olgun bir yaşam tarzına dönme isteği büyük ölçüde azalacak demektir. Böyle bir örselenme; (travmatik nevroz) olayından sonra, olabildiği kadar uzun süre, ikincil kazançlarını sürdürmek için hastanın kendisini yetersiz kılan hastalık belirtilerini bırakamaz ve kazadan önceki olgun ve yeterli uyum biçimine geri dönemez. Birçok durumda etkili bir tedaviden önce, bu ikincil kazanç etkenleri ile uğraşmak gerekir.<br />
Terapist kendi kişiliğinin ince noktalarını ve temel özelliklerini ne kadar iyi tanıyor ve anlıyorsa, kendi karşıt aktarımını tedavi ilişkisine o kadar az yansıtır. Örneğin, içinde, derinlerde temel güvensizlik duyguları olan bir terapist, kendi içsel güvensizliğinin bir sonucu olarak hasta ile iyi bir ilişki kurmak için gerekmeyen yerlerde bile çok yakın ve dostça davranabilir. Buna karşılık tedaviden pek yaralanmadığına ilişkin hastadan gelen uyarılara ve imalara, gerçeğe uymayan bir biçimde öfkeli ve saldırganca tepki gösterebilir. Terapist başka bir durumda kendisini tedavi ilişkisinin merkezine koyup, hastanın aşırı bağlılık ve bağımlılık duygularını cesaretlendirip destekleyebilir.<br />
Kendi yaşamında bazı noktalarda belirgin anksiyete atakları geçiren bir terapist, hastanın bu alanlardaki sorunlarını görmeyebilir. Ya da kendi anksiyetesinden dolayı hastanın anksiyetesini uygun bir şekilde ele alıp tartışamaz. Genel olarak söylemek gerekirse, psikoterapinin amacı transferansı geliştirmek ve aşırılaştırmak olmayıp hastanın bunu görüp tanımasına ve yaşamının diğer yönlerinde oynadığı rolü kavramasına yardımcı olmaktır. Terapist kendi karşı-aktarım duygularının farkına varmadan bunları tedavi ilişkisine yansıttığı zaman artık tedavi ilişkisi de ortadan kalkmış demektir.<br />
Psikanalizde ve psikanalitik psikoterapide sık rastlanan terimlerden birisi de “transferans nevrozu” dur. Bu terim hastanın başlıca çatışmalarını terapist ile ilişkisine aktarması ve bu nedenle tedaviye başvurmasına neden olan rahatsızlık belirtilerinin beklenmedik bir biçimde hızla kaybolması durumunu anlatmak için kullanılır. İlk birkaç görüşmeden sonra hastanın bozuk uyumu neredeyse mucizevi bir şekilde düzelir. Bununla beraber terapist ile ilişkisi, tedavi öncesinde başkaları ile olan ilişkileri gibi bozuk bir biçimde devam eder. Kuramsal olarak psikanalitik psikoterapi tedavi sürecinde bu transferans nevrozunun çözümü etrafında dolanır. Bu durumda hasta, terapisti, çocukluğundan beri anababasını kullandığı biçimde “kullanmaktadır” denilebilir. Bununla birlikte bilgisi ve anlayışı ile psikoterapist çok daha uyumlu ve gerçekçi bir ebeveyn olarak işe yaramakta ve hastanın büyüme döneminde yenmeye zorunlu olduğu çatışmaları, aşması gereken güçlükleri şimdi çözmesinde işe yaramaktadır. Hastalık belirtilerindeki bu beklenmedik ve ani düzelmeyi fark eden terapistin, bu durumda bir transferans nevrozunun söz konusu olabileceğini aklında tutması gerekir.<br />
Analitik psikoterapilerin ve psikanalizin ortaklaşa kullandıkları başka bir kavram da “direnç” tir. (rezistans) Bu, hastanın sorunlarının kaynağını doğru ve hızlı bir biçimde anlamasına içeriden karşı koyan bilinçdışı güçleri tanımlamak için kullanılan özgül bir terimdir. Özgür iradesi ve seçimi ile psikoterapiye gelen hastada tedavinin başlaması ile birlikte söz konusu bu dirençler de kendisini göstermeye başlar. Örneğin, hasta, zamanının büyük çoğunluğunu terapistin her sözüne inatçı bir şekilde itiraz ya da her yorumunu kendi iç dünyasına hiç göz atmadan durmadan tartışmakla geçirebilir. “Terapistin söyledikleri benim iç dünyamın gerçeklerine ne ölçüde denk düşüyor.” diye düşünmek yerine, terapistle amansız bir rekabete girmek hasta için sanki çok daha önemliymiş gibi görünür. Sanki terapistin karşısında bir şey yapması istendiğinde durmadan karşı koymaya çalışan 4-5 yaşlarında bir çocuk varmış gibidir. Direnç türlü biçimlerde görülebilir. Görüşme saatine gecikme, görüşme randevusunu unutma, psikanaliz divanında çağrışım yapmama, önemli ve anlamlı olayları unutma, rüyaları hatırlayamama, daha önceki görüşmelerde tartışılmış önemli konuları unutma, kendiliğinden ve içtenlikli davranmama, duygularını açıklayamama vb. Genel olarak hastalar yaşadıkları direncin farkında değildirler. Farkına vardıklarında ise bunlara engel olmaları beklenir. Direnç niteliğindeki tutum ve davranışların gerçek anlamları uygun bir zamanda kendilerine yorumlanmalıdır. Bu konu, tüm anlamıyla kavranana dek bu yorumlar tekrarlanmalıdır.<br />
Rüyalar, tıpkı psikanalizde olduğu gibi psikanalitik psikoterapide de önemli bir tedavi materyalidir. Freud rüyaları bilinçdışına giden “kral yolu” olarak niteler.<br />
Freud’un 1900 yılında ilk baskısı yapılan rüyaların yorumlanması konusundaki kitabı bugün bile bu alanda yazılmış değerli bir eser olarak kabul edilmektedir. Bilim dünyasında ilk kez, rüyaları metafiziğin alanından çekip çıkararak onlara dinamik psikoloji disiplini içinde hak ettiği yeri veren bilim adamı olmuştur. Ona göre rüya, uyku sırasında oluşan varsanı (hallüsinasyon) niteliğinde bir yaşantıdır. Rüyanın uyandıktan sonra hatırlanabilen kısmına “rüyanın belirgin içeriği” adını vermiştir. Bununla birlikte belirgin içerik ancak karışık bir ruhsal olaylar dizisinin son ürününü oluşturur. Bu olayı anlayabilmek için daha önce tartışılmış olan ruhsal aygıtımızın bazı özelliklerine geri dönmek gerekmektedir. Daha önce bilinçdışının boşalıma ve doyuma erişmek için bilinci zorlayan içgüdüsel istek ve gereksinimlerle dolu olduğuna değinmiştik. Bunların içinde, şu ya da bu nedenle, doyurulması benlik (ego) tarafından uygun görülmeyip bilinçdışına bastırılanlar orada korunmakta ve birikmektedir. Uyku sırasında benliğin gerçeklikle ilişkisi zayıflamakta ve böylece bilinçdışı yasaklanmış isteklerle ilgili uyanaklılığı azalmaktadır. Boşalmak için fırsat kollayan bu istekler ise uykuda benlik tarafından çok daha gevşek bir sansür uygulandığı için bilince çıkmaya hazır durumda beklemektedir.</p>
<p><strong>Yorumlama </strong></p>
<p>Psikanaliz ve psikanalitik yöntemli psikoterapilerde analistin ve terapistin en önemli tedavi aracı ve silahı yorumlamadır diyebiliriz. Birçok şeyi hastaya yorumlamak ancak uygulamada kazanılacak bir yetenektir. Bu tıpkı apandisit ameliyatında uzman olmaya benzer. Bir kişi bu ameliyat hakkında birçok kitap okumuş, bunun tekniğine ait sayısız konferans dinlemiş, seminer izlemiş olabilir. Ancak pratik denemeleri olmaksızın bu kuramsal bilgiler işe yaramaz. Psikoterapide de yorumu  zamanında, uygun ve doğru bir biçimde kullanmakta böylesi bir deneyim gerektirir. Genel olarak söylemek gerekirse birtakım savunmaların yorumları bilinçdışı çalışmaların yorumlarından önce yapılmalıdır. Her şeyden önce hastanın kendisini iç çatışmalarına karşı ne gibi gerçeğe uymayan yollarla savunduğunu görmesine yardım etmek gerekir. Bir kez bu savunmalar anlaşıldıktan sonra çatışma bilinç düzeyine daha yakınlaşmış olur. Bundan sonra nihai yorumlara zemin hazırladıktan sonra uygun zamanda bu yorumlarda yapılabilir. Yorumları anlayabilmek ve içsel yaşantılarını buna göre yeniden değerlendirip kullanabilmek açısından da kişiden kişiye büyük farklılıklar vardır.</p>
<p><strong>Tedavinin Sonuçlanması</strong></p>
<p>Kuramsal olarak tedavi, hastanın çatışmalarının büyük bir kısmı hakkında içgörü kazandığı ve bunları uygun bir biçimde çözümlediği, terapisti ile ilişkisinin aktarım yerine normal bir nesne ilişkisi niteliğine dönüştüğü noktada sonlandırılır.<br />
Aktarım ilişkisi çözümlenmemiş hasta, terapisinden bağımsızlaşır ve ona karşı gerçeğe uymayan geçmişteki ilişki tarzları ile ilgisiz, olgun ve normal tepkiler göstermeye başlar. Çocuksu iç çatışmalarını karşı kullandığı savunucu tutumlar artık davranışını etkilememekte, daha bağımsız ve daha olgun bir düzeyde yaşayabilmektedir. Terapist, hastaya ego olgunlaşmasının tüm yaşam boyunca süreceği ve tam anlamı ile dingin kalabilmek için hiçbir zaman yeterli bir içgörü sağlanamayacağı hakkında güvence vermelidir. Benzer şekilde, günün birinde anlamakta güçlük çektiği herhangi bir durum karşısında tekrar terapistini arayabileceği de belirtilir. Ancak bu güvencenin yaşamın herhangi basit bir güçlüğü karşısında hemen tedaviye sığınmak olmadığı da açıklanmalıdır.</p>
<p><strong>Tüm kısa psikoterapilerin ortak yöntemi</strong></p>
<p>A) Tedavi süresi kısıtlı<br />
B)  Sonuç önceden planlanmış<br />
C)  Hasta ve terapist bir odak üzerinde anlaşırlar<br />
D)  Terapist, normalden daha aktiftir ve teknikler konusunda esnektir</p>
<p>Bu son maddeden de anlaşılacağı gibi kısa psikoterapilerde birçok tedavi yönteminin birlikte kullanımının gerekli olduğunu düşünülmektedir. Birçok yazar, tedavi odağının hastalık belirtileri olduğunu noktasında birleşmektedir. Daha sonra davranışçı tedavi kuramcıları tedavi odağının gözlemlenebilir davranış olması gerektiğini vurgularlar. Hemen tüm davranışçı psikoterapilerin kısa psikoterapiler grubuna girdiğini şimdiden söyleyebiliriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/psikanaliz-ve-dinamik-psikoterapi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres Testi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/stres-testi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/stres-testi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 21:06:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=976</guid>
		<description><![CDATA[                               STRES  TESTİ
Adı, soyadı:
Sınıfı:                           Uygulama tarihi:&#8230;&#8230;&#8230;/&#8230;&#8230;&#8230;/&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.




 


 
 
 
 
 


ASLA


NADİREN


SIK SIK
 


ÇOK SIK




1


 Pencerenin yanına gidip dışarı bakarım


 


 


 


 




2


 Müzik ve danstan hoşlanırım


 


 


 


 




3


 Bir işle meşgulken her şeyi unuturum


 


 


 


 




4


 Küçücük zevkler bile beni mutlu eder.


 


 


 


 




5


 Aşk sadece bir kelime değildir. Aşk bana aşık olduğumu hatırlatır.


 


 


 


 




6


 Arkadaşlarımla olmaktan hoşlanırım.


 


 


 


 




7


 Her şeyimi anlatabileceğim dostlarımın olduğunu          bilmek önemlidir.


 


 


 


 




8


 Gülmeyi çok severim.


 


 


 


 




9


 Bana şaka yapılmasından hoşlanırım. 


 


 


 


 




10


 Birçok sanatsal aktiviteye katılıyorum.


 


 


 


 




11


 Sineme ve tiyatro için zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>                        <strong>       STRES  TESTİ</strong></p>
<p>Adı, soyadı:</p>
<p>Sınıfı:                           Uygulama tarihi:&#8230;&#8230;&#8230;/&#8230;&#8230;&#8230;/&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<table class="MsoNormalTable" style="border-collapse: collapse; mso-table-layout-alt: fixed; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 0cm 3.5pt 0cm 3.5pt; mso-border-insideh: .5pt solid windowtext; mso-border-insidev: .5pt solid windowtext;" border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr style="height: 57.4pt; page-break-inside: avoid;">
<td style="padding-right: 3.5pt; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; height: 57.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; border: windowtext 1pt solid;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: windowtext 1pt solid; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 57.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: windowtext 1pt solid; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 57.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-rotate: 90;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 5.65pt 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">ASLA</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: windowtext 1pt solid; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 57.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-rotate: 90;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 5.65pt 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">NADİREN</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: windowtext 1pt solid; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 57.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-rotate: 90;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 5.65pt 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">SIK SIK</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 5.65pt 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: windowtext 1pt solid; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 57.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-rotate: 90;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 5.65pt 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">ÇOK SIK</span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">1</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Pencerenin yanına gidip dışarı bakarım</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">2</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Müzik ve danstan hoşlanırım</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">3</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Bir işle meşgulken her şeyi unuturum</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">4</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Küçücük zevkler bile beni mutlu eder.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 22.8pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">5</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Aşk sadece bir kelime değildir. Aşk bana aşık olduğumu hatırlatır.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">6</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Arkadaşlarımla olmaktan hoşlanırım.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 23.55pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 23.55pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">7</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 23.55pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Her şeyimi anlatabileceğim dostlarımın olduğunu<span style="mso-spacerun: yes;">          </span>bilmek önemlidir.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 23.55pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 23.55pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 23.55pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 23.55pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">8</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Gülmeyi çok severim.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">9</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Bana şaka yapılmasından hoşlanırım. </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">10</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Birçok sanatsal aktiviteye katılıyorum.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">11</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Sineme ve tiyatro için zaman ayırırım.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">12</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Vücuduma özen gösteririm.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">13</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Dış görünüşüm için para harcarım.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">14</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Güzel bir yemekten çok zevk alabilirim.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 22.8pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">15</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Kendim için zaman ayırıp istediğim şeyle uğraşmaktan hoşlanırım.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 11.4pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">16</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Güzel bir manzara beni etkiler.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 11.4pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 22.8pt;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">17</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">Haftalık izin günümde bütün gün hiç bir şey yapmadan dinlenebilirim.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 22.8pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
<tr style="height: 12.15pt; mso-yfti-lastrow: yes;">
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: windowtext 1pt solid; width: 23.05pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 12.15pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="31" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';">18</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 276.5pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 12.15pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="369" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Benimle birlikte olmak isteyen insanlarla olmaktan hoşlanırım.</span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 12.15pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.8pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 12.15pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 12.15pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
<td style="border-right: windowtext 1pt solid; padding-right: 3.5pt; border-top: #e2e2e2; padding-left: 3.5pt; padding-bottom: 0cm; border-left: #e2e2e2; width: 19.75pt; padding-top: 0cm; border-bottom: windowtext 1pt solid; height: 12.15pt; background-color: transparent; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-left-alt: solid windowtext .5pt; mso-border-top-alt: solid windowtext .5pt;" width="26" valign="top">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"> </span></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span id="more-976"></span></p>
<p>DEĞERLENDİRME: Teste verdiğiniz cevaplarda “sık sık “ ve “çok sık” ların sayısı diğerlerinden çok ise gevşemeyi biliyorsunuz. “Asla” ve “Nadiren” cevapları çoğunlukta ise gevşeme konusunda keşfetmeniz gerekenler var demektir. Bu testi cevaplayarak bile sizi rahatsız edebilen stres konusunda ilk adımı atmış bulunuyorsunuz. Unutmayın ki, insanın  “kendisiyle ilgilenmesi, kendine zaman ayırması” temel antistres reçetesidir.</p>
<p>       Çağın sorunu stresle başa çıkabilmek için önce onu tanımamız, daha sonra stres nedenlerini öğrenip gevşeme metotlarını bulmamız gerekir. Bunun için:</p>
<p>@- Stresi iyi yaşayın: Stres yaşamak anormal değildir. Aksine kişiyi <br />
       uyarır ve performansı yükseltir.</p>
<p>@- Zor durumu yönetmeyi bilin: Herhangi bir olaya katlanmak yerine<br />
      o olayda bir oyuncu olun.</p>
<p>@- Kendinize hoşunuza gidecek şeyler sunun: Günlük yaşantınızda<br />
      sizi rahatlatacak şeylere zaman ayırın.</p>
<p>@- Dengeli beslenin: Güne mutlaka kahvaltı ederek başlayın. Vücudu-<br />
      nuzun enerji ihtiyacını dengeli olarak yerine getirin.</p>
<p>@- Hareket edin: Haftada üç defa yarım saat süreyle yapılan spor stresi<br />
      yenmede size yardımcı olacaktır.</p>
<p>@- Gün içinde gevşeyin: Yalnızca gece uykusunda vücudun rahatladı-<br />
       ğını düşünmek hatadır. Bunun yerine gün içinde gevşemeyi öğrenin.</p>
<p>@- Nefes alın: Gözlerinizi kapatın, nefes alırken vücudunuza giren hava-<br />
      yı  ve nefes verirken çıkan havayı gözünüzde canlandırın.</p>
<p>@- İyi organize olun: İşinizin çok olduğu zamanlarda her şeyi tek tek<br />
      düşünüp iyi bir plan yapın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/stres-testi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görüş Belirleme Anketi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gorus-belirleme-anketi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gorus-belirleme-anketi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 21:02:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=973</guid>
		<description><![CDATA[GÖRÜŞ BELİRLEME ANKETİ
Sevgili Öğrenciler
Okulumuzun kantini ile ilgili görüş ve beklentilerinizi belirleyerek sizlere daha sağlıklı hizmet sunulması amaçlanmaktadır. Aşağıdaki soruları;size en uygun gelen şıkkı işaretleyerek , gözlem ya da görüşlerinizi yazarak cevaplandırınız.
1.Okulumuzun kantininde çalışanların tutum ve davranışlarından memnun musunuz?
( ) Evet ( ) Oldukça ( ) Hayır
2.Kantin çalışanları ile ilgili sizin gözlemlediğiniz olumsuz bir tavır varsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GÖRÜŞ BELİRLEME ANKETİ</strong></p>
<p>Sevgili Öğrenciler</p>
<p>Okulumuzun kantini ile ilgili görüş ve beklentilerinizi belirleyerek sizlere daha sağlıklı hizmet sunulması amaçlanmaktadır. Aşağıdaki soruları;size en uygun gelen şıkkı işaretleyerek , gözlem ya da görüşlerinizi yazarak cevaplandırınız.<span id="more-973"></span></p>
<p><strong>1.Okulumuzun kantininde çalışanların tutum ve davranışlarından memnun musunuz?</strong></p>
<p>( ) E<strong>vet </strong>( ) O<strong>lduk</strong>ça ( )<strong> Hayır</strong></p>
<p><strong>2.Kantin çalışanları ile ilgili sizin gözlemlediğiniz olumsuz bir tavır varsa belirtiniz.</strong><br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p><strong>3.Kantinde satılan ürün ve malzemelerin fiyatları sizce uygun mu</strong>?</p>
<p>( ) <strong>Evet</strong> ( ) O<strong>ldukç</strong>a ( )<strong> Hayır</strong></p>
<p><strong>4.Fiyatını beklentinizden çok yüksek bulduğunuz ürün ya da ürünler varsa lütfen bunları adlarıyla belirtiniz.<br />
</strong>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p><strong>5.Okulumuzun kantininde satılan ürünlerin temizlik ve kalitesinden memnun musunuz?<br />
</strong> <br />
( ) <strong>Evet</strong> ( ) <strong>Oldukça</strong> ( ) <strong>Hayır</strong></p>
<p><strong>6.Sizce gerekli olan ancak kantinde bulundurulmayan ürün ve malzemeler nelerdir? Yazınız.</strong><br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p><strong>7.Kantinde bulundurulan ambalajlı gıdaların tüketimi sırasında okulumuzun kirlenmemesi, çevre temizliğinin sağlanması için sizce neler yapılabilir? Ne tür tedbirler alınabilir? Yazınız.<br />
</strong>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p><strong>8.Okulumuz kantini ile ilgili sizin başka bir görüş ya da beklentiniz varsa belirtiniz.</strong><br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gorus-belirleme-anketi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okul Eleştiri Anketi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/okul-elestiri-anketi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/okul-elestiri-anketi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 20:58:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=970</guid>
		<description><![CDATA[ELEŞTİRİ  ANKETİ
Okulu:&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.
Adı, soyadı:&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..Tarih: &#8230;&#8230;../&#8230;&#8230;&#8230;/&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;                                                                             
Sınıf ve No:&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;/&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..   Uygulayan öğretmen:&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.
AÇIKLAMA: Eleştiriye açık olmak ve katılmak, uygar insanların özelliklerinden biridir. Sunduğumuz bu anketle size böyle bir fırsat vermeyi amaçladık. Aşağıdaki bölümleri gözden geçirerek görüşlerinizi belirtiniz. Eleştirmek ve uyarmak görevinizi gereğince kullanacağınızı umuyoruz.
                 KONULAR :
1- Okulumuzda görebildiğiniz noksanlıklar nelerdir?
a- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.
b- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.
c- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.
2- Öğretmenlerinizi hangi yönleri ile beğenmiyorsunuz?
a- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.
b- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.
c- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.
3- Dersler işleniş   yönünden size göre nasıl olmalıdır?
a-  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ELEŞTİRİ  ANKETİ</strong><br />
Okulu:&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p>Adı, soyadı:&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..Tarih: &#8230;&#8230;../&#8230;&#8230;&#8230;/&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;                                                                             </p>
<p>Sınıf ve No:&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;/&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..   Uygulayan öğretmen:&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p><strong>AÇIKLAMA</strong>: Eleştiriye açık olmak ve katılmak, uygar insanların özelliklerinden biridir. Sunduğumuz bu anketle size böyle bir fırsat vermeyi amaçladık. Aşağıdaki bölümleri gözden geçirerek görüşlerinizi belirtiniz. Eleştirmek ve uyarmak görevinizi gereğince kullanacağınızı umuyoruz.<span id="more-970"></span></p>
<p>         <strong>        KONULAR :</strong></p>
<p><strong>1- Okulumuzda görebildiğiniz noksanlıklar nelerdir?</strong></p>
<p>a- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
b- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
c- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p><strong>2- Öğretmenlerinizi hangi yönleri ile beğenmiyorsunuz?</strong></p>
<p>a- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
b- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
c- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p><strong>3- Dersler işleniş   yönünden size göre nasıl olmalıdır?</strong></p>
<p>a-  &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
b- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
c- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p><strong>4- Ders dışı etkinlikler olarak neler yapılmasını istersiniz?</strong></p>
<p>a-  &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
b- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
c- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p><strong>5- Derslerden gelen başarısızlıkların nedenleri  sizce nelerdir?</strong><br />
 a-  &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
b- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
c- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p><strong>6- Yürürlükteki rehberlik hizmetlerini eleştirir misiniz?</strong></p>
<p>a-  &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
b- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
c- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p><strong>7- Daha özel bir probleminiz için görüşmek ister misiniz?</strong><br />
  &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..<br />
 &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>8- Daha başka eleştirileriniz varsa özetler misiniz?</strong><br />
a-&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
b- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..<br />
c-&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.<br />
      d-&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;<br />
      e-&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/okul-elestiri-anketi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başarının On Üç Kuralı</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/basarinin-on-uc-kurali.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/basarinin-on-uc-kurali.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 20:55:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[başarının kuralları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=967</guid>
		<description><![CDATA[Başarının On üç Kuralı: Öğrencilere Bir Mesaj
Çeviri: Psk. Benek Altaylı*
Geçenlerde sevdiğim bir öğrenci yüksek lisans programından atıldı. Bu tür durumları engellemek için esnek bir program geliştirilmiş olduğundan, özellikle bizim programımızda bu, nispeten nadir görülür. Ama bu durum, çok başarılı öğrencileri diğerlerinden ayıran şeyin tam olarak ne olduğunu düşünmeme neden oldu. Hepimiz, bazı öğrencilerin ve genç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başarının On üç Kuralı: Öğrencilere Bir Mesaj</strong></p>
<p>Çeviri: Psk. Benek Altaylı*</p>
<p>Geçenlerde sevdiğim bir öğrenci yüksek lisans programından atıldı. Bu tür durumları engellemek için esnek bir program geliştirilmiş olduğundan, özellikle bizim programımızda bu, nispeten nadir görülür. Ama bu durum, çok başarılı öğrencileri diğerlerinden ayıran şeyin tam olarak ne olduğunu düşünmeme neden oldu. Hepimiz, bazı öğrencilerin ve genç profesyonellerin çok başarılı olacaklarını, fakat onlar kadar parlak olan diğerlerinin o kadar başarılı olamayacaklarını fark ederiz. Bu neden böyle oluyor? Neleri farklı yapıyorlar? <span id="more-967"></span></p>
<p>Başlamadan önce, başarının göreceli ve çok boyutlu bir kavram olduğunu itiraf etmeliyim. Çoğumuz işkoliğiz ve başarıyı çok dar anlamıyla, arkadaş olarak başarılı, hayattan keyif almakta başarılı, kişisel gelişimde başarılı olarak tanımlıyoruz. Programdan atılan öğrencilerin, kendilerini başka alanlarda başarıya götürecek ilham perilerini dinlediklerinden gizli gizli şüpheleniyorum. Neyse, bu kısa yazının amacı, bilim eğitiminde başarılı olan öğrencilerin çalışma alışkanlıklarının ve genel olarak hedeflere yaklaşımlarının aktarılmasıyla sınırlıdır.<br />
Düşüncelerimi, başarıya ilişkin “on üç kural” olarak berraklaştırmaya çalıştım. Bunların hiçbiri kesin değil: kişisel olarak ben, bu kuralların birini ya da daha fazlasını her gün ihlal ediyorum. Ama kurallara uyduğumda, uymadığım zamanlara nazaran, işlerin çok daha iyi gittiğini fark ettim. Aynı zamanda, öğrencilerin bu kurallardan ne kadar fazlasına uyarlarsa, başarılarının da o kadar arttığını fark ettim.</p>
<p><strong>Kural 1. Sadece Sonucu Değil, Süreci de Önemseyin</strong><br />
Çok azımız birden bire başarılı olmuşuzdur. Çoğunlukla küçük parçalar tırtıklarız ve parçalar teker teker yerlerine yerleşirler. Becerilerin ve bilgilerin, beklenmedik şekillerde birleşmeleri gibi, küçük gibi görünen şeyler sonunda çok önemli olabilirler. Hangi davranışlarımızın, belirli bir zamanda kariyerimize ne gibi katkılar sağlayacağını yordamak mümkün değildir.<br />
Bu, bir sorun yaratır. Eğer başarı, bir sonuç olarak çok önemliyse, genellikle bizi o başarıya ulaştıracak olan süreci önemsemeyiz. Mesela bir hocanın, “ilgisiz” bir entellektüel alanla ilgili ilginç bir konu ortaya attığını düşünelim. Eğer öğrenci, daha çok elde edeceği sonuca odaklanan bir öğrenciyse, entellektüel olarak kendini konuya kapatma eğiliminde olacağı için, bu konuda daha sonra önemli olabilecek bazı şeyleri öğrenme fırsatını kaçırmış olacaktır.<br />
Başarılı öğrencilerde, bu gibi durumlara açık olmalarından ve genel olarak işi önemseme eğilimlerinin bir sonucu olarak, nitelikteki tutarlılıktan kaynaklanan bir zenginlik gözlenir. Başarılı profesyonellerin çoğu, alanla ilgili geniş bir yelpazedeki konuları önemserler ve görevin taşıdığı değeri vurgularlar. Her zaman sonuca doğru ilerlerler ama sürecin değerini unutmazlar.<br />
Bunun için tercih ettiğim bir kelime var: Oyun. Bu kelimeyi, görevi önemsiz göstermek için kullanmıyorum. Bunu, davranışı sürdüren ve kalitesinin yüksek tutulmasını sağlayan sonuçların kaynağına işaret etmek için kullanıyorum. Bir gazete tartışma grubuna gitmenin, bir toplantıya katılmanın ya da araştırma yapmanın en geçerli nedeni, oyunu profesyonel olarak oynamaktır. “En iyi” yol budur, çünkü kalite sürecine bir oyuncu gibi katılım genellikle hemen mümkün olabilir.<br />
Bu faaliyetlerin somut sonuçları (örneğin iş, para, prestij, övgü) elde edildiğinde, eğer elde edilirse, küçük, ince ve gecikmiş olabilir. Eğer faaliyetlerinizi sürdürmek için bu sonuçlara güvenecek olursanız, yaptıklarınızdan vazgeçmeniz işten bile değildir.<br />
Jay Gould, kişinin entellektüel oyunu ciddiye almasının sonucunda ne olacağına ilişkin iyi bir örnektir. Evet, o bir paleontolojisttir. Ama aynı zamanda kendisi, psikoloji, beyzbol, mimari ve aydınlanma çağının insanlar için anlamıyla ilgili çok güzel yazılar da yazmıştır. Onun akademik oyundan çok keyif aldığı açıktır. Bütün oyunlarda olduğu gibi, kurallara uyar; yani delillerini bilir. Çalıştığım en iyi öğrenciler, sabah 3’e kadar bir yerel grup için hazırladıkları sunumu düzeltmeye çalışan ya da benzeri şeyler yapan insanlardı. Olayı genel olarak değerlendirirseniz, aslında yaptıkları iş çok da önemli değildi ama onlar, o görevin kendisini önemli görüyorlardı. Asıl önemli olan nokta, aynı özeni komik bir şiir yazarken de, bilim felsefesinin pek de önemli olmayan bir konusunu tartışırken de göstermeleridir. Stephen Jay Gould’un da böyle bir öğrenci olduğunu tahmin ediyorum.</p>
<p><strong>Kural 2. Konuşun ve Yazın &#8211; Bunu Çokça Yapın</strong><br />
Bilim, sözel bir iştir. Başarılı bilim adamları konuşmalı, yazmalı, ikna etmeli ve tartışmalıdır. Profesyonel sözel davranışta beceri kazanmanın tek yolu onu uygulamaktır. Sınıfta konuşun. Sohbetlerde konuşun. Koridorlarda konuşun. Dinleyin ve cevap verin. Varsayımlarda bulunun ve düşünün.<br />
Tartışın. Düşünceleri paylaşın. Eğer söyleyecek bir şeyiniz olduğunu düşünüyorsanız, söyleyin. Söyleyeceğinizin söylemeye değip değmeyeceğinden emin değilseniz bile söyleyin. Kronik korku dolu sessizlik, genç bir bilim adamının en kötü düşmanıdır ve bu, şaşırtıcı derecede yaygındır. Bölümümüze aldığımız olağan üstü parlak öğrencilerimizin en az yarısı sınıfta çok nadir konuşurlar ve bu, eğer devam ederse, feci şeylerin habercisidir.<br />
Bazen düşünme sessizliğinin iyi birşey olduğu tabii ki doğrudur. Ne zaman dinlenmesi gerektiğini ve ne zaman konuşulması gerektiğini ayırdetmeniz gerekir. Ama doğrusu bir gevezeyi susturmak, bir dilsizi konuşturmaktan çok daha kolay olduğundan, ayırdetmeyi öğrenmeye, bu skalanın geveze ucundan başlanırsa daha kolay olacaktır.<br />
Aynı şey yazıda da geçerlidir. Kolayca yazabilmek deneyimlerle gerçekleşir. Ama öğrencilerin çoğu bu “deneyimlerin” okumayı, düşünmeyi, taslak çıkarmayı ya da planlamayı içermesi gerektiğini düşünüyorlarmış gibi görünüyor. Onlar da önemli ama profesyonel yazına hakim olabilmek için yazmak gerekir. Kelimeleri kağıda geçirmeniz ve onları da başkalarına sunmanız gerekir.<br />
Bunu yapmanın birçok yolu var. Mesela sınıf ödevi olarak birşey yazarken, onu yayınlayacakmışsınız gibi yazın ve sonra da yayınlamaya çalışın.</p>
<p><strong>Kural 3. Kolaylıkla Evet Deyin ve Yapın<br />
</strong>Kariyerinizin başındayken kendinizi değişik şeylere maruz bırakın. Repertuarınızı genişletin. Biri iyi bir projeden bahsedince “haydi yapalım” deyin. Eğer biri bir proje için sizden yardım isterse evet deyin. Sonra da yardım edin. Sizden beklenenden fazlasını yapın. Eğer sizden bir bilgisayar programı geliştirmeniz bekleniyorsa, bunu sonraki hafta yerine hemen ertesi gün hazırlayın ve programa değişik sesler de ekleyin. Eğer sizden laboratuvarı düzenlemeniz istendiyse, bunu ayrıntılı ve itinalı bir şekilde yapın.</p>
<p><strong>Kural 4. Başkalarıyla Çalışın Ve Kolayca Paylaşın<br />
</strong>Başkalarından çok şey öğrenebilirsiniz. Sizin ilerlemenize yardımcı olurlar ve size yeni şeyler öğretirler. Yani işbirliği yapın. Takımlar oluşturun. Bir ağ kurun. Talep ettiğinizden daha fazlasını verin.<br />
İşbirliğini engelleyen şey, katacağınız hiç birşeyin olmadığını düşünmeniz ya da (daha kötüsü) başkasının sizden daha kazançlı olacağını düşünmenizdir. Başkasının daha kazançlı olması mümkündür ama bunun engellenmesinin hedeflenmesi işbirliğini öldürür. Yazar adlarının sıralanması konusunu zamanı gelince düşünün ve zamanı gelince de bu konuda rahat olun. Olaya geniş bir perspektiften bakacak olursanız, ikinci yazar yerine üçüncü yazar olmanız fazla birşey fark ettirmez.<br />
Benzer bir şekilde, eğer başkaları sizin düşüncelerinizi kullanacak olursa, başkalarının size öğrettiklerinden faydalanabilirseniz, o düşünceyi ürettiğiniz gibi bir sürü başka düşünce de üretirsiniz.</p>
<p><strong>Kural 5. Sözlerinizi Tutun</strong><br />
Bu en önemli kuraldır. Bu kural, başarılı öğrenciyi başarısız öğrenciden en iyi ayıran kuraldır; ama, kuralı uygulayana kadar değeri anlaşılmaz. Bu nedenle verdiğiniz sözü tutmanın mutlaka bir yolunu bulun. Bir program hazırlayın, ölüm-kalım meselesi yapın, büyükannenizin fidyesi olarak düşünün. Yapın. Tabii ki kimse her zaman verdiği sözü tutmaz. Tamam, o zaman, tutmadığınızda geri dönün ve kesinlikle tutun. Ben hemen hemen her gün bunu ihlal ediyorum ama yine de sözümü tutmak için bir savaş veriyorum.</p>
<p><strong>Kural 6. Köpekler Bile Hiç Kendi Yataklarına İşemezler<br />
</strong>Bir anlamda, başarının sonucu esas olarak sosyaldir: İnsanlar sizinle ve çalışmalarınızla ilgili olumlu şeyler düşünürler. Ama hepimiz başarısızlıktan korkarız. Öğrencilerin omuzlarında, bağımlılık ve bir dereceye kadar güç sahibi olmamayla karışık fazladan bir yük vardır. Alaycı olma, eleştirme, paranoya, dedikodu ve bunun gibi şeyler, bu korku ve yükle başa çıkmada berbat yollardır. Mesela öğrenciler, kendi aralarında programları veya hocaları ile ilgili şikayetçi olurlar. Ama birşeyler yapılabilecek ortamlarda bu şikayetlerini açıkça dile getirmezler. Hepiniz, işlerin kötü gittiği, kimsenin bu standartları karşılayamayacağı, hocaların da zaten ahmak oldukları gibi konularda hemfikir olduğu bir grup oluşturmaya başlarsınız (mesela burslu öğrenciler olarak). Sonuç şudur: (a) başarının sosyal faydalarından çok az yararlanılır (sözel olarak destekleyici bir grup) ama başarı görülmez, (b) daha büyük, sözel bilimsel grubun ve içinde yer aldığınız programın kontrolü azalır, (c) haklı olarak o programda kendinizi kötü hissedersiniz. İşe yaramayan şeylerin desteklendiği sosyal bir grup oluşturursunuz. Bu, iyi hissettirir ama hiç bir yere götürmez.<br />
Bu sürecin bir çok öğrencinin eğitimini mahvettiğini gördüm. Bazen bir ya da iki yıl sonra olan bitenin farkına varıp kendilerini bundan çekerler, bazen de programı bırakırlar. En trajik olanlarsa, eğitimlerine isteksizce (ama gizli ve haklı bir öfke ile) devam edenler ve yıllar sonra fırsatları kaçırdıklarını fark edenlerdir. Çözüm sadece, bunu yapmayı reddetmek, başkaları sizi bunun içine çekmeye çalıştıklarında arkanızı dönüp gitmek ve kariyerinizle ilgili olarak sorumluluk almaktır. Sonuçta köpekler bile hiçbir zaman kendi yataklarına işemezler.</p>
<p><strong>Kural 7. Kendi Gücünüzü Tanıyın Ve Ona Göre Davranın<br />
</strong>Size inanılmaz birşey söyleyeyim: Çok farklı bir alana geçebilirsiniz. İyi iş çıkartmış olmak için abartılı miktarlarda paraya ve zekaya sahip olunması gereken alanlardan bahsetmiyoruz. Burada genç ve ulaşılabilir, herkesin değişiklikler yaratabileceği alanlardan bahsediyoruz. Gerçekten başarısız olan bir öğrenci ya bundan korkarak geri çekilecek (bkz. Kural 6) ya da ulaşılmaz hayaller peşinde koşacaktır. Başarılı öğrenci ise kendi gücünü tanır ve onu ortaya koymak için kararlı ve büyük bir çaba harcar.<br />
Nelson Mandela, bir açılış konuşmasında benim çok sevdiğim bir noktaya parmak bastı:<br />
En derin korkumuz, yetersiz olmamız değildir. En derin korkumuz, ölçülemeyecek kadar güçlü olmamızdır. Bizi en çok korkutan şey karanlığımız değil, ışığımızdır. Kendimize “ben kim oluyorum da çok parlak, muhteşem, yetenekli, şaşırtıcı oluyorum?” diye sorarız. Aslında siz kimsiniz de bunların hiç biri DEĞİLSİNİZ? Siz, tanrının çocuklarısınız. Küçük işlerle oyalanmanız dünyanın bir işine yaramaz. Etrafınızdakiler güvensiz hissetmesin diye kendinizi çekmenin hiçbir zekice tarafı yok. Biz, tanrının içimizdeki pırıltısını açığa çıkarmak üzere dünyaya geldik. Bu pırıltı sadece bazılarımızda değil, her birimizde mevcuttur. Ve biz, ancak kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe, başkalarının da aynı şeyi yapmasına imkan sağlayabiliriz. Biz kendi korkularımızdan kurtulup özgürleştikçe, varlığımız başkalarını da özgürleştirir.</p>
<p><strong>Kural 8. Kendi Sınırlarınızı Tanıyın ve Ona Göre Davranın</strong><br />
Bu gezegende ne kadar zamanınız olduğunu bilmiyorsunuz. Kaç yılınız olursa olsun, zaman, kesinlikle kısıtlı. Öğrencilerime, bu durumun araştırma alanında farkına varıp hem eğlenceli hem de önemli çalışmalar yapmalarını söylerim. Mesela bazen zayıf öğrenciler, sanki yaratabilecekleri en iyi şey oymuş gibi (bkz. Kural 7) ya da çok zamanları varmış gibi, başka birinin literatürde yapmış olduğu bir araştırmanın, ufak tefek değişikliklerle tekrarı olacak fikirlerle geliyorlar. Bu durumda öğrencilere şunu sorarım: Ölene kadar sadece iki ya da üç araştırma yapma şansınız var. Bunlardan birini bu araştırmayla harcamak ister misiniz? Başarılı öğrenciler, zamanlarını bir değişiklik yaratmak için kullanırlar.</p>
<p><strong>Kural 9. Sizden Daha İyi Olanlarla Bir İletişim Ağı Oluşturun<br />
</strong>Öğrencilerde, kendilerinden daha tecrübeli ve çok başarılı profesyonelleri, iki hatalı şekilde düşünme eğilimi vardır: Onları ya kusursuz ve ulaşılmaz ya da bir kenara atılması gereken dinozorlar olarak düşünürler. Genellikle başarısız öğrenciler ilk hataya, başarılı öğrencilerse ikinci hataya düşerler. Ama en çok işe yarayan bakış açısı, onları çabalayarak ve ter dökerek saygınlık kazanmış, birşeyler öğrenilebilecek insanlar olarak görmektir. Birkaç istisna dışında, tanınmış profesyonellerin hepsi sevilesi, çok çalışan ve zeki insanlardır. Bu, şaşırtıcı birşey değildir, çünkü eğer öyle olmasalardı, tanınmış olmazlardı. İnsanlar aptalların başarısız olmalarını sağlamaya çalışırlar ve aptal ya da tembel insanlar çok nadir olarak zamanın sınavından geçebilecek düşünceler üretebilirler. Başarılı öğrenciler, başarılı insanlar tanımak isterler; onlarla konuşmak, etkileşime girmek ve onları dinlemek isterler. Bir düşünce diyaloğuna girmek isterler. Başarısız öğrencilerse çok korkarlar, ilgilenmezler ya da sadece gösteriş yapmak isterler.<br />
Alanın önde gelen isimlerini tanıyın. Konuşmalarını dinleyin. Kokteyl partilerinde onlarla konuşun. Onlara yazın. Eğer uygun olursa, kendi çalışmalarınızı onlara yollayın. Hoş, zeki ve çalışkan insanlar, kendilerinden birşeyler öğrenmek için en iyi insanlardır.<br />
Bu ağ, düşünceleriniz için bir arena oluşturmanıza yardım edecektir. Başarılı öğrenciler, entellektüel bağlantılarını oyun oynamak için bir fırsat yaratma yönünde kullanma eğilimindedirler. Mesela henüz eğitimlerinin başında olan öğrenciler bile bir sempozyum düzenleyip buna katılabilirler. Eğer tanınmış kişilerin sizin sahnenizde oynamalarını sağlayabilirseniz bu, sizin konuşmanızı daha iyi bir hale getirecektir. Sonuçta yapmanız gereken tek şey iyi bir atış yaparak düşüncelerinizi başkaları ile paylaşmak üzere bir ağ kurmak.</p>
<p><strong>Kural 10. Doğrularınızı Koruyun</strong><br />
Anonim söylemler bize, öğrencilerin okulda bir dönem kopya çektiklerini söylerler. Bu belki bir sınavdan geçebilmek içindi, belki de bir ödevden daha yüksek not alabilmek içindi. Şu anda eğitim gören öğrenciler, bilimin bu tür şeylerin üstünde olduğunu biliyorlar ama biz, onları kopya çekmeye yönelten, insanoğlunun gerçekleri ile ilgili çok az kafa yoruyoruz; bunun yerine olanları “ahlaklı” kılmaya çabalıyoruz. Bilimde sahtekarlık çok nadir olarak konu edildiği için öğrenciler, araştırmada sahtekarlık yapmanın aslında ne kadar sapkın bir eğilim olduğunu fark etmezler.<br />
Özellikle başarılı olmak isteyen insanlar hatalı veri oluşturmak üzere değiştirmeler yapmak ya da sahtekarlıklar konusunda zan altındadırlar. O makaleyi yayınlatmak ya da şu ödülü kazanmak için uçlardaki birkaç veriyi atmak ya da veriler toplandıktan sonra önemli bir kriteri iptal etmek cazip gelir. Genellikle bunu açıklayabilirsiniz ama gri ödünlerin gölgesi, siyah ve beyaz sahtekarlığa yol açabilir. Bu şekillendirme işlemi nedeniyle çok başarılı kariyerlerin yok olduklarını gördüm.<br />
Buna bir önlem olarak, sonuç yerine süreç üzerinde odaklanmak faydalıdır (Kural 1). Köşelerin törpülenmesine neden olabilecek içsel baskılara, özellikle sonuca odaklanmış olma durumuna dikkat edin. Mesela hiçbir zaman “x’i göstermek” için bir çalışma yapmayın. Eğer böyle bir ifade kullandığınızı fark ederseniz, hemen kendi kendinizi düzeltin. O ifadeyi “x’in öyle olup almadığını görmek” olarak düzeltebilirsiniz. Belli bir sonuca ulaşmak isteme ya da haklı çıkma isteği, sizin düşmanınızdır. Bulma isteği, sizin dostunuzdur.<br />
Bir an için işin diğer bir önemli yanı olan bilim tüketicileri yerine öğrenci bilim adamlarına odaklanacak olursak, bilimsel sahtekarlığın en vahim sonucu aslında yok olan kariyerler değildir-sonuçta sahtekarların çoğu paçayı kurtaracaktır. Bunun bedeli şudur: Doğrularınızı azıcık bile çiğnerseniz, yaptığınız faaliyetin, sizin için daha zayıf bir içsel pekiştireç haline geldiğini görürsünüz: Her zaman bu böyle olmuştur. İş oyun olmaktan çıkar, diğer uçta birşeyler ifade etmeye başlar. Bu durumda, bilim artık eğlenceli değildir.</p>
<p><strong>Kural 11. Mutluluğunuzu ve Huzurunuzu Koruyun ve Sürdürün</strong><br />
Başarılı öğrenciler kendilerine güvenirler. İlle de güvenli hissederler demek istemiyorum. Mutluluklarını takip ederler demek istiyorum: Kendilerine karşı dürüsttürler. Bu, kendine güvendir. Eğer tuhaf bir ilgiler karışımına sahipseniz, birisi ilginizi daha güvenli bir noktada odaklamanız gerektiğini söylese de vazgeçmeyin, bu sizi yeni ve heyecan verici birşeye götürebilir. Riske girin. Eğer bu durum sizi endişelendiriyorsa, kendinize küçük bir güvenlik ağı oluşturun; fakat, size önemli gelen şeyi çiğneyip geçmeyin. Bu çiğneyişi çok ağır ödersiniz çünkü bu, sizin bilimsel eğlence pusulanızı kaybettirir. Bir pusulanız olmadan kaybolabilirsiniz.</p>
<p><strong>Kural 12. Kolayca Hayır Deyin ve Dediğinizi Yapın<br />
</strong>Kariyeriniz ilerledikçe, doğal olarak odaklanacaksınız. Kaliteyi elde tutmanın tek yolu budur. Odaklandıkça, hayır demeyi öğrenin. Öncelikler belirleyin. Onlara uyun. Ben hala bu kuralı öğreniyorum (aslında bunu ne kadar yaparsam, talepler ve dikkatte dağılmalar da artıyor, böylece Kural 5’in %100 olabilmesi için, Kural 12’ye asla yeteri kadar sahip olamıyorum).</p>
<p><strong>Kural 13. Mektuplarınızı Açın, Telefonlara Cevap Verin, Masanızı Temiz Tutun<br />
</strong>Tamam, tamam. Her kurala uyulamayabilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> Hayes, S. C. (1998) Thirteen Rules of Success: A Message For Students. The Behavior Therapist. (3) 47-49.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/basarinin-on-uc-kurali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Empati, Tanımı ve Tarihçesi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/empati-tanimi-ve-tarihcesi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/empati-tanimi-ve-tarihcesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 20:51:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=964</guid>
		<description><![CDATA[EMPATİ
Empatinin Tanımı ve Tarihçesi
Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok kuramsal öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden sözkonusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır. Günümüzde &#8220;empati&#8221; denildiğinde akla Carl Rogers ve onun konuya ilişkin çalışmaları gelir. Psikoterapi alanında empatik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EMPATİ</strong></p>
<p><strong>Empatinin Tanımı ve Tarihçesi</strong></p>
<p>Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok kuramsal öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden sözkonusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır. Günümüzde &#8220;empati&#8221; denildiğinde akla Carl Rogers ve onun konuya ilişkin çalışmaları gelir. Psikoterapi alanında empatik iletişim kurma becerisiyle ünlenmiş Rogers&#8217; ın adı ile empati kavramı adeta özdeş hale gelmiştir. Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine &#8220;empati&#8221; adı verilir. Yukarıdaki empati tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz: <span id="more-964"></span></p>
<p>1) Empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Başka bir söyleyişle, empati kurmak isteyen kişinin karşısındaki kişinin fenomenolojik alanına girmesi gereklidir. Fenomenolojik alan nedir? Psikolojideki fenomenolojik yaklaşıma göre her insanın bir fenomenolojik alanı verdır. Her insan gerek kendisini gerek çevresini, kendisine özgü bir biçimde algılar; bu algısal yaşantı özneldir (subjektiftir); kişiye özgüdür. Yani her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, gerçekleştirmek için de empati kurmak istediğimiz kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız. Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra da bu rolden çıkarak kendi rolümüze geçebilmeliyiz. Aksi halde empati kurmuş sayılmayız. Karşımızdaki ile özdeşim kurmak (ona benzemek) veya ona sempati duymak, empatiden farklı şeylerdir.</p>
<p>2) Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yanlızca duygularını veya yanlızca düşüncelerini anlamış olmak yeterli değildir. Empatiyi tanımlarken bu noktayı vurguladığımızda, empatinin iki temel bileşeninden söz etmiş oluyoruz. Bunlar empatinin bilişsel ve duygusal bileşenleridir. Karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, bilişsel nitelikli bir etkinlik (bilişsel rol alma/bilişsel perspektif alma), karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmemiz ise duygusal nitelikli bir etkinliktir (duygusal rol alma/duygusal perspektif alma.) Bilişsel rol alma duygusal rol almanın ön şartı sayılabilir. Empatinin bileşenlerinin ne olduğu konusunda araştırmacılar arasında, bazı görüş farklılıkları vardır. Örneğin Hoffman&#8217; a (1978) göre empatinin, bilişsel, duygusal ve güdüsel (motivasyonel) olmak üzere üç bileşeni vardır. Bazı araştırmacılar empatinin bilişsel yönünü, bazıları ise duygusal yönünü vurgulamaktadır. Fakat çoğunluğun üzerinde uzlaştığı görüş, empatinin bilişsel ve duygusal bileşenlerden oluştuğu yolundadır.</p>
<p>3) Empati tanımındaki son öğe ise,empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile eğer anladığımızı ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız. Araştırmacılar,insanların zihinlerinde kurdukları empatiyle, karşılarındaki kişiye ilettikleri empati arasında farklılık olduğunu belirtmektedirler. Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenen iki yolu vardır: Yüzümüzü/bedenimizi kullanarak onu anladığımızı ifade etmek. Empatik tepki vermenin en etkili yolu herhalde bu ikisini birlikte kullanmaktır. Bir sıkıntımız olduğunda, bizimle konuşan kişi, dostça bir gülümsemeyle kolumuza dokunup sıkıntımızı sözelleştirirse, örneğin &#8220;son günlerde çok bunalmışsın&#8221; derse, rahatladığımızı hissedebiliriz.</p>
<p><strong>Bir Halk Masalında Empati</strong></p>
<p>Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da &#8220;korkumdan kırk kantar yağım eridi&#8221; dermiş. Birgün birisi demiş ki &#8220;sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?&#8221;Bunun üzerine serçe şu cevabı vermiş; herkesin kendine göre dirhemi, kantarı var; siz ne anlarsınız&#8221;. Yukarıdaki masalda verilmek istenen mesaj kanımca şudur: Her insanın -hatta her canlının- olaylara kendine özgü bir bakış açısı (fenomenolojik alanı) vardır. Dışardan baktığımızda bunu göremeyiz ve bu yüzden de onun bazı davranışlarına anlam veremeyiz.Kendimizi karşıdakinin yerine koyup olaylara onun gözüyle bakabilirsek, ancak bu durumda onun duygularını ve düşüncelerini anlamamız, dolayısıyla da davranışlarına anlam vermemiz mümkün olur.</p>
<p><strong>Empatinin Sempatiden Farklılığı</strong></p>
<p>Bir insana sempati duymak demek, o insanın sahip olduğu duygu ve düşüncelerin aynısına sahip olmak demektir. Karşımızdaki kişiye sempati duyuyorsak, onunla birlikte acı çekeriz yada seviniriz. Empati kurduğumuzda ise karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamak esastır. Kendimizi sempati kurduğumuz kişinin yerine koymamız ve onu anlamamız şart değildir; sempatide &#8220;yandaş&#8221; olmak esastır. Empati kurduğumuzda ise karşımızdaki kişiyle aynı duyguları ve görüşleri paylaşmamız gerekmez; sadece onun duygularını ve düşüncelerini anlamaya çalışırız. Bir insanı anlamak başka şeydir, ona hakvermek başka şey. Empatide anlamak, sempati de ise anlamış olalım ya da olmayalım, karşımızdakine hak vermek sözkonusudur.</p>
<p><strong>Empati Kurma ve Yardım Etme Davranışı</strong></p>
<p>Empati kurmanın yardım etme davranışına nasıl dönüştüğü hakkında başlıca iki kuramsal açıklama vardır: Bunlardan birincisine göre, sıkıntı içinde bulunan kişi ile empati kuran kişi, karşısındakinin durumunu anladığı için sıkıntıyı gidermek yani kendisini rahatlatmak için o kişiye yardımda bulunur. İkinci açıklama ise şöyledir: Sıkıntıda bulunan kişi ile empati kurarak onun durumundan haberdar olan kişi, diğergam bir davranışta bulunarak, sıkıntıdaki kişiyi rahatlatmak amacıyla ona yardım eder. Yukarıdaki açıklamaların birincisine göre, yardım davranışının temelinde egoist bir güdü, ikincisine göre ise diğergam (altruıstic) bir güdü bulunmaktadır. Empati sadece kendisiyle empati kurulana yararı olan bir etkinlik değildir. Empati, empatiyi kuran kişi için de önemlidir. Empatik becerileri ve eğilimleri yüksek olan, bu yüzden de diğer insanlara yardım eden kişilerin, çevreleri tarafından sevilme ihtimalleri artar. Bell ve Hall(1954) yaptıkları araştırmada, liderlik özelliğine sahip kişilerin empati kurma becerilerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Bir araştırmada, piyano ve keman çalan gençlerin empatik becerileri ve kendilerine yönelik saygı düzeyleri, müzikle uğraşmayan gençlerinkine oranla daha yüksek bulunmuştur. Yine benzeri bir araştırmada, kedi köpek gibi evcil hayvanların beslendiği evlerdeki çocukların empatik becerileri (bilişsel ve duygusal rol alma becerileri), evcil hayvan beslenmeyen evlerdeki çocukların empatik becerilerinden daha yüksek bulunmuştur.Bu bulgular,kişilerin ilgi alanları ile empatik becerileri arasında ilişki bulunduğu anlamına gelmektedir. Müzik, evcil hayvan gibi uğraş edinmek muhtemelen kişilerin empatik anlayışlarını/becerilerini arttırmaktadır. Bir araştırmaya göre, meraklarına anne ve babalarından karşılık bulan çocuklar, yetişkin olduklarında, aynı ortamda yetişmeyenlere oranla daha yüksek empatik ilgiye sahip olmaktadırlar.</p>
<p><strong>Aşamalı Empati Sınıflaması</strong></p>
<p><strong>Onlar Basamağı</strong></p>
<p>Bu basamakta tepki veren kişi karşısındaki kişinin kendisine anlattığı sorun üzerine düşünmez, sorun sahibinin duygu ve düşüncelerine dikkat etmez, bu soruna ilişkin kendi duygu ve düşüncelerinden söz etmez. Sorunu dinleyen kişi, sorun sahibine öyle bir geri bildirim verir ki, bu geri bildirim, o ortamda bulunmayan üçüncü şahısların (toplumun) görüşlerini dile getirmektedir. Bu basamakta tepki veren kişi, birtakım genellemeler yapar, atasözleri kullanır. Örneğin parasını israf ettiği için yakınan bir kişiye &#8220;ayağını yorganına göre uzat&#8221; dersem, Onlar basamağında bir empatik tepki vermiş olurum. Bu sözlerimle karşımdaki kişinin ya da benim duygu ya da düşüncelerimiz yer almamakta, yalnızca toplumun bu konu ile ilişkin görüşü yansıtılmaktadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Ben Basamağı</strong></p>
<p>Bu basamakta empatik tepki veren kişi, benmerkezcidir; kendisine sorununu anlatan kişinin duygu ve düşüncelerine eğilmek yerine, sorunun sahibini eleştirir, ona akıl verir; bazende kişiyi kendi sorunlarıyla başbaşa bırakıp kendinden söz etmeye başlar. Örneğin &#8220;ben&#8221; basamağına uygun empatik tepki veren bir kişi, dinlediği sorun karşısında &#8220;üzüldüm, aynı dert bende de var&#8221; der ve böylece sorun sahibini sorunuyla yüzüstü bırakıp kendi sorunlarını anlatmaya başlar. Ben basamağında empatik tepki veren kişi, karşısındaki insanı bir ölçüde rahatlatabilir.</p>
<p><strong>Sen Basamağı</strong></p>
<p>Bu basamakta empatik tepki veren bir kişi, kendisine sorununu ileten kişini rolüne girer, olaylara o kişinin bakış açısıyla bakar. Yani kendisine iletilen sorun karşısında, toplumun ya da kendisinin düşüncelerini dile getirmez, doğrudan doğruya karşısındaki kişinin duyguları ve düşünceleri üzerinde odaklaşarak, o kişinin ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamaya çalışır. Yukarıda sıralanan üç temel empati basamağını kapsayacak şekilde on alt Basamak oluşturdum:</p>
<p>1.Senin problemin karşısında başkaları ne düşünür, ne hisseder: Bu basamakta empati kurmaya çalışan kişi, birtakım genellemeler yapar, felsefi görüşlere, atasözlerine başvurabilir, dinlediği soruna ilişkin olarak genelde toplumun neler hissedebileceğini dile getirir; sorununu anlatan kişiyi toplumun değer yargıları açısından eleştirir.</p>
<p>2.Eleştiri: Dinleyen kişi, sorununu anlatan kişiyi kendi görüşleri açısından eleştirir,yargılar.</p>
<p>3.Akıl Verme: Karşısındakine akıl verir, ona ne yapması gerektiğini söyler.</p>
<p>4.Teşhis: Kendisine anlatılan sorunu ya da sorunu anlatan kişiye teşhis koyar; örneğin &#8220;bu durumun sebebi toplumsal baskıdır&#8221; ya da &#8220;sen bunu kendine fazla dert ediyorsun&#8221; der.</p>
<p>5.Ben de Var: Kendisine anlatılan soruna ya da sorunun benzerinin kendisinde de bulunduğunu söyler; &#8220;aynı benim başımda&#8221; diye söze başlar ve kendi sorununu anlatmaya başlar.</p>
<p>6.Benim Duygularım: Dinlediği sorun karşısında kendi duygularını sözle ya da davranışla ifade eder; örneğin &#8220;üzüldüm&#8221; ya da &#8220;sevindim&#8221; der.</p>
<p>7.Destekleme: Karşısındaki kişinin sözlerini tekrarlamadan, onu anladığını ve desteklediğini belirtir.</p>
<p>8.Soruna Eğilme: Kendisine anlatılan soruna eğilir, sorunu irdeler, konuya ilişkin sorular sorar.</p>
<p>9.Tekrarlama: Kendisine iletilen mesajı (sorunu), gerektiğinde mesaj sahibinin kullandığı bazı kelimelere de yer vererek özetler; yani dilediği mesajı kaynağına yansıtmış olur.</p>
<p>10.Derin Duyguları Anlama: Bu basamakta empati kuran kişi, kendisini empati kurduğu kişinin yerine koyarak onun açıkça ifade ettiği ya da etmediği tüm duygularını ve onlara eşlik eden düşüncelerini farkeder ve bu durumu ona ifade eder.</p>
<p>Ü.Dökmen</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/empati-tanimi-ve-tarihcesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emeklilik ve Uyum</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/emeklilik-ve-uyum.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/emeklilik-ve-uyum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 20:42:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=961</guid>
		<description><![CDATA[EMEKLİLİK VE UYUM
Burgess’e göre “emeklilikte kişi rolsüz bir rolü oynamaya başlar”. Emeklilik, bir yandan yaşamın alışılagelen sürekliliğini bozarken, öte yandan kişinin aile ve diğer insanlar arasındaki yerinin ve kimliğinin değişikliğe uğramasına neden olur.
Çalışma veya iş, insanın yaşamında önemli yer tutan etkinliklerin başında gelir. Çalışan birey, bir yandan yaşamını sürdürebileceği geliri sağlarken, aynı zamanda kendini gerçekleştirebilme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EMEKLİLİK VE UYUM</strong></p>
<p>Burgess’e göre “emeklilikte kişi rolsüz bir rolü oynamaya başlar”. Emeklilik, bir yandan yaşamın alışılagelen sürekliliğini bozarken, öte yandan kişinin aile ve diğer insanlar arasındaki yerinin ve kimliğinin değişikliğe uğramasına neden olur.<span id="more-961"></span><br />
Çalışma veya iş, insanın yaşamında önemli yer tutan etkinliklerin başında gelir. Çalışan birey, bir yandan yaşamını sürdürebileceği geliri sağlarken, aynı zamanda kendini gerçekleştirebilme ve toplumla bütünleşebilme olanağını da elde etmektedir.<br />
Emeklilik orta yıllardan yaşlılığa geçişi belirleyen toplumsal bir dönüm noktası olduğu için yetişkin gelişiminde önemli bir aşamadır. Emeklilikteki geçiş ergenlikteki geçişe benzetilebilir, ancak erinlikte biyolojik etkenlerin ağır basmasına karşılık, emeklilikte toplumsal etkenler daha önemlidir. Emeklilik ayrıca, çalışmanın sona ermesiyle boş zaman döneminin başlamasını da belirler.</p>
<p> <strong>Carp’a göre emeklilik olgusunun üç temel yönü vardır</strong>:</p>
<p>1. Olay, emeklilik kesin bir toplumsal anlamı olmayan bir toplumsal olaydır; anlamı daha çok bireyin toplumsal yaşam alanı ile sınırlıdır<br />
2. Statü Emeklilik olayının ardından birey, kendine özgü rolleri, beklentileri ve sorumlulukları olan yeni bir toplumsal konuma geçer. Bu değişim üstlenilen rollerde ve yaşam standardında bir düşüşü de içerir. Bu nedenle, emekli statüsüne geçiş toplumsal konumda olumsuz bir değişimdir<br />
3. Süreç yeni statüye hazırlanılmasını ve bu statü değişiklinin getirdiği yeniden toplumsallaşmayı içermektedir. Bu bakış açısından, emeklilik sürecindeki biyolojik, psikolojik ve toplumsal etkenlerin önemi vurgulanabilir. Bu süreci anlamak, sadece olayın etkisini değil, aynı zamanda bireyin özelliklerini, geçmekte olduğu yeni statünün özelliklerini de anlamayı gerektirir.</p>
<p><strong>Emeklilik Sürecinde Biyolojik, Psikolojik Ve Toplumsal (Sosyo-Kültürel) Etkenlerin Önemi</strong></p>
<p>a. Biyolojik Etkenler: Emeklilerin hemen hemen yarısı kötü sağlık koşulları nedeniyle emekliye ayrılmış kişilerdir. En kötüsü de, bu kişilerin aynı nedenle boş zaman etkinliklerine katılamamalarıdır. Bireyin emeklilikte yeterince doyum bulabilmesinde biyolojik düşüş önemli bir etkendir. Öte yandan, hastalık da biyolojik düşüşe bağlı temel bir etkendir. Eğer belirli bir hastalık yoksa yaşa bağlı değişim de az olmaktadır. Emeklilikten sonra ortaya çıkan depresyon geçici bir durumdur ve fiziksel hastalığı birkaç yıl sonra izleyen depresyonun aksine hastanelik düzeye gelmez. Şu halde, hastalık çok önemli bir biyolojik etkendir ve insanın fiziksel sağlığı emeklilikteki doyumlarını, rollerini, kendini algılayışını etkiler. Emekli kişi sürekli tıbbi bakıma gereksinme gösteriyorsa, bağımsızlık duygusunu koruması da oldukça güçleşecektir<br />
Emeklilikteki mutluluğu azaltan olaylardan en önemlisi, daha önce alıştığınız gibi, gününüzü yönlendirecek, size kim olduğunuzu ve kendinizle ilgili neler hissettiğinizi yansıtacak bir işiniz olmadan yaşamak zorunda kalmak ve bunun için hazırlıksız yakalanmaktır. Son yıllardaki çalışmalar, emeklilik stresinin ciddi hastalıklara, hatta ölümlere yol açabildiğini göstermiştir. Kuşkusuz, pek çok mutlu emekli insan da vardır. Bu kişiler, bozulan fiziksel sağlıkları, azalan gelirleri ve artan enflasyona karşın ve koşulların elverdiği ölçüde, gerçekten yapmak istedikleri şeyleri yapmaya çalışmaktadırlar.<br />
Duke Üniversitesi Medikal Sosyolojisi Yaşlılık ve Gelişim Bölümü Profesörü olan Dr. Endman Palmore’a göre, yaptıkları işin dışında mutlu olabilecekleri başka seçenekler bulamayanların, bir süre sonra sağlıkları bozulmaktadır. Palmore, “Emekliliklerini sallanan sandalyeye bağlayanlar bir süre sonra, egzersiz eksikliği nedeniyle bedenlerinin atrofiye uğradığını (hareketsizlik nedeniyle dokuların hayatiyetini kaybetmesi) görmektedirler. Gittikçe içlerine kapanmakta ve depresyona girmektedirler.” demektedir. “Bu durum özellikle, kendilerini işlerinin dışında bir başka alanda geliştirememiş, eğitim düzeyi düşük kişiler arasında ortaya çıkmaktadır. Bazen, işlerinden başka hiçbir şeyi düşünmemiş işkolik orta sınıf çalışanları da, emekli olduklarında benzer bir sorun ile karşılaşmaktadırlar.<br />
b) Sosyokültürel Etkenler: Birey için emekliliğin anlamı, büyük ölçüde, emekliliğin toplumsal etkenlerinden ve kültürel tanımından etkilenmektedir. Araştırmalar, yüksek gelir, eğitim ve mesleki statü sahibi kişilerin uzun süre çalıştıklarını; emekliliği isteyenlerin emekli olmaya istekli olmayanlardan daha önce emekli olduklarını, kadınların emekliliği erkeklerden daha az istediklerini ortaya koymaktadır. Bu karmaşık görüntüler emekliliğin ancak bireyin yaşam alanı içinde kavranabileceğini göstermektedir. emekliliğin düzensiz bir biçimde ortaya çıkması, belirli bir geçiş süresine olanak vermemesi durumunda bunalım söz konusu olabilir. Emeklilik ve aile ilişkilerinin etkileşimi de önemlidir. Eş yaşıyorsa emeklilik çifti daha yoğun bir ilişkiye sokabilir. Genel olarak çiftler için emeklilik yıllarının mutlu geçtiği söylenebilir. Ancak bazen de tersi olmakta, daha önce biriken nefret su yüzüne çıkmaktadır. Daha önce kendi iş dünyasında yaşayan erkek emeklilikle birlikte karısının yaşam alanına girer ve bu alanın paylaşılmasında sorunlar belirebilir<br />
Kocanın emekli olmasıyla başlayan bu süreç, hanım için de geçerliyse yani hanımı da çalışıyorsa ikisinin emekliliği aynı döneme rastlayacaktır. Buradaki ilk ve en göze çarpacak olan sorun gelirdeki ani düşüştür.gelir düşüşü ailenin yaşam düzeyini de etkileyecektir. Bu ekonomik güçlük çiftin sağlığı bozuldukça kendini daha çok hissettirecektir. Bu durumda geniş aile örüntüleri tersine işlemeye başlar. Daha önce büyüklerin yardım ettiği küçükler yardım veren konumuna geçer. Sorun teşkil eden durum ortaya çıkar ( Onur,2000).<br />
c) Psikolojik Etkenler: Emeklilik döneminde bireyin mesleğe ve aileye katkısını değerlendirmesi önem taşır. İşte ailede önemli şeyler üretmiş olmaya bağlı doyum duygusu sonraki döneme taşınacak önemli bir etkendir. Ketlenme ve verimsizlik duygusu ise emekliliği zorlaştıracaktır. Üretkenlik olanağı emeklilikle sona ermez; bütünlük duygusu da sadece emeklilik sonrasına özgü değildir. Yaşam döngüsünün evreleri birbiri üstüne gelir ve temel yaşantılar birbirini bütünler.<br />
Reichard, Livson ve Peterson, emekliliğe iyi uyum gösteren üç kişilik tipi ve kötü uyum gösteren iki kişilik tipi ayırt etmektedirler. İyi uyum sağlayan kişiliklerden birincisi  “olgun” diye adlandırılan kişiliktir. Bunlar yaşlılığa kolaylıkla giren, kendilerini gerçekçi bir biçimde kabul eden, kişisel ilişkilerinde ve etkinliklerinde doyumlu kişilerdir. İkinci grup “salıncaklı sandalye insanları” diye adlandırılmaktadır; Bunlar edilgenlikleri nedeniyle emeklilikteki sorumluluktan kurtulma olanağını sevinçle karşılayan ve köşelerine çekilmeyi yeğleyen insanlardır. “Zırhlı” olarak adlandırılan üçüncü grup, anksiyeteye karşı düzenli işleyen bir sistem geliştirerek yaşlılığın edilgenliğini ve çaresizliğini atlatabilen, fiziksel gerilemeyi yenebilmek için sürekli etkin olmayı yeğleyen kişilerden oluşur; bu insanlar güçlü savunmalarıyla yaşlanma korkusundan kurtulmuşlardır.<br />
Yaşlanmaya kötü uyum gösterenler arasında en büyük grubu “kızgınlar” oluşturur. Daha önce amaçlarına ulaşamadıklarından dolayı kızgın, düşlerini gerçekleştiremedikleri için başkalarını suçlayan, yaşlanmakla bağdaşamayan insanlardır. Diğer uyumsuz grup ise, geçmişe bakıp düş kırıklığı ve başarısızlık gören, ama kızgınlıklarını kendi içlerine çevirmiş, kendilerini suçlayan, yaşlandıkça daha depresif olan, değersizlik duyguları duyan kişilerden oluşmakta ve “kendilerinden nefret edenler” diye adlandırılmaktadır.</p>
<p><strong> Emekliliğin Evreleri</strong></p>
<p><strong>Evre                                           Özellik<br />
</strong>Emeklilik öncesi                  Emekliliğe duygusal bakımdan hazırlanma<br />
Uyanma                                   Emeklilik öncesi düşlemlerin gerçekleştirilmesi<br />
Yeniden yönetim                Gerçekçi seçimlerin araştırılması<br />
Kararlılık                                Emekliliğe başarılı uyum<br />
Bitirme                                    Çalışmaya yeniden dönme ya da hasta ve zayıf olma rolüne sığınma</p>
<p>Kaynak:: Atchley, 1976. Aktaran Hoffman ve ark., 1994</p>
<p>Emeklilikte karşılaşılan sorunları özetle verecek olursak;<br />
 Genel beden sağlığına ilişkin kayıplar<br />
 Bilişsel işlevlere ilişkin kayıplar<br />
 Kişilik özelliklerine ilişkin kayıplar<br />
 Duyusal işlevselliğin azalması<br />
 Değişmelere uyum yeteneğinin azalması<br />
 Çalışma hayatından ve bunun vereceği sosyal statüden vazgeçme<br />
 Gelir kaybı<br />
 Eş ve yakınlarını kaybetme<br />
 Sosyal etkileşimin azalması<br />
 Ölümü yakınında hissetme</p>
<p><strong>EMEKLİLİĞE HAZIRLANMA NASIL YAPILMALIDIR ?</strong></p>
<p>Bu konuda verilecek seminerler olmaktadır. Seminerlere karşılaşılabilecek sorunlardan pay alacakları için eşlerin de katılması teşvik edilmektedir. eşler yeni yaşam ve ev düzenini birlikte kuracaklardır.emekli olan kişinin yeni rol ve statüsüne eşinin de uyumu gerekecektir.emeklilikte özellikle ilk günlerde yaşanan tedirginlik zamanla azalır ve yeni bir hayat her iki taraf içinde başlar (Koşar,1996)<br />
 Emekliye yeni bir yaşam stili olarak; yeni ilişkiler, yeni bir yaşam düzeni, arkadaşlıklar ve eşlerin kendi özgürlüklerini yaşamaları önerilebilir. Boş zamanını kullanma şu boyutları içerebilir: Daha fazla ücretli bir iş, danışma, kendi işini kurup çalışma, sosyal amaçlı bazı kurumlarda gönüllü çalışma ve geleceğe yönelik eğitim. En sağlıklı yol, bireylerin emekliliğe ömür boyu hazırlık yapmalarıdır. Bu hazırlığı yapabilmenin yolu kişinin kendi ihtiyaçlarını önceden belirlemesi ve olanaklarını buna göre kullanmasıdır. Hazırlığa başlarken öncelikle bir listenin düzenlenmesi kolaylıklar sağlar. Emekliliğe hazırlığın ilk aşamasında düzenlenen listede yer alacak konular şöyle sıralanabilir; Fiziksel ve ruhsal sağlık, diyet, etkinlikler, akraba ve çevreyle ilişkiler, gelir ve barınma duru, vb.<br />
 Yaşama karşı her yaşta olumlu bir tutuma sahip olmak yaşamın son döneminde, özellikle emekliliğe hazırlanma açısından çok önemlidir. Emekliliğe hazırlığın tek bir kalıbı yoktur. Tersine emeklilikle ilgili bir dizi kural ve temel ilke vardır: bunlardan önemlileri şöyle sıralanabilir:<br />
• Zamanı iyi kullanma,<br />
• Çok yakınlarda, evli iseniz eşinizle, uygun bulursanız diğer aile üyeleri ve dostlarla planlarınızı tartışma.</p>
<p>Karı kocanın her birinin, emekliliğinin nasıl olması gerektiğine ilişkin ayrı ayrı hayalleri olabilir. Bu hayallerin birbiriyle aynı olması da gerekmez. Bununun için eşlerin oturup, yapamayacakları işlerle ilgili olarak konuşmaları, plan yapmaları, kendi alanlarını tanımlamaları gerekir. Bu dönemde gerekli görülen bilgi ve önerileri almak için varsa herhangi bir emeklilik öncesi kursa başvurarak, ya da bu konuda bilgi ve deneyimi olanlara danışarak vergiler; ücretler, barınma, çalışma vb. konularda bilgi sağlama. Çok daha özel bir düzey ise emeklilik konusunda ilgilendiğiniz, önemli saydığınız konulardan oluşan bir soru listesi hazırlanabilir. Sonra bilgi ihtiyacını giderecek cevapları aramak kolaylaşabilir.<br />
Emekliliğe girmeden, yapmaktan hoşlanılan işlerin bir listesini oluşturmaya başlanmalı. Bir dosya tutulmalı. Daha sonra emekli olunduğunda bu dosya çok kıymetli olacaktır. Çalışmayı sürdüğü dönemde, emeklilikte yapılabilecek spor dallarından bir kaçıyla ya da çeşitli hobiler ve projelerle ilgilenmeye başlanılmalı. Bir ay süreyle, emeklilik maaşı kadar bir bütçeye bağlı olarak yaşamayı deneyip, eldeki ekonomik olanaklara bakıp ve parayı nasıl harcayacağa ilişkin bir plan yapılmalı. Deneme bir emeklilik dönemi için, bir ay kadar izin olarak evde kalınmalı ve yeni ilgiler, yeni faaliyetler geliştirmek, eşleriyle birlikte kendi faaliyet alanlarını tanımlamak için prova yapılmalı.</p>
<p><strong>EMEKLİLİĞE HAZIRLIK PROGRAMLARI</strong><br />
Sosyal güvenlik sistemimizde adına dahi rastlayamadığımız “emekliliğe hazırlık programları”nın geçmişi ABD’de 1970’lere dayanıyor. Emeklilik programları; temel olarak örgütlerin emekli olacak üyelere, yeni bir takım yetenek ve beceriler kazandırmak yeni alışkanlıklar geliştirmek veya yeni sosyal örgütlere katmak suretiyle emeklilik sonrasında anlamlı ve hoş zaman yaşatacak ve istihdam olanakları yaratacak süreçleri içerir.</p>
<p><strong>PROGRAMLARIN İÇERİĞİ<br />
</strong>Emekliliğe hazırlık programlarının çoğu emeklilikle ilgili planların anlaşılır kılınmasını sağlayıcı niteliktedir. Program konuları tipik olarak, parasal, psikososyal ve fiziksel yaklaşımları içermektedir. Günümüzde uygulanan emekliliğe hazırlık programlarının % 97’si parasal konuları içerirken psikososyal ve fiziksel konulara daha az ağırlık verildiği görülmektedir.<br />
Parasal Konular:  Temelde parayla ilgili olarak; emekli maaşı, emeklinin hakları, bütçe yatırım kararları ve gayrimenkul alımı planlarıyla ilgili vergiler ve sigorta tutarları gibi konular yer almaktadır.<br />
Psikososyal Konular: Emeklilikle birlikte ortaya çıkan rol uyumu, kariyer değişimi ve çok önemli olarak kabul edilen çalışma alternatifleri, boş zaman aktiviteleri zamanı yönetme ve ruh sağlığıyla ilgili önemli bilgileri içermektedir. Bununla birlikte bu programlardaki yeni yaşam pozisyonları, kendine yeterli olma, kadınların sorunları ve ego odaklı konular emekliler için oldukça stres yaratıcı niteliktedir.<br />
Fiziksel Konular: Beslenme, ev seçenekleri (kira, taşınma), sağlık sigortası, Fiziksel sağlık, çok yaşlı olanların bakımı ve stres yönetimi bu kategoride yer alan en önemli konulardır.<br />
Bunun yanında sağlık bu tür programlarda önem kazanan bir konudur. Sağlıklı bir hayatı sürdürebilmek için konunun olumlu direktifler verecek şekilde kullanılmasına ihtiyaç vardır. Burada hastalıkların listesi verilmemelidir. Hastalık belirtileri ve dikkat edilecek konular, olası tehlikeler, insanları korkutmayacak şekilde sunulmalıdır.</p>
<p><strong>Ülkemizde Emeklilik Programları Nasıl Uygulanabilir</strong></p>
<p>• Programların dizaynı ve geliştirilmesi sorumluluğu:<br />
Emekliği sandığı Genel Müdürlüğü üstlenebilir. Pilot proje bazında öncelikle, sınırlı sayıdaki kamu kurumlarının bu konudaki talepleri karşılanabilir. Emekli sandığı Genel Müdürlüğü daha alt kademedeki bir birime sorumluluk vererek bu görevin yürütülmesini sağlayabilir. Görev verilen bu ölüm kısa sürede konuyla ilgili gerekli uzmanlaşmasını sağlayabilir. Görev verilen bu bölüm kısa sürede konuyla ilgili gerekli uzmanlaşmasını gerçekleştirebilir. Bunun için yurt dışında olduğu gibi emekliliğe hazırlık programları konusunda uzmanlaşmış kurumlardan, PC ve Paket programlardan veya videolardan yararlanılabilir.<br />
Parasal Konular: emeklilikle birlikte bireylerin eline geçecek maaş, kesintileri, ikramiyeler ve haklar gibi bazı konularda bilgiler verilmelidir. Bu dönemde özellikle emeklinin boş zamanlarını verimli bir şekilde değerlendirebilmesi için ek bir iş daha fazla para kazanabileceği alternatif işler üzerinde durulmalıdır.<br />
Psikososyal Konular: Emeklilik döneminde, bireylerin yaşlılıkta karşılaşabilecekleri sorunlar ve eşlerin birbirlerine olan destek ve yardımları bu tür programların büyük bir bölümünü oluşturabilmelidir.<br />
Fiziksel Sağlık Konuları: Uzun yıllar süren düzensiz ve sağlıksız beslenmenin sonuçları bu dönemde görülür. Emekliler için sağlık bu dönemde çok önemli olmasına rağmen ülkemizde sunulan sağlık hizmetlerinin ve hastaların durumu göz önüne alındığında ne yazık ki salığın yitirilmesi veya hastaneye yatmanın emekliler için fazlasıyla stres yarattığı söylenebilir.</p>
<p>Emekli olduktan sonra da, bugüne kadar pek çok kişiye yararlı olmuş bazı öneriler:<br />
 Evde oturup insanların sizi aramasını beklemeyin sosyal ilişkilerinizi siz başlatın. Arkadaşlıklarınızı sürdürün.<br />
 Bazı sürekli programlar başlatın. Oyun zamanı çalışma zamanı, yalnız kalma, diğerleriyle birlikte olma zamanı gibi.<br />
 Sizi aktif ve ilginizi canlı tutacak yeni işler bulun. Bu işlerdeki başarılarınızın büyük olması o kadar önemli değildir. Önemli olan sizin önümüzdeki engelleri aşarak o noktaya gelmiş olmanızdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/emeklilik-ve-uyum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
