<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ders Yerimiz... &#187; Fen Bilgisi Dersi</title>
	<atom:link href="http://www.dersyerimiz.com/index.php/category/fen-bilgisi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dersyerimiz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Nov 2010 19:48:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.3</generator>
		<item>
		<title>Sivil Savunma</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/sivil-savunma.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/sivil-savunma.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2009 10:24:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=2003</guid>
		<description><![CDATA[Sivil Savunmanın Tanımı: &#8220;Düşman taarruzlarına,tabii afetlere ve büyük yangınlara karşı;halkın can ve mal kaybının asgari hadde indirilmesi, hayati öneme haiz her türlü resmi ve hususi tesis ve teşekküllerin korunması ve faaliyetlerinin idamesi için acil tamir ve ıslahı, savunma gayretlerinin sivil halk tarafından azami surette desteklenmesi ve cephe gerisi maneviyatının muhafazası maksadıyla alınacak her türlü silahsız, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sivil Savunmanın Tanımı:</strong></p>
<p>&#8220;Düşman taarruzlarına,tabii afetlere ve büyük yangınlara karşı;halkın can ve mal kaybının asgari hadde indirilmesi, hayati öneme haiz her türlü resmi ve hususi tesis ve teşekküllerin korunması ve faaliyetlerinin idamesi için acil tamir ve ıslahı, savunma gayretlerinin sivil halk tarafından azami surette desteklenmesi ve cephe gerisi maneviyatının muhafazası maksadıyla alınacak her türlü silahsız, koruyucu ve kurtarıcı tedbir ve faaliyetleri ihtiva eder.&#8221;<br />
şeklinde tarif edilmektedir.   </p>
<p><span id="more-2003"></span><br />
<strong>                                  <br />
SİVİL SAVUNMANIN AMAÇLARI:</strong></p>
<p>1. Halkın can ve mal kaybının en az düzeye indirilmesi,<br />
2. Hayati önemi olan her türlü resmi ve özel kurum ve kuruluşların korunması,<br />
3. Bu kurum ve kuruluşların etkinliklerinin sürdürülmesi için ivedi onarım ve yenileştirmenin yapılması,<br />
4. Savunma çabalarının sivil halk tarafından en geniş ölçüde desteklenmesi,<br />
5. Cephe gerisi moralinin korunması.<br />
 <br />
<strong>SİVİL SAVUNMANIN NİTELİKLERİ:</strong><br />
 <br />
 <br />
Silahsız,<br />
 <br />
Koruyucu,<br />
 <br />
Kurtarıcı,<br />
 <br />
    İllerde ise savunma sekreterliği görevleri valiye bağlı olarak il sivil savunma müdürleri tarafından yürütülmektedir. Anılan yönetmeliğin 8. Maddesinde savunma sekreterliğinin görevleri sıralanmıştır. Buna göre sivil savunma hizmetlerini ilgili mevzuat ve bu konuda yurt düzeyinde yetkili ve sorumlu makam olan sivil savunma genel müdürlüğünün emir, direktif ve kararları doğrultusunda yürütülmesi de savunma sekreterliğinin görevleri arasında sayılmıştır.<br />
Savunma sekreterliği bulunan bakanlık, kurum ve kuruluşlarda bahse konu yönetmeliğin 12. Maddesine göre sivil savunma şubesi, sivil savunma kanunu ve bu konudaki diğer mevzuat hükümlerinin, mensubu bulunduğu kurum içinde uygulanmasını sağlar ve bu konudaki hizmetleri yürütür.<br />
        Savunma sekreterliği yönetmeliğinin 14. 15. Ve 16. maddelerinde görüleceği üzere; savunma sekreterlikleri seferberlik ve savaş hali hazırlıklarında ve sivil savunma hizmetlerinin gereği gibi yerine getirilmesinde bakanlıklarda müsteşara, illerde valiye, diğer kurumlarda genel müdüre, kuruluşlarda ise en üst yetkiliye yardımcı olup onlara karşı sorumludurlar.<br />
    Savunma sekreterleri, gerek bağlı bulunduğu kurumun bünyesindeki diğer dairelerin ve gerekse astı bulunan savunma uzmanlıkları ile sivil savunma uzmanlıklarının görevlerini mevcut mevzuat, direktif , emir ve talimat ile plan ve prensiplere uygun olarak yapıp yapmadıklarını izler, inceler ve denetler.<br />
 <br />
Bu amaçla;<br />
 <br />
-Bağlı bulunduğu makamın onayı ile ilgili daire ve kurumlardan raporlar ister .<br />
-Yerinde tetkikine lüzum gösteren hususlarda şahsen veya savunma ve sivil savunma uzmanları aracılığı ile bağlı bulunduğu makam adına denetleme ve inceleme yapar.<br />
-Gerekirse bağlı bulunduğu makamca seçilen diğer ilgili uzmanlardan kurulmuş karma inceleme komisyonları vasıtasıyla yerinde denetleme ve tetkikler de yaptırır.</p>
<p>Sivil Savunmanın Gereklilik Nedenleri:<br />
 <br />
Tehdit Eden Tehlikeler Şunlardır:<br />
o Düşman taarruzları<br />
o Doğal afetler<br />
o Deprem,<br />
o Su baskını,<br />
o Toprak kayması (heyelan),<br />
o Kaya düşmesi,<br />
o Çığ,<br />
o Kuraklık,<br />
o Fırtına &#8211; kasırga &#8211; tayfun,<br />
o Volkan patlaması,<br />
o Tsunami (deprem sonrası oluşan dev dalgalar.)<br />
o Hava &#8211; su &#8211; çevre kirlenmesi,<br />
o Sınai kazalar,<br />
o Ulaşım kazaları (kara, demir, hava, deniz yolları),<br />
o Büyük yangınlar.<br />
Bu nedenlerden dolayı Sivil Savunma Teşkilatına ve onun alt birimlerine ihtiyaç duyulmaktadır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/sivil-savunma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğal Afetler</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/dogal-afetler.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/dogal-afetler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2009 14:23:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal afetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1964</guid>
		<description><![CDATA[Doğal afet, en geniş anlamı ile insanlara zarar veren olaylara denir. Başka bir ifade ile can ve mal kaybına yol açan doğal olaylardır. Afetin ilk özelliği doğal olması, ikincisi can ve mal kaybına neden olması bir diğeri çok kısa zamanda meydana gelmesi ve son olarak da başladıktan sonra insanlar tarafından engellenememesidir. Bazı afetlerin yeryüzünün nerelerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-1966" title="dogalafetler" src="http://www.dersyerimiz.com/wp-content/uploads/2009/04/dogalafetler.jpg" alt="dogalafetler" width="245" height="188" />Doğal afet,</strong> en geniş anlamı ile insanlara zarar veren olaylara denir. Başka bir ifade ile can ve mal kaybına yol açan doğal olaylardır. Afetin ilk özelliği doğal olması, ikincisi can ve mal kaybına neden olması bir diğeri çok kısa zamanda meydana gelmesi ve son olarak da başladıktan sonra insanlar tarafından engellenememesidir. Bazı afetlerin yeryüzünün nerelerinde daha çok olduğu bilinmektedir. Örneğin deprem, heyelan, çığ, sel, don ve bazı afetlerin sonuçları depremde olduğu gibi doğrudan ve hemen ortaya çıkar. Ama kuraklıkta olduğu gibi bazılarının sonuçları ise uzun bir zaman sonra ve dolaylı olarak görülür.<span id="more-1964"></span><br />
<strong>Türleri </strong></p>
<p><strong>Jeolojik kökenliler</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1965" title="dogalafetler1" src="http://www.dersyerimiz.com/wp-content/uploads/2009/04/dogalafetler1.jpg" alt="dogalafetler1" width="175" height="271" /><br />
Bir yanardağ patlaması<br />
Bunlar doğrudan doğruya kaynağını yer kabuğu ya da yerin derinliklerinden alan doğal afetlerdir.<br />
• Deprem<br />
• Heyelan<br />
• Yanardağ patlamaları<br />
Meteorolojik kökenliler<br />
Atmosferdeki doğa olayları sonucunda meydana gelirler.<br />
• Sel<br />
• Aşırı soğuklar<br />
• Çığ<br />
• Fırtına<br />
• Kuraklık<br />
• Orman yangını<br />
• İklim değişiklikleri<br />
• Hortum</p>
<p>Meteorolojik afetlerin oluşumunu hazırlayan temel etkenler atmosfer kökenli olmasına rağmen, bazılarında afetin oluştuğu yerin özellikleri de etkili olmaktadır. Sel, çığ ve sis buna örnek olarak verilebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/dogal-afetler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre Kirliliği</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/cevre-kirliligi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/cevre-kirliligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 18:44:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[çevre kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[hava kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[su kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[toprak kirliliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1943</guid>
		<description><![CDATA[Çevre Kirliliğine Genel Bakış Çevre Kirliliği Her türlü madde ya da enerjinin doğal birikimin çok üstündeki  miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirliliği denir. İnsan milyonlarca yıl evvel dünya üzerinde yaşamış ve bulunduğu çevreyi de kendi arzusuna göre değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa 20.yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım, sanayiinin gelişmesi ve insanın bir anlık para  kazanma hırsı ile birey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çevre Kirliliğine Genel Bakış</strong></p>
<p><strong>Çevre Kirliliği</strong></p>
<p>Her türlü madde ya da enerjinin doğal birikimin çok üstündeki  miktarlarda çevreye katılmasına çevre kirliliği denir.</p>
<p>İnsan milyonlarca yıl evvel dünya üzerinde yaşamış ve bulunduğu çevreyi de kendi arzusuna göre değiştirmeye başlamıştır. Bilhassa 20.yüzyıldan sonra artan nüfus, ulaşım, sanayiinin gelişmesi ve insanın bir anlık para  kazanma hırsı ile birey çevresini unutmuş ve kirliliğe terk etmiştir. <span id="more-1943"></span></p>
<p>Kirlenme, kirleticilerin etkilediği ortamın niteliğine göre; hava, su ve toprak kirlenmesi olarak sınıflandırılır.çoğu kirletici, aynı anda birden çok kaynağı etkileyebilir.çevre kirliliği canlılar içinde en çok insanları etkilemektedir.böylece insanoğlu dolaylı yoldan kendine zarar vermiş olur. Çünkü; insan doğaya değil doğa insana sahiptir. İnsan doğaya zarar verince içinde bulunduğu halkaya zarar vermiş olur.</p>
<p><strong>1. Toprak Kirliliği</strong></p>
<p>Toprak kirliliği, bilindiği gibi temizlenmesi en zor,bazense hiç mümkün olmayan tehlikeli bir ortam yaratır. Hayvan dışkısı mezbahalardan ve her türlü ekin biçme etkinliğinden gelen atıklar, toprak kirlenmesinin en önemli kaynağıdır. Bilinçsizce yapılan ilaçlama ve gübreleme, kaliteli ve birinci sınıf toprakların yerleşim ve endüstri için kullanıma açılması, toprak kirliliğini hızlandırmıştır. Pek çok kimyasal madde içeren tarım ilaçlarının (örneğin böcek öldürücüler, ot öldürücüleri, mantar ilaçları) su ve toprak kirlenmesinde önemli payı vardır. Toprağın yapısı bilinmeden yapılan gübreleme ve zararlılara karşı yapılan mücadelede kullanılan tarım ilaçlarının fazlası, bitki ve canlılara zarar verdiği gibi, yağmur suları ile içme ve kullanmayla yer altı su yastıklarına karışmakta hatta denizlere kadar sürüklenerek su kirliliğine neden olmaktadır. Erozyonla çok miktarda tarıma elverişli toprak kaybı söz konusudur. Verimli toprağın yok olmasından dolayı tarımsal üretimdeki düşüş, kalite bozulması, vitamin zincirindeki eksikliklerin yanı sıra erozyonla taşınan topraklar denizlerde ve akarsularda bulanıklık oluşturarak su içi ekolojik dengeyi de etkilemektedir.</p>
<p>Arazinin iyi ağaçlandırılmaması ve ormanların kaçak olarak kesilerek tarım alanı haline getirilmesi erozyona sebep olmakta, bu da dolaylı yoldan su kirliliğini oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra sağlık sorunlarının da ortaya çıkması canlı yaşam için ciddi problemler oluşturmaktadır. Ancak makro ölçeklere bakıldığı zaman, insanların hızlı bir şekilde yüzey şekilleri üzerinde değişikliklere sebep oldukları görülmektedir.</p>
<p>Aşınma sonucu biriken tortular, toprağın bozulmasına yol açan bir başka etmendir.<br />
Endüstri devriminin hızlanması ile bölgeler üzerinde şu değişimler hızla meydana gelmiştir.</p>
<p>• Bitki örtüsünün kalkması<br />
• Arazilerin yanlış kullanıma açılması<br />
• Ararsal yayılmalarının hızlanması<br />
• Erozyonun hızlanması<br />
• Flora ve faunada hızlı değişimler</p>
<p><strong>2-Hava Kirliliği</strong></p>
<p>Hava, dünyayı çepeçevre saran gaz tabakasıdır. Hava canlılar için çok önemli bir gaz karışımıdır. Havanın kirletilmesi ise bütün canlıların yok olması demektir.</p>
<p>Hava kirliliği, havayı oluşturan gaz maddelerinin oranlarının değişmesi ve zehirli gazların aşırı birikmesi olayıdır. Hava kirliliğine yol açan beş temel madde; karbonmonoksit, parçacık halindeki maddeler, kükürt asitleri, hidrokarbonlar ve azot oksitlerdir. Başlıca kirlilik kaynakları; motorlu taşıtların,  enerji santrallerinin, sanayii tesislerinin, konut ısıtma sistemlerinin yakıt artıklarıdır. Ayrıca çöplerin, kömür atıklarının, tarıma elverişli toprak kazanmak amacıyla doğal çevrenin yakılması da benzer sorunlara yol açar. Dünyada nüfusun hızlı bir şekilde artması taşıt ihtiyacını da artırmıştır. Otomobil, uçak, tren, vapur gibi nakliye ve yolculuk vasıtalarından çıkan gazlar, hava kirliliğinde önemli rol oynamaktadır. Evlerden ve fabrika bacalarından çıkan gazlar havayı kirleten faktörler arasındadır. Kentsel bölgelerdeki hava kirliliğine yol açan bir başka önemli madde de kurşundur. Kurşun, sanayii tesislerinden, zararlı canlılarla mücadelede kullanılan kimyasal maddelerden çıkar. Kirleticiler dışında bazı doğal etkenler de hava kirlenmesine yol açar. Güneş ışığındaki morötesi ışınlar hidrokarbonlarla ve azot oksitleriyle birleşerek fotokimyasal sis oluştururlar, ve bu da sıcaklık terselmesi (Özellikle kış günlerinde hava hareketlerinin olmadığı zamanlarda çevredeki soğuk hava çukur alanlara yığılır. Bu durumda, yere yakın kısımlarda hava soğuk, üst kısımlarda ise daha sıcaktır. Bu nedenle genel durumun tersine, yerden yükseldikçe hava sıcaklığı belli bir yüksekliğe kadar artar: İşte bu olaya sıcaklık terselmesi denir. Bu durumda, yere yakın alanlarda yoğunlaşan soğuk hava, bazen bir sis tabakası oluşturarak hava kirliliğinin artmasına sebep olur.) dönemlerinde atmosfer durgunluğuna neden olur.   </p>
<p>Havada kirlenmeye yol açan maddelerin insanlar üzerinde çeşitli etkileri vardır. Havadan solunan karbonmonoksit, kandaki oksijenin yerini alarak, vücuttaki hücrelere taşınan oksijen miktarının azalmasına yol açar. Kükürt oksitleri, solunum borusu ve akciğer dokularını etkileyerek, solunum sisteminde geçici ya da kalıcı rahatsızlıklara yol açabilir. </p>
<p>Başka pek çok kirletici de, etkileri doğrudan ya da kısa sürede gözlenememesine karşın, halk sağlığı konusundaki kaygıların giderek çoğalmasına neden olmaktadır. </p>
<p>Ulaşımın ağırlıkla karayolu trafiğine dayandığı Türkiye’de özellikle büyük kentlerde hava kirliliği önemli bir sorun durumundadır. Batı yönü dışında tümüyle dağ ve tepelerle çevrili Ankara, bu konuda çarpıcı bir örnektir. Sık inşa edilmiş binalarla dolu olan, değişik kömür ve akaryakıt türlerinin yakıldığı kentte kışlar büyük bir kirlilik içinde geçer. </p>
<p>Hava kirlenmesinden kaynaklanan ve 1980’lerin ortalarında gündeme gelen bir başka önemli tehlike de atmosferdeki ozon katmanının (tabakasının) incelmesidir. Havalandırma sistemlerinde, spreylerde, otomobillerde ve buzdolaplarında kullanılan kloroflorokarbon kökenli kimyasal maddelerin yol açtığı delinme, kutup bölgelerinde yoğunlaşmıştır.</p>
<p> Yeryüzüne ulaşan morötesi ışınların zararlı etkilerini azaltan ozon tabakasının delinmesi, bazı uzmanlara göre 20-30 yıl içinde etkisini gösterecek, yeryüzünde 40 milyon dolayında insanın cilt kanseri olmasına ve yalnızca ABD’de yaklaşık 800 bin kişinin ölümüne yol açacaktır. Bazı uzmanlar bu tahminlerde büyük yanılgı payı olduğunu öne sürmekte ise de, ozon katmanının delinmesinin yeryüzü için büyük bir tehlike oluşturduğu üzerinde herkes aynı düşüncededir. </p>
<p><strong>3-SU KİRLİLİĞİ</strong> </p>
<p>Doğal olarak kirlenmemiş bir su ortamında bulunan canlılar o su ortamıyla belirli bir denge içindedirler. Dıştan gelen herhangi bir olumsuz etken (bu etken suya karıştırılan bir kirletici olabilir) o ortamdaki doğal dengeyi bozabilir. Toplumun yapısı değişip kentleşme ve endüstrileşme süreci geliştikçe, su kaynaklarının çok yönlü kullanımı artmakta ve karmakarışık bir hal almaktadır. Örneğin toplumların yaşama düzeyi yükseldikçe kişi başına kullanılan su miktarı arttığı gibi, teknolojik gelişmeye bağlı olarak etkileri henüz bilinmeyen pek çok kirletici de sulara karışmaktadır. Bunun sonucunda su kaynaklarının sulama, su ürünleri, dinlenme, spor gibi amaçlarla  kullanılabilirliği azalmaktadır. </p>
<p>Su kirliliği ayrıca, göllerin yaşlanmasına ve kurumasına yol açan ötrafikasyonu hızlandırır. Böylece suyun çeşitli amaçlarla insanlar tarafından kullanılması da kısıtlanmış olur. Sanayii atıklarının, böcek ilaçlarının ve öteki zehirli madde atıklarının, sudaki çözünmüş oksijeni tüketmesi, balıkların kitle halinde ölümüne neden olur. </p>
<p>Tarım ilaçları, böcek öldürücüler ve kimyasal gübreler de su kirlenmesinde önemli rol oynarlar. Bu tarım atıklarının etkileri, kentler ile kentlerin çevresinde yoğunlaşmış yerleşim birimlerinin atıkları kadar büyük boyutlarda olmamasına  karşın önemli kirleticilerdir. <br />
Evlerden, ticaret ve sanayii kuruluşlarından kaynaklanan kanalizasyon atıkları su kirlenmesine yol açan başlıca etkenlerdendir. </p>
<p>Sudan yararlanan sanayii kuruluşları da bir dizi değişik etkisi olan kirleticilerin sulara karışmasına yol açar.  Sanayileşmenin hızla ilerlemesiyle, sanayii atıkları, kanalizasyon atıklarını birkaç kat aşmıştır. Su kirliliğinde en önemli oynayan sanayii dalları, kağıt, kimya, petrol ve demir-çeliktir. Enerji santralleri de büyük miktarda atık ısının sulara karışmasına neden olur. Plastik üretiminde kullanılan maddeler, insan, hayvan ve bitki yaşamı için büyük tehlike oluşturmaktadır. </p>
<p>Türkiye’de Marmara Denizi, Haliç, İzmir ve İzmit Körfezleri, Burdur Gölü su kirliliğinin en yoğun olduğu bölgelerdir.  Ama yoğun turizm etkileri ve enerji santrallerinin yapımı Akdeniz kıyılarını da tehdit etmektedir. </p>
<p>Su kirliliğine sebep olan bir başka etken de atık ısıdır. Isıl kirlenme, biyolojik ve kimyasal tepkimeleri hızlandırır ve çözünmüş oksijen miktarının hızla azalmasına yol açar. Su sıcaklığı balıkların yaşamasına olanak vermeyecek düzeye yükselebilir. Bu durum, zararlı alglerin gelişmesine de ortam hazırlayarak, besleyici madde atıkları, deterjan, kimyasal gübre ve insan atıkları gibi kirleticilerin etkisini çoğaltır. Sonuçta, atık ısı, göllerdeki ötrafikasyonu hızlandırır. </p>
<p><strong>Su kirliliğine yol açan etkenleri</strong>, kısaca şöyle sıralayabiliriz.: <br />
1- Tarımsal faaliyetlerin sonucu<br />
2- Toprak erozyonundan, (doğal kayma ve yapay olgular sonucu)<br />
3- Bitkilerin çürümesinden kaynaklanan kirlenmeler<br />
4- Hayvansal atıklar<br />
5- Tarımsal mücadele ilaçlarından kaynaklanan kirlenme<br />
6- Endüstriden kaynaklanan kirlenme<br />
7- Kimyasal kirlilikler<br />
8- Fizyolojik kirlilikler<br />
9- Biyolojik kirlilikler<br />
10- Atmosferik kirlilikler<br />
11- Zehirli varil veya tehlikeli atıkların gizli gizli gömülmesi veya atılmasından kaynaklanan kirlenmeler. <br />
12- Yerleşim alanlarından gelen kirlenmeler<br />
13- Rüzgarın etkisiyle taşınanlar<br />
14- Endüstri ve evsel atıklar.<br />
<strong>Hava kirliliği</strong></p>
<p>Canlı metabolizmasına zararlı bir çok gazın havaya karışması şeklinde tanımlayabileceğimiz ’hava kirliliği ‘ günümüzde tüm insanlığın ve özellikle de büyük yerleşim merkezlerinin ciddi bir problemidir.Aslında bu problemin nereden ve ne zaman çıktığını söylemek oldukça zor. Belki de insan oğlunun ateşi bulma tarihini hava kirliliği için başlangıç olarak almak en doğrusu. Ama ,kentlerin havasını ilk siyah bulutların kapladığı nefes almanın zorlaştığı,toplu ölümlerin olduğu tarih,endüstri devriminin başladığı yıllardır.  </p>
<p> Endüstrileşme ve teknolojik gelişmeler hava kirliliğine artan bir etkide bulunmuştur. Otomobillerin üretiminin artması ve bunlarda petrolün kullanımı,fabrika bacaları ve kimyasal madde üreten imalathanelerin artması hava kirliliğine ayrıca katkıda bulunmuştur.</p>
<p>Ama bunlar hep günümüzde gelişmişliğin göstergesi kabul edilmektedir. Peki havayı kirleten bu maddeler nelerdir ve nasıl oluşurlar? </p>
<p>Hava kirliliğinin büyük bölümü yanma reaksiyonlarından kaynaklanır. Karbon ve hidrojen moleküllerini içeren petrol ürünleri yakıldığında karbondioksit ve su oluşur.</p>
<p>Ama ‘tam yanma’ gerçekleşmediğinde karbonmonoksit gibi insan sağlığı için çok tehlikeli ve bazende öldürücü gazlar üretilir.örneğin,arabaların motorları karbonmonoksit üretirler.</p>
<p>Hava kirliliğine CO’nun %52, SO2’nin %18, Hidrokarbonların %12 ,NO2’nin %6 ve diğer parçacıkların %12 oranında katkıları vardır. Şimdi bu gazların kaynaklarına ve etkilerine kısaca bir göz atalım.</p>
<p>                               <strong>          KARBONMONOKSİT(CO</strong>) </p>
<p>Karbonun oksijenle birlikte yanmasıyla açığa çıkan bir gazdır. Oksijenin yetersiz olduğu yanma reaksiyonlarında karbon monoksit oluşur.</p>
<p>C(k) +1/2 O2(g)                      CO(g)</p>
<p>Yanma reaksiyonlarında yeterli oksijen varsa karbon monoksit yerine karbondioksit oluşur.</p>
<p>C(k) + O2(g)                    CO2(g)</p>
<p>Karbon monoksit çok zehirli bir gazdır .Yetişkin bir insan,yarım saat boyunca,%1 oranında karbonmonoksit içeren bir odada kapalı kalırsa kısa sürede yaşamını yitirir.  </p>
<p>    <strong>    HİDROKARBONLAR</strong></p>
<p>Karbon ve hidrojen atomları içeren maddelerdir. Petrolde ,doğal gazda ve fosilleşmiş karbonda bulunur. Hidrokarbon kirlenmesinde birinci dereceden sorumlu trafiğe çıkan otomobillerdir. Ayrıca kaloriferler,rafineriler ve sigara dumanında hidrokarbon kirlenmesinde önemli rol oynar. Bunların en tehlikeli özelliği ise kanserojen etkisidir.  </p>
<p>     <strong>SÜLFÜR OKSİTLER</strong> (SOx)</p>
<p>En kirletici ve en çok bulunanları SO2 ve SO3’tür. Havadan ağır olan bu iki gaz kolaylıkla suda çözünür aside dönüşebilir.</p>
<p>SO2 + H2O                H2SO3  (SÜLFÜROZ ASİTİ)</p>
<p>SO3 +H2O                 H2SO4 (Sülfirik asit)</p>
<p>Bu asitler,havada yoğunlaşıp asit yağmuru olarak yeryüzüne döner. Bu gazların havaya yayılmasında petrol rafinerileri,termoelektrik santralleri ve demir eritme tesisleri son derece sorumludur. Organizmanın bazı salgılarıyla temas ettiğinde kükürt asite dönüşür ve kronik bronşite yol açar.</p>
<p>                   <strong>   AZOT OKSİTLER</strong>(NOx)</p>
<p>Atmosferde en çok bulunan şekli NO ve NO2 dir. Ateşlemeli motorlarda yüksek</p>
<p>ısıda azotun oksijenle birlikte yanmasından oluşan gazlardır.Yüksek ısılarda şimşek çakması sırasında havada kendiliğinden de oluşabilir.</p>
<p> N2 +O2                    2NO</p>
<p>Havadaki oranı,büyük ölçüde o bölgedeki araba,termoelektrik santrali ve petrol rafinerisi sayısıyla paralellik gösterir. Boğaz ve bronş tahribatlarına yol  açar.</p>
<p>NO hava ile temas ettiğinde hemen yükseltgenerek NO2  ye dönüşür. NO2 rahatlıkla suda çözünüp asit çözeltisi oluşturabilir.</p>
<p>NO(g) +1/2O2(g)                  NO2(g)</p>
<p>2NO2 + H2O                       HNO3 + HNO2  </p>
<p><strong>KURŞUN(Pb)</strong></p>
<p>Ateşleyici olarak benzinin içinde bulunan bir metaldir.Emaye ve cam üretiminde de kullanılır Eğer herhangi bir şekilde kurşun organizmaya girerse,metabolizma tarafından yok edilemez. Sonunda kana karışan kurşun,beyin ve sinir sistemlerini tahrip eder.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/cevre-kirliligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atom ve Yapısı</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/atom-ve-yapisi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/atom-ve-yapisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 18:36:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1937</guid>
		<description><![CDATA[ATOM VE YAPISI  Hava,su,dağlar,hayvanlar,bitkiler,vücudumuurduğumuz koltuk,kısacası en ağırından en hafifine kadar gördüğümüz ,dokunduğumuz ,hissettiğimiz herşey atomdan meydana gelmiştir.Elinizde tutuğunuz kitabın herbir sayfası milyarlarca atomdan oluşur.Atomlar öyle küçük parçalardır ki,en güçlü mikroskopla dahi bir tanesini görmek mümkün değildir.Bir atomun çapı ancak milimetrenin milyonda biri kadardır. Bu küçüklüğü bir insanın gözünde canlandırması pek mümkün değildir.O yüzden bunu bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ATOM VE YAPISI</strong></p>
<p> Hava,su,dağlar,hayvanlar,bitkiler,vücudumuurduğumuz koltuk,kısacası en ağırından en hafifine kadar gördüğümüz ,dokunduğumuz ,hissettiğimiz herşey atomdan meydana gelmiştir.Elinizde tutuğunuz kitabın herbir sayfası milyarlarca atomdan oluşur.Atomlar öyle küçük parçalardır ki,en güçlü mikroskopla dahi bir tanesini görmek mümkün değildir.Bir atomun çapı ancak milimetrenin milyonda biri kadardır. Bu küçüklüğü bir insanın gözünde canlandırması pek mümkün değildir.O yüzden bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım: Elinizde bir anahtar olduğunu düşünün. Kuşkusuz bu anahtarın içindeki atomları görebilmemiz mümkün degildir.Atomları mutlaka görmek istiyorum diyorsanız,elinizdeki anahtarı dünyanın boyutlarına getirmemiz gerekecektir.Elinizdeki anahtar dünya boyutunda büyürse,işte o zaman anahtarın içindeki her bir atom bir kiraz büyüklüğüne ulaşır ve sizde onları görebilirsiniz. <span id="more-1937"></span>Yine bu küçüklüğü kavraya bilmek ve herseyin nasıl atomlarla dolu olabildiğini görebilmek için bir örnek daha verelim: Bir tuz tanesinin tüm atomlarını saymak istediğimizi düşünelim.Saniyede bir milyar (1.000.000.000) tane sayacak kadar eli çabuk olduğuz da varsayalım.Bu dikkate değer beceriye karsın bu ufacık tuz tanesi içindeki atom sayısını tam olarak tespit edebilmek için beş yüz yıldan fazla zamana ihtiyacımız olacaktır. Peki bu kadar küçük bir yapının içinde ne vardır? Bu derece küçük olmasına rağmen atomun içinde evrende gördüğümüz sistemle kıyaslayabileceğimiz derecede kusursuz bir sistem bulunmaktadır. Her atom, bir çekirdek ve çekirdeğin çok uzağındaki yörüngelerde dönüp-dolaşan elektronlardan oluşmuştur.Çekirdeğin içinde ise proton ve nötron ismi verilen başka parçacıklar vardır.</p>
<p><strong> ÇEKİRDEK</strong></p>
<p>Çekirdek,atomun tam merkezinde bulunmaktadır ve atomun niteliğine göre belirli sayıda proton ve nötrondan oluşmuştur.Çekirdeğin yarı çapı,atomun yarıçapının on binde biri kadardır.Rakam olarak eritirse;atomun yarıçapı 10-8cm, çekirdeğin yarıçapı ise 10-12cm kadardır. Dolayısıyla çekirdeğin hacmi atomun hacminin 10 milyarda biri eder. Bu küçüklüğü yine gözümüzde canlandıramayacağımıza göre, kiraz örneğimizden devam edebiliriz. Biraz önceki sayfada bahsettiğimiz gibi elinizdeki anahtarı dünya boyutuna getirdiğimizde ortaya çıkan kiraz büyüklüğündeki atomların içinde çekirdeği arayalım.Ama bu arayış boşunadır,çünkü böyle bir ölçekte de çok daha küçük olan çekirdeği gözlemleme olanağımız kesinlikle bulunamaz.Gerçekten bir şey görebilmek için yine ölçü değiştirmek gerekecektir.Atomumuzu temsil eden kiraz yeniden büyüyüp iki yüz metre yüksekliğinde kocaman bir top olacaktır. Bu akıl almaz boyuta karşın atomumuzun çekirdeği yine de çok küçük bir toz tanesinden daha iri duruma gelmeyecektir. Öyle ki, çekirdeğin 10-13cm olan ile atomun 10-5cm olan çapını kıyasladığımızda şöyle bir sonuç ortaya çıkar:Atomu bir küre şeklinde kabul ederek bu küreyi tamamen çekirdekle doldurmak istediğimiz taktirde bu iş için 1015 atom çekirdeği gerekecektir. ancak bundan daha şaşırtıcı bir durum vardır;Boyutları 10 milyarda biri olmasına rağmen, çekirdeğin kütlesi atomun kütlesinin %99.95&#8242;ni oluşturmaktadır.Peki bir şey nasıl olurda bir yandan kütlesinin yaklaşık tamamını oluştururken,diğer yandan da hemen hemen hiç yer kaplamasın? Bunun sebebi şudur:Atomun kütlesini oluşturan yoğunluk tüm atoma eşit olarak dağılmamıştır, yani atomun bütün kütlesi atomunçekirdeğine birikmiştir. Diyelim ki ,sizin 10 milyon m2 bir evimiz var ve bu evin tüm eşyasını 1 m2 &#8216;lik bir odada toplamanız gerekiyor .Bunu yapabilir misiniz? Tabii ki hayır. Ancak atom çekirdeği dünyada eşi-benzeri ,olmayan çok büyük bir güçle bunu yapabilmektedir. 1932 yılına dek ,çekirdeğin proton ve elektronlardan oluştuğu sanılıyordu. Ancak yapılan araştırmalarla elektronların değil nötronların atom çekirdeğini oluşturduğu anlaşıldı.Atom çekirdeine sığabilen bir protonun büyüklüğü ise 10-15 metredir.<br />
 <br />
  <br />
<strong> ELEKTRONLAR</strong></p>
<p>Elektronlar, çekirdeğin etrafında belirli yörüngelerde durmaksızın dönen parçacıklardır ve çekirdeği elektrik yükünden oluşan bir zırh gibi kuşatırlar. Elektronları daha yakından inceleme ve onlara bakabilme imkanımız olsaydı, onların tıpkı dünyamız gibi hareket ettiklerini görürdük. Evet; elektronlar tıpkı dünyanın güneş çevresinde dönerken aynı zamanda kendi çevresinde dönmesi gibi dönerler. Ancak kuşkusuz, elektronların büyüklüğü dünyanın büyüklüğünden çok farklıdır. Eğer bir kıyas yapmak gerekirse; bir atomu dünya kadar büyütsek, bir elektron sadece bir elma boyutuna gelecektir. En güçlü mikroskopların bile göremeyeceği kadar küçük bir alanda dönüp-duran onlarca elektron, atomun içinde çok karışık bir trafik yaratır. Ancak, elektronlar atomun içinde en ufak bir kazaya yol açmazlar. Üstelik atomun içinde yaşanacak en ufak bir kaza atom için felaket olabilir ama atom, kendi sonunu getirecek bu felaketi hiçbir zaman yaşamaz ve varlığını sürdürür. Elektronlar, nötron ve protonların neredeyse iki binde biri kadar ufaklıkta parçacıklardır. Bir atomda, protonlarla eşit sayıda elektron bulunur ve her elektron her bir protonun taşıdığı artı (+) yüke eşit değerde eksi (-) yük taşır. Çekirdekteki toplam artı (+) yük ile elektronların toplam eksi (-) yükü birbirini dengeler ve atom nötr olur. Elektronların taşıdıkları elektrik yükü itibariyle bazı fizik kurallarına uymaları gerekir. Bu fizik kuralları &#8216;aynı elektrik yüklerinin birbirini itmesi ve zıt yüklerin birbirlerini çekmesidir. İlk olarak; normal koşullarda hepsi eksi yüklü olan elektronların bu kurala uyup birbirlerini itmeleri ve çekirdeğin etrafından dağılıp-gitmeleri gerekir. Ancak durum böyle olmaz. Eğer, elektronlar çekirdeğin etrafından dağılsalardı, tüm evren boşlukta dolaşan, proton, nötron ve elektronlardan ibaret olurdu. Bu durum da tabii olarak evrenin sonunun gelmesine sebep olurdu. kinci olarak; artı yüke sahip olduğu için çekirdeğin, eksi yüklü elektronları kendine çekmesi ve elektronların da çekirdeğe yapışmaları gerekir. Böyle bir durumda da çekirdek bütün elektronları kendine çeker ve atom içine çöker. Ancak bu olumsuzlukların hiçbiri olmaz! Elektronların az önce belirttiğimiz (1.000 km/s) olağanüstü kaçış hızları, bunların birbirlerine uyguladıkları itici kuvvet ve çekirdeğin elektronlara uyguladığı çekim kuvveti o kadar hassas değerler üzerine kurulmuştur ki bu üç zıt etken birbirlerini mükemmel bir şekilde dengelerler. Sonuçta atomdaki bu muazzam sistem dağılıp parçalanmadan sürüp gider. Atoma etki eden bu kuvvetlerden birinin olması gerekenden çok az daha fazla veya az olması atom diye bir kavramın hiç varolmamasına neden olurdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/atom-ve-yapisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alternatif Akımda Güç</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/alternatif-akimda-guc.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/alternatif-akimda-guc.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 18:33:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1934</guid>
		<description><![CDATA[ALTERNATİF AKIMDA GÜÇ     Bu bölümde çeşitli alternatif akım devrelerindeki güç, gücün çeşitleri ve özellikleri görülecektir. Alternatif akım devrelerinde güç; aynen doğru akım devrelerinde olduğu gibi zaman biriminde yapılan elektrik işidir. Bu işin değeri de yine doğru akım devrelerinde olduğu gibi devre gerilimine ve devrede dolaşan akıma bağlıdır.   Bununla beraber alternatif akımda akım ve gerilimin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ALTERNATİF AKIMDA GÜÇ</strong><br />
 <br />
  Bu bölümde çeşitli alternatif akım devrelerindeki güç, gücün çeşitleri ve özellikleri görülecektir. Alternatif akım devrelerinde güç; aynen doğru akım devrelerinde olduğu gibi zaman biriminde yapılan elektrik işidir. Bu işin değeri de yine doğru akım devrelerinde olduğu gibi devre gerilimine ve devrede dolaşan akıma bağlıdır. <span id="more-1934"></span></p>
<p>  Bununla beraber alternatif akımda akım ve gerilimin devamlı olarak değişimini ve bazı hallerde aralarında faz farkı bulunması sebebiyle güç değerinin hesaplanabilmesi doğru akımda olduğu gibi basit değildir. Alternatif akımdan faydalanılan gücün değeri; akım ve gerilimin etkin değeriyle aralarındaki faz farkına bağlıdır.</p>
<p><strong>Alternatif Akımda Güç Çeşitleri :</strong></p>
<p>  Alternatif akımda akım ve gerilim arasında faz farkının bulunması sebebiyle birbirinden farklı üç çeşit güç kavramı meydana gelmiştir. Bunlar sırayla:</p>
<p>1. Zahiri güç   ( görünen güç )<br />
2. Faydalı güç ( etkin güç )<br />
3. Kör güç       ( reaktif güç )</p>
<p>                       Şekildeki görünen ABC dik üçgeni bu güçler arasındaki bağlantıları göstermektedir. Bu üçgende ( AB ) kenarı zahiri gücü göstermekte olup; P = E*I formülü ile bellidir.<br />
  Zahiri güç, güç katsayısı alınmadan kabul edilen güç değeridir. Zahiri gücü; (Volt-amper) veya (kilovolt-amper) birimleriyle gösteriniz.</p>
<p>  ABC üçgeninin (AC) kenarı faydalı gücü gösterir. Bu güç değeri alternatif akımın wattmetrelerde okunan değeridir. Bu değerde şekilde görüldüğü gibi; akım, gerilim ve güç katsayısının kat sayısına eşittir. Formüller olarak ifade edersek ;</p>
<p> P=E*I*cos olur. Watt ve kw birimleriyle bellidir.<br />
 <br />
  ABC üçgenini BC kenarı kör gücü gösterir. Körgüç; alternatif akımın faydası olmaya yani iş görmeyen güç değeridir. Şekilde görüldüğü gibi bu gücün değeri ;</p>
<p>Pk=E*I sin formülü ile bellidir. Birimi ise voltamper kelimsinin sonuna reaktif kelimesi getirmekle volt-amper-reaktif ismini alır.</p>
<p>  Alternatif akım gücünün faydalı gücün ve kör gücün değerleri güç katsayısına  bağlıdır. Güç katsayısı cos arttıkça kör güç azalır, faydalı güç çoğalır. Güç katsayısı azaldıkça kör güç çoğalır ve etkin güç azalır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/alternatif-akimda-guc.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava Kirliliği</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/hava-kirliligi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/hava-kirliligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 18:31:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1931</guid>
		<description><![CDATA[Hava, atmosferi meydana getiren gazların karışımıdır. Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azotdioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78’i azot, hacim olarak %21’ni ve ağırlık olarak %23’ ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hava, atmosferi meydana getiren gazların karışımıdır. Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azotdioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir. Bu gazların dağılımı ise % 78’i azot, hacim olarak %21’ni ve ağırlık olarak %23’ ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif bir gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin %1’ini oluştururlar. Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, bu olaylarla birbirini öyle takip dengeler ki , su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden bir birleşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur. Atmosferdeki azot orman yangınları, şimşek gibi doğal atmosfer olayları ve yanma sonucu meydana gelir.<span id="more-1931"></span></p>
<p>   <strong>HAVA KİRLİLİĞİ</strong><br />
Doğal olarak saf atmosfer az veya çok miktarda, büyük bölümü suni olan yabancı maddelerin üretimi ile kirletilir. Bunların başında petrol ürünleri ve endüstriyel kirleticiler gelmektedir. Özellikle son yıllarda, endüstriyel aktivitenin, şehirleşmenin ve nüfusun arması ile kirletici maddelerin kullanımı ve miktarıda hızla artmaktadır.<br />
Atmosfere dağılarak, onu kirleten kirleticiler katı, sıvı ve gaz halindedirler. Çeşitli kaynaklardan meydana gelen kirlilik maddeleri toz, is, sis, buhar, kül, duman vb. olarak havaya geçerler. Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklardan atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve kirleticilerle atmosferik özellikler arasında kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar.  </p>
<p>Atmosfere kirletici kaynaklardan yayılan kirleticiler, kükürtdioksit, azot oksitler, karbon monoksit, hidrokarbonlar asılı vaziyette bulunan katı partüküllerdir. Bunlardan; Kükürt Bileşikleri:Petrol ve kömür gibi kükürt içeren maddelerin yakılması ve kükürt içeren bazı maddelerin işlenmesi sırasında kükürt gazı açığa çıkar. Bu kükürt bileşiklerinin solunması, bronşit ve astım gibi hastalıklara yol açabilir.</p>
<p><strong>Azot Oksitleri:</strong><br />
Azot oksitleri daha çok enerji santrallerinden ve motorlu araçların  egzoz borularından yayılır. Bir azot oksit olan nitrojen dioksit (NO2 ) solunması kalp, akciğer ve karaciğer rahatsızlıklarına ve solunum yolu hastalıklarına yol açar.</p>
<p> <strong>Karbon Oksitleri</strong><br />
:Fosit yakıtların kullanılması ve orman yangınları gibi nedenlerle atmosfere büyük oranda karbondioksit (CO2 ) gazı yayılır. Bunun yanında, oksijenle metanın tepkimeye girmesiyle oluşan karbonmonoksit (CO) gazı da bir  kirleticidir. Karbon oksitleri baş dönmesi ve reflekslerde yavaşlamaya sebep olur. Havada yüksek oranda bulunmaları ölümlere neden olabilir.</p>
<p><strong>Hidrokarbonlar:</strong><br />
Motorlu taşıtlarda kullanılan petrolün, tüm olarak yanmaması etilen (C2H4) ve benzen (C6H6) gibi hidrokarbonların çevreye salınmasına neden olur.Bu hidrokarbonlar, havadaki başka kimyasal maddelerle tepkimeye girdiğinde, gözlere ve solunum yollarına zararlı etkileri olur. Benzen gibi bazı hidrokarbonların kanser yapıcı etkileri de vardır.Bu kirleticilerle, atmosferik özelliklerin oluşturduğu  kimyasal reaksiyonların en önemlileri ise fotokimyasal olaylardır ki, bunlardan özellikle floroklorokarbonlar, güneşten gelen zararlı UV (ultraviole) ışınlarına karşı yeryüzünü koruyan ozon tabakasında büyük tahribata yol açmaktadır.</p>
<p>Doğal veya insan yapısı sonucu atmosfere karışan kirleticiler, her iki halde de Atmosfere yayıldıkları anda hızla kimyasal reaksiyonlar oluştururlar ve hava akımları ile karışır, dağılır, yayılır ve taşınırlar. Böylece kirleticiler, kaynaktan çıkıp, alıcılara ulaştığında karakterleri değişebilir. Genel olarak kirlilik,havadaki katı parçacıklar vekükürtdioksit miktarına göre belirlenir. Oysa atmosferde oluşan kimyasal olaylarda, organik maddeler büyük rol alır. Çünkü organik maddeler, atmosferde ister reaksiyona girsinler, ister girmesinler kimyasal reaksiyonların çekirdeğini oluştururlar. Hava kirliliği denildiğinde, kirleticiler ve bunların bulunduğu atmosfer ortamı aynı derecede rol oynar. Herhangi bir yerde hava kirliliği çalışması yapıldığında, ilk olarak o bölgenin meteorolojik koşulları ve havanın kimyasal yapısı incelenmelidir.</p>
<p>Bölgesel, meteorolojik ve coğrafik faktörlerin, havanın kirletilmesi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Hava kirlenmesi, üç yüzyıldan beri bazı şehirlerde önemli bir sorun olmaktadır. Genel olarak iki tip hava kirlenmesi vardır. Bunlardan biri isli, kurumlu, sülfürlü olan Londra Tipi Hava Kirlenmesi, diğeri ise Los Angeles Tipi Hava Kirlenmesidir. Bazı yerlerde ise bunların her ikisinin karışımından ibaret bir hava kirlenmesi görülmektedir. </p>
<p>Londra tipi hava kirlenmesinde, en yüksek konsantrasyon (kirlilik) sabahın erken saatlerinde olur. Bu tip, oldukça düşük sıcaklıkta ve oldukça yüksek nemde meydana gelir. Zerrelerle ve kükürt dioksit gazıyla atmosfer kirletilmiştir. Londra tipi hava kirlenmesinin, bronşit ve astım rahatsızlıklarına neden olduğu ileri sürülmektedir.1952 Yılında Londra’yı kaplayan kalın sis ve duman tabakası, iki hafta içerisinde dört bin insanın ölümüne yol açmış, bir o kadar insan da üç ay içerisinde can çekişerek ölmüştür.</p>
<p>Normal olarak, gündüz hava ısınırken, yukarı doğru çıkan hava cereyanı 200-750 m’lik bir karışım derinliği meydana getirir. Fakat yüksek basınçta ve zemin yüzeyindeki soğuk hava kütlesinde, havanın durgun olduğu havzalarda, gündüzleri havanın ani ısınması ile inversiyon meydana gelir. Bu çeşit olaylar şehirlerde havanın kirlenmesine yol açar. İşte Los Angeles tipi hava kirlenmesi bu olayın sonucudur. Fotokimyasal olan Los Angeles tipi hav kirlenmesinde, en yüksek konsantrasyon öğleyin 11 ile 13 saatleri arasında olur. Bu olay genellikle yüksek sıcaklıkta ve oldukça düşük nemde, açık günlerde meydana gelir. Londra tipi hava kirlenmesinden diğer önemli bir fark, atmosferde ozon ve peroksiasetilnitrat gibi bazı bileşiklerin bulunması sebebiyle kimyasal oksitlemenin oluşmasıdır. Bu bileşikler, 50 milyon otomobilin egzozundan çıkan ve LosAngeles çukurluğunda toplanan azot oksitlerin ve hidrokarbonların komplesk karışımların ve güneş ışığının etkisi ile oluşurlar. Bu tip kirlenme, değişik tarım ürünlerine, çiçeklere ve ağaçlara çeşitli zararlar verir. Ayrıca gözlerde rahatsızlık ve görüş mesafesinin kısalması, ölüm oranlarının artması gibi etkileri de vardır.</p>
<p>Atmosfer ile ilgili alanlarda çalışan bilim adamlarının en önemli gündem maddelerinden birini uzun zamandan beri ozon tabakasındaki delik oluşturmaktadır.Bir grup, alınan tedbirler ile problemin ortadan kalktığını ve önemli bir problem olmadığını iddia ederken, diğer bir grup ise bu düşünceye katılmamaktadır.</p>
<p>Ozonun en önemli düşmanı kloroflorokarbon (CFC)gazlarıdır. Bu gaz  1930’da Thamos Midgely adlı araştırmacının General Motors firması için yaptığı çalışmalar sonucu geliştirilmiş ve soğutma maksatlı ev aletlerinde kullanılmaya başlanmıştır. 1940’lı yılların ortalarında ABD’deki soğutucuların büyük bir çoğunluğu CFC ile çalışıyordu. İlerleyen yıllarda CFC üretimi ciddi boyutlarda arttı ve yeni kullanım alanları buldu.</p>
<p>1970’de ozon tabakası üzerindeki olumsuz tesire ilk defa Paul Crutzen dikkat çekti; onun yaptığı çalışmada zararlı maddelerin azot oksitleri olduğu tespit edildi.1974’de Richard Stolarski ve Ralph Cicerone uzay mekiklerinin egzozlarından çıkan klorinin ozona zarar verdiği uyarısında bulundular. Aynı yıl F. Sherwood Rowland ve M. Molina strotosfere ulaşan CFC’lerin ozona zarar verdiğini ilk defa iddia ettiler ve CFC üretiminin en kısa zamanda sınırlandırılıp yasaklanmasını istediler. Devam eden çalışmalar bu ikazı destekleyici neticeler verince, 1976’da ABD’de, spreylerde CFC kullanımının 1978’den itibaren yasaklanma kararı alındı. İlerleyen yıllarda milletler arası girişimler başladı. Bu arada ozonun Antarktika üzerinde inceldiği tespit edildi (1985). 1987’de 140 ülkenin imzaladığı Montreal Protokolü ile CFC üretimindeki artışların durdurulması ve üretimin 1998’de yarıya indirilmesi kararlaştırıldı. 1992’de Kopenhag’da yapılan toplantıda  ise CFC’lerin gelişmiş ülkelerde 1996’da , gelişmekte olan ülkelerde ise 2010 yılında tamamen üretimden kaldırılması kararlaştırıldı. 1996’da, yapılan çalışmalarla milletler arası protokollere uyulması halinde ozon tabakasının kendini tamir edebildiğinin 21. Yüzyılda gözlenebileceği tahmini öne sürüldü.</p>
<p>   <strong>PEKİ OZON NASIL DELİNİYOR?</strong> <br />
CFC’lerin ozonu tahrip etme mekanizması S. Rowland ve M. Molina tarafından tespit edildi ve bilim adamları 1955 Kimya Nobeli ile mükafatlandırıldı. Açıklanan mekanizmaya göre; stratosfere ulaşan bir CFCI3 molekülü yoğun ultraviyole ışınlarının tesiriyle bir klor atomunu bırakarak CFCI2  haline gelmekte, tek başına kalan klor atomu artık tam bir ozon katili durumunu almaktadır. Çünkü bu klor atomu, ozon molekülü ile (O3) reaksiyona girerek bir oksijen molekülü (O2) ve klormooksit (CIO) meydana getirir. Ancak işlem burada bitmez, ortamda bol miktarda bulunan bir oksijen atomu klormonoksit ile etkileşir ve oksijen atomu, molekül haline (O2) gelir.</p>
<p>Klor atomu da yeniden tek başına kalarak yeni bir ozon molekülünü parçalayıp ortama oksijen molekülü ile bir klormonoksit çıkmasına sebep olur ve bu işlem stratosferde devamlı tekrarlanır durur.Bu mekanizmanın tespiti ile CFC’lerin ne kadar tehlikeli olduğu ortaya net bir şekilde konmuştur.</p>
<p>   <strong>BİZE YÖNELEN TEHLİKE!!!</strong><br />
Ülkemizde bu konu ile ilgili çalışmalar yapılmadığı gibi, özellikle cilt kanserindeki artışlar kamu oyuna duyurulmayıp herhangi bir uyarıda bulunulmamıştır. Halbuki ABD’de yapılan araştırmalarda stratosferdeki ozonun %1’lik azalmasının cilt kanseri  vak’alarında % 3’lük artışa sebep olduğu tespit edilmiş ve ülkenin cilt kanseri risk haritası çıkarılarak yayınlanmıştır.</p>
<p>Diğer taraftan popüler bilim dergilerinde, ozondaki %1’lik azalmanın, yer yüzüne ulaşan ultraviyole radyasyonunun %2’lik bir artışını netice verdiği yazılmaktadır. Ultrviyole ışınlarının artışının, sadece cilt kanserini değil, göz rahatsızlıkları ve bağışıklık sistemi bozukluklarını da beraberinde getirmekte olduğu ifade edilmektedir.</p>
<p>   <strong>GELECEĞİMİZİ ULTRAVİYOLE Mİ KARARTACAK?</strong><br />
Görüldüğü gibi tehlike küçümsenecek gibi değildir. Ancak Batı’daki gelişmelerin ortaya çıkardığı bu problem, yine yukarıda anılan protokolleri hazırlayıp tehlikeyi sezenler tarafından ele alınıp, çözümlenmek üzere önemli adımlar atılmıştır. Ozonun kendini yenilemesi zaten bilinmektedir. Her yağmur yağdığında içimize çektiğimiz değişik kokulu taze havada bol miktarda ozon olduğu gibi, her çakan şimşekte, her düşen yıldırımda bol miktarda ozon açığa çıkmaktadır. Yeter ki insanoğlu, CFC’leri yasakladıktan sonra yeni bir ozon katili icat etmesin.</p>
<p>Ozon tabakasının delinmesi ile ortaya çıkan yeni bir sanayi ise “sağlıklı bronzlaşma” adı altında bir taraftan insanları deniz kenarında yakarken,diğer taraftan da yine onları ultraviyoleden koruyucu kremler ve çeşitli sıvılara buluyarak cilt kanserinden korumaları için paralarını almaktadır. Bu güneş kremleri hakkında sanki çok ciddi ilmi çalışmalar yapılmış gibi bir hava verilmektedir. Halbuki bu krem ve sıvıların hiçbirinin ciddi bir koruyuculuğu olmadığı gibi, tam aksine korunduğunu zanneden insanlar güneş altında daha fazla kalmasına ve cilt kanseri riskinin artmasına da sebep olmaktadırlar.</p>
<p>1996 Ekim’inde, Nasa “Toplam Ozon Haritası” adıyla yapmış olduğu çalışmalarda elde edilen ölçümleri bulunmaktadır. Antarktika üzerinde ozonun en az olduğu bölge “Ozondaki delik”tir. Ozon ölçümleri, 1950’lerde Güney Kutbu’nda ilk çalışmaları gerçekleştiren Dabson’ın adına izafeten “Dabson Birimi” ile ölçeklendirilmektedir.   </p>
<p>   <strong>HAVA KİRLİLİĞİ KAYNAKLARI VE NEDENLERİ</strong><br />
Atmosfer, genellikle içerisine karışan toksinli maddeleri eriterek etkisiz hale getirmesine rağmen meteorolojik ve topoğrafik şartlara bağlı olarak devamlı bir şekilde kirlenmektedir. Çeşitli amaçlarla yakılan ateşler, fabrika ve ev bacalarının dumanları, araçların egzost gazları havaya zehirli gazlardan olan karbon monoksit, kükürtdioksit ve nitrik asit gibi gazların bol miktarda karışmasına neden olur. Hava kirliliğine neden olan kirleticilerin, kaynaklarına göre hava kirliliği, tabii kaynaklardan meydana gelen kirlilik ve insan faaliyetleri sonucu suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik olmak üzere iki sınıfa ayrılır.Tabii kirliliği oluşturan,doğada bulunan kirletici kaynaklarından; tozlar, meteorlar, yeryüzündeki büyük çöl alanlarından ve kumluk alanlardan rüzgarlarla atmosfere taşınırlar; orman yangınları ile atmosfere önemli miktarlarda duman ve zehirli gazlar karışır;foto kimyasal olaylarla azot dioksit; yanardağlardaki volkanik faaliyetler sonucunda kükürt dioksit, hidrojen klorür, hidrojen florür;deniz çalkalanmasından sodyum klorur sayılabilir.</p>
<p>Hava kirliliğinde, tabii kirlilik kaynaklarından çok suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik önemlidir.Çünkü günümüzde insanları en çok ilgilendiren, özellikle büyük yerleşim merkezleri ve sanayi alanlarındaki hava kirliliğidir.Bu kirlilikte daha çok insanfaaliyetleri sonucu meydana gelir. İnsan yapımı kirlilik kaynaklarını ise kabaca:<br />
             1. Ulaşım<br />
             2. Katı yakıtlar<br />
             3. Elektrik santralleri<br />
             4. Endüstri ve ısınma için kullanılan yakıtlar<br />
             5. Endüstriyel işlemler</p>
<p>Olarak sınırlanabilir. İnsan tarafından oluşturulan kaynaklardan oluşan bu kirlilik, bulunan bölgenin endüstriyel gelişimi, nüfusu, şehirleşme durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişim gösterir.</p>
<p>   <strong>HAVA KİRLİLİĞİNİN ZARARLI ETKİLERİ</strong></p>
<p>Hava kirliliğinin, başta insan sağlığı olmak üzere görüş mesafesi , metaryaller, bitkiler ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır.</p>
<p>Katı yakıtlar ve akaryakıt gibi karbonlu maddelerin tam yanmamasından meydana gelen katı ve sıvı etkiye sahiptir. Hava kirliliğinin, sanatsal ve mimari yapılar üzerinde tahrip edici ve bozucu etkisi vardır. Bitkiler üzerinde ise öldürücü ve büyümelerini engelleyici olabilmektedir. Bu nedenle hava kirliliği hem canlıların sağlığı açısından, hem de ekonomik yönden zarar vericidir.</p>
<p>Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri, atmosferde yüksek miktardaki zararlı maddelerin solunması sonucu ortaya çıkar. İnsanların sağlıklı ve rahat yaşayabilmesi için teneffüs edilen havanın mutlaka temiz olması gerekir. Havanın doğal yapısını bozan ve kirleten maddelerin başka bir deyişle kirli havanın solunması, özellikle akciğer dokularını tahrip edici ve öldürücü olabilmektedir. Solunum yolu  ile hava içerisindeki parçacıklar ve duman,teneffüs esnasında yutulur ve akciğere kadar ulaşır.Solunum sisteminin derinliklerinde depolanan bu parçacıklar, akciğer kanserlerine kadar varan hasarlar yapabilmektedir. Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından<br />
Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından oluşan duman ve isin astım, çeşitli burun ve boğaz hastalıkları hatta mide hastalıkları gibi özellikle solunum yolları ile ilgili hastalıklara belirli ölçüde sebep olabileceği öne sürülmektedir. Şiddetlihava kirliliğine maruz kalınması durumunda, bunun insan sağlığına olan etkisi ile hava kirliliğinin düşük miktarlarına, uzun zaman maruz kalmanın etkileri farklı olmaktadır.</p>
<p><strong>   VE ÖNLEMLER</strong><br />
Özellikle sanayi merkezleri ve büyük yerleşim alanları üzerinde daha çok hissedilen hava kirliliğinin azaltılması amacıyla birtakım önlemlerin alınması gerekir.Bunlardan bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:<br />
Sanayi ve iş merkezlerinin mümkün olduğu kadar yerleşim merkezleri dışına alınması<br />
Kişisel vasıta kullanımı yerine toplu taşımacılığın yaygınlaştırılması ve elektrikli taşıma araçlarının geliştirilmesi ve kullanımının artırılması<br />
Konutlarda yakıt yakma tekniklerinin geliştirilmesi ve özellikle sanayi alanlarındaki bacalara, hava filtrelerinin takılması ayrıca yakıt olarak doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması<br />
Şehir merkezlerindeki yoğun trafiğin çevre yollara aktarılması</p>
<p>Ağaçlandırma çalışmalarının artırılması, özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu yerlerde yeşil alanların arttırılması<br />
Şehir yerleşim planlarında meteorolojik faktörlerin özellikle rüzgar durumunun göz önünde bulundurulması<br />
Halkın, hava kirliliği konusunda bilinçlendirilmesi için ilköğretimden başlamak üzere tüm okullarda ve sivil toplum örgütlerince bu amaca yönelik eğitim programlarının hazırlanması.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/hava-kirliligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elektrik Devresi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/elektrik-devresi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/elektrik-devresi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 18:23:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1928</guid>
		<description><![CDATA[Elektrik Devresi Nedir ? Bir üretecin iki ucu iletken bir telle birleştirilip,düzeneğe bir lamba yerleştirilirse,üretecin negatif (-) kutbundan çıkan elektronlar pozitif   (+) kutba giderler. Kurulan bu düzeneğe bir elektrik devresi denir.   Elektrik Devresinin Elemanları Üreteç : Bu elektrik devresinde elektrik akımının kaynağı olan piller,devredeki üreteçlerdir. Anahtar : Devreye akım vermeye  ve akımı kesmeye yarar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Elektrik Devresi Nedir ?</strong></p>
<p>Bir üretecin iki ucu iletken bir telle birleştirilip,düzeneğe bir lamba yerleştirilirse,üretecin negatif (-) kutbundan çıkan elektronlar pozitif   (+) kutba giderler. Kurulan bu düzeneğe bir elektrik devresi denir.<br />
 <br />
<strong>Elektrik Devresinin Elemanları</strong></p>
<p>Üreteç : Bu elektrik devresinde elektrik akımının kaynağı olan piller,devredeki üreteçlerdir.<br />
Anahtar : Devreye akım vermeye  ve akımı kesmeye yarar.<br />
Lamba : Elektrik akımı sonucundan bize ısı ve ışık veren ampullerdir.<span id="more-1928"></span></p>
<p>   Yapılan elektrik devresinde ampuller ve de piller seri bir şekilde bağlanmıştır.Seri bağlı devrelerde akımın gidebileceği sadece bir yol vardır.Bu akım üretecin kutupları arasındaki elektron akışı ile meydana gelir.</p>
<p><strong>DEVRE, ELEKTRİK</strong><br />
 Bir elektrik donanımını oluşturan bağlantılar ve bileşenleri topluca belirten terim.  Elektrik devresi elektrik akımına (elektrik yüklü akışına) yol sağlamak için biri birine bağlanmış bileşenlerden oluşur. Elektrik çoğu kez ışık, ses ya da ısı gibi farklı bir enerji türü üretmekte kullanılır. </p>
<p><strong>DEVRENİN BÖLÜMLERİ</strong></p>
<p> Elektrik devrelerinin çoğunda dört ana bölüm vardır; (1) kimyasal pil, üreteç ya da güneş pili gibi bir elektrik enerjisi kaynağı; (2) lamba, motor  ya da hoparlör gibi bir yük (yada çıktı aygıtı); (3) elektrik enerjisi kaynaktan yüke taşımak için bakır yada alüminyum tel gibi iletkenler ;(4) enerjinin yüke akışını denetlemek için röle,anahtar ya da termostat gibi denetim aygıtı.<br />
                              A                                                                       B</p>
<p>                     11/2 V pil                                                      +<br />
                  <br />
                                                              3 V ampul           -<br />
                     11/2 V pil</p>
<p>    Basit bir elektrik devresi,elektriksel bileşenlerin çizimlerini kapsayan resimsel bir şekille (A) ya da elektrikçilerin belirli bileşenleri tanımlamakta kullandıkları bağlantılı standart simgelerden oluşan bir çizimle (B) gösterilebilir.</p>
<p>         Gerek DA (yönü değişmeyen doğru akım),gerek AA (yönü periyodik olarak terselen dalgalı akım yada alternatif akım) olabilen kaynak, devreye bir elektromotor kuvvet (emk) uygular. Bu  emk ,volt(V) olarak ölçülür ve basınca benzer; belli bir devreden geçecek  (amper olarak ölçülen ) akım miktarını belirler. Dünyanın çeşitli ülkelerinde kullanılan normal voltajlar genellikle, 50 &#8211; 60 hertz frekansta 110 ya da 220 V’ dur.</p>
<p> Devreler,seri,paralel,seri-paralel ve karmaşık olarak dört genel tipe ayrılabilir. Bunların tümü DA, ya da AA bir kaynaktan beslenebilir.</p>
<p>                   2A                     4 V               2A<br />
          +             - </p>
<p>        +                                2W                         +        <br />
12V        3W  6V   <br />
        -                                  1 W                          - <br />
                                     -               + <br />
            2A                                                        2A<br />
                                         2V <br />
Yılbaşı ağacı ampulleri gibi seri bağlanmış bir doğru akım devresinde, bütün dirençler ya da ışıklar (ampuller) ardışık olarak bağlanır .Her ışıkta oluşan voltaj düşmesi, elektrik akışına gösterdiği dirence bağlıdır. Aynı akım bütün ışıklardan geçtiği için, ışıklardan biri sönerse, öbür ışıklara akım geçişi kesilir</p>
<p><strong>DOĞRU AKIM DEVRELERİ</strong></p>
<p>Seri devre: Seri devrede akımın gidebileceği yalnızca bir yol vardır;akım kaynağın bir ucundan çıkar,yükten (çıktıdan) geçerek kaynağın öbür ucuna döner. Metal iletkenli bir devrede bu akım kaynağın negatif kutbundan pozitif kutbuna doğru çok yavaş elektron akışından oluşur. Bazı yarı iletkenli aygıtlarda örneğin transistörlerde ve yarı iletken diotlarda artı yüklerde karşıt yönde hareket eder. Bu “geleneksel” diye adlandırılan ve artıda eksiye doğru aktığı varsayılan akımla çakışır.</p>
<p> En basit doğru akım devrelerinden biri olan el feneri seri devreye örnek verilebilir. Böyle bir anlatmak için devre bileşenlerinin fiziksel görünüşlerini benzer çizimlerin yer aldığı resimsel bir şekil kullanılabilir. Elektrikçilerin ve teknisyenlerin yeğledikleri bir yöntemde bağlantılı simgelerden oluşan bir çizim kullanmaktır;böyle bir çizimde, her simge, bir elektriksel bileşeni temsil eder.</p>
<p> El fenerinde elektrik kaynağı, her birinin emk’sı 1,5 Volt olan ve devreye 3 Volt sağlayan seri bağlanmış iki kuru pildir.3 Voltluk bir ampul devrenin çıktısını oluşturur ve kaynak ile çıktı (yük) arasına sürgülü bir anahtar bağlanır. Bu durumda içine kuru pillerin konulduğu tüp biçimindeki metal gövde iletim yolunu oluşturur. Anahtar açıkken,akım geçmediği için ampul yanmaz. Ancak anahtar kapalı iken devre tamamlanır ve devreden akım geçerek ampulü yakar. Akım ampulün flamanını ısıtarak akkor haline getirir;bu durumda ampul ısının yanı sıra ışıkta yayar.<br />
 Böyle bir devreden geçen akım,ampulle seri bağlanmış bir ampermetre ile ölçülürse kızgın flamanın direnci om yasası ile hesaplanabilir. Bu yasa doğru akım elektrik devresindeki üç nicelik arasında bağıntı kuran bir denklemdir. Bu denklemde voltaj(gerilim) V ile,akım şiddeti I ile direnç R ile gösterilirse buna göre Om yasası birbiri ile eş değerli olan 3 biçimde yazılabilir:<br />
 V=I*R           R=V/I         I=V/R  </p>
<p> Örneğin el fenerinin 3Vluk kaynakktan aldığı akım 0.1 A ise ampulün R direnci 30W olur. Voltaj iki pile bağlanmış bir voltmetre ile ölçülebilir. Ampulün direnci ampule bir ohmmetre bağlanarak anahtar açıkken ölçülebilir.Soğuk direnç denilen bu değer 30W mun çok altında bulunur. Çünkü flaman yüksek bir sıcaklığa ulaştığında direnç önemli ölçüde artar.</p>
<p> Sık rastlanan bir başka seri devre örneğide yılbaşı ağaçlarını süslemede kullanılan küçük ampuller bağlanan ışık telidir. Böyle düzenlemenin sakıncası bir ampul sönerse elektriksel yolun kopması ve bütün ışıkların sönmesidir.Daha iyi bir düzenleme söndüğü zaman kısa devre oluşturan yani akıma direnci sıfır olan ampuller kullanılmasıdır. Bu ampullerden biri sönerse diğeri yanmayı sürdürür. Kirchhoff yasası nedeniyle kalan ampullerin tümünde daha çok voltaj vardır ve devreden daha çok akım geçer. Çünkü Kirchhoff yasasına göre tamamlanmış bir devredeki voltaj düşüşlerinin toplamı uygulanan emk ya eşit olmak zorundadır. Seri bağlanmış bir devreye Ohm yasası uygulandığında bütün seri dirençlerin toplam direnci R dir. Böyle bir devrede tüketilen toplam güç ampullerin her birinde harcanan ayrı ayrı güçlerin toplamıdır.</p>
<p><strong>Paralel devre:</strong> Paralel bağlanmış bir devrenin ayırıcı özelliği,bütün çıktıların (ya da yüklerin) kaynakla aynı voltajda ve birbirinden bağımsız olarak çalışmasıdır. Yani çıktıların biri devreden çıkarılırsa öbürleri bundan etkilenmez. Otomobillerde kullanılan elektrik sistemi,DA Paralel devresine örnek verilebilir; bu sistemde akünün sağladığı 12 V’luk voltaj aynı anda ateşleme sistemine farlara park lambalarına radyoya ve klimaya elektrik enerjisi sağlar.<br />
 Paralel bir sisteme başka bir yük (çıktı) eklenirse akım için yeni bir yol oluşturur. Ve bu nedenle kaynaktan gelen toplam akım artar. Bu Kirchhoff’un akım yasasının bir uygulamasıdır; söz konusu yasaya göre herhangi bir noktadan devreye giren akımların toplamı o noktadan çıkan akımların toplamına eşittir. Başka bir direnç Paralel bağlandığında paralel devrenin birleşik direnci belirgin biçimde azalır.  Seri devrede olduğu gibi paralel devrede de toplam güç ayrı ayrı güçlerin toplamından oluşur. </p>
<p>         15A               5A<br />
+  12<br />
     <br />
           10A        12W     2A         60W          3A          40W     <br />
-<br />
        15 A               5 A</p>
<p>   Otomobilin elektrik sistemi gibi doğru akımlı bir Paralel devrede, bütün rezistörler ya da yükler, parelel dallarla ortak bir güç kaynağına bağlanır. Her yük aynı voltajdadır; ama direncine bağlı olarak farklı miktarda akım çeker.</p>
<p><strong>Seri-Paralel Devre</strong>: Seri-paralel devreler, bazı bileşenlerin birbirleriyle paralel bağlandığı, paralel birleşimlerinse başak bileşenlerle seri halde bulunduğu devreler olarak tanımlanabilir.  Kaynağa seri bağlanmış bir anahtar ve bir sigorta ya da devre kesici ile paralel bağlanmış bir çok bileşen böyle bir devre oluşturur. </p>
<p><strong>Karmaşık Devreler:</strong>  Yalnızca seri ya da sadece paralel bileşimlerden oluşan bölümlere ayrılabilen bir devreye “Karmaşık Devre” denir.  Bir direncin ölçülmesinde kullanılan Wheatstone köprüsü adındaki devre buna iyi bir örnektir.  Bu devre, temel olarak bir karenin dört kenarını oluşturan, birbirine bağlanmış dört rezistörden oluşur.  Çapraz köşelerin ikisine bir voltaj kaynağı öbür ikisine ise belli bir direnci olduğu bilinen bir galvanometre bağlanır.  Ancak köprü devresi dengede olduğunda galvanometreden hiç akım geçmediğinde devre seri paralel bileşimidir.  Toplam direnci bulmak amacıyla böyle bir devreyi çözümlemek için özel teknikler gereklidir. <br />
 Otomobilin ateşleme sisteminde ya da fotoğraf makinesinin fotoflaşında olduğu gibi doğru akım devrelerine indükleçler ve kondansatör bağlanabilir.  Böyle uygulamalarda önemli olan geçici tepkidir; çünkü doğru akım bakımından bir kondansatör (sürekli durum koşullarında) açık devre demektir ve bir indükleç içinden geçen akım değişken olmadıkça hiçbir etki göstermez.  Ama indüktans ve kapasitansın etkileri dalgalı akım devrelerinde çok daha önemlidir.  Çünkü dalgalı akımda voltaj ve akım sürekli değişmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/elektrik-devresi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş Sistemi ve Uzay</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gunes-sistemi-ve-uzay.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gunes-sistemi-ve-uzay.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 18:20:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1926</guid>
		<description><![CDATA[GÜNEŞ SİSTEMİ VE UZAY EVRENİN DOĞUŞU VE GÜNEŞ SİSTEMİNİN MEYDANA GELİŞİ    Evrenin büyük patlama ile başladığı,patlama anında evrenin sıfır büyüklükte ve bu nedenle sonsuz sıcaklıkta olduğu düşünülmektedir.Ama evren genişledikçe ışımanın sıcaklığı düşmüş ve genişleme hızlanmıştır.Patlamadan sonraki 1 milyon yıl içinde evren yalnızca genişlemeyi sürdürmüş,sıcaklık giderek birkaç bin dereceye düşünce,elektron ile çekirdekler aralarındaki elektromanyetik çekime [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GÜNEŞ SİSTEMİ VE UZAY</strong></p>
<p><strong>EVRENİN DOĞUŞU VE GÜNEŞ SİSTEMİNİN MEYDANA GELİŞİ</strong></p>
<p>   Evrenin büyük patlama ile başladığı,patlama anında evrenin sıfır büyüklükte ve bu nedenle sonsuz sıcaklıkta olduğu düşünülmektedir.Ama evren genişledikçe ışımanın sıcaklığı düşmüş ve genişleme hızlanmıştır.Patlamadan sonraki 1 milyon yıl içinde evren yalnızca genişlemeyi sürdürmüş,sıcaklık giderek birkaç bin dereceye düşünce,elektron ile çekirdekler aralarındaki elektromanyetik çekime dayanamayarak atomları oluşturmaya başlamıştır.Genişleme ve soğumalar sürerek bazı bölgelerde çökmeler oluşup,bölge yeterince küçülünce dönerek GALAKSİLER meydana gelmiştir.Galaksiler zamanla küçük bulutlara dönüşmüş,bulutlar büzüldükçe yıldızlar oluşmuştur.<br />
Güneş’te böyle oluşmuştur.<span id="more-1926"></span></p>
<p><strong>__DÜNYA’NIN HAREKETLERİ__</strong></p>
<p><strong>A)Dünya’nın Güneş etrafındaki hareketi</strong></p>
<p>   Dünya,Güneş çevresinde elips yörünge üzerinde batıdan doğuya doğru hareket döner.Bu hareketini 365 gün 6 saatte tamamlar.Böylece bir yıl oluşur.Ekvator düzlemi,Güneş etrafında döndüğü elipsin düzlemine oturmaz.Aralarında 23º 27&#8242;’lık bir açı vardır.Bu yüzden dünyanın çeşitli yerleri,çeşitli zamanlarda güneş ışınlarını değişik açılarla alırlar.Böylece ortaya çıkan farklı ısınma nedeniyle “MEVSİMLER” oluşur.<br />
   21 Haziran’da Güneş ekvatorun 23º 27&#8242; kuzeyindeki Yengeç Dönencesine tam dik gelir.Bu tarihte Kuzey Yarımkürede yaz,Güney Yarımkürede kış hüküm sürer.<br />
   23 Eylül’de Güneş ışınları bu kez Ekvatora dik gelir.Bu tarihte Güney Yarımküre’de ilkbahar,Kuzey Yarımküre’de sonbahar başlamıştır.<br />
   21 Aralık’ta Güneş ışınları ekvatorun 23º 27&#8242; güneyindeki Oğlak Dönencesine tam dik gelir.Bu sırada Güney Yarımküre’de yaz, Kuzey Yarımküre’de kış hüküm sürer.</p>
<p><strong>B)Dünya’nın Kendi Ekseni Etrafındaki Hareketleri</p>
<p></strong>   Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki batıdan doğuya doğru bir tam dönüşü 24 saatte tamamlanır.Buna bir GÜN denir.<br />
   Bu dönüş sırasında Dünya’nın bir kısmı güneş ışınlarını alır,bir kısmı alamaz.Alan yerlerde gündüz,alamayan yerlerde gece hüküm sürer.<br />
   Gece ve gündüz süreleri her zaman birbirine eşit değildir.Yaz aylarında gündüzler uzun,kış aylarında ise geceler uzundur.21 Mart ve 23 Eylül günlerinde gece ile gündüz zamanları eşittir.</p>
<p><strong>__GEZEGENLER__</strong>  </p>
<p>   Güneş sistemimizdeki gezegenler beş bin milyon yıl önce Samanyolunda kozmik bir gaz ve toz kütlesinin yoğunlaşması ile oluştular.Ortada ısı ve ışık yayan Güneş,Güneş’in çevresinde Güneş’ten aldıkları ışığı yansıtan irili ufaklı gezegenler vardır.Güneş sistemindeki gezegenler şunlardır:</p>
<p><strong>İç gezegenler</strong></p>
<p>1)Merkür<br />
2)Venüs</p>
<p><strong>Dış gezegenler</strong></p>
<p>3)Dünya<br />
4)Mars<br />
5)Jüpiter<br />
6)Satürn<br />
7)Uranüs<br />
8)Neptün<br />
9)Plüton</p>
<p><strong>_MERKÜR_<br />
</strong>Güneş’e en yakın olan gezegendir.Kızgın bir soba gibidir.Gezegenin Güneş’e bakan yüzü o denli ısınır ki bazı mineraller erimiş halde bulunur.</p>
<p><strong>_VENÜS_</strong><br />
Akşam Yıldızı,Sabah Yıldızı ve Çoban Yıldızı da denir.Hayat yoktur.Çünkü atmosferde CO² ve azotlu gazlar vardır.Çevresinde bir halka bulunur.Venüs’ü saran yoğun toz bulutu bu gezegenin yüzeyini görmemizi engeller.</p>
<p><strong>_MARS_</strong><br />
Mars Dünya’dan bir sonraki yörüngede döner.2 yılda bir kez Dünya’nın Güneş’e göre tam karşısına gelen Mars,bu konumda çok iyi gözlenir.</p>
<p>   Atmosfer içinde CO²,su buharı,Azot,Argon,Oksijen ve Hidrojen gazları vardır.Oksijen ve su buharı olması canlı organizmaların olabileceğini kanıtlar.Yalnız sıcaklığın çok düşük olması nedeniyle bu mikroorganizmaların uyuşuk durumda olduğu sanılmaktadır.</p>
<p>  Mars’ın iki küçük uydusu PHOBOS(Korku) ile DEIMOS(Şiddet) adlarını eski savaş tanrılarından almışlardır.</p>
<p><strong>_JÜPİTER_</strong> <br />
Jüpiter’in 12 uydusunun birinden görünüşü.Kırmızı leke ve  dönen bulutlar açıkça görülebiliyor.<br />
Uydulardan Europa,İo,Calixto ve Ganymede Ay’dan daha büyük ve  Dünya’dan görülebilir.En büyük gezendir.Çapı Dünya’nın 11 katı oylumu ise 1300 katıdır.</p>
<p><strong>_URANÜS_</strong><br />
Uranüs Güneş’in çevresinde 84 Dünya yılında bir kez döner.Kendi ekseni etrafındaki dönüşünü 11 saatte tamamlar.5 uydusu bulunur.<br />
 <br />
<strong>_SATÜRN_<br />
</strong>En güzel gezegendir.Titan atmosferi olan tek uydudur.Satürn Güneş’in çevresinde 29.5 Dünya yılında döner.Gerçekte Satürn’ün bilinen 18 uydusu vardır ancak,bunlardan sadece 5 tanesini fotoğrafı çekilebilmiştir.</p>
<p><strong>_NEPTÜN_</strong><br />
Neptün’ün Güneş’e uzaklığı Dünya’nın Güneş’e uzaklığının 30 katıdır.Bir Neptün yılı 165 Dünya yılına eşittir.Triton ve Nereid adında iki uydusu vardır.</p>
<p><strong>_PLÜTON_<br />
</strong>Plüton’un ışığı o denli zayıftır ki en güçlü teleskoplarla bile zor görülür.Plüton’un Neptün’ün eski bir uydusu olma olasılığı güçlüdür. <br />
   <br />
<strong>__ASTEORİTLER__        <br />
</strong>   Asteorit kelimesi,yıldıza benzeyen anlamına gelir.Fakat asteroitler yapı olarak gezegenlere benzerler.Mars ile Jüpiter’in yörüngeleri arasındaki bölgede 50.000 kadar küçük gezegen olduğu tahmin edilmektedir.Çapları 800 km ile 4 km arasındadır.</p>
<p><strong>__KUYRUKLU YILDIZLAR__</strong><br />
   Kuyruklu yıldızlar,gerçekte yıldız değildir.Bunlar Güneş’ten aldıkları ışığı yansıtırlar.1910 yılında Halley kuyruklu yıldızı Dünya’ya o denli yaklaştı ki kuyruğu Dünya’yı aydınlattı.Kuyruklu yıldızlar Güneş’e yaklaşırken uzaya kum taneciği büyüklüğünde tanecikler saçarlar.Böyle durumlarda atmosferimiz etkili bir kalkan görevi yapar.</p>
<p><strong>__METEOR VE GÖKTAŞLARI__</strong><br />
   Yeryüzüne düşen meteor ve göktaşı parçalarına (meteorit) denir.Bir kaç ton ağırlığındaki ,asteoridi andıran meteorlar çok hızlı çarptıklarında atmosferde yanmazlar.Ama Dünya’ya düştüğünde kraterler oluşurlar.Bu kraterlerin en ünlüsü Arizona’da 1200 m çapındaki ve 175 m değerliğinde olanıdır.</p>
<p><strong>*YILDIZLAR*</strong><br />
   Güneş Dünya’mıza en yakın yıldızdır.Gökyüzünde,Güneş’ten başka ısı ve ışık kaynakları vardır.Güneş gibi kendiliğinden ısı ve ışık veren cisimlere “yıldız” denir.Epsilon,Vega ve Anteros gibi bazı yıldızlar,Güneş’ten büyüktür.Fakat Dünya’mızdan çok uzakta oldukları için küçük görünürler.</p>
<p><strong>   _YILDIZLARLA GEZEGENLER ARASINDAKİ FARKLAR_</strong><br />
•Yıldızlar kendiliğinden ısı ve ışık enerjisi yayarlar;gezegenler ise Güneş’ten aldığı ışığı yansıtırlar.<br />
•Yıldızlar Dünya’dan uzak,gezegenler ise Dünya’ya yakındır.<br />
•Yıldızların ışığı titreşir,gezegenlerinki titreşmez.<br />
•Yıldızların sıcaklığı çok yüksektir.Gezegenler ise soğuyarak katılaşmıştır.<br />
•Yıldızların birbirine konumları değişmez.Yıldızlar çok uzaktadırlar.Bundan dolayı hareketsizmiş gibi görünürler.Gezegenlerin ise,birbirine göre konumları değişir.Bu sebeple hareketleri kolayca gözlenir.<br />
                                              </p>
<p><strong>  __UZAY__</strong><br />
   Bütün varlıkların içinde yer aldığı boşluğa uzay adı verilir.3 Mart 1972’de, uzayın derinliklerini araştırmak için Pionner_10 (paynır) adlı uydu gönderilmiştir.Bu uydu saatte 49.177 km hızla ve 11 yıl yolculuktan sonra,13 Haziran 1983’te Güneş Sistemi’nin dışına çıkmıştır.Ancak çektiği fotoğrafları dünyaya iletebilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/gunes-sistemi-ve-uzay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sesin Şiddeti</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/sesin-siddeti.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/sesin-siddeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 18:14:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[desibel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1923</guid>
		<description><![CDATA[SESİN ŞİDDETİ NEDİR: Sesin kulak tarafından duyulan yüksekliğine sesin şiddeti denir,sesin  şiddeti Kulağa  gelen  ses dalgalarının  kuveti  ile  ilgilidir. Hafif  sesler  kulağa  az  şiddette  kuvetli  sesler  ise  yüksek  şiddette  gelmektedir. Şiddet birimi desibel&#8217;dir (dB). Desibel insan kulağının işitebildiği en küçük ses şiddetidir. Fısıltı sesi 30 dB Konuşma sesi 40-60 dB Bağırma sesi 80-90 dB Uçağın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SESİN ŞİDDETİ NEDİR:</strong></p>
<p>Sesin kulak tarafından duyulan yüksekliğine sesin şiddeti denir,sesin  şiddeti<br />
Kulağa  gelen  ses dalgalarının  kuveti  ile  ilgilidir.</p>
<p>Hafif  sesler  kulağa  az  şiddette  kuvetli  sesler  ise  yüksek  şiddette  gelmektedir.<br />
Şiddet birimi desibel&#8217;dir (dB). Desibel insan kulağının işitebildiği en küçük ses şiddetidir.<span id="more-1923"></span></p>
<p>Fısıltı sesi 30 dB<br />
Konuşma sesi 40-60 dB<br />
Bağırma sesi 80-90 dB<br />
Uçağın kalkışı 120-140 dB <br />
Tüfek patlaması (yakın Mesafe) 130 dB</p>
<p><strong>KULAK İÇİ ZARARLI SES ŞİDDEDİ</strong></p>
<p>Bir çalışma yerinde gün boyunca 80 desibelin altında bir gürültü olması insan kulağını işitme kaybına karşı riskli duruma sokar, ancak 80 desibelin üzerinde önemli işitme kayıplarını başlatır. Silah ateşlemelerini kapsayan saniye kadar kısa süreli fakat 140 desibel gibi bir şiddetdeki ses kulakta ciddi hasar bırakır. Genellikle yüksek frekanslı, yani tiz sesler kulak için daha tehlikelidir.</p>
<p>Gürültülü bir ortamda konuşurken sesimizi duyurabilmek için bağırmak, kendi sesimizin bize dolgun ve boğuk gelmesi, ortamdan çıktıktan sonra kulakta çınlama, ses şiddetinin kulağa zarar verecek derecede olduğunu gösterir.<br />
Yüksek şiddetteki ses iç kulaktaki işitme sinirlerine  zarar verir. Sesin şiddeti ne kadar fazlaysa zarar verme ihtimali o kadar artar. Kulağa verdiği zarar sesin şiddeti kadar maruz kalma süresi ile de ilgilidir.  </p>
<p>   <br />
  Sesin Şiddeti Nasıl Ölçülür: Sesin şiddet birimi desibel (db)’dir. Bir sesin şiddedini belirtirken birim olarak db kullanılır. İnsan kulağının duyabildiği en küçük ses 0 db olarak kabul edilir.  Bu oran logaritmik olarak artar. Yani 20 db, 10 db’den 10 kat daha şiddetli, 40 db, 10 db’den 1000 kat daha şiddetlidir.  İnsanın 0 ila 180 db arasındaki sesleri duyduğu kabul edilir.  Bazı seslerin şiddeti şu şekilde belirtilebilir.    </p>
<p>0db İnsanın duyabildiği en düşük ses şiddeti</p>
<p>30 db Fısıltı ile konuşma<br />
   60  db Normal konuşma veya daktilo sesi<br />
         90  db Kamyon sesi veya çim biçme makinası sesi<br />
        100 dbAsfalt delme makinesi<br />
        115 db Konser veya barlarda yüksek sesli müzik<br />
        140 db Jet uçağı sesi</p>
<p>Genel olarak 85 db üzerindeki sesin kulağa zararlı olacağı kabul edilir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/sesin-siddeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soya Mucizesi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/soya-mucizesi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/soya-mucizesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 18:12:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fen Bilgisi Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1921</guid>
		<description><![CDATA[SOYA MUCİZESİ SOYA VE ZAMAN           Soya fasulyesi hakkındaki ilk bilgi M.Ö. 3000&#8242;li yıllara ait kaynaklarda yer almakta. Eski bir Çin efsanesine göre, göçebe hayat yaşayan bir kabile çölün ortasında yolunu kaybedince, o zamana dek keşfedilmemiş bir bitkinin fasulyelerini yiyerek hayatta kalmayı başarabilmiş. Bu bitki soyadır. Soyanın, insanın yaşamını sürdürebilmesi için vücudun ihtiyaç duyduğu bütün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SOYA MUCİZESİ</strong></p>
<p><strong>SOYA VE ZAMAN</strong></p>
<p>          Soya fasulyesi hakkındaki ilk bilgi M.Ö. 3000&#8242;li yıllara ait kaynaklarda yer almakta. Eski bir Çin efsanesine göre, göçebe hayat yaşayan bir kabile çölün ortasında yolunu kaybedince, o zamana dek keşfedilmemiş bir bitkinin fasulyelerini yiyerek hayatta kalmayı başarabilmiş. Bu bitki soyadır. Soyanın, insanın yaşamını sürdürebilmesi için vücudun ihtiyaç duyduğu bütün besinleri ideal oranda barındırma özelliği, bizi bu hikayenin doğruluk payı olduğu sonucuna götürüyor.<span id="more-1921"></span></p>
<p>         Beş bin yıl önce deniz yolculuğu ile Çin&#8217;den dünyanın pek çok ülkesine götürülen soyayı, Batı dünyası 20. yüzyılın ilk yarısında tanımaya başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında protein ve yağ teminindeki yetersizlikler soya fasulyesinin insan gıdası olma yönündeki önemini arttırdı. Ancak geçtiğimiz 25 yıl içinde global anlamda önem kazanabildi. İşlevlerinin amaçlarımıza uydurulması için çeşitli proseslere tabi tutulması ancak bu yüzyıl içinde gerçekleştirilebildi.<br />
         Özellikle Latin Amerika ile Çin&#8217;de yetiştirilen soya, ülkemizde de Çukurova Bölgesi&#8217;nde yetiştirilmektedir.</p>
<p>SOYA MAMULLERİ</p>
<p>Soya Unu:Yüksek nitelikli proteinler açısından zengindir. Mükemmel bir demir, kalsiyum ve B vitamini kaynağıdır.Soya fasulyesinin kavrulup öğütülmesi ile elde edilir. En az %50 protein içermektedir. Soya ununun ekmekteki ana işlevi protein ve gluten takviyesidir.Özellikle evlerinde hazırladıkları unlu mamullerde et proteini arzu eden vejetaryenler, bu ihtiyaçlarını soya unu ile gidermektedirler.Soya unu diğer unlardan daha ağırdır ve çok fazla oranda kullanılırsa üründe çok katı bir sonuç verir.</p>
<p>Soya Sütü:Kalsiyum, D vitamini ve B-12 vitamini açısından zengindir. Laktoz içermediğinden inek sütüne alerjisi olanlar için bir alternatif olabilir. Kalsiyum yönünden zengin olduğu için çocuklar ve yaşlılar için önemlidir.<br />
Soya Yağı:Soya yağını, bitkisel yağ kullanılan her yerde kullanabilirsiniz. Hafif tatlı ve hemen hemen kokusuz bir yağdır. Soya yağının duman verme ısısı yüksektir. Bu ısı, 230 derece olduğu için yüksek ısılarda kızartma yapmak için uygundur. Ülkemizde değeri yeni anlaşılan soya yağı, istatistiklere göre dünyada en çok üretilen ve tüketilen bitkisel yağdır.<br />
<strong>SOYANIN FAYDALARI</strong></p>
<p>          İnsanlığın bin yıllardır vazgeçemediği besin kaynağı olan soyayı biz de yavaş yavaş mutfaklarımıza konuk etmeye başlarsak, her gün geciktirdiğimiz &#8220;sağlıklı yaşamak için iyi beslenme&#8221; adımını atmış olabiliriz.<br />
1- İnsan vücudunun gereksinimi olan aminoasitler açısından mükemmel bir denge oluşturmaktadır.<br />
2- Proteinlerinin etkinlik sayısı çok iyidir. Sindirimde kullanım katsayısı da 82&#8242;nin üzerindedir.<br />
3- Yapılan çalışmalar soya proteinlerinin kandaki kolesterolü düşürdüğünü göstermiştir. Soya yağı bitkisel bir yağ olması nedeniyle kolesterol içermez. Bilindiği gibi yalnız hayvani kökenli yağlar kolesterol içerir. Bunun için özellikle diyette ve dengeli beslenmede soyanın yeri çok önemlidir.<br />
4- Soya fasulyesi zengin bir vitamin ve mineral madde kaynağıdır. Kalsiyum, demir, çinko, fosfor, magnezyum ve B vitaminleri en fazla bulunan vitamin ve mineral maddelerdir. İçerdiği B1 vitamini ete oranla çok yüksektir.<br />
5- Soya proteinleri kalp hastalığı ve kanser gibi bir çok kronik hastalıkla savaşmada önemli rol oynar. Doymamış yağ asitlerini içerdiğinden kalp krizi riskini de azaltır.<br />
6- Bazı kanser türlerinde koruyucu özelliğe de sahiptir. Soya katkılı gıdaları sıkça alanların kansere yakalanma olasılığı diğerlerine oranla çok daha azdır. Araştırmalar sonucunda soya lifi kullanan kimselerin kolon kanserine yakalanma riskinin azalmakta olduğu tespit edilmiştir.<br />
7- Bilim adamları soya proteinlerinin böbrek hastalarının beslenmelerinde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamaktadır. Böbrek hastalıklarının tedavisinde ve osteoporoz riskinin azalmasına çok yararlı olduğu belirtilmektedir.<br />
8- Soya proteinin hastalardaki kan serumu protein seviyesini yüksek oranda gerilettiği gözlenmiştir.<br />
9- Soya yağı linoleic ve linolenic isimli iki çok önemli yağ asitini içerir. Bu yağ asitlerinin gıdalarla mutlaka alınması gerekmektedir.<br />
10- Soya fasulyesi, %20 yağ içerir: Diğer yağlık tohumlar ise (fıstık, ayçiçeği, pamuk tohumu) %40-50 yağ içerir.<br />
11- Japonya&#8217;da yapılan bir araştırma, soya fasulyesinin insan kemiğindeki kalsiyum kaybının durdurulmasına ve osteoporozun önlenmesine yardımcı olabileceğini göstermiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/soya-mucizesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

