<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ders Yerimiz... &#187; Din ve Kültür Dersi</title>
	<atom:link href="http://www.dersyerimiz.com/index.php/category/din-kultur/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dersyerimiz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Sep 2009 21:12:07 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kuran-ı Kerimi Diğer Kitaplardan Ayıran Özellikleri</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/kuran-i-kerimi-diger-kitaplardan-ayiran-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/kuran-i-kerimi-diger-kitaplardan-ayiran-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2009 10:22:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=2000</guid>
		<description><![CDATA[KUR’AN-I KERİM’İ DİĞER KİTAPLARDAN AYIRAN GENEL ÖZELLİKLERİ
          Kur’an-ı Kerim 610yılında Hz.Muhammed’e,Ramazan ayının 27. gecesi(Kadir Gecesi)Hira Dağı’nın Nur Mağarası’nda Cebrail aracılığı ile indirilmeye başlanmıştır.İndirilmesi 23 yıl sürmüştür.
          Kur’an 114 sure,6.666 ayetten oluşur.Her surenin yeri,zamanı,açıklığa kavuşturduğu konu farklıdır.
          Kur’an arapçanın kureyş lehçesiyle yazılmıştır ama oluşturulma amacı kuşkusuz yalnızca arapça konuşan toplumlar içinde kalması değildir.Günümüzde dünyanın bütün kıtaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KUR’AN-I KERİM’İ DİĞER KİTAPLARDAN AYIRAN GENEL ÖZELLİKLERİ</strong></p>
<p>          Kur’an-ı Kerim 610yılında Hz.Muhammed’e,Ramazan ayının 27. gecesi(Kadir Gecesi)Hira Dağı’nın Nur Mağarası’nda Cebrail aracılığı ile indirilmeye başlanmıştır.İndirilmesi 23 yıl sürmüştür.</p>
<p>          Kur’an 114 sure,6.666 ayetten oluşur.Her surenin yeri,zamanı,açıklığa kavuşturduğu konu farklıdır.<span id="more-2000"></span></p>
<p>          Kur’an arapçanın kureyş lehçesiyle yazılmıştır ama oluşturulma amacı kuşkusuz yalnızca arapça konuşan toplumlar içinde kalması değildir.Günümüzde dünyanın bütün kıtaları üstünde yaşayan 6000 milyon Müslüman için Kur’an kutsal kitaptır ve kutsal kitapların sonuncusudur.İnsan zihninin anlama ve yorum gücünü aşan bu kitap,bütün insanların okuması gereken bir nitelik taşır.</p>
<p>          Kur’an’ın Mekke’de indirilen bölümlerine Mekki,Hicret’ten sonra Medine’de bildirilen bölümlerine ise Medeni denir.Ama bütün kitap içinde konuşan Allah’ın kendisidir.Genelde Allah,Hz.Muhammed’e hitap eder ve çeşitli konularda yol ve yöntem gösterir,açıklamalarda bulunur.Kur’an’ın Mekke’de inen bölümleri İslamın ruhuna,İslam ahlakına ve felsefesine;Medine’de inen bölümleriyse İslam ilkelerinin uygulanmasına,toplum düzenine ve şeriat yasalarına dayalıdır.</p>
<p>          Kur’an’da,yalnız iman ve ibadet konuları değil,toplum ve dünya işleri konusunda hükümlerde yer alır.</p>
<p>          Kur’an’ın doğru okunmasını sağlayan özel bir okuma biçimi vardır.Buna tecvit denir.</p>
<p>          Kur’an dünyada en çok okunan,başka dillere çevrilen ve 600 milyon insan tarafından Tanrı kitabı olarak benimsenen son kitaptır.</p>
<p>          Kur’an’ın en büyük özelliği ise,aslı bozulmadan günümüze kadar gelmiş tek kutsal kitaptır.Sadece bir toplum için değil bütün müslüman alemi ve insanlar için gönderilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/kuran-i-kerimi-diger-kitaplardan-ayiran-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Müslümanların Hayatları</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/ilk-muslumanlarin-hayatlari.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/ilk-muslumanlarin-hayatlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 15:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[ali ibni ebi talib]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ebu bekir es sıddık]]></category>
		<category><![CDATA[hz. hatice]]></category>
		<category><![CDATA[Zeyd b. Harise]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1102</guid>
		<description><![CDATA[ 
        Hz. Muhammed’in çağrısı üzerine önce eşi Hatice, amcasının oğlu Ali, Mekke’nin önde gelen tüccarlarından Ebu Bekir ve Peygamber’in azatlı kölesi Zeyd, müslüman oldular. Bu dört kişi sanki o devirdeki Mekke toplumunun dört kesitin temsil ediyordu : zengin tüccar kesimini Ebu Bekir, kadınları Hatice, çocukları Ali ve köleleri Zeyd.
Hz. EBU BEKİR ES SIDDIK (r.a)  (571-634)
        
             [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>        Hz. Muhammed’in çağrısı üzerine önce eşi Hatice, amcasının oğlu Ali, Mekke’nin önde gelen tüccarlarından Ebu Bekir ve Peygamber’in azatlı kölesi Zeyd, müslüman oldular. Bu dört kişi sanki o devirdeki Mekke toplumunun dört kesitin temsil ediyordu : zengin tüccar kesimini Ebu Bekir, kadınları Hatice, çocukları Ali ve köleleri Zeyd.</p>
<p><strong>Hz. EBU BEKİR ES SIDDIK (r.a)  (571-634)</strong><br />
        <br />
             Hz. Muhammed (s.a.s.)’in İslam’ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki. Camiu’l Kur’an, es-Sıddık, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi.<br />
            Kur’an-ı Kerim’de hicret sırasında Rasullulah’la beraber olmasından dolayı,   …ma arada bulunan iki kişi den biri…   (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir. Asıl adı Abdülkabe olup, İslam’dan sonra rasullalah (s.a.s.)’ın ona Abdullah adını verdiyi kaydedilir. Azaptan azad edilmiş manasına “atik”; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da “sıddık” lakabıyla anılmıştır. “Deve yavrusunun babası “ manasına Ebu Bekir adıyla meşür olmuştur. Teym oğulları kabilesinden olan Ebu Bekir’in nesebi Mürre b. Ka’b’da Rasulullah2la birleşir. Annesinin adı Ümmü’l-Hayr Selma, babasının ki Ebu Kuhafe Osman’dır.  Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir… b. Murra…et-Teymi’dir. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu abdurrahman dışında bitin ailesi müslüman olmuştur. Babası Ebu Kuhafe, Ebu Bekir’in Rasulullah (s.a.s.)’den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir. İslam2dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulunmayan ‘hanif’ bir tacir olan Ebu Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber’den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslam için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır.<br />
            Hz. Ebu Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571’de Mekke’de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur. İçki içmek cahiliye döneminde çok yaygın bir adet olduğu halde o hiç içmemiştir. O dönemde Mekke’nin ileri gelenlerinde olup Arapların nesep ve ahbar ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu; sermayesi kırk bin dirhendi ki, bunun büyük bir kısmını islam için harcamıştır. Rasulullah’a iman eden Ebu Bekir (r.a) İslam davetçiliyine başlamış, osman b. affan, Zebeyr b. avvam, abdurrahman b. Avf, Sa’d. Ebi Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi İslam’ın yüceleşmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslam’ı onun davetleriyle kabul ettmişlerdir.<br />
            Hz. Ebu Bekir hayatı boyunca Rasulullah’ın yanında ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur. Rasulullah birçok hususlarda onun görüşünü tercıh ederdi. Umumi ve hususi olan önemli işlerde ashabıyla müşevere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda özellikle Ebu Bekir’e danışırdı. Araplar ona “Peygamber’in veziri” derlerdi.<br />
            Teymoğulları kabilesi Mekke’de önemli bir yere sahipti. Ticaetle uğraşıyorlar, toplusal temasları ve geniş kültülükleri ile tanınıyorlardı. Hz ebu Bekir’in babası Mekke eşrafındandı. Hz Ebu Bekir, cahiliye döneminde de güzel ahlakı ile tanınan, sevilen bir kişi idi. Mekke’de “eşnak” diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işleirinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir doslukları vardı. Sık sık buluşur, allah’ın birliği Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşavere ederdi. İkisi de cahiliye kültürüne karşıydılar, şir yazmaz ve şiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.<br />
           <br />
            İslam’ı Benimsemesi<br />
            Hz Ebu Bekir, Hira dağından dönen hz Muhammed ile karşılaştığında, Rasulullah (s.a.s.) ona “Allah’ın elşisi” olduğunu söyleyip “Yaratan Rabbinin adıyla oku” diye başlayan ayetleri bildirdiği zaman hemen ona: “ Allah’ın birliğine ve senin O’nun rasülü olduğuna iman ettim” demiştir. Hz Hatice’den sonra Rasulullah’a ilk iman eden odur. Hz peygamber (s.a.s) İslam’ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebu Bekir şeksiz ve tereddürsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), “Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebu Bekir’in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı” diye latif bir benzetme de yapmıştır. Mü’min Ebu Bekir, hayatının sonunda kadar tüm varlığını İslam’a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir. <span id="more-1102"></span><br />
            Ebu Bekir Mekke döneminde güçlü kailelere mensup kişileri İslam’a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işgencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen satın alıp azad etmekte kullandı. Bilal, Habbab, Lübeyne, Ebu Fukayhe, Amir, Zinnire, nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır. Kendisi de Mecsid-I Haram müşrüklerin saldırısına uğramıştı. Ebu Bekir, iman ettikten sonra İslam’ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karısı Ümmü ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abudurrahman ve babası Ebu Kunafe henüz iman etmemişlerdi. Osman b. Affan, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvam, Talha b. Ubeydullah gibi ilk<br />
müslümanları İslam’a davet eden odur. Müşrüklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz Peygamber  Hz. Ebu Bekir’e de Habeşistan’a göç etmesini söylemişve Ebu Bekir yola çıkmış, ancak Berkü’l-Gımad’da Mekke’nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke’ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke’ye dömüşlerdir. Ancak şartlı olarak Ebu Bekir’I himayesine alan İbn Dugunne, Ebu Bekir’in açıktan açığa ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle şartlarını yerina getirmediyini  iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediyinde Ebu Bekir, onun himayesine ihtiyaçı olmadığını, zaten kendisine söz vermediyini ifade etmişti: “Senin himayeni sana iade ediyorum. Bana Allah’ın himayesi yeter.” Böylece onüç yıl Mekke’de Rasulullah’ın yanında kalan Hz Ebu Bekir, Hz Aişe’nin rivayetine göre, Rasulullah hicret emrini alıp Ebu Bekir’e gelerek ona berberce hicret edeceklerini söyleyince Ebu bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı.<br />
            Hz. Peygamber’in bir gecede Mekke’den kudüs’e oradanda Sidretü’l Münteha2ya gittiği İsra ve Mirac hadisesini duyan müşrikler bunu Hz ebu Bekir’e yetiştirdikleri zaman; “O dediyse doğrudur.” Demiştir. Bu sözünden sonra Ebu Bekir’e; ihlaslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikanda şüphe olmayan anlamında, “Sıddık” lakabı verildi. Kur’an tabiriyle, “ O, ne iyi arkadaştı” denilebilir.<br />
            İşte o “ Sıddık” ile o “Emin”, iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağraya hareket ederek hicret etmişlerdir.<br />
           <br />
            Hicreti<br />
            Sevr mağasına ilk giren Hz. Ebu Bekir(r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Resullulah içeri girmiştir. Ebu Bekir’in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı. Onlar Mekke’den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Küreyş kabilesinin müşrikleri Ebu Cehil başkanlığında Esma’nın evini aradılar, hararet edip dayak attılar.<br />
            Hz. Ebu Bekir (r.a.) hiçret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu nereye gittiyini kafirlere söylememiştir. İz süren Mekkeli müşrikler sevr mağrasına kadar geldiler Resullulah bu sırada Kuran’da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu : “Üzülme, Allah bizimledir” (et-Tevbe,104/40) nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah gülüdür, hakımdır. Kafirler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar. Mağrada üç gün kaldıktan sonra Mediye yönelen Resullulah ile Ebu Bekir Kuba’ya vardılar.<br />
            Ebu Bekir mağrada kaldıkları günü şöyle anlatır; “Rasullulah (s.a.s.) ile bir mağrada bulundum. Bir ara başımı kaldırıp baktım. O anda Küreyş casuslarını gördüm bunun üzerine, ‘Ya Rasullulah, bunlardan birkaçı gözünü aşağı eysede baksa muhakkak bizi görür’ dedim. O, sus ya Ebu Bekir. İki yoldaş ki Allah onların üçüncüsü ola endişe edilirmi?’ buyurdu.<br />
            Kuba’da üç gün Resullullah ile Hz Ebu Bekir nihayet Medine’ye vardılar. Medine’de Hz Ebu Bekir humma hastalığına tutuldu. Hastalık ilerleyip düştüyünde Resullulah, “Allah’ım Mekke’yi sevgili kıldığın gibi Medine’yide bize sevgili kıl, hummayı bizden uzaklaştır diye dua ettiyi zaman Hz Ebu Bekir ve diyer sahabilier iyleştiler. Bu arada “Hz Aişe ile Hz Muhammed (s.a)’in  düyünleri yapıldı. Mescidi Nebi inşa edildi. Masrafların bir kısmını Hz Ebu Bekir karşıladı. Medine’de kardeşlik tesis edildiyinde Ebu Bekir’in kardeşliyi Harise b. Zeyid oldu.<br />
            Hz Ebu Bekir Medine’de Mescidi Nebi’nin inşasına katıldı. Resullulah İslamı yaymak ve duşmanlar hakkında bilgi toplamak için Seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına yolluyor, bunlara bazen Hz Ebu Bekir’de katılıyordu. Resullulah ile birlikte bizzat savaşlarda (Bedir’de, Uhut’ta, Hendek’te) Ebu Bekir’de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyin, Taif gazvelerindede bulundu. Resullulah’ın bizzat idare ettiyi harplere gazve denir. Ebu Bekir bu sözü geçen büyük savaşlardan başka otuzdan fazla gazveye katılmıştır. Çarpışma olmaksızın Vetdan,  Buvat, Bedir-I Ula, Uşeyre gazveriylede duşmanlar itaat altına alınmıştır. Bütün bu gazvelerde Hz Ebu Bekir, Resullulah’ın en yakının da yer almış olup onun “veziri” gibi idi. Bedir’de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebu Bekir oğluyla çarpışmıştır. Sadece o deyil Bedir’de birçok sahabi oğlu, kardeşi, babası, dayısı ile çarpışmıştır. Bedir savaşı, müslümanların İslam’ı herşeyden üstün tuttuklarını Allah için en yakın olan müşrüikleri kan bağı veya kabile taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayırt etmeden öldürdüklerini göstermektedir. Resullulah’ın bir amcası Hamza islam ordusu safındayken öteki amcası Abbas düşman safındaydı. Yeyeni Ubeyde kandi yanındayken, öteki yeyenleri Ebu Sufyan ve Nevfel müşriklerle beraberdi. Hatta kızı Zeynep’in eşi Ebu’l-As da Resullulah’a karşı müşriklerle beraber savaşıyordu.<br />
            Hicret’in  9 yılında Medine’de büyük nir kıtlık oldu. Bu arada Bzans imparatorui, Şamda Hicaz bölgesini istila etmek üzere büyük nir ordu hazırladı. Resullulah, bu orduya karşı islan ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı. Ebu Bekir mallarının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı. 10. yılda ” Veda Hacc” ında bulununan Allah’ın Resulu, 11. Yılda hastalandı.<br />
           <br />
            Hilafeti                                                                                                                                                                                                                                         <br />
            Hicri 11. Yılda hastalanan Resullulah (s.a.s.) 13 Rebuyyulevvel Pazartesi günü ( 8 Haziran 632) vefat etti. Onun vefatını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiyini karar veremediler. Ama O’da bir ölümlüydü. Hz. Ömer onun Hz Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiyini, O’nun için öldü diyen olursa ellerini keseceyini söylüyordu. Ebu Bekir, Resulalah’ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefat haberini duyar duymaz hemen geldi. Resulallah’ı alnından öptü ve ‘’Babam ve anam sana feda olsun Ya Resulallah.ölümündede  yaşamındaki kadar  güzelsin.Senin ölümünle peyganberlik somn bulmuştur.Şanın ve şerefin o kadar büyükki,üzerinde ağlamaktan  münezzehsin .Ya Muhammed ,Rabbinin katında  bizi unutma ; hatırında olalım …’’ dedi.Sonra dışarı çıkıp Ömer’I susturdu ve ;’’Ey insanlar ,Allah birdir ,O’ndan başka İlah yoktur ,Muhammed onun kulu ve elçisidir Allah apaçık hakikattır.Muhammed’e kulluk eden varsa bilsinki,o ölmüştür Allah’a  kulluk edenlere gelince şüpesiz,Allah, Baki ve ebedidir. Size Allah’ın şu buğruğunu hatırlatırım : ‘’Muhammed sadece bir elçidir . Ondan önçede  peygenberler gelip geçmiştir. Şimdi  o ölür veye öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz?  Kim  ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah’a Hiçbir ziyan veremez .Allah şükredenlere mükafatlandıracaktır’’.(Al-u İmran, 3/144).Allah’ın  kitabı ve<br />
Resulallah’ın sünnetine sarılan doğruyu bulur ,o kisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan , peyganberimizin ölümü ile  sizi aldatamsın , dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına  fırsat vermeyiniz ‘’<br />
            Hz Ebu bekir bu konuşmasıyla  orada bulunanları teskin ettikten sonra Resulallah’In techiziyle uğraşrken , Ensar,<br />
Benü Saide Sakifesinde toplanarak Hazreç’in Reisi olan Sa’de b. Uhude’yi Resullulah’tan sonra halefe tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebu Bekir, Hz Ömer, Ebu Ubeyde ve muhacirlerden bir grup hemen Benü Saide’ye  gitti. Orada  Ensar ile konuşulduktan sonra  hilafet hakkında çeşitli muzakereler yapıldıktan sonra Hz Ebu Bekir , Ömer ile Ebu Ubeyde’nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey’at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz Ebu Bekir’in konuşmasından sonra Hz Ömer atılarak hemen Ebu Bekir’e bey’at etti  ve, “Ey Ebu Bekir müslümanları sen Resullulah’ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin biz sana bey’at ediyoruz. Resulullah’a hepimizden sevgili olan sana bey’at ediyoruz” dedi. Hz Ömer’in bu ani davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebu Bekir’e bey’at etti. Bu özel bey’at sonra ertesi gün Mesci-i Nebi’de Hz Ebu Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey’at edildi. Resullulah’ın defni salı günü gerçekleşirken, O’nu nereye defnedileceyi hakkında da bir iftilaf geldiyinde Hz Ebu Bekir yine firasetini ortaya koydu ve “Hey her peygamber öldüyü yere defnedilir” hadisini asaba hatırlatarak bu ihtilafı giderdi. Resulullah’ın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı. Bütün  bunlar olurkan Hz Ali’nin Hz Fatimanın evinde Haşimoğulları ve yandaşlarıyşa ve bey’at katılmadığı nakledilir. Hz Ali rivayetlere göre el-Bey’atü’l- Kübra’ya bey’at edildiyi haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hz Ebu Bekir’in üstünlüsünü bildiyini, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer revayetlere aykırıdır.<br />
            Rasulullah’ın en yakın asabı arasında &#8211; hatta Ebu Bekir ile Ömer arasında &#8211; zaman zaman ihtilaflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişsede ilk iki halife zamanında da görüldüyü gibi daima birlikte devam ettirilmiştir. Anlaşmazlık gibi görünen hadiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı röl oynuyordu. Mesela Ebu Bekir yumuşak ve sakın davranırken, Ömer sertlik yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebu Bekir’in yönetiminde Hz Ali ve Zübeyir b. Avvam Ritte savaşlarında kararların içinde,  namazlarda  Ebu Bekir’in arkasında  yer almışlardır . Hz. Ali Rasulullah’ın bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş ancak İbn Abbas’ın Rasululah hastalandığı zaman ona gidip hilafet işini sormak istemesini geri çevirmiştir. Yani Hz Ebu Bekir’in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır. Zaten tabii, fıtri, akli ve maslahata uygun olanda halifeliyidir. Hz Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahitname bırakmamış, ancak Ebu Bekir’in faziletine dair mescidde konuşmuş hasta hatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine imam tayin etmiştir.<br />
            Hz Ebu Bekir, kendisini Rasulullah’ın mirasından pas almak için gelen Hz Fatima’ya “Resulullah’ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam “ diyerek Fatima’nın Peygamber’in kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Rasullulah’ın yanındayken ne duymuş, ne görmüşse onu tatpık etmiştir. Sonraları Hz. Ali’nin hilafeti zamanında Fatıma’ya ki, Ebu Bekir’e gidip miras isterken savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashabın Rasulullah’ın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir. Hz Ebu Bekir “ Rasulullah’ın Halifesi” seçildikten sonra Mescid’de yaptığı konuşmada, “ sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim görevini hakikiyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteririz; ben Allah ve Rasülü’ne itaat ettiğim müddetçe siz bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez…” demiştir.<br />
           <br />
            Mürtedlerle Mücadele,<br />
            Irak ve Suriye Fütühatı<br />
            Hz Ebu Bekir Rasulullah’ın halifesi olduktan sonra, onun vefatıyla Arabistan’da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme haraketlerine, yalancı peygamberlere, “namaz kılarız, ama zekat vermayiz” diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu’l-Ansı, Müseylemetü’l-Kezzap, Sacah, Tuleyha gibi yalancı pegamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekat yeniden toplanmaya başlamış ve Bey-tü’l-Mal 2 konulup dağıtılmaya başlamıştır. Rasulullah’ın hazırladığı, ancak vefatı sebebiyle bekleyen Üsame ordusunu Ürdün’e yollayan Ebu Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır. İçte isyanlarla mücadele edilirken, sışta iki büyük imparotorluğun, İran ve Bizans’ın ordularıyla karşılaşmıştır. Hire, Ecnadin ve Enbar, savaşlarla İslam diyarına katılmış, ırak fetedilmiş, Suriiye’nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yemrük savaşı devam ederken Hz Ebu Bekir vefat etmiştir. Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: “Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın , yemiş veren ağacı kesmeyin, haddi aşmayın, korkmatın.” Gerçekten İslam ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adeletiyle düşmanlarının taktirini kazanmış, müslüman olmayıp da cize vererek İslam’ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.<br />
           <br />
            Kur’an-ı Kerim’in Toplanması,<br />
            “Mushaf”ın Meydana gelmesi<br />
            Hz Ebu Bekir, Redde harplerinde, vahiy katiplerinin ve kurra’nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hz ömer’in Kur’an’ın toplanması fikrine sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur’an aytlerinin toplanmasını sağlamıştır. Rasulullah zamanında peyderpey inen vahiy, katiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashabın çoğu da Kur’an hafızı idi. Ancak yazılı olan ayetler dağınıktı, Kur’an’ın muhafazası hususunda endişe edildi. Ebu Bekir Zeyd b.Sabit’in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, harkesin elindeki ayetleri getirmesini emretti. Ayrıca sahitlerele ayetle doğrulanıyor, kurra  ile te!kid ediliyordu. Böylece bütün ayetler toplandı ve “mushaf” meydana getirildi. Bu Mushaf Ebu Bekir’den Ömer’e, ondan kıız hafsa’ya geçti ve Hz Osman zamanında çoğaltılarak Darü’l-İslam’ın bitin vilayetleirne dağıldı.</p>
<p>            Vefatı   <br />
            Hilafeti iki sene üö ay gibi çok kısa bir müdet sürmesine rağmen Hz. Ebu Bekir zamanında İslam Devleyi büyük bir gelişme göstermiştir. Hz Ebu Bekir Hiçri 13. Yılda Cemaziyelahir ayının başında hicretten sonra Medine’de yakalandığı hastalandığı hastalığının çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer’in namaz kıldırmasın istedi. Ashabla istişare ederek Hz. Ömer’in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdive hilafet ahitnamesini Hz. Osman’a yazdırdı. Ebu Bekir(r.a.) de çok sevdiyi Rasulullah gibi altmışüç yaşında vafat etti. Vasiyeti gereyi Rasulullah’ın yanına &#8211; omuz hizasında olarak &#8211; defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.</p>
<p>            Kişiliği ve Yönetimi             <br />
            Tacir olarak geniş bir kültüre sahıp olan Hz Ebu Bekir, dürüstlüğü ve takvası ile ashap içinde ilk sırada yeralır. Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp az az konuşmak, tevazu ile belirgindi. Hz Aişe’nin rivayetinegöre, “ gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf” biri idi. Cahiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı. Rasulullah’ın en sadık dostu olan Ebu Bekir’in Miraç olayında sergilediyi sonsuz bağlılık örneyi ona “es-sıddık”1 lakabını kazandırmıştır. O bu olayda “O ne söylüyorsa doğrudur” demiştir. Cömertlikte üstüne yoktur. Bütün malını mülkünü İslam için harcamış, vefat ederek vasiyetinde, halifeliyi müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iade edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka birşey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olan Ebu Bekir, kızı Aişe’yi Resululah ile hiçretten sonra evlendirmiş. Hiçret sırasında mağrada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığındao sırada dizine yatap uyumuş olan Peygamber’i uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Hz Peygamber uyanıp ne olduğunu sorduğunda, “ Anam-Babam sana feda olsu ya Resulullah” demesi olayı Ebu Bekir’in Resululah’a bağlılığını örneklerinde sadece biridir. Hz Ebu Bekir’in beya yüzlü, zayıf, doğan burunlu, sakalını kına ve çıvıt otuyla boyayan sakin bir adam olduğu rivayet edilir. Rasulullah’tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebu Bekir’indir. O, Hz Peygamber’in veziri, fetvalarında en yakını idi. Rasulullah’ın, “İnsanlardan dost edinseydim, Ebu Bekir’I edinirdim.” ve “Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebu Bekir hariç” demesi ve son hutbesinde, “ Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti” diye Ebu Bekir’I övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yanlız Hz. Ebu Bekir’in kapısını açık bırakması ona verdiyi değeri göstermektedir.<br />
            Hz Ebu Bekir’in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebu Bekir nasih sünnetini çok iyi biliyor, Rasulullah2ı herkesten çok tanıyordu. Bu yüzden hilafetinde kendisine karşı içte mualif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir. Ihtilaf veya İhtilaflarda çözümsüzlük, bid’atler onun devrinde yaşanmamıştır. “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” buyuran Rasulullah’ın haberi sanki lafızda ve manada Hz. Ebu Bekir’de zahir olmuştur.<br />
            Kaynaklarda onun, “Ben ancak Rasulullah’a tabiyim, birtakım esaslar koyucu değilim” diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir. Bir meseleyi hallederken önce Kur’an’a bakar, bulamazsa Sünnet’te araştırır, orda da bulamazsa ashabla istişare eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhacir-Ensar eşitliğinin ihtilafa yol açmasında Ömer’in Muhacirlere daha çok vermesini savunmasına rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür. O sebeple hilafetinde huzursuzluk çıkmadı. Rasulullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talakı bir talak saymışlar, bu daha sonra birçok “maslahat gereği” diye yapılan değişiklik gibi &#8211; üç talak sayılmıştır. Yani Ebu Bekir, Rasulullah’ın tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiştir; bazen &#8211; kalpleriİslam’a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesini söyleyen ashabına uymuştur. Müslümanlar henüz onsekiz kişiyken Mekke’de mescid-I Haram’da İslam’ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebu Bekir’e hilafetinde “Halifet-u Rasulullah” denilmiş sonraki halifelere “Emirü’l-Mü’minin” denilmiştir. Mali işlerde Ebu Ubeyde, kadılık ve kaza işlerini Hz Ömer, katipliğini Hz. Ali, başkumandanlığını Üsame ve Halid b. Velid yapmıştır. Medine Darü’l-İslam’ın başkenti olmuş, Mekke, Taif, San’a, Hadramevt, Halvan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilayetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezi olup, gamimetlerin beşte biri Beytü’l-Mal’de toplanmıştır.<br />
            Hz Ebu Bekir, Mukillin denilen çok az hadis rivayet eden ashablardan sayılır. O, yanılıp da yanlış bir şey söylerim korkusuyla yanlızca yüz kırk iki hadis rivayet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivayeti nakledilmiştir. Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir : “ Rasulullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yanlız birakmayan şeytanım vardır … Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var … Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur…<br />
Herhangi bir yericinin yermesindan korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur… Amelin sırrı sabırdır… Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan dahaüstün bir nimet verilmemiştir… Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz  .</p>
<p><strong> ALİ İBN EBİ TALİB<br />
</strong>           <br />
            Resulullah’ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebu Talib, annesi Kureyş’ten Fatıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib’tir. Künyasi Ebu’ı Hasan ve Ebu Turab (toprağın babası), lakabı Haydar; ünvanı Emirul’lMü’minin’dir. Ayrıca “Allah’ın Arslanı” ünvanıylada anılır.<br />
            Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah’ın yanında büyüdü. On yaşında İslam’ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice’den sonra müslümanlığı kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice’yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali’ye  Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah’ın yanıydaydı. Kabe’dek putları kırmasını şöyle anlatır : “ Bir gün Resul-u Ekrem ile Kabe’ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anlattı, omuzumdan indi, beni omzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufakları tutacak sanıyordum. Kabe’nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü parça parça oldu. Resulullah’ın omuzundan indim. İkimiz geri döndük.”<br />
            Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah’u Teala’dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilahi emirleri tebliğ edince, Kureys müşrikleri onlarla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)’ye de bir ziyaret hazırlayarak Hasınoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra “Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.<br />
            İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olmarak bana bey’at edecek” dedi. Yanlız Hz. Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah’a onun istediyi sözlerle bey’at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, “Kardeşimsin ve verizimsin” diyerek Hz. Ali’yi taltif etti.<br />
            Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali’ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah’ın yatağına yatarak müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygember’e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamber’in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekatlarına katıldı, Uhud’da gazi oldu. Bedir’de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim nokyaları tesbit ederek Hz. Peygamber’e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir’de önemli bir savaş harekatını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler’le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu dövüşte, hasmı Velid b. Mugire’yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebu Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine “ Allah’ın Arslanı” lakabı ve Bedir ganımetlerinde bir kılıç, bir kalkan, bir de deve verildi.<br />
            Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fatima  ile evlendi. Nikahını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah’la oturan Hz. Ali nikahtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali’nin, Hz. Fatima’dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi.<br />
            Hicret’in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslüman okçularının hatası yüzünden müşrikler müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yararlanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüyünü yaymıştı. Halbuki o sırada döyüşe döyüşe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber’iniçine hendeğe ulaşarak, onun korumaya almıştı. İki tarafında kazanamadığı bu savaşta hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.<br />
            Uhud savaşından sonra Hz. Ali “Benu Nadır” yahudilerinin hayınlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savaşı bizzat idare etti. Bütün çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca dövüşmüş ve müriklerin en meşur savaşçılarını öldürmüştür. Hüdaybiye  barışında sulh şartlarını yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya şöyle başladı: “Bismillahirrahmanirrahim Muhammed Resulullah … “  ancak bu ifadeye itiraz ettiler Hz. Peygamber, “ Resulullah” yerine “Muhammed b. Abdullah” yazmasını Hz. Ali’ye söylemiş “Resulullah” ifadesinin yazılımında israr etmiştir.<br />
            Hz. Ali Mekke’nin fetti sırasında yine sancaktırdı. “Keda” mevkiyinde Mekke’ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kabe’deki bütün putları kırdılar.<br />
            Mekke’nin fettinden sonra Resul-u Ekrem, Halid b. Velid’i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti yada bedevi olmalarından, “Müslüman olduk” anlamında “eslemna” kelimesi yerine “sabbena” dediyi için Halid b. Velid hiddetlendi ve onlara harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali’yi bu hatayı telifi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme’ye giderek öldürülenlerin diyeti ödeyip madur olanlarını telafı etmişti.<br />
            Huneyn gazasında müslümanlar bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden bir kaç kişi saberdip dayanabildi. Hz. Ali bu şavaşta yanlız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiyi yiğitlik ve kumandanlıkla islam ordusunun kendi safında toplanmasını sağladı.<br />
            Resul-u Ekrem hicretin  9. yılında Tebuk seferine çıkarken Hz. Ali’yi ehl-I beytin muhafazası için Medin’e bıraktı, ancak bu sefere katilmadığı için mütessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: “Musa’ya göre Harun neyse sen bana karşı o olmak istemez misin?” dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.<br />
            Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz Ali’yi Mekke’ye gönderdi. Bu suretle hiç müşrikin artık Kabe-i Şerifi bundan sonra haccedemeyecini bildirdi.<br />
            Yemen bölgesinin İslam’a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib verildi. Hz. Ali “Bu çok güç bir iş” dedi. Resulullah’da “Ya Rabb, Ali’nin dili tercumanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun” diye dua dince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen’e gitti, kısa süren irşatları sayesinde Yemen’in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.<br />
            Hz. Peygamber’in vefatı sırasında, hücresi bulunanların başında geliyordu. Hz. Ebu Bekir’in halife seçildiyi sırada Hz. Ali Resulullah’ın hücresinde tekfin ile meşkul idi.<br />
            Hz. Ömer devrinde devletin hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslam devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer’in şehadeti üzerine yine devlet başkanını şeçmekl görevlendirilen altı kişilik şura heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.<br />
            Hz. Osman’ın hilafeti döneminde idari tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslam devletinin vilayetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman’a bildirmiş ve ona hal çareleri teklif etmişti. Hz. Osman’ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elenden gelen gayreti sarfetti.<br />
            Hz. Osman’ın şehadetinden sonra İslam’ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey’at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah’ın bir taktiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilafete geçtiyinde hal edilmesi gereken bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu. İslam Devleti bünyesinedeki bu ihtilafları giderme konusunda büyük fedekarlık ve gayretler gösterdi.<br />
            Nihayet, Küfe’de 40/661 yılında bir Harici olan Abdurrahman b. mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle sehid oldu.<br />
            Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s)’in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadis ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah’ın tabiri ile “ilim beldesinin kapısı”olarak ümmetin ne bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmiş ve hilafet dönemi iç karışıklarla dolu olmasına rağmen İslam2ın öğretilmes ve öğrenilmesi husunda büyük katkıları olmuştu.<br />
            Medine’de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu Esved ed-Düeli’ye, Kur’an okutma ve öğretme işini Abdurrahman esSülemi’ye, Tabii ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b. ziyad’a verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere  de  Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme’yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, teşri ve kaza gibi bölümlere bölümlere yürütüyordu. Mali işleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.<br />
            Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davrandı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavuz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Küfe’de görenler kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiyini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlerının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.<br />
            1.Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onları bir canavar gibi davranmayın ve onrarı azarlamayın.        <br />
            2.Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşiniz, müslüman olmayanlar  ise sizin gibi    insanlardır.<br />
            3.Affetmekten utanmayın. Cezalandırmakda acele etmeyin. Emriniz altında bulunmayanların hataları karşısında hemen öfkelenenip kendinizi kaybetmeyin.<br />
            4.Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulma ve despotluğa çeker.<br />
            5.Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarında ve zulumlerinden sorumlu olmamış bulunmamışlarına dikkat edin.  <br />
            6.Dğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri terçih edin.<br />
            7.Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.     <br />
            8.Haksız kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterinde maaş ödeyin.<br />
            9.Memurlarınızın hareketlerini kontro edin ve bunun için güvendiyiniz samimi kişileri kullanın.<br />
            10.Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.<br />
            11.Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediyinizi kendilerini inandırın.<br />
            12.Hiç bir zaman vaatlerinizden ve sözlerinizden dönmeyin.<br />
            13.Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlarıa gereken önemi gösterin, fakat ihtikar, karaborsa ve mal yığılmalarına izin vermeyin.    <br />
            14.El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır. <br />
            15.Tarımla uğraşanlar devlatin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.<br />
            16.Kutsal gözeviniz yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın.  <br />
            17.Kan dökmekten kaçının, İslam’ın hükümlerinegöre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.<br />
            Hz. Ali bütün bu emirleri nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Beş yıllık halifeliğin çok önemli olaylarla, savaş ve sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karşı sonuna kadar doğru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda şehid oldu.<br />
            Hz. Ali İslam’ın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullah’ın daima yanında bulunmuştu. Vahiy katibiydi, hafız, müfessir ve mühaddisti. Hz. Peygamber‘den beş yüzden fazla hadis revayet etti. Ahkamın nazariyatından çok ameli keyfiyetine bakardı: “Halka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber’in tekzip edilmesini ister misiniz?” demiştir.<br />
            Hz. Ali’nin, Hz. Fatima’dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.<br />
            Hz Ali abid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece çömertti. Medine’de müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah’a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: “Ben size hizmetçiden daha hayırlısını vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhandülillah, otuzüç kerede Subhanallah deyin” buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına ir dilenci geldi, onlarda yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-, kerime indi: “şüphesiz en iyiler mizacı kafur olan bir tastan içerler. Allah’ın taşırına taşırına içeceği bir kaynak. Adaı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günde korkarlar. Içleri çektiği halde yiyeceği, miskinei yetime ve esire yedirirler. “Bir sizi ancak Allah’ın rızası için doyuruyoruz,sizden bir karşlık ve teşşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz” derler. Allah da bu günün şerrinde onları korur. Onları parlaklık ve sevinç verir.”<br />
            Hz Ali’nin “Zülfikar” adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali’ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.<br />
            Hz. Ali’nin cömertliği, insanlığı Resulullah’a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevi miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe bürümüştür. Bir gün onun dört dihemi vardı. Birini açıktan birini, gizlidenbizini gündüz, birini gece infak etti ve hakkında şu ayet-i krlime indi: “Mallarını gece ve gündüz, g,zl, ve açık infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılık vardır ve üzülecekte değillerdir.” (el-Bakara, 2/274).<br />
            Hz. Ali’nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-I serifler: “Günah işleğen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istigfar ederse Allah’u Teala Nisa suresinde ‘Bİri günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah’u Teala’ya istigfar ederse Allah’u Teala’yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur’ buyurmaktadır”           <br />
            “Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah’u Teala onun nafile namazlarını kabul etmez”<br />
            “Malınızın zekatını veriniz. Biliniz ki, zekatınını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imamı yoktur.”<br />
            Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali’ye buyurdu: “Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin?” Hz. Ali dedi “Altıyüzbin nasihat isterim.” Peygamberimiz buyurdu: “ Şu altı nasihata nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun: 1. Hekes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzdaki rükümleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et. 2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah’u Teala’yı hatırla. İslama uygun yaşa; uygun kazan; İslam’a uygun harca. 3.Herkes birbirinin ayıplarını ararken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol. 4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinnetlendir. 5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetlerken sen Hakk’ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vaisataları ara. 6. Herkes çok amel işleken sen amelinin çok değil, ihlaslı olmasına dikkat et.”  <br />
            Hz. Ali buyurdu: “Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğni anlarsınız.”<br />
            “İnsanın yaslanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet’e girmesinden daha hayırlıdır.”<br />
            “Kul ümidini yanlız Rabbı’ne bağlamamalı ve yanlız günahları kendini  korkutmalıdır.”<br />
            “Cahil, bilmediğini sormaktan utansın. Alim, içinden çkamayacağı bir meselede en iyisini Allah’u Teala bilr demekten kaçınsın.”<br />
            “Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin istediğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıloyar; ikincisi ise ahireti unutturur.”<br />
            “Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah’u Teala’yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir.”<br />
           “Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır.”<br />
           “Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olan, hayırla dolu olandır.”<br />
           “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” <br />
            Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslam’ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir.</p>
<p> <br />
<strong>HZ. HATİCE BİNTİ  HÜVEYLİD</strong><br />
           <br />
            Mekkeliler tarafından “Tacire” (tüccar kadın) ve “Tahire” (temiz kadın) diye isimlendirilen Hz. Hatice, Mekkeli olup, Hüveylid b. Eded b. Abdulluza b. Kusay b. Kilab b. Mürre b. Ka’b b. Lüey’in kızıdır. Annesi ise Fatma binti Zaide b. Esam’dır. Hz. Hatice Kureyş’in Beni esed Kolundandır. Nesebi, Kusay b. kilab’la Hz. Peygamber’le birleşir. <br />
            Tarihçilerinin çoğunun verdiği bilgiye göre, henüz 25 yaşında bulunan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile evlendiği zaman kırk yaşında dul iki çocuk annesi idi. Hz. Peygamber (s.a.v.) 25 yıl müdetle ve Hz. Hatice’nin ölümüne kadar tek evli olarak kaldı. Karı koca pek mutlu geçmiş ve ondan Muhammed (s.a.v.)’in iki oğlu ve dört kızı dünyaya geldi. Erkek çocuklar, küçük yaşta vefat ettiler. Erkeklerin büyüğüne “el-Kasım” ismini verdiler. Böylece o, babası olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e “Ebu’l Kasım” künyesini verdirdi. Hz. Peygamber(s.a.v.)’in ilk kızı Zeyneb, Hz. Hatice’nin kızkardeşinin oğlu olan yeğeni Ebu’l-As’la evlendi. Rükiye ve Ümmü Gülsüm, birinin ölümü üzerine diğeri, ard arda ileride İslam dünyasının üçüncü halifesi olacak olan Hz. Osman’la evlenmişlerdir. En küçük kızları Fatima ise Hz. Ali ile evlenmiş. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in nesli bilhassa ondan devam etmiştir.<br />
            Hz. Hatice’nin Rasulullah ile evlenmeden önce başından iki evlilik geçmiştir. İlk önce Ebu Hale b. Zurare ile evlenmiş, ona Hind adı verilen bir kız çocuğu dünyaya getirmiştir. Daha sonra Beni mahzum kabilesinden Atik b. Aiz (veya Abid) b. Abdullahb. Amr ile evlenmip, Abdu Menaf adında bir çocuk dünyaya getirmiştir. <br />
           <br />
            Hz. Hatice’nin Rüyası.<br />
            Hz. Hatice, bir gece şöyle bir rüya görmüştü: <br />
            Güneş gök yüzünden kendi evine giriyor ve oradan bütün Mekke’yi aydınlatıyor.<br />
            Hz. Hatice, bu rüyasını amcasının oğlu Varaka’ya açtı. Varaka, ilim ve fazilette sayılı adamlardan biri idi. Rüya tabirinde mahirdi. Hz. Hatice’ye :<br />
            &#8211; Bekle; sen, Tevrat’ta ve İncil’de haber verilen Ahır zaman peygamberinin karısı olacaksın.<br />
            Demişti.<br />
            Hatice de bu söz üzerine, kendisiyle evlenmek isteyennlere cevap vermiyor ve bekliyordu.<br />
           <br />
            İlk Davet<br />
            “Ey ihrama bürünmüş yatan Peygamber! Kalk!” manasına gelen Ayet indikten sonra Peygamber birdenbire ayağa kalkmıştı. Hz. Hatice: “Niçin istirahatini yarıda bıraktın?” diye sordu. Hz. Muhammed, ayeti kendisine okudu.  Hz. Hatice’de: “O halde… Rabbi’nin emrini yerine getir” dedi. Ve ilave etti “Ey Allah’ın sevgili kulu ve Peygamber’i Muhammed! Herkesden evvel dini bana öğret.<br />
            Peygamber her fırsatta tekrar ederdi: “Kadınların içinde en yüksek mertebeyi bulanlardan birincisi kızım Fatima ikincisi Hatice, üçüncüsü Musa Peygamber’i Firavunun elinden kurtaran Asiye, dördüncüsü İsa Peygamberin annesi Meryem’dir. </p>
<p>            İslamda ilk ibadet<br />
            İslâmda Allah&#8217;a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke&#8217;nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril&#8217;den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır.<br />
Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir. <br />
Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice&#8217;ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.<br />
            <br />
             Hz. Hatice’nin vefatı          <br />
             Ebutalib’in vefatından üç gün sonra Hz. Hatice’de bu fani dünyadan göçtü.<br />
             Hz. Hatice, servet ve hüsnü ahlak sahoni bir kadındı. Hz. Muhammed’le evlendikten sonra, bütün varını hayır yolunda harcamıştı. Pergamber’liğin ilanından sonra, çok zahmetli günler geçirdi. Çektiyi bu zahmetlerden, bir gün olsun şikayet etmedi.<br />
            Ebutalib’in vefatı, ona pek ağır gelmişti. Onu, babası gibi seviyordu. Bu zatın ölümünden sonra üç gün yaşadı.<br />
            Hz. Hatice ölmezden evvel, Peygamber sevgili hayat arkadaşını şöyle müşdeledi : “Ya Hatice! Tanrı senin rütbeni; İsa’nın anası Meryem’den ve Musa’yı kurtaran Asiye’den üstün etmiştir.”<br />
            Hz. Muhammed’in Peygamberliğine ilk iman eden, kadınlar içinde Hz. Haticece’dir. Varını yoğunu Peygamber uğruna feda etmişti. Peygamberimizin, Mısırlı Mariyeden doğan İbrahim ismindeki oğlundan maada; kız erkek büyün evlatları Hz. Hatice’den gelmiştir.<br />
            Hz. Muhammed ile Hz. Hatice tamamı 25 sene bir arada yaşadılar.<br />
            Hz. Hatice’nin Peygamber’den ikisi erkek, dördü kız altı evladı dünyaya geldi.  <br />
            Hz. Hatice’nin ölümü Hz. Muhammed’e çok dokundu.<br />
            Peygamber, o yaşadığı müddetçe hiç bir kadınla evlenmedi. Hz. Hatice öldükten sonra da daima onu anardı.<br />
            Hatta Hz. Ayşe ile evlendikten sonra, Peygamber’in Hz. Hatice’yi dilinden düşürmemesi, Hz. Ayşe’yi gayrete getirmişti. Bir gün ona sordu: “Ya Resulullah, siz daima Hatice’yi anıyor, onun hatıraları ile meşgul oluyorsununz. Halbuki Hatice dul ve yaşlı bir kadındı. Tanrı size ondan daha alasını bağışladı. Elbet beni Hatice’den fazla sever ve ondan üstün tutarsınız değilmi?” Peygamber: “Hayır!.. Benim ondan daha hayırlı bir kadınım olmadı, bana hiç kimse inanmadığı zaman o, nesi varsa benim uğruna feda etti!..” buyurmuştur.<br />
             Peygamber, Hz. Hatice’yi Cehun mezarlığına götürdü ve oraya kendi eliyle defnetti. <br />
                </p>
<p> </p>
<p><strong>ZEYD B. HARİSE</strong><br />
           <br />
            Zeyd b. Harise b. Şurahil el-Kelbi. Üseme’nin babası. Ashabın ileri gelenlerinden olup, Resulullah (s.a.s.)’ın en çok sevdiyi arkadaşlarındandır. Bu yüzden sahade arasında “el-hubb” diye anılırdı.<br />
            Tam künyesi: Zeyd b. Harise b. Şurahil (Şurahbil) b. Ka’b b. Abdiluzza b. İmriülkays b. Amir b. Abdivüdd b. Avf b. Kinane b. Bekr b. Uzre b. Zeyd el-Lat b. İmran b. Luhaf b. Kuzaa’dır .<br />
            Kaynakların ifadesine göre; cahiliyye döneminde, Zeyd’in annesi Su’da, yanında oğlu olduğu halde akrabalarını ziyarete gider. Bu sırada Beni el-Kayn b. Cirs’e mensup bazı atlılar baskın yaparlar. Zeyd’I de bu arada beraberlerinde. Zeyd, sırada temyiz çağında bir çocuktur. Onu Ukaz Panayırına götürüp şatışa arzederler. Hz. Hatice’nin yeğeni Hakım b. Huzam b. Huveylid de o esnada panayırına uğrayıp  Mekke’ye götürmek üzere bir kaç köle satın alır. Zeyd b. Harise de bu köleler arasında bulunmaktadır. Hakım, Mekke’ye döndüyünde, halası Hz. Hatice kendisini ziyaret eder. O da halasına köleleri göstererek, dilediği köleyi seçip götürebileceyini söyler. Hz Hatice de Zey b. Harise’yi seçer. Daha sonra O’nu Resulullah (s.a.s.)’e bağışlar.<br />
            Kelb kabilesine mensup bazı insanlar, hac için Mekke’ye geldiklerinde Zeyd’I görüp tanırlar, Zeyd’de onları tanır. Dönüşte durumu babasına haber vererek bulunduğu yeri tarif ederler. Zeyd’in babası Harise ile amcası Ka’b, yanlarına fidye alarak Mekke’ye gelirler ve Resulullah (s.a.s.)’ın yanına varıp: “Ey Abdulmuttalip’in oğlu! Ey kavminin efendisinin oğlu! Sizler, Harem’in ehlisiniz, köleyi azat eder, esiri yedirirsiniz. Yanında bulunan oğlumuz için sana geldik. Bize iyilikte bulun, sana fazlasıyla fidye vereceyiz.” derler.<br />
            Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.), Zeyd’i çağırtarak, kendisini istemeye gelen bu kişileri tanıyıp tanımadığınu sorar. Zeyd de, bunların birisinin babası diğerinin de amcası olduğunu söyleyerek tanıdığını ifade eder. Bu sefer Resulullah Zeyd’e dilerse babasıyla gidebileceyini, şayet isterse yanında kalabileceyini söyleyince, Zeyd, Resulullah (s.a.s.)’in yanında kalmayı tercih eder. Peygamberimiz de Zeyd’i elinden tutarak Hicr denilen yere çıkarır ce ve: “Şahid olun, Zeyd benim oğlumdur. O bana mirasçıdır, ben de O’na mirasçıyım!”  diyerek Zeyd’i evlat edindiyini ilan eder .     <br />
            Zeyd b. Harise, Muhammed (s.a.s)’e risalet ettiyi sıralarda 30 yaşına bulunuyordu.<br />
            Zeyd’in kalbinde Hz. Muhammed’e karşı büyük büyük bir itimat vardı. Dine davet edildiyinde tereddüt etmeden islamiyeti kabul etti.<br />
            Zeyd b. Harise, Muhammed (s.a.s.)’e risalet gelinceye kadar yanında kaldı ve Resulullah, peygamber olur olmaz O’nun risaletini tastik edip müslüman oldu, O’nınla birlikte namaz kıldı ve:”Onları babalarının ismiyle çağırın…”(el-Ahzap, 35/5) mealindeki ayet nazil oluncakar “Muhammed’in oğlu” diye anıldı. Bu ayet-I kerimenin nüzulünden sonra Zeyd, Zeyd b. Harise olarak çoğalmaya başladı .<br />
            Zeyd b. Harise, Resulullah (s.a.s.)’ın cefakar dostlarından biriydi hemen hemen tüm sıkıntılı zamanlarında O’nunla birlikteydi. Nitekim, çevre kabileleri İslam’a davet etmek kabilinden Taif’e giden Resulullah’ı yanlız bırakmamış Taiflilerin attığı taşlar Peygamber (s.a.s.)’e isabet etmesin diye kendi vücudunu siper etmiş ve başından çeşitli yaralar almıştı .            <br />
            Müslümanlar Medine’ye hircet etmeye başlayınca, Zeyd b. Harise’de hicret etmişti. Resulullah (s.a.s.) hicretten sonra Medine’de, ashabı arasında kardeşlik tesis ettiyinde, Zeyd’le Hamza b. Abdülmuttalib’i de kardeş ilan etmişti. Bu sebepten Hz. Hamza, Uhud günü şehadet şerbetini içmeden önce Zeyd’i kendisine vasi tayin etmişti .<br />
            Zeyd b.Harise; Bedir, Uhud, Hendek savaşlarıyla Hudeybiye barışı ve hayber fethindede bulunmuştur. Resulullah (s.a.s.), Müreysi gazasına çıktığı zaman kendisini Medine’ye vekil olarak bırakmıştı.<br />
           <br />
          <strong>  Zeyd b. Harise Seriyyesi</strong><br />
            Bedir gazvesinden sonra Kureyşi’ler, artık Hicaz yolunu tehlikeli buluyorlardı. Kervanlarını, Şam’a Irak yoluyla göndermeğe başladılar.<br />
            Bu esnada, altın, gümüş ve bir çok mal yüklü büyük bir kervanın Kureyş reislerinden Safvan b. Ümmüyye’nin himayesi altında Şam’a hareket ettiğini Peygamber haber aldı.<br />
            Yüz süvarilik bir kuvvet hazırlayarak reyisliğine Zeyd b. Harise’yi seçti. Zeyd b. Harise, Kırede denilen suyun kenarına gelmişti. Safvan ve arkadaşları müslümanları karşılarında görünce kervanı bırakarak her biri bir tarafa dağıldılar.<br />
            Zeyd b. Harise de, kervanı önüne katıp Medine’Ye getirdi. Eline geçen ganımet mallarının beşte biri, yine beytülmale ayrıldı ve geri kalan mal, gaziler arasında taksim edildi.<br />
            Zeyd, ele geçirilen malları pay ederken kendisinden ziyade arkadaşlarını gözettiği cihetle Peygamber: “zeyd iyi bir kumandandır, o arkadaşlarını daha ziyade düşünür…” diyewrek Zeyd’i mettetti. <br />
            Bunun yanında Zeyd, komutan olarakta çeşitli seriyyelere katılmış ve üstün başarılar göstermiştir. Bu seriyseler; Karede, Cemum, el-Lys, et-Tarafa, Hisma ve Ümmü Kırfa’dır. Son olarak Mute Savaşı’na etmiş ve bu savaşta şehid olmuştur.<br />
            Resulullah (s.a.s.), sancağı ilk önce Zeyd’e vermiş ve: “Şayet Zeyd şehid olursa, sancağı cafer alsın, O da şehid düşerse, Abdullah b. Ravaha alsın” buyurmuştur. Bu üç sahabide Mute günü, kahramanca savaşarak Hakk’ın rahmetine kavuşmuşlardır.<br />
            Zeyd, şehid olduğu zaman 50-55 yaşlarındaydı.<br />
            Resulullah (s.a.s.) bu kahraman dostunu şehadet haberini duyunca göz yaşlarını tutamayarak ağlaşmış onlar için: “Allah’ım; Zeyd’e mağfiret et! Allah’ım; Zeyd’e mağfiret et! Allah’ım; Zeyd’e mağfiret et! Allah’ım; Cafer’e mağfiret et!<br />
Allah’ım; Abdullah b. Ravaha’ya mağfiret et!” diyerek dua etmiştir .<br />
            Zeyd, birkaç hanımla evlenmişti ki, bunlardan biri de Zeyneb bint Cahş’tır. Bir diyeri, Ümmü Külsüm bint Ukbe, Zeyd ondan boşanıp Dürre bint Ebi Lehep ile evlendi. Sonra onuda boşayarak Hind bint el-Avuam (Zebeyr b. el-Avvam’ın kız kardeşi) ile evlendi. Sonunda, Peygamber (s.a.s.) bir gün Zeyd’i dadısı aynı zamanda cariyesi Ümmü Eymen’l-e evlendirdi. Ashabın ileri gelenleriden biri olan Üsame, işte bu hanımdan dünyaya geldi .<br />
             Zeyd b. Harise; kısa boylu, çok esmer ve basık burunlu idi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/ilk-muslumanlarin-hayatlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tebük Seferi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/tebuk-seferi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/tebuk-seferi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 15:05:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1099</guid>
		<description><![CDATA[TEBÜK GAZVESI (Recep 9 H./Eylül 630 M.)
&#8220;Yakin bir kazanç ve normal bir yolculuk olsaydi, sana uyarlardi. Fakat çikilacak yol, onlara uzak geldi. Kendilerini helâk ederek, &#8220;gücümüz yetseydi sizinle beraber çikardik,&#8221; diye Allah&#8217;a yemin edeceklerdir. Allah, onlarin yalanci olduklarini elbette biliyor.&#8221; (et-Tevbe Sûresi, 42)
Tebük, Medine&#8217;nin 14 konak kuzeyinde, Medine ile Sam&#8217;in ortasinda bir kasabadir. Buraya kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TEBÜK GAZVESI (Recep 9 H./Eylül 630 M.)</strong></p>
<p>&#8220;Yakin bir kazanç ve normal bir yolculuk olsaydi, sana uyarlardi. Fakat çikilacak yol, onlara uzak geldi. Kendilerini helâk ederek, &#8220;gücümüz yetseydi sizinle beraber çikardik,&#8221; diye Allah&#8217;a yemin edeceklerdir. Allah, onlarin yalanci olduklarini elbette biliyor.&#8221; (et-Tevbe Sûresi, 42)</p>
<p>Tebük, Medine&#8217;nin 14 konak kuzeyinde, Medine ile Sam&#8217;in ortasinda bir kasabadir. Buraya kadar gelindigi için bu sefere &#8220;Tebük Gazvesi&#8221; denilmistir. Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;in bizzât katildigi en son gazvedir. Tebük Seferinde savas olmamis, fakat pek çok güçlük yenilerek kuvvetli bir ordu hazirlanmis, koca Bizans imparatorluguna meydân okurcasina, askerî ve siyâsî büyük basarilar elde edilmistir.<span id="more-1099"></span></p>
<p><strong>a) Gazvenin Sebebi<br />
</strong>Hiristiyanligin temsilcisi olan Bizans Imparatorlugu, Arabistan&#8217;i isgal etmek hevesindeydi. Bunun için, Sûriye&#8217;de ve Arabistan&#8217;in kuzeyinde bulunan Hiristiyan Araplari, Müslümanlara karsi savasa hazirliyordu. Müslümanligin Araplar arasinda sür&#8217;atle yayilmaga baslamasi, Hiristiyanlarin taassubunu körüklüyordu.<br />
Bu sirada Medine&#8217;ye yag tâcirleri gelmisti. Bizans Imparatorlugunun Gassan, Lahm, Cüzâm&#8230; gibi kabîlelerle isbirligi yaparak, Müslümanlara karsi büyük bir hazirlik içinde oldugunu haber verdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) esâsen bu bölgeden emîn degildi. Sûriye ve Sam tarafindan yapilacak bir baskindan endise etmekteydi. Bu haber üzerine hemen Bizans&#8217;a karsi seferberlik ilân etti.</p>
<p><strong>b) Sefer Hazirligi</strong><br />
Yol uzun, düsman kuvvetliydi. Üstelik, yaz mevsiminin en sicak günleriydi. Kuraklik yüzünden kitlik vardi. Hurmalar olgunlasmis, hasat mevsimi gelmisti. Bu mevsimde hurma gölgelerini birakip, aç susuz uzun bir yolculugu göze almak, gerçekten zordu. Nitekim, bu seferin yapildigi günlere Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;de &#8220;sâatü&#8217;l-usre&#8221; (güçlük zamani) denilmistir. Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;deki bu deyimden alinarak, bu sefere &#8220;Gazvetü&#8217;l-usre&#8221;, orduya da &#8220;Ceysü&#8217;l-usre&#8221; adi verilmistir.<br />
Rasûlüllah (s.a.s.) sefer hazirligi yaparken, düsmanin haber almamasi için, maksadini gizli tutar, seferin nereye yapilacagini açiklamazdi. Bu seferde, gidilecek yer uzak, yolculuk zordu. Askerin buna göre hazirlanmasi için Rasûlüllah (s.a.s.) Bizans üzerine gidilecegini açikça bildirdi. Bütün kabîlelere ve Mekke&#8217;ye haber gönderip gönüllü mücâhidlerin Medine&#8217;de toplanmalarini istedi.<br />
Münâfiklar ilk anda yan çizdiler. Akla, hayâle gelmedik bahâneler uydurup sefere katilmamak için izin istediler. Bunlarla da kalmayip sefere katilacak müslümanlari caydirmaya çalistilar. Ubey oglu Abdulllah:<br />
- Muhammed Bizans&#8217;i ne saniyor. O&#8217;nun ashâbiyla birlikte esir düsecegini gözümle görmüscesine biliyorum, diyordu. Bedevîlerden bir kismi da mâzeret uydurup izin istemislerdi.  Hâlis Müslümanlar arasinda bile, bu mesakkatli yolculugu göze almayip agir davrananlar ve sefere katilmayanlar  olmustu.<br />
Fakat basta Rasûlüllah (s.a.s.) olmak üzere ashâbin azim ve gayreti bütün engelleri yendi. Etraftaki kabîlelerden gelen akin akin mücâhidler, Medine&#8217;de toplanmaga basladi. Kisa zamanda 30 bin kisilik büyük bir ordu toplandi. Bunun 10 bini atli, 12 bini develiydi. Kitlik sebebiyle askerin bir çogunun techizâti tam degildi. Rasûlüllah (s.a.s.) zenginlerin ordu için bagista bulunmasini istedi. Herkes elinden geldigince bagis yapti. Kadinlar bilezik ve küpe gibi ziynet esyalarini verdiler. Hz. Ebû Bekir, malinin tamâmini; Hz. Ömer yarisini bagisladi. En büyük bagisi ise Hz. Osman yapti: Bütün silah ve teçhizâtiyla birlikte 300 deve ile bin dinâr altin.<br />
 Bu büyük bagisi sebebiyle Hz. Peygamber ellerini açip:<br />
&#8220;Allah&#8217;im , ben Osman&#8217;dan râziyim, Sen de razi ol,&#8221; diye duâ etmisti&#8221;.<br />
Yapilan bagislarla silah ve binegi olmayan fakir mücâhidler teçhiz edildi. Sefere katilmak istedikleri halde, binek ve azik bulamayanlar da vardi. Bunlardan 7 kisi Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;a gelerek:<br />
- Ey Allah&#8217;in Rasûlü, gazaya gitmek istiyoruz, fakat yiyecek azigimiz, binecek devemiz yok, demislerdi. Rasûl-i Ekrem:<br />
- Sizi bindirecek deve kalmadi, deyince aglayarak ayrilmislardi Bu sabeple bunlara &#8220;Bekkâûn&#8221; (yani aglayanlar) ünvani verilmisti. Daha sonra bunlara da binek temin edildi.<br />
Rasûlüllah (s.a.s.) Recep ayinda bir persembe günü Medine&#8217;den çikti. Ordugâhini, Medine disinda &#8220;Seniyyetü&#8217;l-vedâ&#8221; denilen ayrilik tepe&#8217;sinde kurdu. Hz. Ali&#8217;yi Medine&#8217;de kaymakam (vekil) birakti. Herkes sefere çikarken Medine&#8217;de oturmak, Hz. Ali&#8217;ye agir geliyordu. Hemen silahlanip yola çikti. Ordu Seniyyetü&#8217;l-vedâ&#8217;dan ayrilmadan yetisti.<br />
- Beni kadinlar ve çocuklar içinde mi birakiyorsun? dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):<br />
- Yâ Ali, bana nisbetle sen, (Tur&#8217;a giderken) Musâya nisbetle Harûn&#8217;un yerinde olmaga razi degil misin? Su kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur, buyurdu. Hz. Ali de Medine&#8217;ye döndü.</p>
<p><strong>c)Münâfiklarin Tutumu</strong><br />
Ordu, seniyyetü&#8217;l-vedâ&#8217;dan hareket edince, münâfiklarin bir kismi, reisleri Abdullah b. Übeyy ile geri döndü. Sefere katilanlar, yolculuk sirasinda da bozguncu tutumlarini sürdürdüler. Bir konaklama sirasinda Rasûlüllah&#8217;in (s.a.s.) devesi Kasvâ kaybolmustu. Münâfiklardan Zeyd b. Ebî Salt:<br />
- Tuhaf sey, Muhammed peygamberim der, göklerden haber verir, oysa devesinin nerede oldugunu bilmiyor, demisti. Bu küstahça sözleri Rasûlüllah (s.a.s.) duyunca:<br />
- Vallahi, ben yalnizca Allah&#8217;in bana bildirdiklerini bilirim. Allah bana simdi bildirdi. Kasvâ, su iki dagin arkasindaki vâdîde yulari bir agaca dolanip kalmistir. Haydi, oradan getirin, buyurdu.<br />
Münâfiklarin yaptiklari bütün bu mel&#8217;anetler, çevirdikleri dolaplar, sefer esnâsinda günü gününe inen Kur&#8217;ân ayetleriyle teshir edilmistir. Münâfiklarin iç yüzleri ve kirli çamasirlari apaçik ortaya çiktigi için Tebük Seferi&#8217;ne &#8220;Gazve-i fâdiha&#8221; (Rüsvaylik gazvesi) de denilmistir.</p>
<p><strong>d) Tebük&#8217;ten Dönüs</strong><br />
Uzun ve mesakkatli bir yolculuktan sonra Tebük&#8217;e varildi. Fakat gerek Bizans, gerekse Arap kabîlelerinde hiç bir harekete rastlanmadi. 30 bin kisilik muazzam Müslüman ordusu Hiristiyan Arap kabîlelerini yildirmisti. Medine&#8217;ye gelen haberlerin asilsiz oldugu anlasildi. Islâm ordusunun kuvvet ve azameti gösterilmis, maksat hâsil olmustu. Bu yüzden daha fazla ileriye gitmege lüzûm görülmedi. Rasûlüllah (s.a.s.) Tebük&#8217;de bulundugu esnâda o bölgede bulunan Eyle, Cerbâ, Ezruh, Dûmetü&#8217;l-cendel gibi bazi küçük Hiristiyan beylikleriyle anlasmalar yapti. Bu beylikler yillik cizye ödeyerek Islâm hâkimiyetine girmegi kabûl ettiler. Müslümanlar, Tebükte 20 gün kaldiktan sonra Ramazanin ilk günlerinde Medine&#8217;ye döndüler.</p>
<p><strong>e) Mescid-i Dirârin Yaktirilmasi</strong><br />
Münâfiklar, Kubâ Mescidi&#8217;nin yakininda bir mescid yaptilar. Maksatlari, Kubâ Mescidi&#8217;nin cemâatini bölmek, Müslümanlar arasina ayrilik sokmakti. Münâfiklardan bir hey&#8217;et Tebük seferinden dönerken Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;i karsiladilar. Yaptikari mescidde namaz kilmasini ricâ ettiler. Ancak bu esnâda, Tevbe Sûresi&#8217;nin 107-108&#8242;inci âyetleri indi. Ibâdet için degil, fitne ve fesât ocagi olarak yapilan bu binada Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;in namaz kilmasina izin verilmedi. &#8220;Sakin bunlarin mescidinde namaz kilma&#8221;. buyruldu. Rasûlüllah (s.a.s.) Medine&#8217;ye dönünce, Mâlik b. Dühsem ile Ma&#8217;n b. Adiyy&#8217;e hemen bu mescidi yikip yakmalarini emretti. Onlar da derhal Rasûlüllah (s.a.s.) &#8216;in emrini yerine getirdiler.<br />
Iki ay kadar sonra, münâfiklarin basi olan Übeyy oglu Abdullah öldü. Müslümanlar da onun kötülüklerinden kurtulmus oldular.</p>
<p><strong>f) Medine&#8217;ye Giris<br />
</strong>Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;in ordusu ile birlikte dönmekte oldugu Medine&#8217;de duyulunca, bütün halk, kadinlar ve çocuklar sokaklara döküldü. Siirler ve nesîdeler söyleyerek, orduyu Seniyetü&#8217;l-vedâ&#8217;da parlak bir merâsimle karsiladilar.</p>
<p><strong>g) Sefere Katilmayanlarin Durumu</strong><br />
Rasûlüllah (s.a.s.) Medine&#8217;ye gelince dogru Mescid&#8217;e gitti, iki rek&#8217;at namaz kildi. Sefer dönüslerinde önce mescide gidip iki rek&#8217;at namaz kilmak âdetiydi. Sonra Mescid&#8217;de oturup ziyâret ve tebrikleri kabûl etti. Sefere katilmamis olanlarin herbirinin mâzeretini dinledi, haklarinda Allah&#8217;tan magfiret diledi. Özürleri olmadigi halde, Tebük Seferi&#8217;ne istirak etmeyen üç kisi için:<br />
- Allah hakkinizda hüküm verinceye kadar bekleyin, buyurdu. Müslümanlarin bunlarla konusmalarini yasakladi. Tam 50 gün bunlarla kimse konusmadi, kimse selâmlarini almadi. Vakitlerini üzüntü ile ve gözyaslari içinde geçirdiler. Sonunda, tevbelerinin kabûl edildigi bildirildi.<br />
(Haklarindaki hüküm ) geri birakilan üç kisi ise, yeryüzü bütün genisligiyle baslarina dar geldi. Vicdanlari da kendilerini sikistirdi. Allah&#8217;a karsi, Allah&#8217;tan baska siginacak bir yer olmadigini anladilar. Allah da eski hallerine dönmeleri için tevbelerini tabûl etti. Süphesiz ki Allah tevbeleri kabûl edici ve esirgeyicidir. (Tevbe Sûresi, 118)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/tebuk-seferi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mute Savaşı</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/mute-savasi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/mute-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 15:01:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1096</guid>
		<description><![CDATA[MÛTE SAVASI (Cumâde&#8217;l-ûlâ 8 H./Eylül 629 M.)
a) Savasin Sebebi
Mûte Savasi, Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasinda yapilan ilk savastir. Sebebi, Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;in elçisinin öldürülmesidir.
Rasûlüllah (s.a.s.), Islâm&#8217;a dâvet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdigi sirada, Sûriye&#8217;de Busrâ (simdiki Havran) Emîri Sürahbil&#8217;e de Hâris b. Umeyr ile bir mektup göndermisti. Gassânî Araplarindan Sürahbil, Hristiyandi. Bizans&#8217;in himayesinde bulunuyordu.
Hâris, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MÛTE SAVASI (Cumâde&#8217;l-ûlâ 8 H./Eylül 629 M.)</strong></p>
<p><strong>a) Savasin Sebebi</strong><br />
Mûte Savasi, Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasinda yapilan ilk savastir. Sebebi, Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;in elçisinin öldürülmesidir.<br />
Rasûlüllah (s.a.s.), Islâm&#8217;a dâvet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdigi sirada, Sûriye&#8217;de Busrâ (simdiki Havran) Emîri Sürahbil&#8217;e de Hâris b. Umeyr ile bir mektup göndermisti. Gassânî Araplarindan Sürahbil, Hristiyandi. Bizans&#8217;in himayesinde bulunuyordu.<span id="more-1096"></span><br />
Hâris, Sürahbil&#8217;e, Kudüs&#8217;ün iki konak güneyinde, bulunan Mûte kasabasinda rastladi. Elçi oldugunu söyleyerek Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in mektubunu verdi. Fakat, Sürahbil, devletler arasi hukuk kurallarini çignedi, Rasûlüllah (s.a.s.) elçisini öldürttü.<br />
Simdiye kadar Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in elçilerinden hiçbiri öldürülmemisti. Bir elçinin öldürülmesi, tarih boyunca bütün toplumlarda insanliga ve hukuk kurallarina aykiri bir davranis sayildigi gibi, gönderene de en büyük hakaret ve meydan okuma demekti. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) üç bin kisilik bir kuvvet hazirlayarak, azadli kölesi Hârise oglu Zeyd&#8217;in komutasinda yola çikardi Elçi Umeyr oglu Hâris&#8217;in sehid edildigi Mûte&#8217;ye kadar gidilmesini, Sürahbil ve maiyetinin Islâm&#8217;a dâvet edilmesini, kabûl etmezlerse savasilmasini emretti. &#8220;Kadinlari, çocuklari, yaslilari öldürmeyin. Evleri yikip hârap etmeyin, agaçlari kesip, tahribâtta bulunmayin!&#8221; dedi. Orduyu &#8220;Seniyyetü&#8217;l-vedâ&#8221; denilen ayrilik tepesi&#8217;ne kadar ugurlayan Hz. Peygamber (s.a.s.):<br />
- &#8220;Zeyd sehid olursa, komutanligi Câfer alsin; Câfer de sehit düserse, Ravâha oglu Abdullah komutan olsun.&#8221; buyurdu.</p>
<p><strong>b) Iki Tarafin Durumu ve Aradaki Esitsizlik</strong><br />
Müslüman ordusunun hareketini Sürahbil duydu. Derhal Lahm, Cüzâm, Kayn, Belkin, Behrâ gibi Hristiyan Arap kabîlelerinden büyük bir kuvvet hazirladi. Ayrica durumu Bizans Imparatoruna bildirerek, ondan da yardim istedi. Böylece Sürahbil, 200 bin kisilik büyük bir ordu topladi. Bunun 100 bini Rumlardan, 100 bini de Hristiyan Araplardan meydana gelmisti.  Imparator Hirakl de isi önemseyerek, Belkadaki Meab sehrine kadar geldi.<br />
Müslümanlar, ancak Sûriye topraklarina girdikten sonra düsmanin gücü ve hazirliklari hakkinda bilgi edinebildiler.<br />
Iki taraf arasinda gerek sayi, gerek silah ve teçhizât bakimindan korkunç bir fark vardi. Tarihte, iki taraf arasinda böylesine ölçüsüz bir fark görülmemistir. 200 bin (bazi rivâyetlerde 100 bin) kisilik bir kuvvet karsisinda üç bin mücâhid ne yapabilirdi? Fakat, savasmadan geri dönülemezdi. Komutan Zeyd, Maan&#8217;da, Mücâhidlerin ileri gelenleriyle toplanip durumu istisâre etti. Acaba, durumu Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;e bildirip alinacak cevâba göre mi hareket edilmeliydi? Fakat, Ravâhaoglu Abdullah bütün tereddütleri giderdi.<br />
- Arkadaslar, çekindigimiz sey, ele geçirmek için yola çiktigimiz seydir, yani sehid olmaktir. Dinimizi yüceltmek için savasalim. Yâ sehid, ya gazi olacagiz. Bunun ikisi de güzel degil mi ? dedi.<br />
Abdullah&#8217;in konusmasi mücâhitlerin maneviyâtini yükseltti. Hepsi de:<br />
- Ravâhaoglu dogru söylüyor. Savasmaliyiz, dediler.</p>
<p><strong>c) Komutanlar Sirayla Sehâdet Serbetini Içtiler</strong><br />
Iki ordu Mûte&#8217;de karsilasti. Zeyd, sancak elinde, ileri atildi. Kahramanca çarpisti, ölümden yilmadigini gösterdi. Fakat düsman mizraklarinin arasinda sehid düsdü.<br />
Zeyd sehid olunca, sancagi hemen Câfer aldi. Emsâlsiz kahramanliklar gösterdi. Önce sag eli kesildi, sancagi sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince, kollariyla sancaga sarildi. Pek çok yara aldigi halde son nefesine kadar sancagi birakmadi. Nihâyet o da sehid oldu.<br />
Câferden sonra sancagi Ravâhaoglu Abdullah aldi. O da siirler söyleyerek, kahramanca savasti. Vücudu delik desik oldu. Sonunda o da sehid oldu.</p>
<p><strong>d) Hâlid b. Velîd&#8217;in Üstün Mahâreti</strong><br />
Râvâhaoglu da sehid olunca, asker komutansiz kaldi, umûmî bir panik basladi. Dagilan askerin kaçisini Velîdoglu Hâlid önledi. Mücâhidler, Hâlid&#8217;in etrâfinda yeniden toplandilar. Hâlid komutayi aldi, sancak elinde aksama kadar çarpisti. O gün elinde tam dokuz kiliç parçalandi. Bu Müslüman olduktan sonra Hâlid&#8217;in katildigi ilk savasti.<br />
Gece olunca, Hâlid askeri yeniden tertipledi. Öndekileri arkaya, arkadakileri öne, sagdakileri sola, soldakileri saga aldi. Böylece düsmana, yardim için yeni kuvvetler gelmis intibâini verdi. Sabah olunca da ansizin siddetli bir hücuma geçerek, düsmani bozguna ugratti. Bu firsattan yararlanarak, askerini ustalikla geri çekti. Büyük bir kayba ugramadan Medine&#8217;ye döndü. Islâm ordusunu korkunç bir felâketten kurtardi.<br />
200 bin kisiye karsi yapilan bu çetin savasta, Müslümanlar sadece 12 sehid vermislerdi. Bu durum, komutanlarin savasi çok basarili idâre etmeleri ve canlarini fedâ etmekten çekinmemelerinin bir sonucuydu.</p>
<p><strong>e) Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;in Medine&#8217;den Savasi Seyretmesi</strong><br />
Rasûlüllah (s.a.s.) savasin bütün safhalarini, Medine&#8217;ye henüz hiç bir haber ulasmadan, ashâbina bildirmisti.<br />
Cenab-i Hakk, zaman, mekân ve mesâfe kavramlarini kaldirarak, sevgili Peygamberine savas meydanini oldugu gibi göstermisti. Mescid-i Nebî&#8217;de minber üzerine oturmus bulunan Allah Rasûlü (s.a.s.) gözlerinden yaslar akarak:<br />
-Iste sancagi Zeyd aldi, Zeyd vuruldu, sehid düstü. Sonra Câfer aldi, O&#8217; da sehid oldu. Sonra Ravâhaoglu aldi, O &#8216;da sehid oldu. En sonunda sancagi, Allah&#8217;in kiliçlarindan bir kiliç, Velîdoglu Hâlid aldi. Allah O&#8217;na fethi müyesser kildi, buyurdu.<br />
Rasûlüllah (s.a.s.), Zeyd, Câfer ve Abdullah&#8217;in sehid düstüklerini haber verdikçe, her biri için istigfâr etmis ve Cennete girdiklerini de müjdelemisti. Sancagi Hâlid alinca ise:<br />
-Allah&#8217;im, Hâlid senin kiliçlarindan bir kilçtir. Sen O&#8217;na nusret ihsan buyur, diye duâ etmisti. Bundan sonra Hâlid&#8217;e &#8220;Seyfullah&#8221; (Allah&#8217;in kilici) denildi.<br />
Câferin sehâdet haberini duyunca, âilesi feryâda basladilar. Rasûlüllah (s.a.s.)&#8217;de son derece üzgündü. Çok sevdigi, en degerli arkadaslarini kaybetmisti. Câfer&#8217;in âilesini teselli etti. Acilidirlar, yemek yapamazlar, diye evine yemek gönderdi.<br />
-Allah Câfer&#8217;e, Mûte&#8217;de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi. O&#8217;nu Cennet&#8217;te meleklerle birlikte uçuyor gördüm, diye müjdeledi. Bu sebeple Câfer, bundan sonra Câfer Tayyâr diye anildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/mute-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hudeybiye Barışı</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/hudeybiye-barisi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/hudeybiye-barisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 14:59:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1093</guid>
		<description><![CDATA[HUDEYBIYE BARISI (Zilkade 6 H./Mart 628 M.)
&#8220;Ey Muhammed, Biz sana apaçik bir zafer sagladik.&#8221;
(Fetih Sûresi, 1)
a) Müslümanlarin Kâbe&#8217;yi Ziyâret Arzusu
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), Medine&#8217;ye hicret edeli 6 yil olmustu. Bu süre içinde Mekke müsrikleriyle, Medine&#8217;de bulunan Müslümanlar arasinda, sirasiyla Bedir, Uhud ve Hendek Savaslari oldu. Mekke müsrikleri Medine&#8217;yi basmak, Hz. Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;i öldürmek, Müslümanligi yok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HUDEYBIYE BARISI (Zilkade 6 H./Mart 628 M.)</strong></p>
<p>&#8220;Ey Muhammed, Biz sana apaçik bir zafer sagladik.&#8221;<br />
(Fetih Sûresi, 1)</p>
<p><strong>a) Müslümanlarin Kâbe&#8217;yi Ziyâret Arzusu<br />
</strong>Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), Medine&#8217;ye hicret edeli 6 yil olmustu. Bu süre içinde Mekke müsrikleriyle, Medine&#8217;de bulunan Müslümanlar arasinda, sirasiyla Bedir, Uhud ve Hendek Savaslari oldu. Mekke müsrikleri Medine&#8217;yi basmak, Hz. Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;i öldürmek, Müslümanligi yok etmek için her çâreye bas vurdular; bütün imkân ve güçlerini ortaya koydular; fakat amaçlarina ulasamadilar. Müslümanlarin günden güne güçlenmelerine, sayilarinin artmasina engel olamadilar.<span id="more-1093"></span></p>
<p>Ancak Medine disindaki kabîleler, Müslümanligin ne oldugunu yeterince bilmiyorlardi. Kâbe&#8217;nin komsusu ve koruycusu oldugu için saygi duyduklari Kureys kabîlesi, kendi içlerinden çiktigi halde Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;in peygamberligini kabûl etmemis,hatta O&#8217;nu yurdundan çikarmislardi. Bu yüzden, Müslümanligin Medine disindaki kabîlelere tanitilabilmesi ve genis ölçüde yayilmasinin saglanabilmesi için, Mekke&#8217;lilerle baris yapilmasina ihtiyaç vardi. Rasûlullah (s.a.s.), geçici de olsa Mekkelilerle baris yaparak, diger kabîlelerle serbestçe iliskiler kurmayi arzu ediyordu.</p>
<p>Diger taraftan, Mekkeli Müslümanlar, dogup büyüdükleri ve her seylerini birakip ayrildiklari yurtlarini çok özlemislerdi. Her namazda yöneldikleri kutsal Kâbe&#8217;yi 6 yildan beri ziyâret edemiyorlardi. Kâbe&#8217;yi ziyâret, bütün Müslümanlarin en büyük ortak özlemleri olumstu.</p>
<p><strong>b) Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in Rüyâsi</strong><br />
Hicretin 6&#8242;inci yili, Rasûlullah (s.a.s.), gördügü bir rüyâ üzerine hep birlikte Kâbe&#8217;yi ziyâret edeceklerini ashâbina müjdeledi. Hazirliklar tamamlandi. Savas yapilmasi yasak olan aylardan Zilkade&#8217;nin ilk pazartesi günü (2 Zilkade 6 H./14 Mart 628 M.), yerine Mektûm oglu Abdullah&#8217;i vekil (kaymakam) birakarak, ashâbindan 1400 kisi ile(247) Medine&#8217;den ayrildi. Hanimlarindan Ümmü Seleme de berâberinde bulunuyordu. Maksadi savas olmayip, yalnizca Kâbe&#8217;yi ziyâret etmekti. Mekkelileri telâslandirmamak için, ashâbinin silah tasimalarina izin vermemis, sadece yolcu silâhi olarak birer kiliç almislardi.  Hac için Mekke&#8217;ye gelecek düsman kabîlelerle yolda karsilasmamak için, Kâbe ziyâretini hac günlerinden önce yapmayi uygun görmüstü. Yanlarindaki 70 kurbanlik deveyi kiladelediler ve Zülhuleyfe&#8217;de &#8220;umre&#8221; niyyetiyle ihrama girdiler. Yol güvenligini saglamak için 20 kadar süvâriyi öncü olarak gönderdiler.</p>
<p><strong>c) Mekkelilerin Tepkisi</strong><br />
Mekkeliler, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in Kâbe&#8217;yi ziyâret için yola çiktigini duyunca telâslandilar. Müslümanlari Mekke&#8217;ye sokmamaga karar verdiler. Velîd oglu Hâlid ve Ebû Cehil&#8217;in oglu Ikrime&#8217;yi 200 süvâri ile öncü olarak gönderdiler.<br />
Resûlullah (s.a.s.), Mekkelilerin bu kararini önden gönderdigi gözcüleri vasitasiyle ögrendi. Sag tarafa sapip, yol güzergâhini degistirerek, Hudeybiye&#8217;ye kadar ilerledi. Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in bindigi &#8220;Kasvâ&#8221; adli deve burada çöktü, bütün gayretlere ragmen kalkmadi. Müslümanlar:<br />
-Kasvâ harin oldu, çöktü kalkmiyor, diye söylenmege basladilar. Rasûlullah (s.a.s.):<br />
-&#8221;Kasvâ harinlesmez, onun çökme huyu da yoktur. Fakat vaktiyle Fil&#8217;in Mekke&#8217;ye girmesine engel olan ilahi kudret, simdi de Kasvâ&#8217;yi ilerletmiyor. Allah&#8217;a yemin olsun ki, Kureys Cenâb-i Hakk&#8217;in kutsal kildigi seylere hürmet ve tâzim kasdiyle benden her ne isterse, ne kadar agir olursa olsun, istediklerini kabûl edecegim.. &#8221; buyurdu.</p>
<p><strong>d) Baris Müzakereleri</strong><br />
Bu sirada Huzâa kabîlesi reisi Büdeyl çikageldi. Kureysin, Müslümanlari Mekke&#8217;ye sokmamak için müsrik kabilelerle anlastigini ve savas hazirligi içinde olduklarini haber verdi.<br />
Rasûlullah (s.a.s.) savas maksadiyle degil, sâdece Kâbe&#8217;yi ziyâret için geldiklerini, daha önce yapilan savaslarda Kureys&#8217;in ugradigi kayiplari anlatti.<br />
-Isterlerse belirli bir süre onlarla baris yapalim. Benimle diger kabîlelerin arasini serbest biraksinlar, (karismasinlar). Eger ben üstün gelirde, Araplar Islâmiyeti kabûl ederlerse, Mekkeliler de isterlerse bu dine girebilirler. Sayet Araplar bana üstün gelirlerse, Kureys savas külfeti çekmeden istedigini elde etmis olur. Aksi halde, Allah&#8217;a yemin ederim ki, O&#8217;nun yolunda ölünceye kadar onlarla savasirim, Allah da yardimini gerçeklestirir, dinini üstün kilar, buyurdu.</p>
<p>Büdeyl, Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;den duyduklarini Kureys&#8217;e iletti. Kureys ileri gelenleri de savasa taraftar degildi. Sakif kabilesi reisi Tâifli Mes&#8217;ûd oglu Urve&#8217;yi Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;e gönderdiler. Rasûlullah (s.a.s.) Büdeyl&#8217;e söylediklerini Urve&#8217;ye de anlatti. Urve hem Rasul-i Ekrem (s.a.s.)&#8217;le konusuyor, hem de Müslümanlarin durumunu ve bütün davranislarini dikkatle tâkip ediyordu. Dönüsünde gördüklerini özetle söyle anlatti:<br />
-Bilirsiniz ki ben birçok devlet baskanini ziyâret ettim, Rum Kayseri, Fars Kisrâsi, Habes Necâsi&#8217;sinin huzurunda elçi olarak bulundum. Yemin ederim ki, Müslümanlarin Muhammed (s.a.s.)&#8217;e gösterdikleri hürmet, sevgi ve bagliligi bunlarin hiçbirinin sarayinda görmedim&#8230; Sözlerini dikkatle dinliyorlar. Bir sey sorunca, alçak (hafif) sesle cevâp veriyorlar. Isteklerini derhal yerine getiriyorlar. Saygilarindan yüzüne dikkatle bakamiyorlar. Abdestinden artan suyu bile,-teberrük için-aralarinda paylasiyorlar&#8230; Madem ki, bize baris teklif ediyor, kabûl edelim, dedi.<br />
Mekkeliler, Urve&#8217;nin sözlerinden hoslanmadilar. Bir iki elçi daha gidip geldi, fakat hiç bir sonuca varilamadi.<br />
Rasûlullah (s.a.s.), Kureys&#8217;ten gelen eçilerle sonuca ulasilamadigini gördü. Kureys&#8217;le görüsmek üzere Hz.Ömer&#8217;i Mekke&#8217;ye göndermeyi düsündü. Ömer:<br />
-Yâ Rasûlallah, Mekkeliler benim kendilerine olan düsmanligimi bilirler, himâyesine siginabilecegim bir yakinim da yok. Osman&#8217;in Mekke&#8217;de akrabasi çok, Ebû Süfyân ile amcazâde. Osman bu isi benden daha iyi basarir, dedi.<br />
Hz. Osman Mekke&#8217;ye gitti. Ebû Süfyân ve diger Kureys ileri gelenleriyle görüstü. Maksatlarinin sâdece Kâbe&#8217;yi ziyâret oldugunu anlatti. Mekkeliler:<br />
-Hepinizi Mekke&#8217;ye birakirsak, Araplar, &#8220;Kureys Müslümanlardan korktu,&#8221; derler. Fakat istersen Kâbe&#8217;yi sen tavâf et, hepiniz birden olmaz, dediler. Hz. Osman, Kâbe&#8217;yi Müslümanlardan ayri olarak ziyâret etmegi kabûl etmedi.<br />
-Rasûlullah (s.a.s.) tavâf etmedikce, ben de etmem, diyerek tekliflerini reddetti. O&#8217;nun bu davranisi Mekkelileri kizdirdi, göz hapsine aldilar ve dönmesine izin vermediler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/hudeybiye-barisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsra ve Mirac Mucizesi</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/isra-ve-mirac-mucizesi.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/isra-ve-mirac-mucizesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 14:49:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[isra]]></category>
		<category><![CDATA[mirac]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1090</guid>
		<description><![CDATA[ISRÂ VE MÎRÂC MÛCIZESI (Receb 621 M.)
a) Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in Mîrâci
Ikinci Akabe görüsmesinden sonra, Mekke Devri&#8217;nin 11&#8242;inci yili Recep ayinin 27&#8242;inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin &#8220;Isrâ ve Mîrâc&#8221; mûcizesi gerçeklesti.
Isrâ, gece yolculugu ve gece yürüyüsü; Mîrâc ise, yüksege çikmak ve yükselme âleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettigi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ISRÂ VE MÎRÂC MÛCIZESI (Receb 621 M.)</strong></p>
<p><strong>a) Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in Mîrâci</strong><br />
Ikinci Akabe görüsmesinden sonra, Mekke Devri&#8217;nin 11&#8242;inci yili Recep ayinin 27&#8242;inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin &#8220;Isrâ ve Mîrâc&#8221; mûcizesi gerçeklesti.<br />
Isrâ, gece yolculugu ve gece yürüyüsü; Mîrâc ise, yüksege çikmak ve yükselme âleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettigi ve Rasûlullah (s.a.s.) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldigi için bu mûcizeye &#8220;Isrâ ve Mîrâc&#8221; denilmistir.<span id="more-1090"></span></p>
<p>Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;de el-Isrâ Sûresi&#8217;nin 1&#8242;inci âyetinde:<br />
&#8220;Kulu Muhammed (s.a.s.)&#8217;i, bir gece Mescid-i Harâm&#8217;dan, kendisine bir kisim âyetlerimizi göstermek için, etrâfini mübârek kildigimiz Mescid-i Aksâ&#8217;ya götüren Allah&#8217;in sâni ne yücedir. Dogrusu O isitir ve görür.&#8221; buyrulmustur.</p>
<p>Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)&#8217;in Mekke&#8217;deki Mescid-i Harâm&#8217;dan Kudüs&#8217;teki Mescid-i Aksâ&#8217;ya olan mîrâci, yukarida anlami yazilan âyet-i kerime ile sâbittir. Mescid-i Aksâ&#8217;dan semâlara ve yüce makamlara yükseldigini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen sahîh hadîs-i serîflerden ögrenmekteyiz. Hadîs-i serîflerde anlatilanlarin özeti söyledir.</p>
<p>Rasûlullah (s.a.s.) bir gece Kâbe&#8217;nin &#8220;Hatîm&#8221; denilen kisminda iken, Cebrail&#8217;in getirdigi &#8220;Burak&#8221; denilen binege binerek Kudüsteki Mescid-i Aksâ&#8217;ya gelip burada namaz kilmistir. Buradan da &#8220;Mîrâc&#8221; denilen âlete binerek, semâlara yükselmistir. 1&#8242;inci semâda Hz. Âdem, 2&#8242;inci semâda Hz. Yahyâ ve Hz. Isâ, 3&#8242;üncü semâda Hz. Yûsuf, 4&#8242;üncü semâda Hz. Idrîs, 5&#8242;inci semâda Hz. Harûn, 6&#8242;inci semâda Hz. Mûsâ ve 7&#8242;inci semâda Hz. Ibrâhim ile görüstü. Bunlardan her biri Rasûlullah (s.a.s.) &#8216;i selâmlayip tebrik ettiler, &#8220;hosgeldin sâlih kardes,&#8221; dediler.</p>
<p>Daha sonra &#8220;Sidretü&#8217;l-müntehâ&#8221;ya yükseldi. Orada kazâ ve kaderi yazan kalemlerin çikardiklari sesler duyuluyordu. Sidretü&#8217;l-müntehâ&#8217;dan ötesi, sözle anlatilmasi mümkün olmayan bir âlemdi. Buraya kadar beraber olduklari Cebrâil de buradan öteye geçememis, &#8220;benim için burasi sinirdir, parmak uçu kadar daha ilerlersem, yanarim&#8230;&#8221; demistir</p>
<p>Mîrâcta Cenab-i Hakk, sevgili Peygamberine nice âlemler gösterdi. Kuluna vahyedecegini vâsitasiz vahyetti. Bu makamda Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;e üç sey verildi.<br />
1) Bes vakit namaz farz kilindi.<br />
2) Bakara Sûresi&#8217;nin son iki âyeti (Amene&#8217;r-rasûlü&#8230;) vahyedildi.<br />
3) Ümmetinden sirk kosmayanlarin Cennet&#8217;e girecekleri müjdesi verildi.</p>
<p><strong>b) Mîrâc Mûcizesine Karsi Müsriklerin Tutumu<br />
</strong>Peygaber Efendimiz, mîrâci ve mîrâcda gördüklerini ertesi sabah anlatti. Mü&#8217;minler Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;i tasdik ve tebrik ettiler. Müsrikler ise inkâr ettiler. Bir gecede Kudüs&#8217;e gidip gelmek imkânsiz bir sey, dediler. Içlerinde Kudüs&#8217;e gitmis ve Mescid-i Aksâ&#8217;yi görmüs olanlar vardi.<br />
- Mescid-i Aksânin kaç kapisi var? Surasi nasil, burasinda ne var? diye Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;i soru yagmuruna tuttular.</p>
<p>Hz. Peygamber bu konuyu daha sonra söyle anlatmistir:<br />
&#8220;Kureys bana seyâhat ettigim yerler, özellikle Mescid-i Aksâ ile ilgili öyle seyler sordular ki, Isrâ gecesi bunlara hiç dikkat etmemistim. Fakat Cenâb-i Hakk, benimle Beyt-i Makdis arasindaki mesâfeyi kaldirdi. Ne sordularsa, oraya bakarak cevâp verdim&#8221;.<br />
Bu durumda ne yapacaklarini sasiran müsrikler Hz. Ebû Bekir&#8217;e kostular. Muhammed dün gece Kudüs&#8217;e gidip geldigini, göklere çiktigini&#8230; söylüyor. Buna da mi inanacaksin, dediler. Ebû Bekir, hiç tereddüt göstermeden:<br />
&#8220;Bunu O söylemisse inandim gitti. Ben O&#8217;nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum. Aksam- sabah göklerden vahiy geldigini söylüyor, buna inaniyorum&#8230;&#8221; dedi. Bu yüzden Hz. Ebû Bekir&#8217;e &#8220;Siddîk&#8221; denildi.<br />
Ehli- sünnet bilginlerinin çogunluguna göre, Isrâ ve Mîrâc ayni gecede; Rasûlullah (s.a.s.) &#8216;in rûh ve vücuduyla birlikte uyanik hâlde iken olmustur. Isrâ ile Mîrâcin ayri gecelerde oldugunu, rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku buldugunu kabûl eden bilginler de vardir; fakat bunlarin sayisi azdir.</p>
<p><strong>c) Mîrâc&#8217;ta Tesri Kilinan Hükümler</strong><br />
Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;de, Mirâc&#8217;in en yüksek hâli anlatilirken:<br />
&#8220;(Rabbina) iki yay kadar veya daha da yakin oldu. Allah Kulu&#8217;na vahyettigini o anda vahyetti&#8230;&#8221; (en Necm Sûresi, 9-10) buyrulmaktadir.<br />
Bu âyetlerden Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;e, Mîrâc&#8217;ta pek çok esrâr ve maârifin bildirildigi anlasilmaktadir.<br />
Bastan sona Mîrâc ve Mîrâc&#8217;ta tesri kilinan hükümlerin anlatildigi el-Isrâ Sûresi&#8217;nin 80&#8242;inci âyetinde Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;e: &#8220;Rabbim, beni serefli bir girisle (Medine&#8217;ye) koy, sâlim bir çikisla da (Mekke&#8217;den) çikar&#8221; diye dua etmesi emredilerek yakinda hicretine izin verilecegini; 81 &#8216;inci âyetinde ise:<br />
&#8220;De ki: Hakk geldi, bâtil yok olup gitti, esâsen bâtil yok olmaga mahkûmdur&#8221; buyurularak çok yakinda Islâm&#8217;in küfre galebe çalacagina, neticede Mekke&#8217;nin Rasûlullah (s.a.s.) tarafindan fethedilip Kâbe&#8217;nin putlardan temizlenecegine isâret olunmustur. Yine ayni sûrenin 23-29&#8242;uncu âyetlerinde dinin temelini teskil eden hükümler yer almistir. Bu âyetlerin anlamlari söyledir:<br />
&#8220;Rabb&#8217;in sunlari kesinlikle hükmetti: Kendisinden baskasina kulluk etmeyin. Ana-babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi, senin yaninda ihtiyarlayacak olursa, onlara &#8220;öf&#8221; bile deme, onlari azarlama, her ikisine de hep tatli söyle. Onlara sefkatle tevâzu kanadini ger ve &#8216;Rabbim, onlar, küçükken beni nasil ihtimâmla yetistirmislerse, sen de kendilerini öylece esirge..&#8217; diye onlar için duâ et.<br />
Rabbiniz, içinizdekini en iyi bilendir. Iyi kimseler olursaniz, kendisine yönelip tevbe edenleri bagislar.<br />
Hisima, yoksula, yolda kalmisa, herbirine hakkini ver. Elindeki malini saçip savurma, saçip savuranlar, süphesiz seytânla kardes olmuslardir. Seytân ise Rabb&#8217;ina karsi son derece nankördür.<br />
Rabbindan umdugun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalirsan, bâri onlara yumusak söz söyle (sert davranma).<br />
Elini boynuna baglayip cimrilik etme, onu büsbütün açip hepsini de saçma. Yoksa pismân olur, açikta kalirsin,<br />
Süphesiz Rabb&#8217;n, diledigi kimsenin rizkini genisletir, diledigininkini daraltir, ölçü ile verir. O, kullarini gören ve her seyden haberdâr olandir.<br />
Çocuklarinizi yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Onlari da sizi de Biz riziklandiririz. Süphesiz ki onlari öldürmek büyük bir suçtur.<br />
Sakin zinâya yaklasmayin. Dogrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur.<br />
Allah&#8217;in harâm kildigi cana, hakli bir sebep olmadikça kiymayin. Haksiz yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermisizdir. Artik o da öldürmekte asiri gitmesin. Çünkü o, ne de olsa yardim görmüstür.<br />
Erginlik çagina ulasincaya kadar, yetîmin malina, en güzel seklin disinda yaklasmayin. Bir de verdiginiz sözü yerine getirin. Çünkü verilen sözde sorumluluk vardir.<br />
Ölçtügünüz zaman ölçegi tam yapin, dogru terâzi ile tartin. Bu daha iyi ve sonuç bakimindan daha güzeldir.<br />
Bilmedigin seyin ardina düsme. Dogrusu kulak, göz ve kalb, bunlarin hepsi o seyden sorumlu olur.<br />
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca daglara ulasabilirsin, (onlarla büyüklük yarisi yapabilirsin). Rabb&#8217;inin katinda bunlarin hepsi, begenilmeyen kötü seylerdir.<br />
Bunlar Rabb&#8217;inin sana bildirdigi hikmetlerdir. Sakin Allah&#8217;la beraber bir baska tanri edinme. Yoksa kinanmis ve kovulmus olarak Cehennem&#8217;e atilirsin.&#8221; (Isra Sûresi, 23-29).<br />
Bu âyetlerdeki ilâhî emirler söylece özetlenebilir:<br />
1) Allah&#8217;tan baskasina kulluk etmeyin,<br />
2) Anne-babaya iyi muâmele edin,<br />
3) Hisima,yoksula, yolda kalmisa haklarini verin,<br />
4) Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,<br />
5) Çocuklarinizi öldürmeyin,<br />
6) Zinâya yaklasmayin,<br />
7) Hakli bir sebep olmadikça cana kiymayin,<br />
 <img src='http://www.dersyerimiz.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Daha iyiye götürmek amaci disinda yetim malina yaklasmayin,<br />
9) Verdiginiz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,<br />
10) Ölçü ve tartiyi tam yapin,<br />
11) Hakkinda bilginiz olmayan seyin pesine düsmeyin,<br />
12) Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/isra-ve-mirac-mucizesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akabe Biatları</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/akabe-biatlari.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/akabe-biatlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 14:47:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1087</guid>
		<description><![CDATA[AKABE BIATLARI Zilhicce (621 ve 622 M.)
a) Akabe Görüsmeleri
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz Hac mevsimlerinde, Mekke yakinlarinda kurulan panayirlara gelen, Kâbe&#8217;yi ve putlarini ziyâret eden kabîleler arasinda dolasiyor, onlara Kur&#8217;ân okuyor, onlari Islâm&#8217;a dâvet ediyordu. Bir gün Mekke&#8217;nin kuzeyinde, Mekke ile Mina arasinda &#8220;Akabe&#8221; denilen bir tepede alti kisilik bir topluluga rastladi. Bunlar, Medine&#8217;den &#8220;Hazrec&#8221; kabîlesinden idiler.(104) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AKABE BIATLARI Zilhicce (621 ve 622 M.)</strong></p>
<p><strong>a) Akabe Görüsmeleri</strong><br />
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz Hac mevsimlerinde, Mekke yakinlarinda kurulan panayirlara gelen, Kâbe&#8217;yi ve putlarini ziyâret eden kabîleler arasinda dolasiyor, onlara Kur&#8217;ân okuyor, onlari Islâm&#8217;a dâvet ediyordu. Bir gün Mekke&#8217;nin kuzeyinde, Mekke ile Mina arasinda &#8220;Akabe&#8221; denilen bir tepede alti kisilik bir topluluga rastladi. Bunlar, Medine&#8217;den &#8220;Hazrec&#8221; kabîlesinden idiler.(104) Rasûlullah (s.a.s.) onlarla konustu. Kur&#8217;an-i Kerîm okudu, Islâm Dini&#8217;ni anlatti ve onlari Müslümanliga dâvet etti.<span id="more-1087"></span></p>
<p>Medine&#8217;deki &#8220;Evs&#8221; ve Hazrec&#8221; adli Arap kabîleleri ile &#8220;ehl-i kitâb&#8221; olan Yahûdiler arasinda eskiden beri geçimsizlik vardi. Ne zaman aralarinda bir tartisma veya kavga çiksa, putperest olan Evs ve Hazreçlilere Yahûdîler:</p>
<p>Yakinda bir Peygamber gelecek, biz O&#8217;na uyar, kuvvetleniriz, öcümüzü sizden o zaman aliriz.. derlerdi. Medine&#8217;liler yakinda bir Peygamber gelecegini yasli kimselerden de sik sik duyuyorlardi. Hz. Peygamber (s.a.s.), onlari yeni dine dâvet edince birbirlerine bakistilar. &#8220;Yahûdilerin bekleyip durduklari, yaslilarin haber verdikleri Peygamber iste budur, biz Yahûdîlerin önüne geçelim&#8230;&#8221; diyerek, kelime-i sehâdet getirip, hemen Müslüman oldular.<br />
Mekke Devri&#8217;nin 10&#8242;uncu yilinin Zilhicce ayinda (Nisan 620 M.) gerçeklesen bu olaya &#8220;Birinci Akabe Görüsmesi&#8221;, burada Islâm&#8217;i kabûl eden alti kisiye de &#8220;Ilk Medineli Müslümanlar&#8221; denir.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Medine&#8217;liler arasinda, hac mevsimlerinde &#8220;Akabe&#8221; tepesinde yapilan görüsmeler, Mekke Devri&#8217;nin 10-11 ve 12&#8242;inci yillarinda olmak üzere üç defa oldu 11 ve 12&#8242;inci yillardaki görüsmelerde &#8220;Bîat&#8221; da yapildi. Bu sebeple, Akabe görüsmelerinin sayisi üç; Akabe Bîatlari&#8217;nin sayisi iki&#8217;dir.</p>
<p><strong>b) Birinci Akabe Bîati (Zilhicce 621 M.)</strong><br />
Akabe Tepesinde Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;le görüsüp Müslüman olan bu 6 kisi, hac mevsimi sonunda Medine&#8217;ye döndüler. Gördüklerini, yakinlarina ve dostlarina anlatarak, Medine&#8217;de Müslümanligi yaymaga basladilar.<br />
Bir sene sonra, hac mevsiminde Hz. Peygamber (s.a.s.) ile görüsmek üzere Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye 10&#8242;u Hazrec, 2&#8217;si Evs kabîlesinden olmak üzere 12 Müslüman geldi. Bunlardan 5&#8242;i, bir yil önceki ilk Akabe görüsmesinde bulunanlardandi. Baskanlari yine, birinci görüsmede oldugu gibi &#8220;Zürâre oglu Es&#8217;ad&#8221;ti. Mekke Devri&#8217;nin 11&#8242;inci yili Zilhicce ayinda Rasûlullah (s.a.s.) ile bulustular. Bu ikinci bulusmada Medine&#8217;li 12 Müslüman &#8220;Allah&#8217;a sirk kosmayacaklarina, hirsizlik ve zinâ yapmayacaklarina, (kiz) çocuklarini öldürmeyeceklerine, kimseye iftirâ etmeyeceklerine, Allah ve Peygamberine itâatten ayrilmayacaklarina&#8221; dâir Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;e taahhütte bulundular; Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in elini tutarak bîat ettiler.</p>
<p>Medine&#8217;li Müslümanlar, bu görüsme ve bîattan sonra, Müslümanligin yayilmasina gayret etmek üzere, memleketlerine döndüler. Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in Medine&#8217;de Müslümanligi ve Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;i ögretmek üzere ögretmen olarak görevlendirdigi &#8220;Umeyr oglu Mus&#8217;ab&#8221;i da berâberlerinde götürdüler.</p>
<p>Mus&#8217;ab, Akabe&#8217;de bîat edenlerin reisi Hazrec kabîlesinden Es&#8217;ad b. Zürâre&#8217;nin evinde misâfir olmustu. Evs ve Hazrec kabîlesi&#8217;nden Müslümanligi kabûl edenlerin evlerine birer birer giderek, onlara Kur&#8217;ân-i Kerîm ve din bilgileri ögretiyor, güzel ahlâki, nezâketi ve kibarligi ile herkesi Islâm&#8217;a bagliyordu.</p>
<p>Es&#8217;ad b. Zürâre ve Mus&#8217;ab b. Umeyr&#8217;in gayretleriyle Medine&#8217;de Müslümanlarin sayisi hizla artiyordu. Yalniz Evs kabîlesi reislerinden Sa&#8217;d b. Muâz ile Üseyd b. Hudayr Müslümanligi henüz kabûl etmemislerdi. Bir gün Esâd ile Mus&#8217;ab çevrelerine toplananlara Müslümanligi anlatirken Üseyd yanlarina geldi, maksadi onlara mâni olmakti.</p>
<p>- Siz ne yapmak istiyorsunuz? Halki atalarinin yolundan saptiriyorsunuz&#8230; diye söylendi. Mus&#8217;ab O&#8217;na çok nâzik davrandi. Kurân-i Kerîm okudu. Kisaca Müslümanligi anlatti. Üseyd, Kur&#8217;ân-i Kerîm &#8216;in tesirinde kaldi, &#8220;Bu ne güzel sey&#8230;&#8221; diyerek Müslüman oldu ve söyle dedi:<br />
- Ben gidip Sa&#8217;d b. Muâz&#8217;i göndereyim. Eger o da Müslümanligi kabûl ederse, bu memlekette Müslüman olmayan hiç kimse kalmaz.</p>
<p>Sa&#8217;d, Medine&#8217;de Müslümanligin yayilmasindan memnûn degildi. Es&#8217;ad ve Mus&#8217;ab&#8217;in yanlarina öfke ile gitti.</p>
<p>Ey Es&#8217;ad, seninle aramizda akrabalik baglari olmasaydi, kabilemiz arasina bu ayrilik tohumlarini sokmana katlanmazdim&#8230; diyerek çikisti. Mus&#8217;ab ona da son derece yumusak ve kibar davrandi. Kisaca Müslümanligi anlatti. Kur&#8217;ân-i Kerîm okudu. Neticede Sa&#8217;d b. Muâz da Müslüman olarak oradan ayrildi. Bu iki reisin tesiriyle Evs ve Hazrec kabîleleri içinde hemen hemen Müslüman olmayan kimse kalmadi.</p>
<p>Mus&#8217;ab, Medine&#8217;deki bu memnûniyet verici gelismeleri Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;e bildirdi. Rasûlullah (s.a.s.) ve Müslümanlar bu duruma çok sevindiler. Bundan dolayi bu seneye &#8220;Senetü&#8217;l Ibtihâc&#8221; (Sevinç yili) denildi.</p>
<p><strong>c) Ikinci Akabe Bîati (Zilhicce 622 m.)</strong><br />
Mekke Devri&#8217;nin 12&#8242;inci yili hac mevsiminde, Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye gelen ziyâretçiler arasinda (73&#8242;ü erkek, 2&#8217;si kadin) 75 Müslüman vardi. Bunlar hac&#8217;dan sonra (eyyâm-i tesrik&#8217;in 2&#8242;nci gecesi), gece yarisi Hz. Peygamber (s.a.s.) ile gene Akabe tepesi&#8217;nde gizlice bulustular. Dikkati çekmemek için, her biri, degisik zamanlarda ve ayri yollardan gelerek burada toplandilar. Içlerinde, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in Medine&#8217;li akrabasi Neccâr ogullarindan Zeyd oglu Hâlid (Ebû Eyyûb el-Ensârî) de vardi.</p>
<p>Rasûlullah (s.a.s.) toplantiya amcasi Abbâs&#8217;la birlikte geldi. Abbâs henüz Müslüman olmamisti. Fakat yegenine son derece bagliydi. Ebû Tâlib&#8217;in ölümünden sonra, Arab âdetine göre O&#8217;nu himâyesine almisti. Bu sebeple önce toplantida Abbâs konustu:<br />
- Ey Hazrec ve Evs Cemaati,<br />
Siz de bilirsiniz ki, Hz. Muhammed (s.a.s.)&#8217;in aramizda üstün bir yeri vardir. Biz, O&#8217;nu simdiye kadar, düsmanlarina karsi koruduk, yine de koruyacagiz. Siz simdi O&#8217;nu, Medine&#8217;ye dâvet ediyor, orada kalmasini istiyorsunuz. Kendisi de böyle arzu ediyor.<br />
Ancak siz O&#8217;nu düsmanlarina karsi koruyabilecekseniz, götürünüz. O&#8217;nu ele verecekseniz, bundan simdiden vazgeçiniz.&#8221;.. dedi. Medineliler Abbâs&#8217;i dinledikten sonra:<br />
- Yâ Rasûlallah, siz de konusunuz. Bizden, Allah için, kendiniz için istediginiz andi aliniz. Haziriz&#8230; dediler.</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.s.) bir mikdâr Kur&#8217;ân-i Kerim okuduktan sonra:<br />
- Sevinçli hâlinizde de, kederli hâlinizde de din isinde kusur etmeyeceginize, hakkin yerine getirilmesi için hiç bir seyden çekinmeyeceginize, yurdunuza hicret ettigimde beni âileleriniz ve çocuklariniz gibi koruyacaginiza.. sizden söz (and) istiyorum&#8221; dedi. Medineli Zürâreoglu Es&#8217;ad:<br />
Yâ Rasûlallah, biz buraya sana bîat etmege geldik. Sen nasil emredersen öyle yapariz. Çocuklarimizi, âilelerimizi nasil korursak, seni daha fazla koruruz . Sözümüzde dururuz. Inâyet Allah&#8217;tandir&#8230; dedi. Medineliler:</p>
<p>- Yâ Rasûlallah, Senin ugrunda, gösterdigin yolda ölürsek bize ne var? diye sordular.<br />
Hz. Peygamber (s.a.s.):<br />
- Ahirette mükâfat olarak Cennet, dedi.<br />
- Öyleyse ver elini, dediler. Hepsi de Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in elini tutarak, &#8220;Islâm yolunda gerekirse öleceklerine&#8221; and verip bîat ettiler.<br />
Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in ve Müslümanlarin Medine&#8217;ye hicreti de bu görüsmede kararlastirildi. Toplanti bittikten sonra, müslümanlar, geldikleri gibi, gene gizlice ayri ayri yollardan dagildilar.<br />
Kureysliler 2&#8242;nci Akabe Bîatini, ancak kabîleler Mekke&#8217;den ayrildiktan sonra duyabildiler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/akabe-biatlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Hamza ve Hz. Ömerin Müslüman Olmaları</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/hz-hamza-ve-hz-omerin-musluman-olmalari.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/hz-hamza-ve-hz-omerin-musluman-olmalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 14:45:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1084</guid>
		<description><![CDATA[HZ. HAMZA VE HZ. ÖMER&#8217;IN MÜSLÜMAN OLMALARI
a) Hz. Hamza&#8217;nin Müslüman Olmasi
Hamza, Peygamberimizin amcalarindandir. Süveybe&#8217;den O da emdigi için, Rasûlullah (s.a.s.) ile süt kardestir. Mekke Devri&#8217;nin 6&#8242;inci (616 M.) yilinda Müslüman olmustur.
Peygamberimiz bir gün &#8220;Safâ&#8221; tepesinde otururken yanindan Ebû Cehil geçti. Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;e çirkin sözlerle hakarette bulundu. Peygamberimiz hiç bir karsilik vermedi.
Hamza o gün ava gitmisti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>HZ. HAMZA VE HZ. ÖMER&#8217;IN MÜSLÜMAN OLMALARI</strong></p>
<p><strong>a) Hz. Hamza&#8217;nin Müslüman Olmasi</strong><br />
Hamza, Peygamberimizin amcalarindandir. Süveybe&#8217;den O da emdigi için, Rasûlullah (s.a.s.) ile süt kardestir. Mekke Devri&#8217;nin 6&#8242;inci (616 M.) yilinda Müslüman olmustur.<br />
Peygamberimiz bir gün &#8220;Safâ&#8221; tepesinde otururken yanindan Ebû Cehil geçti. Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;e çirkin sözlerle hakarette bulundu. Peygamberimiz hiç bir karsilik vermedi.<span id="more-1084"></span><br />
Hamza o gün ava gitmisti. Dönüsünde, bir câriye, olayi Hamza&#8217;ya anlatti. Hamza henüz Müslüman olmamisti. Yegenine hakaret edilmesine dayanamadi, silahini çikarmadan, derhal Kureysin toplanti yerine gitti. &#8220;Kardesimin ogluna hakaret eden sen misin?&#8221; diyerek yayi ile Ebû Cehil&#8217;in kafasina vurup yaraladi. Ebû Cehil, &#8220;Hamza Müslüman oluverir&#8221; korkusu ile ses çikarmadi.  Ebû Cehil&#8217;den, Peygamberimize yaptigi hakaretin öcünü alan Hamza, Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;e giderek O&#8217;nu teselli etmek istedi. Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in ancak imân etmesi ile memnûn olacagini söylemesi üzerine, sehâdet getirip Müslüman oldu.<br />
Hz. Hamza son derece cesûr, kuvvetli, gözünü budaktan sakinmaz bir kisiydi. Kendisinden üç gün sonra da Ömer Müslüman oldu. Bu ikisinin Müslüman olmalariyla, Müslümanlar büyük destek buldular.</p>
<p><strong>b) Hz. Ömer&#8217;in Müslüman Olmasi</strong><br />
Hz. Hamza&#8217;nin Islâm&#8217;i kabûlü, Müslümanlari sevindirmis fakat müsrikleri telaslandirmisti. Kureys ileri gelenleri &#8220;Dârü&#8217;n-Nedve&#8221; de toplandilar. &#8220;Bunlar gittikce çogalip kuvvetleniyorlar, çabuk çâresine bakmazsak, ileride önünü alamayacagimiz tehlikeler dogar&#8230; Buna kesin çâre bulmalayiz&#8221; dediler. Çesitli teklifler ortaya atildi. Ebû Cehil:<br />
&#8220;-Muhammed (s.a.s.)&#8217;i öldürmekten baska çikar yol yok. Bu isi yapana su kadar deve ve altin verelim,&#8221; deyince Ömer ayaga kalkti:<br />
&#8220;-Bu isi ancak Hattâb oglu yapar&#8221;? dedi. Ömer alkislar arasinda yola çikti. Silahlarini kusanip giderken yolda Abdullah oglu Nuaym&#8217;e rastladi. Nuaym:<br />
&#8220;-Nereye böyle ya Ömer&#8221;? diye sordu. Ömer:<br />
&#8220;-Araplar arasina ayrilik sokan Muhammed&#8217;in vücûdunu ortadan kaldirmaga&#8221;&#8230; diye cevâp verdi.<br />
&#8220;-Ya Ömer, sen çok zor bir ise kalkismissin. Müslümanlar Muhammed (s.a.s.)&#8217;in etrafinda pervane gibi dönüyor, seni O&#8217;na yaklastirmazlar. Yapabildigini kabûl etsek, Hâsimogullari seni yasatmazlar&#8221;&#8230; dedi. Ömer bu sözlere kizdi.<br />
&#8220;-Yoksa sen de mi onlardansin&#8221;? diye çikisti. Nuaym:<br />
&#8220;-Sen benden önce kendi yakinlarina bak. Enisten Saîd ile kiz kardesin Fâtima Müslüman oldular,&#8221; dedi.<br />
Ömer buna hiç ihtimâl vermedi. Fakat içine düsen süpheyi gidermek için, yolunu degistirip dogru enistesi Saîd b. Zeyd&#8217;in evine vardi. Bu esnâda içeride Kur&#8217;ân-i Kerîm okunuyordu. Ömer, kapi önünde okunanlari isitti. Kapiyi kirarcasina vurdu.<br />
Içerdekiler Ömer&#8217;i görünce telaslandilar. Ömer&#8217;in Islâm&#8217;a olan düsmanligini biliyorlardi. Hemen Kur&#8217;ân sahifesini sakladilar ve kapiyi açtilar. Ömer:<br />
-&#8221;Nedir o okudugunuz sey&#8221;? diye bagirdi. Enistesi:<br />
-&#8221;Bir sey yok&#8221;, diye cevap verdi. Ömer:<br />
-&#8221;Isittiklerim dogruymus&#8221; diyerek, hiddetle enistesinin üzerine atildi. Araya giren kiz kardesinin, bir tokatla yüzünü kan içinde birakti. Cani yanan kizkardesi Fâtima:<br />
-&#8221;Ya Ömer, Allah&#8217;tan kork. Ben ve esim Müslüman olduk, bundan gurur duyuyoruz ve senden korkmuyoruz. Öldürsen de dinimizden dönmeyiz&#8221;&#8230; dedi ve sehâdet getirdi. Yüzü kan içindeki kiz kardesinin bu hâli ve sözleri Ömer&#8217;i sarsti, kalbinde bir yumusama basladi, âdeta yaptiklarina pismandi. Oldugu yere oturdu:<br />
-&#8221;Hele su okudugunuz seyi getirin, göreyim&#8221;, dedi. Kiz kardesi Kur&#8217;ân-i Kerîm sahifesini O&#8217;na verdi. Bu sahife &#8220;Tâ Hâ&#8221; veya &#8220;Hadîd&#8221; Sûresinin ilk âyetleriydi. Ömer büyük bir ilgi ile sahifeyi okumaya basladi.<br />
&#8220;Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah&#8217;i tesbîh ederler. Yegâne galip ve hikmet sahibi olan O&#8217;dur. Göklerin ve yerin hükümranligi O&#8217;nundur, hem diriltir, hem öldürür. O her seye hakkiyla kâdirdir. O her seyden öncedir. Kendisinden sonra hiç bir seyin kalmayacagi Son&#8217;dur, varligi asikârdir, gerçek mâhiyeti insan için gizlidir, O her seyi bilir&#8221;&#8230; (el- Hadîd Sûresi, 1-3)<br />
Ömer bu âyetleri okuduktan sonra derin bir düsünceye daldi. Allah Kelâmi&#8217;nin yüksek mânâ ve fesâhati onun kalbine islemisti. &#8220;Göklerde ve yerde olan seyler hepsi Allah&#8217;in, bizim putlarimizin bir seyi yok&#8230;,&#8221; diye düsündü. &#8220;Beni Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in yanina götürün&#8221; dedi O esnada Hz. Peygamber (s.a.s.) Safâ semtinde Erkâm&#8217;in evindeydi.<br />
Ömer&#8217;in silahli olarak geldigini gören Müslümanlar telaslandilar. Yalnizca, Hz. Hamza:<br />
-Iyilik için gelirse ne âlâ, aksi halde gelecegi varsa, görecegi de var, telâsa gerek yok&#8230; dedi. Sagindan ve solundan iki kisi tutarak Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in huzuruna götürdüler. Ömer, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in önünde diz çökerek sehâdet getirdi. Orada bulunanlar sevinçlerinden hep birden tekbir getirdiler. Safâ tepesinde yükselen &#8220;Allâhü Ekber&#8221; sadâsi ile Mekke ufuklarini çinlattilar.<br />
Ömer:<br />
-&#8221;Kaç kisiyiz&#8221;? diye sordu.<br />
-&#8221;Seninle 40 olduk,&#8221; dediler. Ömer:<br />
-&#8221;O halde ne duruyoruz&#8221;? Hemen çikalim, Harem-i Serîf&#8217;e gidelim, dedi. Bütün Müslümanlar toplu halde Kâbe&#8217;ye gittiler.<br />
Kureys, Dâru&#8217;n-Nedve&#8217;de sonucu merak içinde beklemekteydi. Müslümanlarin toplu halde Harem-i Serîf&#8217;e ilerledigini görünce:<br />
-&#8221;Iste Ömer, hepsini önüne katmis getiriyor&#8230; &#8221; dediler.<br />
Ömer Kureyslileri görünce:<br />
-&#8221;Beni bilen bilsin, bilmeyen ögrensin, Ben Hattab oglu Ömer&#8217;im. Iste Müslüman oldum&#8230;&#8221; dedi ve sehâdet getirdi. Kureysliler saskina döndüler. Her biri bir tarafa savustu.<br />
Müslümanlar ilk defa Harem-i Serîfte saf olup topluca namaz kildilar.<br />
Hamza ve Ömer&#8217;in Müslüman olmalariyla, Islâm&#8217;in yayilmasi hiz kazandi. Daha önce 6 yilda sayilari ancak 40 kisiye ulasabilmisken bir yil sonra Müslümanlarin sayisi 300&#8242;ü geçmis, bunlardan 90 kisi Habesistan&#8217;a hicret etmisti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/hz-hamza-ve-hz-omerin-musluman-olmalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mekke ve Kabe</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/mekke-ve-kabe.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/mekke-ve-kabe.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 14:42:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>
		<category><![CDATA[mekke ve kabe]]></category>
		<category><![CDATA[zemzem suyu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1081</guid>
		<description><![CDATA[MEKKE VE KÂBE
Yeryüzünde Allah&#8217;a ibâdet için yapilan ilk binâ, bütün namazlarda kiblegâh olarak yönelmekte oldugumuz Kâbe&#8217;dir.Allah&#8217;in emriyle Hz. Ibrâhim ve oglu Hz. Ismâil tarafindan Milattan 2000 yil kadar önce Mekke&#8217;de yapilmistir. Tavâfa baslama yerinin isâreti olmak üzere, Kâbe&#8217;nin güney-dogu kösesi (Rükn-i Hacer-i Esved) nde bulunan &#8220;Hacer-i Esved&#8221; denilen siyah tasi Hz. Ibrâhim, Ebu Kubeys dagindan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MEKKE VE KÂBE</strong></p>
<p>Yeryüzünde Allah&#8217;a ibâdet için yapilan ilk binâ, bütün namazlarda kiblegâh olarak yönelmekte oldugumuz Kâbe&#8217;dir.Allah&#8217;in emriyle Hz. Ibrâhim ve oglu Hz. Ismâil tarafindan Milattan 2000 yil kadar önce Mekke&#8217;de yapilmistir. Tavâfa baslama yerinin isâreti olmak üzere, Kâbe&#8217;nin güney-dogu kösesi (Rükn-i Hacer-i Esved) nde bulunan &#8220;Hacer-i Esved&#8221; denilen siyah tasi Hz. Ibrâhim, Ebu Kubeys dagindan getirerek hâlen bulundugu köseye koymustur. Insaatin tamamlanmasindan sonra Hz. Ibrâhim ilk tavâfi oglu Hz. Ismâil&#8217;le beraber yapmis, bütün insanlari hacca, Kâbe&#8217;yi ziyârete dâvet etmistir.<span id="more-1081"></span></p>
<p>Mekke sehri, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in büyük dedelerinden Kusayy tarafindan, Kâbe&#8217;nin insâsindan çok sonra kurulmustur. Allah&#8217;a ibadet için yapilmis olan Kâbe, zamanla &#8220;Tevhid Inanci&#8221;nin unutulmasiyla, putlarla doldurulmus; Mekke puperestligin merkezi hâline gelmistir.</p>
<p><strong>a) Mekke ve Kâbe ile Ilgili Özel Vazifeler<br />
</strong>Mekke sehrini kuran Kusayy, sehrin idâresi, Kâbe&#8217;nin bakimi ve Kâbe&#8217;yi ziyârete gelenlere hizmetle ilgili bazi görevler ihdâs etti. Bu hizmetler Hz. Ismâil&#8217;in neslinden olan kimseler tarafindan yerine getiriliyordu. Bu hizmet ve görevlerden bir kismi sunlardir:<br />
1- Hicâbe: Kâbe&#8217;nin perdedarligi ve anahtarlarini tasima görevidir.<br />
2- Sikâye: Kâbeyi ziyârete gelenlerin suyunu temin etme ve Zemzem kuyusuna bakma görevidir.<br />
3- Rifâde: Kâbeyi ziyâret için Mekke&#8217;ye gelenleri agirlama, barindirma ve muhtaçlara yardimci olma hizmetidir.<br />
4- Nedve: Kusayy tarafindan yapilan &#8220;Dâru&#8217;n-Nedve&#8221; adli istisâre meclisi binâsinda yapilan toplantilara baskanlik etme görevidir. Savas, sulh ve memleketin diger bütün önemli islerinin karari, burada yapilan toplantilarda verilirdi. Kirk yasindan küçük olanlar, bu meclise alinmazlardi.<br />
5- Livâ: Savas zamaninda ve askerin toplanmasinda sancagi tasima görevidir.<br />
6- Kiyâde: Savasta askere komuta etme görevidir.<br />
7- Sefâre: Ayni toplum içindeki fertler veya kabîleler arasinda meydana gelen çekismelerde hakem olarak arabulma hizmetidir.<br />
8- Hazine-i emvâl: Savas için hazirlanan silâh, mal ve âletleri muhâfaza etme görevidir.<br />
9- Ezlâm: Oklar ile fal bakma isidir.<br />
Kâbe&#8217;nin üzerine konulmus olan Hubel adli putun yaninda üç fal oku vardi. Birinde: &#8220;emeranî rabbî&#8221; (Rabbim bana emretti); digerinde &#8220;nehânî rabbî&#8221; (Rabbim bana yasak kildi), yaziliydi. Üçünçüsü ise bostu.<br />
Yapacagi is konusunda karar veremeyen kisi, ezlâm isiyle görevli kimse araciligi ile bu oklardan birini çekerdi. Birinci ok çikarsa, tasarladigi isi yapar, ikincisi çikarsa o isten vazgeçerdi. Üçüncüsü çikarsa, o isi bir yil erteler, ertesi sene fali yenilerdi.<br />
10- Nezâre: Bir yerden baska bir yere nakledilecek esyayi kontrol ve muâyene ettikten sonra &#8220;tasima ruhsati&#8221; verme görevidir.</p>
<p>Araplar arasinda her biri büyük bir seref sayilan bu hizmet ve görevlerin hepsi Kusayy&#8217;in elinde toplanmisken daha sonra Kureys arasinda dagilmistir.</p>
<p><strong>b) Zemzem Suyu</strong></p>
<p>Hz. Ibrâhim, Milâttan yaklasik 2000 yil kadar önce, Irak&#8217;ta Sümer sehirlerinden &#8220;Ur&#8221; sitesinde dünyaya geldi. Peygamber olduktan sonra, halki tek Allah&#8217;a imâna dâvet ettigi için, Bâbil Hükümdâri Nemrut tarafindan atese atildi. Fakat Allah&#8217;in emri ile ates onu yakmadi. Kendisine imân eden Ibrâni&#8217;lerle Filistin&#8217;e göçtü. Birara Misir&#8217;a gitti, orada da kendisine imân eden kimse bulamadigi için, tekrar Filistin&#8217;e döndü.</p>
<p>Hz. Ibrâhim, karisi Hâcer ile henüz annesini emmekte olan oglu Hz. Ismâil&#8217;i Allah&#8217;in emri ile Filistin&#8217;den alip, Mekke&#8217;ye, Kâbe&#8217;nin bulundugu yere götürdü. Onlara bir dagarcik hurma ve bir kirba su birakarak yanlarindan ayrilip Filistin&#8217;e döndü. O esnâda, henüz Kâbe yapilmamis, Mekke sehri kurulmamisti. Etrâfta ne insan, ne su, ne de hayat isâreti vardi.</p>
<p>Hz. Ibrâhim, esi ve çocugundan ayrilip onlari göremeyecek kadar uzaklastiktan sonra, Kâbe&#8217;nin bulundugu yere yönelerek:</p>
<p>&#8220;Rabbimiz, zürriyetimden bir kismini senin kutsal evinin yaninda, ekin bitmez (çorak), bir vâdi içinde yerlestirdim. Rabbimiz, (beyt&#8217;inde) namaz kilmalari için, insanlardan bir kisminin gönüllerini onlara meylettir, sükretmeleri için onlari meyvelerle riziklandir&#8230;&#8221; diye duâ etti ve uzaklasip gitti.</p>
<p>Yanlarindaki hurma ve su bittikten sonra, Hâcer çocugunu oldugu yerde birakip, bir can yoldasi görebilmek ve birkaç yudum su bulabilmek ümidiyle Safâ ile Merve tepeleri arasinda gidip geldigi esnâda bir melek, ökçesiyle Zemzem suyunu ortaya çikarmisti. Hâcer bu sudan kana kana içti, çocugunu emzirdi ve Allah&#8217;a hamdetti.</p>
<p><strong>c) Mekke Sehrinin Kurulmasi</strong></p>
<p>Hz. Ismâil, daha sonra bu bölgeye yerlesen &#8220;Cürhümîler&#8221; den bir kizla evlendi. Kendisi Ibrânî, Cürhümîler Yemenli Âribe (halis) Arablarindandi. Bu sebeple Ismâilogullarina &#8220;müsta&#8217;rabe (arablasmis) arablari&#8221; denilir.<br />
Yemen&#8217;de &#8220;Seylü&#8217;l-arim&#8221; denilen sel felâketinden sonra bu bölgeye gelen Huzâa Kabîlesi, Ismâilogullarinin da yardimi ile, Cürhümîleri Mekke&#8217;den sürüp çikardilar. Cürhümîler, Kâbe&#8217;ye hediye edilmis olan altin geyik heykelleri ile diger kiymetli esyayi Zemzem kuyusuna atip, üzerini toprakla doldurduktan sonra, kuyuyu belirsiz hâle getirerek Mekke&#8217;den kaçtilar. Bu yüzden Zemzem kuyusu uzun müddet kapali kaldi.<br />
Mekke bölgesinin hâkimiyeti ve Kâbe muhafizligi üç asir kadar Huzâalilarda kaldiktan sonra Kilâb (Hâkim)&#8217; in oglu Kusayy, milâdî 5 inci asirda Kâbe muhafizligini ele geçirdi. Kureys&#8217;in basina geçerek, Huzâalilari bu bölgeden çikardi. Kâbe&#8217;nin etrâfinda bugünkü Mekke sehrini kurdu. Ölümünden sonra kabîle baskanligi ve Kâbe muhâfizligi oglu Abdimenâfa, ondan da oglu Hâsim&#8217;e kaldi. Hasim ticâret için gittigi Sam seferinde Gazze&#8217;de ölünce, rifâde (ziyâretçileri agirlama ve barindirma) ve sikaye (ziyâretçilere su temin etme) vazifelerini küçük kardesi Muttalib üzerine aldi.</p>
<p><strong>d) Seybe&#8217;nin adi Abdülmuttalib kaldi</strong><br />
Hâsim, Medine&#8217;de Hazrec kabîlesinin Neccâr ogullari kolundan Amr kizi Selmâ ile evlenmis, &#8220;Seybe&#8221; adinda bir oglu olmustu. Selmâ Medine&#8217;den ayrilmadigindan, Seybe de Medine&#8217;de dayilarinin yaninda büyümüstü. Hâsim&#8217;in vefâtindan sonra, amcasi Muttalib O&#8217;nu Mekke&#8217;ye getirdi. Mekkeliler Muttalibin yaninda tanimadiklari bir çocuk görünce, Seybeyi Muttalib&#8217;in kölesi sanarak, Ona &#8220;Abdülmuttalib&#8221; dediler. Bu yüzden Seybe, Abdülmuttalib adiyla anildi.</p>
<p><strong>e) Iki Kurbanligin Oglu</strong><br />
Abdülmuttalib, 10 oglu oldugu takdirde, bunlardan birini Allah için kurban etmeyi adamisti. Bu eski âdet, bize Hz. Ibrâhim&#8217;in gördügü bir rüyâ üzerine oglu Hz.Ismâil&#8217;i kurban etmek istemesinihatirlatmaktadir.<br />
Abdülmuttalib, çesitli zevcelerinden 10 oglu olunca aralarinda kur&#8217;a çekerek adagini yerine getirmek istedi. Kur&#8217;a sonucuna göre, ileride Rasûlullah (s.a.s.)&#8217;in babasi olacak olan Abdullah&#8217;in kurban edilmesi gerekiyordu. Bir arrafe (kadin kâhin)nin tavsiyesine uyularak, belirli sayida deve ile Abdullah arasinda kur&#8217;a çekildi. Kur&#8217;a Abdullah&#8217;a düstükçe, develerin sayisi onar onar arttirilarak, yeniden çekildi. 10 deve ile baslayan kur&#8217;a çekimi, develerin sayisi 100 olunca nihâyet develere isâbet etti. Böylece Abdullah&#8217;in yerine 100 deve kurban edildi. Bu olaya ve neslinden geldigi Hz. Ismail&#8217;in kurban edilmesi tesebbüsüne isâretle Rasûlulllah (s.a.s.) Efendimizin:<br />
&#8220;Ben iki kurbanligin ogluyum&#8221;  buyurdugu nakledilmistir. O zamana kadar 10 deve olan diyet (öldürülen bir kimsenin kan bedeli) de, bu olaydan sonra, 100 deveye yükselmistir. Islâm Hukuku&#8217;nda kan bedelinin 100 deve olmasi, zamanla örf hâline gelen bu olaya dayanmaktadir.</p>
<p><strong>f) Zemzem Kuyusunun Temizlenmesi</strong><br />
Muttalib&#8217;in ölümünden sonra, kabîle baskanligi ile Rifâde ve Sikâye hizmetleri Abdülmuttalib&#8217;e verilmisti. Abdülmuttalib, Zemzem&#8217;in yerini bulup yeniden kazdirdi. Cürhümîlerin Mekke&#8217;den kaçarken kuyuya attiklari altin geyik heykelleri, kiliç ve zirhlar çikarilarak kuyu temizlendi. Zemzem kuyusunun idâresi, Abdülmüttalibogullarinda kaldi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/mekke-ve-kabe.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslamiyetten Önce Arabistanın Durumu</title>
		<link>http://www.dersyerimiz.com/index.php/islamiyetten-once-arabistanin-durumu.html</link>
		<comments>http://www.dersyerimiz.com/index.php/islamiyetten-once-arabistanin-durumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2009 14:41:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din ve Kültür Dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dersyerimiz.com/?p=1079</guid>
		<description><![CDATA[ISLÂMIYETTEN ÖNCE ARABISTAN
ARABLARIN DURUMU
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarimadasinin Hicaz bölgesinde, Mekke sehrinde dogdu. O&#8217;nun hayâtini ve insanlik târihinde yaptigi büyük inkilâbi kavrayabilmek için, yasadigi asirda Arabistan&#8217;in genel durumunun ve Araplarin yasayislarinin, ana hatlari ile de olsa, bilinmesinde fayda vardir.
Islâmiyet&#8217;ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yasiyorlardi. Her kabîle, digerlerinden ayri bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ISLÂMIYETTEN ÖNCE ARABISTAN</strong></p>
<p><strong>ARABLARIN DURUMU</strong></p>
<p>Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarimadasinin Hicaz bölgesinde, Mekke sehrinde dogdu. O&#8217;nun hayâtini ve insanlik târihinde yaptigi büyük inkilâbi kavrayabilmek için, yasadigi asirda Arabistan&#8217;in genel durumunun ve Araplarin yasayislarinin, ana hatlari ile de olsa, bilinmesinde fayda vardir.<span id="more-1079"></span></p>
<p>Islâmiyet&#8217;ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yasiyorlardi. Her kabîle, digerlerinden ayri bir devlet gibiydi. Kabîle baskanina &#8220;Seyh&#8221; deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazi sehirler kurulmussa da, genellikle çöllerde çadir ve göçebe hayâti geçiriyorlardi. Hicaz bölgesinde üç önemli sehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif&#8217;ti. Mekke&#8217;de Kureys Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adli Arap kabîleleri ile Kaynukaogullari, Nadîrogullari ve Kurayzaogullari olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diger kabîleler genellikle göçebe idiler.</p>
<p>Kabîleler arasinda kan davasi ve sinir anlasmazliklari gibi sebepler yüzünden savas eksik olmazdi. Yalnizca yilin dört ayinda (Muharrem, Recep, Zilka&#8217;de ve Zilhicce aylarinda) harbetmezlerdi. Bu aylara &#8220;eshür-i hurum&#8221; (savasilmasi, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir. Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayirlar bu aylarda kurulurdu. Mekke&#8217;nin hâkimi, Kâbe ve civârindaki putlarin koruyucusu olduklari için Kureys kabîlesi, diger bütün kabîlelerden saygi görürdü. Bu sebeple Kureysliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardi.</p>
<p>Hicaz bölgesindeki panayirlarin en önemlileri, Mekke civârinda kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayirlariydi. Bu panayirlara ülkenin dört bir yanindan akin akin gelenler arasinda saticilar, iffetsiz kadinlar, sâirler, hatipler, kâhinler ve çesitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif&#8217;le Nahle arasinda kurulmakta olan Ukaz panayirinda, siir yarismalari yapilir; begenilip derece alan siirler, Kâbe&#8217;nin duvarlarina asilirdi. Bu sekilde Kâbe duvarinda asilmis olan yedi ünlü kasideye &#8220;el-Muallekatü&#8217;s-seb&#8217;a&#8221; (Yedi Aski) denilmistir.</p>
<p>Müslümanliktan önce, Araplarin çogunlugu putperestti. Yapmis olduklari bir takim heykellere ilâh diye tapiyorlardi. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva&#8217;, Yegûs, Yeûk ve Nesr adlarini tasiyanlardi. Mekke&#8217;de Kâbe ve civârina 360 kadar put yerlestirilmisti. Her kâbîlenin ayri bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardi. Böylece yilin her gününde putlarini ziyârete gelenlerle dolup tasan Mekke, bir ticâret merkezi oldugu kadar, putperestligin de merkezi hâline gelmis bulunuyordu.</p>
<p>Arabistan&#8217;da putperestlerden baska, Mûsevî, Hiristiyan, Mecusî (atese tapan) ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardi. Bunlardan baska, çok az sayida, Hz. Ibrahim&#8217;in tebliginden o devre ulasan dinî esaslari benimsemis tek Tanri inancinda olan &#8220;Hanîf&#8221;ler vardi. Nevfel oglu Varaka, Cahs oglu Abdullah, Huveyris oglu Osman ve Sâide oglu Kuss bunlardandi.<br />
Islâmiyetten önce Arap Yarimadasinin kuzeyinde (Sûriye&#8217;de) &#8220;Nebtî&#8221;, güneyinde (Yemen&#8217;de) &#8220;Himyerî&#8221;, Irak&#8217;ta ise &#8220;Süryânî&#8221; yazilari kullaniliyordu. Hicaz Araplari Sûriye ve Irak&#8217;a ticâret için yaptiklari seyâhatlarda Arapça&#8217;yi Nebtî ve Süryânî yazilari ile yazmayi ögrendiler. Daha sonraki asirlarda, Nebtî yazisindan &#8220;Nesih&#8221;; Süryânî yazisindan da &#8220;Kûfî&#8221; denilen yazi sitilleri dogmustur. Ancak, Araplar arasinda okuyup yazma bilenlerin sayisi son derece azdi. Cömertlik, konukseverlik, sözde durma, düsmanlari bile olsa kendilerine siginanlari himâye, cesâret.. gibi bazi iyi hasletleri yaninda, soygunculuk, faizcilik, zenginleri üstün, fakirleri hor görme, içki ve kumar düskünlügü, kabilecilik gayreti ile kan dökme gibi son derece çirkin âdetleri de vardi. Hele köle ve kadinlara insan degeri vermezlerdi. Kadinlar, ölen kocasindan, babasindan ve diger yakinlarindan mirâs alamadiklari gibi, kendileri mirâs mallari arasinda, mirâscilara kalirdi. Erkekler istedikleri kadar kadinla evlenebilirlerdi. Fuhus âdeta meslek hâline gelmisti. Bu yüzden bazi kimseler kiz çocuklarini diri diri kumlara gömecek derecede vahset göstermislerdi.</p>
<p>Islâmiyetin dogusu sirasinda yalniz Araplar ve Arabistan degil, bütün dünya, zulüm, sefâhet ve cehâletin karanligi içindeydi. Maddî ve rûhî sikintilar içinde bunalmis olan insanlik, bir mürsit, bir kurtarici beklemekteydi.</p>
<p>Kur&#8217;ân-i Kerîm &#8220;Câhiliyet Devri&#8221; denilen bu karanlik dönemi, &#8220;Insanlarin kendi elleriyle isledikleri kötülükler yüzünden, fesat (her tarafi kapladi) karada ve denizde yayildi.&#8221; ifâdesiyle en vecîz bir sekilde anlatmaktadir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dersyerimiz.com/index.php/islamiyetten-once-arabistanin-durumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
